Kayıt
"Kahraman"
Üç renge bölünmüş cesaret öyküleri...
Sinema.com 31 Aralık 2004, Cuma 00:00
"Kahraman", her karesi müthiş bir özenle işlenmiş, izlerken büyüsüne kapılıp gittiğiniz, artık sıkça karşımıza çıkmayan türden bir film. Görüntülerinden oyuncularının performanslarına, ses ve müzik miksajından, farklı bakış açılarını içeren anlatım yapısına dek her şeyiyle çarpıcı bir seyir deneyimi sunan bu filmi, sinemayı seven sevmeyen herkes izlemeli!
“Kahraman”, konusunu Çin’in tam yedi krallığa bölündüğü (Qin, Zhao, Han, Wei, Yan, Chu ve Qi.) M.Ö 475-221 yılları arasındaki dönemden çıkaran bir film. Dolayısıyla hem filmin bize anlattıklarını, hem de estetik yapısını hakkını vererek kavrayabilmemiz için, önce biraz dersimize çalışmak ve Çin’in bu dönemi hakkında temel bilgiye sahip olmamız gerekiyor. Değişen kahramanlık biçimleri, değişmeyen güç Kimi tarihçilerin ‘Savaşan Eyaletler Dönemi’ olarak adlandırdıkları bu dönemde Çin’in nasıl olduğunu belirleyen şey, krallar arasındaki müthiş güç savaşıydı. Sıradan insanlar için sürekli bir savaş ortamı, vahşet, sıkıntı ve kaçınılmaz olarak acı demek olan bu savaş, adeta bir hayat biçimi haline gelmişti ve savaşsız bir dünya tahayyülü ortadan kalkmıştı. Böylesine yoğun savaşların yaşandığı her ortamda olduğu gibi, bu dönem Çin’inde de en büyük dönüşüm savaş teknolojilerinde yaşandı. Önceden arabalar üzerinde, göğüs göğse yapılan ve kılıç ustalığının ön plana çıktığı savaşlar yerini generallerin yönettiği ve düzenli piyade birlikleriyle gerçekleştirilen daha kitlesel ve sonuçları itibarıyla daha yıkıcı savaş biçimlerine bıraktı. Bu noktada bir parantez açıp “Kahraman” filmine dönmekte yarar var: “Kahraman”ın hikâyesi, diğer krallıkları ele geçirerek bölünmüş Çin’i birleştiren imparator olarak tarihe geçmek isteyen Qin Kralı’nın, diğer krallıklara verdiği zararlardan dolayı, sürekli bir suikaste uğrama korkusuna sahip olması üzerinden ilerliyor. Qin Kralı’nın bu korkusu temelsiz değil: Her ne kadar, modernleştirdiği savaş teknikleriyle büyük ordulara sahip olsa ve kendisine suikast girişiminde bulunma ihitmali olan pek çok kişiyi safdışı bırakmayı başarsa da, hâlâ eski samuray yöntemleriyle dövüşen üç savaşçıyı bir türlü alt edemiyor. Kırık Kılıç, Uçan Kar ve Gökyüzü adlı bu kılıç ustalarını yenmek için, elindeki gücü onlar gibi kullanabilen birinin gerektiğini fark ettiğinden olsa gerek, bu üç suikastçiyi yakalayacak kişiye büyük bir güç ve servetin yanı sıra, kimsenin yaklaşamadığı mekânında dostluk da vaat ediyor. Böyle korku içinde yaşarken, ilk kez ‘İsimsiz’ ve gizemli bir savaşçı, saraya gelip bu acımasız suikastçıların silahlarını sunduğunda, kralın onu huzuruna kabul edip hikâyesini dinlemeye başlamasıyla filmin içine giriyoruz. Sarayda kraldan sadece 10 adım uzakta oturan ‘İsimsiz’ yıllarca kılıcının aydınlattığı yoldan ilerleyip üç suikastçıyı nasıl alt ettiğini anlattığında da, kral onun hikâyelerinin alternatif versiyonlarını dillendirdiğinde de, bu hikâyelerde Çin’in o dönemine alttan alta damgasını vuran bir tarihsel gerçeğin izlerini bulmak mümkün: Mertlik ve onur temelinde yükselen, savaşçıların tek tek değerli olduğu bir dönemden; güç kullanımının git gide kitleselleştiği, gücü kullanan kişinin isminin geri plana itildiği ve cesaretin basit bir sözcük haline geldiği bir dünyaya geçiş... Ve bu değişimin eskinin büyük savaşçılarında yarattığı güçlü nostalji duygusu. Renklerle kurulan dünya... Tabii ki, “Kahraman”, sadece tarihle ilişkisi içinde anlayıp sevilen bir film değil. Hatta filmin bu kadar geniş kitlelerce beğenilmesinde, Uzakdoğu’dan Amerika’ya dek vizyona girdiği hemen her ülkede gişede beklenmedik bir başarıya imza atmasında, filmin müthiş görselliğin ve hikâyesinin taşdığı inceliğin büyük rolü var. Geçtiğimiz yıl İstanbul Film Festivali’ne konuk olan, bir de atölye çalışması düzenleyen -kimilerine göre dünyanın en iyi görüntü yönetmeni olan- Christopher Doyle, “Kahraman”da, kendi kişiliği gibi renkleri ön plana çıkaran bir görüntü çalışmasına imza atmış. Hikâye, Uzakdoğu sanatında derin bir yere sahip olan, Kurosawa ustanın başyapıtı “Rashomon”da sinema alanındaki en iyi örneğini verdiği, ‘farklı bakış açılarından hikâye anlatma’ tekniğini bir adım öteye taşıyor ve izleyiciye sunduğu farklı bakışlara uygun olacak şekilde, farklı estetik dünyalar da yaratıyor. Şöyle ki, ‘İsimsiz Kahraman’ın anlattığı, hikâyenin iç içe geçen üç farklı versiyonu, ruhlarına uygun üç farklı renkle özdeşleştiriliyor: kırmızı, beyaz ve mavi. Bu anlamda, filmde baskın olarak kullanılan bu renklerin Çin kültüründeki karşılıklarını bilmek, filmden alacağımız seyir keyfini de arttırıyor: Çin geleneğinde, ‘kırmızı’ dünya genelinde hakim olan anlayışla örtüşecek şekilde aşk ve tutku anlamına geliyor, ama rengin anlamı sadece bununla sınırlı değil, kırmızı aynı zamanda ‘yalan’ı da çağrıştıran bir renk. Mavi, mantığın; beyaz ise sadelik ve gerçeğin rengi. Filme bir yan renk olarak dahil olan yeşil ise belleğe işaret ediyor. Filmdeki hikâyeleri, bu farklı renklerle yan yana düşününce, filmin bütününe yüklediğimiz anlamların da çeşitlenmesi mümkün. Bu renkler, sadece yorum alanını değil, filmin kendi yapısını da şekillendiriyor. Örneğin filmin kilit sahnelerinden olan, sonbahar yapraklarını dökmüş ağaçlar arasındaki dövüş sahnesi için, yönetmen Zhang Yimou günlerce süren bir mekân çalışması yaptıktan sonra, bir kişiyi belirleği mekânlarda yaprakların yeşilden sarıya dönüşünü takip etmesi için görevlendirmiş ve bu dönüşüm gerçekleştiği anda çekim mekânını oraya taşımış. Bu tarz bir renk çalışması, filmin hikâyesini zenginleştirdiği gibi, altta alta, filmin anlattığı dönemde Çin kültüründeki zenginliğe de gönderme yapıyor. ‘Savaşan Eyaletler Dönemi’, yıkıcı savaşlara rağmen, Çin’de klasik düşüncenin şekillendiği ve entelektüel alanda hızlı bir devinimin yaşandığı bir dönemdi. Kültür tarihçilerinin ‘100 Okul Dönemi’ olarak adlandırdıkları bu dönemde Konfüçyüsçülük, Taoculuk ve Yasalcılık gibi modern Çin düşüncesinin temelini atacak felsefeler gelişti ve en bilindik metinler bu dönemde kaleme alındı. Jet Li’yi hiç böyle görmediniz! Ele aldığı döneme dair doğrudan ve dolaylı tüm bu referansları ve müthiş görselliğinin yanında, “Kahraman”ın en büyük artısı, Uzakdoğu’nun en gözde oyuncularının, film için kendilerini aşan performanslar ortaya koymalarında yatıyor. Wong Kar Wai filmlerinden tanıdığımız Maggie Cheung ve Tony Leung’un, “Aşk Zamanı”nda (“In the Mood for Love”) yakaladıkları büyüleyici kimyanın ardından, yine birbirlerine olan tutkulu aşklarıyla gözlerimizi kamaştırdıkları filmde, “Kahraman”ın sık sık benzerliğiyle gündeme geldiği “Kaplan ve Ejderha”dan hatırladığımız Zhang Ziyide çıtasını çok yukarılara taşıyor. Ancak filme aslı damgasını vuran, bu filmde rol alabilmek için her zamanki ücretinin çok altında çalışmayı kabul eden Jet Li. Li’nin Hollywood filmlerinde, oyuncu özelliklerinden çok dövüşçü yanıyla öne çıkmasına alıştığımızdan, Zhang Yimou’nun filmdeki ‘İsimsiz Kahraman’ için onu seçmesini biraz şüpheyle karşılamıştık. Ancak Li ve Yimou filmde, tüm bu şüphelerimizin boşa olduğunu kanıtlayacak bir birliktelik sergiliyorlar. Öyle ki, şu ana kadar rol aldığı filmlerde, Li’nin yoğun ifade gücünü değerlendiremeyen ve onu bir dövüş maymununa çeviren yönetmenlere içerlememek mümkün değil. Sonuç itibarıyla karşımızda en iyi şekilde ‘başyapıt’ diye ifade edebileceğimiz bir film duruyor. Sunduğu seyir keyfine sırt çevirirseniz, kendinize karşı büyük bir suç işlemiş olacaksınız. İyisi mi, kaçırmayın!
Toplam 1 yorum yapılmış. Yorumları görmek için tıklayın.

TV'de bugün
Kontrat (21 Ağustos 2008 22:30 Star)
Morgan Freeman, John Cusack ve Jamie Anderson'ın oynadığı Kontrat adlı film bu akşam 22:30'da Star ekranlarında...
Replik
Kazablanka
-Benden nefret mi ediyorsun?
-Seni düşünecek vaktim olsa inan senden nefret ederdim.
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com