"Kutup Ekspresi"
Animasyon sinemasında yeni ufuklar
Animasyon sinemasında yeni ufuklar

Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
'Performans yakalama' adı verilen yeni bir animasyon tekniğiyle çekilen "Kutup Ekspresi", Chris Van Allsburg'ün kendi çizimleriyle süslediği, kültleşmiş Noel kitabından uyarlanmış. Tom Hanks'in tam altı farklı karaktere hayat verdiği filmi, sinemanın önünde açılan yeni bir ufka tanıklık etmek açısından kaçırmamakta fayda var.
Noel filmleri içinde bir klasik olabilecek, heyecan verici bir yolculuk filmi olan “Kutup Ekspresi”, çocukları sevindirmenin yanı sıra, büyüklerin de kendilerini yeniden çocuk gibi hissetmelerine olanak sağlayan bir film. Bunda, filmin uyarlandığı klasikleşmiş çocuk kitabının ruhunu, animasyon dünyası açısından çığır açıcı olacağını şimdiden kestirebileceğimiz 'performans yakalama tekniği' aracılığıyla müthiş bir şekilde beyazperdeye taşımasının payı çok büyük. Bu nedenle, filmle ilgili bir değerlendirme yaparken, öncelikle Chris Van Allsburg’un büyüleyici kitabının ve 'performans yakalama tekniği'nin izinden gitmek gerekiyor.
Büyülü bir kitap...
Bizim kültürümüzde fazla yeri olmasa da, pek çok ritüeline aşina olduğumuz Noel, ABD ve Avrupa'da daha çok, kültürün taşıyıcısı konumundaki kitaplar, filmler, şarkılar aracılığıyla kuşaktan kuşağa aktarılıyor. Son yirmi yıldır, bu kültür ürünlerinin en önemlilerinden biri de, Chris Van Allsburg’un 1985 yılında yazdığı 'Kutup Ekspresi' ('The Polar Express') adlı hikâye kitabı olmuş durumda. Öyle ki pek çok aile, bu kitabı Noel ritüellerinin arasına katmış; tıpkı şöminenin üstüne asılan hediye çorapları, birlikte yenen aile yemeği, çocukların Noel arefesinde yastığa başlarını koymadan önce Noel Baba'ya hediye dileklerini iletmesi gibi, 'Kutup Ekspresi' ni okumuş olmak da, Noel ruhunu anlamanın vazgeçilmez koşullarından biri. Bir çocuğun yüreğini tamamen kapatmak ile inancın yaş, kural ve sınır tanımadığını öğrenmek arasında seçim yaptığı, masumiyet ile olgunluk arasındaki o kritik noktayı işleyen bu kitap, evrensel konusuyla sadece çocuklara değil, çocukken yılın en önemli gecesinde duydukları heyecan ve sabırsızlığı hatırlayan yetişkinlere de hitap eden özel bir çekim gücüne sahip.
Bu çekimin etkisindeki yetişkinler arasında, bu kitabı beyazperdeye taşıma hayalini paylaşan yönetmen Robert Zemeckis, yapımcı Steve Starkey ve aktör Tom Hanks de yer alıyordu. Zemeckis, kitapla ilgili hisleri sorulduğunda “Büyürken oğluma bu hikâyeyi okumak yıllık bir gelenek hâline geldi ve onu bir kere bile etkilemediği olmadı” diyor ve ekliyor: “Betimlemeleri rüya ile gerçek arasında, adeta başka bir dünyaya aitti; ve işte uykusuz geçen Noel arifelerinin gizemini yakalayan şey de buydu.” Zemeckis’in uzun süredir ortağı olan ve “Forrest Gump”taki çalışmasıyla Oscar kazanan yapımcı Steve Starkey'in sözleri ise, kitabıın neden bu kadar başarılı olduğunu bir çırpıda açıklıyor:“Kitap beni hemencecik ‘uyanma hâli’ denen o duruma sürükledi. Hani uyanık olmakla uyumak arasındasınızdır ve gerçekliğin farkında olduğunuz halde bir yandan da rüya görmeye başlar ve bir duygudan öbürüne sürüklenirsiniz.”
Yaratıcının önündeki sınırları yıkan bir teknik
Chris Van Allsburg’ün 'Kutup Ekspresi' kitabı, hikâyesinden çok illüstrasyonlarıyla ilgi toplamış ve Allsburg kitap için yaptığı çizimlerle 1986 yılında Caldecott Onur Ödülü’ne lâyık görülmüştü. Tom Hanks, Robert Zemeckis'e bu kitaptan bir film yapma teklifini götürdüğünde, ikilinin ilk endişesi, Allsburg'ün illüstrasyonlarını aynen beyazperdeye geçirebilmenin mümkün olup olmadığıydı. Hanks ve Zemeckis, kitaptaki her bir resmi, filmin bir noktasında yeniden yaratmak konusunda tamamen aynı fikirde olduklarını görünce, filmin görselliğini oluşturmak için Allsburg'ün çizimlerini tek referans olarak almaya karar vermişler. İkilinin bu konuda neden bu kadar hassas davrandığını anlamak için Tom Hanks'in söylediklerine kulak vermek gerekiyor: "Chris, çizimleri aracılığıyla duyguları aktarabiliyor, çalışmaları size dokunarak hissedebileceğiniz duyguları geçiriyor. Yatağında sessizce yatan küçük çocuktan bahsettiğinde, gördüğünüz resim size ortamı gerçekten hissettiriyor. Tren yola çıktığında onun çuh çuhlarını duyup, dumanını görebiliyorsunuz."
Bu noktada Zemeckis, sinemada varolan yöntemlerle Allsburg’ün görselliğini yakalayamayacağını fark etti ve bu sıkıntısını Sony Pictures Imageworks’ün baş görsel efekt süpervizörlüğünü yürüten görsel efekt sihirbazı Ken Ralston’la paylaştı. Pek çok kez Oscar kazanmış olan Ralston, Zemeckis’e ‘hareket yakalama’ (motion capture, mo-cap) tekniğini önerdi. Zemeckis, oyuncunun performansının kaydedilerek, bilgisayar ortamında karakter yaratımı için kullanılması olarak özetlenebilecek bu tekniğe yabancı değildi. ‘Hareket yakalama’ tekniğinin daha önceki uygulamalarını düşündüğünde, bu tekniğin aradığı görselliği yakalaması için yeterli olmayacağını düşündü. Bu noktada Ralston, daha önce Imageworks’teki meslektaşı, görsel efekt süpervizörü Jerome Chen ile üzerinde çalıştıkları yeni nesil bir hareket yakalama tekniğini gündeme getirdi. ‘Performans yakalama’ adını koydukları bu teknik, son derece gelişmiş bir sisteme sahipti ve oyuncunun görünen her hareketini tüm ayrıntılarıyla yakalayabilecek şekilde tasarlanmıştı. Ayrıca, çap olarak sınırlı mevcut mo-cap sistemlerinden farklı olarak, aynı anda bir çok oyuncunun 3 boyutlu yüz ve vücut hareketlerini, 360 derecelik açı sağlayan bir dijital kamera sistemi aracılığıyla bire bir kaydedebiliyordu.
Sinema oyunculuğunda yeni bir dönem
Tom Hanks’le yapılan ilk denemelerin olumlu sonuç vermesinin ardından, Zemeckis hayalindeki filmi çekebilmek için ‘performans tekniği’nin tek yol olduğunu anladı. Söz konusu teknik, dijital olarak kavranan ve yorumlanan canlı materyalin miktarını kat be kat artırmakla kalmıyor, aynı zamanda yönetmene hikâye anlatımında benzersiz bir çeşitlilik sunuyor. Geleneksel kurgu, yapım sırasında çekilen sahnelerin açı ve içeriğine bağımlı kalırken, performans yakalama teknolojisi dopdolu ve sınırsız bir içerik sunmak suretiyle, kurgu sırasında kelimenin tam anlamıyla ısmarlama görüntüler yaratmaya olanak tanıyor. Yönetmen, tümü kamera hareketleriyle olmak üzere, çok geniş bir yelpaze içinden derinlik ve perspektif seçebildiği gibi, ifadesel nüansları ve diğer ayrıntıları vurgulamak için karakterleri siber ortamlarına göre hareket ettirme olanağı da bulabiliyor.
Yaratıcılık açısından yönetmene yeni ufuklar sunan bu tekniğin hakkıyla işleyebilmesi için oyunculara büyük iş düşüyor. Performans yakalamanın en önemli özelliği gerçek insan duygularını ve doğal ifadeleri şaşmaz bir netlik ve ayrıntıyla yakalaması olduğu için, oyuncuların yüzleri ve mimikleri özel önem taşıyor. “Kutup Ekspresi”nin çekimleri için, yaklaşık 150 yansıtıcı mücevher oyuncuların yüz ve kafalarına, kas kıvrımlarına, göz kenarlarına, kaşlara, alt ve üst dudaklara, yanak çizgilerine ve çenelerine gelecek şekilde yerleştirilmiş ve tüm bu işlemler sona erdikten sonra, oyuncular, normal sinema setinin karmaşasından uzakta, sahnedeymişçesine performanslarını sergileyebilmişler. Oyuncuların canlandıracakları karakter, söyleyecekleri replikler ve mekânla baş başa kaldıklarını düşünecek olursanız, bu tekniğin bize oyunculuğun en yalın halini izleme fırsatı sağladığını söylemek mümkün. Bu tekniğin oyunculuğa getirdiği yeni ufukları anlamak için, prformans yakalama tekniği sayesinde filmde tam altı farklı karakteri canlandıran Tom Hanks’e bağlanıyoruz: "Oyuncular olarak, stüdyoya gidip seslerimizi kaydetmek yerine, performanslarımızı hikayeye oturtabiliyorduk. Eğlenceliydi ama bir o kadar meydan okuyucuydu. Sensörler yüzünden, yaptığınız her şey kaydediliyor; dolayısıyla hata payınız sıfır. Öte yandan, bir keresinde 10-15 dakika kaydedebilme ve bunu devam eden bir an gibi yapabilme özelliği insanın aklını başından alıyor; oyuncu olarak kendimi hiç bu kadar özgür hissetmemiştim. Tekrar tiyatro yapmak gibiydi. Bir şeyi hayal edebiliyorsak, oluyordu."
Sadece animasyon türünün değil, genel anlamda sinemanın çehresini değiştirme potansiyeline sahip bu tekniğin ilk uygulamasına tanık olmak için, her sinemaseverin “Kutup Ekspesi”nin sunduğu deneyimi yaşaması gerekiyor.
Büyülü bir kitap...
Bizim kültürümüzde fazla yeri olmasa da, pek çok ritüeline aşina olduğumuz Noel, ABD ve Avrupa'da daha çok, kültürün taşıyıcısı konumundaki kitaplar, filmler, şarkılar aracılığıyla kuşaktan kuşağa aktarılıyor. Son yirmi yıldır, bu kültür ürünlerinin en önemlilerinden biri de, Chris Van Allsburg’un 1985 yılında yazdığı 'Kutup Ekspresi' ('The Polar Express') adlı hikâye kitabı olmuş durumda. Öyle ki pek çok aile, bu kitabı Noel ritüellerinin arasına katmış; tıpkı şöminenin üstüne asılan hediye çorapları, birlikte yenen aile yemeği, çocukların Noel arefesinde yastığa başlarını koymadan önce Noel Baba'ya hediye dileklerini iletmesi gibi, 'Kutup Ekspresi' ni okumuş olmak da, Noel ruhunu anlamanın vazgeçilmez koşullarından biri. Bir çocuğun yüreğini tamamen kapatmak ile inancın yaş, kural ve sınır tanımadığını öğrenmek arasında seçim yaptığı, masumiyet ile olgunluk arasındaki o kritik noktayı işleyen bu kitap, evrensel konusuyla sadece çocuklara değil, çocukken yılın en önemli gecesinde duydukları heyecan ve sabırsızlığı hatırlayan yetişkinlere de hitap eden özel bir çekim gücüne sahip.
Bu çekimin etkisindeki yetişkinler arasında, bu kitabı beyazperdeye taşıma hayalini paylaşan yönetmen Robert Zemeckis, yapımcı Steve Starkey ve aktör Tom Hanks de yer alıyordu. Zemeckis, kitapla ilgili hisleri sorulduğunda “Büyürken oğluma bu hikâyeyi okumak yıllık bir gelenek hâline geldi ve onu bir kere bile etkilemediği olmadı” diyor ve ekliyor: “Betimlemeleri rüya ile gerçek arasında, adeta başka bir dünyaya aitti; ve işte uykusuz geçen Noel arifelerinin gizemini yakalayan şey de buydu.” Zemeckis’in uzun süredir ortağı olan ve “Forrest Gump”taki çalışmasıyla Oscar kazanan yapımcı Steve Starkey'in sözleri ise, kitabıın neden bu kadar başarılı olduğunu bir çırpıda açıklıyor:“Kitap beni hemencecik ‘uyanma hâli’ denen o duruma sürükledi. Hani uyanık olmakla uyumak arasındasınızdır ve gerçekliğin farkında olduğunuz halde bir yandan da rüya görmeye başlar ve bir duygudan öbürüne sürüklenirsiniz.”
Yaratıcının önündeki sınırları yıkan bir teknik
Chris Van Allsburg’ün 'Kutup Ekspresi' kitabı, hikâyesinden çok illüstrasyonlarıyla ilgi toplamış ve Allsburg kitap için yaptığı çizimlerle 1986 yılında Caldecott Onur Ödülü’ne lâyık görülmüştü. Tom Hanks, Robert Zemeckis'e bu kitaptan bir film yapma teklifini götürdüğünde, ikilinin ilk endişesi, Allsburg'ün illüstrasyonlarını aynen beyazperdeye geçirebilmenin mümkün olup olmadığıydı. Hanks ve Zemeckis, kitaptaki her bir resmi, filmin bir noktasında yeniden yaratmak konusunda tamamen aynı fikirde olduklarını görünce, filmin görselliğini oluşturmak için Allsburg'ün çizimlerini tek referans olarak almaya karar vermişler. İkilinin bu konuda neden bu kadar hassas davrandığını anlamak için Tom Hanks'in söylediklerine kulak vermek gerekiyor: "Chris, çizimleri aracılığıyla duyguları aktarabiliyor, çalışmaları size dokunarak hissedebileceğiniz duyguları geçiriyor. Yatağında sessizce yatan küçük çocuktan bahsettiğinde, gördüğünüz resim size ortamı gerçekten hissettiriyor. Tren yola çıktığında onun çuh çuhlarını duyup, dumanını görebiliyorsunuz."
Bu noktada Zemeckis, sinemada varolan yöntemlerle Allsburg’ün görselliğini yakalayamayacağını fark etti ve bu sıkıntısını Sony Pictures Imageworks’ün baş görsel efekt süpervizörlüğünü yürüten görsel efekt sihirbazı Ken Ralston’la paylaştı. Pek çok kez Oscar kazanmış olan Ralston, Zemeckis’e ‘hareket yakalama’ (motion capture, mo-cap) tekniğini önerdi. Zemeckis, oyuncunun performansının kaydedilerek, bilgisayar ortamında karakter yaratımı için kullanılması olarak özetlenebilecek bu tekniğe yabancı değildi. ‘Hareket yakalama’ tekniğinin daha önceki uygulamalarını düşündüğünde, bu tekniğin aradığı görselliği yakalaması için yeterli olmayacağını düşündü. Bu noktada Ralston, daha önce Imageworks’teki meslektaşı, görsel efekt süpervizörü Jerome Chen ile üzerinde çalıştıkları yeni nesil bir hareket yakalama tekniğini gündeme getirdi. ‘Performans yakalama’ adını koydukları bu teknik, son derece gelişmiş bir sisteme sahipti ve oyuncunun görünen her hareketini tüm ayrıntılarıyla yakalayabilecek şekilde tasarlanmıştı. Ayrıca, çap olarak sınırlı mevcut mo-cap sistemlerinden farklı olarak, aynı anda bir çok oyuncunun 3 boyutlu yüz ve vücut hareketlerini, 360 derecelik açı sağlayan bir dijital kamera sistemi aracılığıyla bire bir kaydedebiliyordu.
Sinema oyunculuğunda yeni bir dönem
Tom Hanks’le yapılan ilk denemelerin olumlu sonuç vermesinin ardından, Zemeckis hayalindeki filmi çekebilmek için ‘performans tekniği’nin tek yol olduğunu anladı. Söz konusu teknik, dijital olarak kavranan ve yorumlanan canlı materyalin miktarını kat be kat artırmakla kalmıyor, aynı zamanda yönetmene hikâye anlatımında benzersiz bir çeşitlilik sunuyor. Geleneksel kurgu, yapım sırasında çekilen sahnelerin açı ve içeriğine bağımlı kalırken, performans yakalama teknolojisi dopdolu ve sınırsız bir içerik sunmak suretiyle, kurgu sırasında kelimenin tam anlamıyla ısmarlama görüntüler yaratmaya olanak tanıyor. Yönetmen, tümü kamera hareketleriyle olmak üzere, çok geniş bir yelpaze içinden derinlik ve perspektif seçebildiği gibi, ifadesel nüansları ve diğer ayrıntıları vurgulamak için karakterleri siber ortamlarına göre hareket ettirme olanağı da bulabiliyor.
Yaratıcılık açısından yönetmene yeni ufuklar sunan bu tekniğin hakkıyla işleyebilmesi için oyunculara büyük iş düşüyor. Performans yakalamanın en önemli özelliği gerçek insan duygularını ve doğal ifadeleri şaşmaz bir netlik ve ayrıntıyla yakalaması olduğu için, oyuncuların yüzleri ve mimikleri özel önem taşıyor. “Kutup Ekspresi”nin çekimleri için, yaklaşık 150 yansıtıcı mücevher oyuncuların yüz ve kafalarına, kas kıvrımlarına, göz kenarlarına, kaşlara, alt ve üst dudaklara, yanak çizgilerine ve çenelerine gelecek şekilde yerleştirilmiş ve tüm bu işlemler sona erdikten sonra, oyuncular, normal sinema setinin karmaşasından uzakta, sahnedeymişçesine performanslarını sergileyebilmişler. Oyuncuların canlandıracakları karakter, söyleyecekleri replikler ve mekânla baş başa kaldıklarını düşünecek olursanız, bu tekniğin bize oyunculuğun en yalın halini izleme fırsatı sağladığını söylemek mümkün. Bu tekniğin oyunculuğa getirdiği yeni ufukları anlamak için, prformans yakalama tekniği sayesinde filmde tam altı farklı karakteri canlandıran Tom Hanks’e bağlanıyoruz: "Oyuncular olarak, stüdyoya gidip seslerimizi kaydetmek yerine, performanslarımızı hikayeye oturtabiliyorduk. Eğlenceliydi ama bir o kadar meydan okuyucuydu. Sensörler yüzünden, yaptığınız her şey kaydediliyor; dolayısıyla hata payınız sıfır. Öte yandan, bir keresinde 10-15 dakika kaydedebilme ve bunu devam eden bir an gibi yapabilme özelliği insanın aklını başından alıyor; oyuncu olarak kendimi hiç bu kadar özgür hissetmemiştim. Tekrar tiyatro yapmak gibiydi. Bir şeyi hayal edebiliyorsak, oluyordu."
Sadece animasyon türünün değil, genel anlamda sinemanın çehresini değiştirme potansiyeline sahip bu tekniğin ilk uygulamasına tanık olmak için, her sinemaseverin “Kutup Ekspesi”nin sunduğu deneyimi yaşaması gerekiyor.
Henüz kimse yorum yapmamış.
- Aramızda Casus Var: Tony Scott/Jason Bourne-vari
- Gomorra: Gerçek bir öykü...
- "Mustafa" filmi için kim ne dedi?
- Türk basınında "Üç Maymun"
- Eleştirmen gözüyle Altın Portakal filmleri
- Oyum "komediye!"
- Geçmişten günümüze ‘Kara Şövalye’
- Dünyanın Merkezine Yolculuk başladı!
- Narnia Günlükleri: Prens Caspian'ın Öyküsü
- James Bond Tarihi
- “Wanted” oyuncuları yakın planda!
- Sinemanın en "şık" film karakterleri
- Kevin Spacey güzellemesi!
- Sex and the City'nin güzel, akıllı ve cesur kızları
- Macera Adası: Kendi hikayenizin kahramanı olun...


Philadelphia (01 Aralık 2008 Cnbc-e, 22:00)
Tom Hanks’e En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar ödülü getiren "Philadelphia", bir dönemin AIDS hastalığına hukuki ve toplumsal bakışını gözler önüne seriyor. Bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de yayınlanacak olan "Philadelphia" yı kaçırmayın!

Başkan'ın Adamları
Bugüne dair iyi bir plan, yarına dair mükemmel bir plandan iyidir...
Bugüne dair iyi bir plan, yarına dair mükemmel bir plandan iyidir...







Seanslar
Fragman

