Kayıt
"Büyük İskender"
Ölümü fethetmek mümkün mü?
Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Merakla beklediğimiz, Oliver Stone imzalı "Büyük İskender", bu hafta dünyayla aynı anda ülkemizde de vizyona giriyor. Her epik tarihi filmde olduğu üzere, tarihsel gerçekleri hakkıyla yansıtıp yansıtmadığı tartışmalarıyla gündeme gelen film, Stone'un tercihleriyle öne çıkıyor. Ölümü fethetmenin bile mümkün olduğunu söyleyen İskender'e kulak verip tarihle ilgili dogmatizmimizden kurtulabilirsek, filmi sinemanın anlatım araçları açısından değerlendirmeye başlayabiliriz.
“Büyük İskender”, vizyona girmeden önce, yarattığı tartışmalarla gündeme oturdu. ABD’de filmin ilk özel gösterimleri yapılmaya başlandığında, yönetmen Oliver Stone’un, tarihçilerin farklı yorumladığı noktalarda, kesin tavırlar almış olduğunun görülmesi üzerine, bazı çatlak sesler de yükselmeye başladı. Bu çatlak seslerin en güçlüsü de, Makedonya’yı tanımayı reddetseler de, Makedonyalı İskender’i Helen kültürünün önemli bir parçası olarak kabul eden Yunan lobisinden geldi: Yunan avukatlar, filmde İskender’in açık şekilde eşcinsel birisi olarak resmedilmesinin tarihi gerçeklerle örütşmediği iddiasıyla, filmin yapımcısı Warner Bros.’a, jeneriğe “bu filmdeki karakterler gerçeği yanıstmamaktadır” ibaresini eklemesi için dava bile açtı. Tüm bu ahval ve şerait içinde, filme olan ilgi ve merakın daha da arttığını söylemek mümkün. Neyse ki, bizdeki dağıtımcılar bu kez işi uzatmadan, dünyayla aynı anda filmi karşımıza getiriyorlar da, merakımızı kursağımızda kalmıyor. Bol diyaloglu bir film... Öncelikle, şunu belirtmemiz gerek: Stone’un filmi, Büyük İskender’in yaşamının bir bölümünü değil, tamamını ele almayı seçmiş; yani doğumundan ölümüne; küçük ve meraklı gözlerle dünyaya baktığı zamanlardan, o devirde bilinen dünyanın yüzde doksanını keşfeden ama mutluluğu yakalamayan biri olarak çöküşüne kadar İskender’in yaşamından kesitler sunuyor bize. Film, İskender’e dünya fethinde katılmış yakın arkadaşlarından Ptolemy’nin (Anthony Hopkins), Mısır Firavunu olarak, katiplerine İskender’in yaşadığı dönemlerin tarihini yazdırmasıyla başlıyor. Bu uzun ve fazlasıyla açıklayıcı giriş konuşmasından, filmin gidişatını sezmek mümkün: Stone bize, pek çok detayı içine alan ve fazlasıyla konuşan bir film sunacak! Nitekim yönetmen, İskender’in çocukluk yıllarında annesi Olympias, babası Philip, yakın dostu Hephaestion ve hatta hocası Aristotales’le olan ilişkisini verirken, açıklayıcı ve yönlendirici işleve sahip uzun diyaloglar kullanmayı tercih etmiş. Bu tavrı, babasının suikaste kurban gitmesinin ardından, İskender tahta geçip dünyanın fethine koyulduğunda da devam ediyor. Çocukluk yıllarında, gelişiminin bir parçası olarak kabul ettiğimizden, bu uzun ve öğretici diyalogları yadırgamıyoruz pek. Ancak fethe çıktığı yılları anlatan sahneler için aynı şeyi söylemek pek de olası değil. Her ne kadar Stone, filmin bu bölümünde İskender’in çevresindekilerle kurduğu ilişkilere yoğunlaşmak için bol diyaloga başvursa da, yakın dostu Hephaestion’la arasındaki yakınlaşma dışında, bu ilişkileri geliştirme konusunda pek de başarılı olamıyor. Örneğin, İskender kendisini Hindistan valisi yaptığı için ayaklanan Cleitus’u bu noktaya getiren süreç hakkında hemen hiçbir fikir sahibi olamıyorsununuz. Filmin fazla önemsemediği, dokunup geçtiği bir olay olsa, belki bu bir anlık patlamayı önemsemeyeceğiz; ancak İskender, Cleitus’la arasında geçenlerden sonra bir tür depresyona girip, ülkesinden ayrıldığı günden beri çevresindekilerin gözünde iktidarı ilk kez ciddi bir şekilde sarsılınca, bu ilişkinin neden böylesine havada bırakıldığını sorgulamadan edemiyoruz. Stone, İskender’in yakın dostu Hephaestion’la olan ilişkisini geliştirmek kadar, diğer karakterlerle ilişkisine de yoğunlaşmayı başarabilseymiş, şüphesiz Büyük İskender, hedefini daha iyi bulan bir film olabilirmiş. Bu kez mitolojinin hakkı verilmiş Oliver Stone’un yukarıda bahsettiğimiz ve filmin anlatımı açısından bir dezavantaja dönüşen detaycı yaklaşımı, yönetmenin New York Üniversitesi’nde Yunan Mitolojisi okumuş olmasıyla birleşince, “Büyük İskender”, bugüne dek çekilen büyük bütçeli epik filmlerin Yunan mitolojisini en iyi kullanan örneği olmayı başarmış. Şöyle ki yönetmen, İskender henüz küçük bir çocukken, hem babası Philip’le arası iyi olmadığı için, ona “Zeus’un oğlu” diyen annesinden, imparator olmanın gerektirdiği ahlâk ve kişilik yapısını mitolojik figürler üzerinden örnekleyen babasına; arkadaşlarıyla konuşmalarından, eğitiminden sorumlu öğretmenlerin anlattıklarına kadar, İskender tam anlamıyla mitolojiyle çevrilmiş durumda. Bu mitlerin verdiği cesaretle Yunan medeniyetini tüm dünyaya götürmek için yollara düştüğünde de niyeti açık: Özendiği, büyülendiği mitolojik figürler gibi mitik bir kahraman haline gelmek, Aşil’den büyük bir savaşçı olarak adını tarihe yazdırmak. Nitekim, zaferlerine yenielri eklendikçe, gittiği yerleri hep Yunan mitolojisindeki anlatılarla algılamaya çalışırken, arkasında bıraktığı yerlerde beraberinde getirdiği mitolojiden çok kendisi, Büyük İskender bir mit haline geliyor. Zaten filmin başarısı da, İskender’in mitlerle yola çıkmasıyla, bizzat bir mit haline gelişi arasındaki geçişi düzeyli bir biçimde verebilmesi. Bu noktada, Oliver Stone’un sözleri, filmin mitlerle ilişkisini anlamak açısından yolumuzu aydınlatabilir: İskender’le ilgili en inanılmaz şey, tüm Yunan mitlerini ezbere biliyor olması ve bunun ötesinde tüm bunları kendi hayatında yaşatmak istemesi. Ve bu kadar az zamanda bu kadar çok şeyi başarıp yıkılamaz bir ikon, bir efsane yaratması gerçekten şaşırtıcı. Tıpkı bugünün insanlarında da olduğu gibi, kafasının içinde onu ordan oraya sürükleyen birçok şeytan vardı. Benimse bu filmle ilgili en büyük arzum, tarihin hislerinin en azından bir kısmını geri getirebilmekti, insanlara başka zamanlar ve başka yerler olduğunu, bir zamanlar imparatorlukların dünyaya hükmettiğini ve onlarında çok ileri görüşlü olabildiklerini, büyük düşler kurabildiklerini hatırlatmak. Herkesin, özellikle bugün yaşayan gençlerin, kötü yolara sapmalarına engel olmak için, tarihin anlamı ve idealizmin mümkünlüğü konusunda hassasiyetleri olmalı.”
Henüz kimse yorum yapmamış.

TV'de bugün
21 Gram (12 Ekim 2008 20:45 Tv8)

Sean Penn, Naomi Watts, Danny Huston ve Carly Nahon'ın oynadığı "21"Grram" adlı film bu akşam 20:45'te Tv8 ekranlarında...

Replik
İtalyan İşi
Dünyada iki tür hırsız vardır: Yaşamlarını zenginleştirmek için çalanlar ve yaşamlarını anlamlandırmak için çalanlar.
John Bridger
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com