"Köpekbalığı Hikâyesi"
Sualtında mafya komedisi...
Sualtında mafya komedisi...

Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Sualtında geçen bir mafya komedisi olarak özetleyebileceğimiz "Köpekbalığı Hikâyesi", "Nemo: Kayıp Balık"ın açtığı yoldan ilerleyen bir animasyon. Tamamı bilgisayar ortamında gerçekleştirilen film, ana karakterlerin, bu karakterleri seslendiren Will Smith, Robert De Niro, Renée Zellweger ve Angelina Jolie gibi ünlü isimlerin model alınarak tasarlanmış olmasının yanı sıra gangster filmlerine ve hip hop kültürüne yaptığı göndermelerle de dikkat çekiyor.
Artık duymayan kalmadı belki: “Köpekbalığı Hikâyesi”, “Şrek”in yaratıcılarının imzasını taşıyor. Yani, karşımızda, tıpkı “Şrek”te olduğu gibi, popüler kültüre bolca referans yapan bir animasyon var. Tabii ki popüler kültür deyip sözü orada bırakacak değiliz. “Şrek” nasıl bugün hayatımıza girmiş onca öğeye gönderme yaparken, aslında klasikleşmiş masalları yeniden yorumlayan bir animasyonsa, “Köpekbalığı Hikâyesi” de, popüler kültür alanına onca göndermeyle bezeli olmasının yanında, ağırlıklı olarak ayağını gangster filmlerine ve hip hop kültürüne yaslayan bir animasyon. Ve bunu hakkıyla yapabilmek, birbirinden böylesine farklı iki kültürün yan yana durmasını sağlayabilmek için, gangster dünyasını daha fazla parodize ederken, hip hopu amaçlamadığı bir ciddiyete sahipmiş gibi kullanıyor. Özellikle filmin sonlarında, gangster köpekbalıklarımız da kendilerini müziğin coşkusuna kaptırmış bir halde karşımıza çıkıyorlar; anlayacağınız, sualtına barış getirmenin yolu hip hoptan geçiyor...
Balıklar mı ünlü, ünlüler mi balık?
“Köpekbalığı Hikâyesi”, daha önce “Nemo: Kayıp Balık”ta rastladığımız, balıkları insan gibi resmetme eğilimini bir adım öteye taşıyor: Bu kez balıklar sinema dünyasının yıldız isimlerinin reprodüksiyonu olarak karşımızdalar. Hatta ve hatta filmi izlerken yer yer, bu balıkların mı ünlülere benzetildiği; yoksa seçilen ünlülerin zaten balık suratlı mı oldukları yolunda kafanızın karışması mümkün. Filmin kahramanı konumundaki, boyundan büyük işlere kalkışan küçük balık Oscar´ın seslendirmesini üstlenen Will Smith, bu karakterin özelliklerini şu sözlerle tanımlıyor: "Oscar büyük denizlerde yaşayan küçük bir balıktır. Kendisi için büyük hedefler belirlemiştir. Bu yüzden hayallerle gerçeklerin çatışmasını yaşamak zorunda kalır. Zengin ve ünlü olmak için gereken her şeyi yapmaya isteklidir. Yaşadığı mercan kayalıklarının tepe noktasında olmayı arzular. Çünkü oralarda ´birilerinin´ yaşadığını bilmekte ve kendisi de o ´birileri´ arasına katılmayı istemektedir. Bu hedefine öylesine odaklanmıştır ki, gözünün önündeki güzellikleri göremez." Smith’in bahsettiği yalan, Oscar´ın yaşadığı mercan kayalığındaki tüm balıkların korkulu rüyası olan, sualtı dünyasının lider ırkı köpekbalıklarının bir ferdini öldürdüğünü söylemesi ve köpekbalığı avcısı olarak şöhret kazanması. Olayın aslı ise bambaşka: Köpekbalığı tam Oscar´ı midesine indirmek üzereyken, o sırada demir atan bir geminin çapası kafasına saplanmıştır. Ancak bu yalanın etkilediği tek balık Oscar değil. Ölen köpekbalığı Frankie’nin kardeşi Lenny, abisi kendisine avlanmayı öğretirken öldüğü için suçluluk duymaktadır ve her zaman abisinin kendisinden daha iyi bir varis olduğunu söyleyen babası Don Lino’nun karşısına çıkacak cesareti bulamayıp, olaydan sonra ortadan kaybolur. İsterseniz köpekbalığı Lenny´nin özelliklerini, onu başarıyla seslendiren aktör Jack Black´in ağzından dinleyelim: "Lenny vejetaryen bir köpekbalığıdır. Böyle olmasının sebebi yalnızca et tadından hoşlanmaması değildir. O aynı zamanda hümanist bir köpekbalığıdır. Kim olursa olsun yaşayan hiçbir canlının öldürülmemesi gerektiğine inanır. Şefkat dolu bir yüreğe sahip olması nedeniyle kendi dünyasında sudan çıkmış balık konumuna düşmüştür. Çok tatlı ve şefkatli olduğu için diğer köpekbalıklarına uyum sağlayamaz." Evet, diğer köpekbalıklarına uyum sağlayamaz, ama köpekbalığı avcısı Oscar’a fazlasıyla uyum sağlar, hatta onunla yakın dost olup şöhretini bir süre daha sürdürmesine yardımcı olur. Oscar’ı, ünlü olmadan önce çalıştığı balina yıkama istasyonundan tanıyan melek balığı Angie, onunla Lenny arasında olan biteni sezer. Daha da kötüsü, Lenny boşboğazlık ederek, Oscar´ın kahramanlıkları konusundaki asıl gerçeği Angie´ye söyler. Angie, Oscar´ı doğru olanı yapması için ikna etmeye çalışsa da, Oscar onun verdiği öğütlere aldırmayacaktır. Zaten sonuçta Angie´nin dediklerinin tam tersini yaparak işlerin iyice içinden çıkılmaz hale gelmesine yol açar. Başlarda şöhretten ve şöhreti nedeniyle onunla birlikte olan zengin avcısı Lola’dan vazgeçemez. Ama zamanla yeni hayatının ne kadar boş olduğunu o da anlayacak ve yoksulken göremediği yanıbaşındaki güzellikleri fark edecektir.
Denizaltında New York’u yaratmak...
“Köpekbalığı Hikâyesi”nin, karşılaştırılacağı ilk film olan “Nemo: Kayıp Balık”tan, balıkların, onları seslendiren isimleri model alarak tasarlanmış olması yanında ikinci büyük farkı, balıkların yaşadığı habitatın inşaasında karşımıza çıkıyor. Balık karakterizasyonu, gangster ve hip hop kültürlerini hikâyesine dahil ederken filmin takındığı ‘içinde yaşadığımız dünyayı yeniden üretme’ anlayışı, filmin sualtı dünyasındaki mekânları inşasında da etkili olmuş. Balıkların yaşadığı kente uzaktan bakıldığında rengarenk ve doğal görünümlü bir mercan kayalığı gibi görünüyor. Ancak daha yakından bakınca binalarıyla, sokak afişleriyle ve trafik işaretleriyle denizaltında oluşturulmuş bir kent söz konusu. Daha da yakından bakacak olursak bu kentin mercan, kum ve diğer doğal materyaller içine ´oyulmuş´ olduğunu, balıkların bu kenti oluştururken malzeme kaynağı olarak okyanustan çıkardıkları nesneleri kullandıklarını fark ediyoruz. Filmin prodüksiyon tasarımlarını gerçekleştiren Daniel St. Pierre, denizaltı kentinin inşa edilmesinde uygulanan temel yaklaşımı şöyle ifade ediyor: "Öyle bir kent tasarımı yapmalıydık ki, batık şehir izlenimi vermek yerine, balıkların kendi yaptıkları bir denizaltı kenti görünümünde olmalıydı. Prodüksiyon tasarımı açısından bakıldığında ilk anda New York kentini hatırlattığı söylenebilir. Ancak aynı zamanda Las Vegas, Atlantic City, hatta San Francisco esintileri de vardır. Bunların yanısıra Büyük Mercan Kayalıkları ve Karayip Denizi unsurlarını da eklemek suretiyle birbirinden çok farklı dünyaların tek kent ortamında birleşmesini sağladık." Filmin yönetmenlerinden Vicky Jenson´un bu denizaltı kentiyle ilgili izlenimleri ise şöyle: "Kent merkezi ve varoşlar diyebileceğimiz iki ayrı bölge vardır. Biz bu kentteki varoşları okyanus zeminine kurmayı tercih ettik. Burası kentin en çirkin görünümlü bölgesidir. Kent merkezi ise okyanus yüzeyine daha yakın olan bölgededir. Çünkü oradaki sular kristal berraklığında ve parlak görünümlüdür. Kentin en iyi mağazaları ve evleri okyanus yüzeyine yakındır. Orası alt tabakadaki herkesin, özellikle de Oscar´ın yaşamayı hayal ettiği bölgedir." Anlayacağınız, sualtı dünyasında yeniden üretilen sadece su üstündeki insan kentleri değil, o kentlerdeki sınıf eşitsizliği, kentin mimarisinde de dikey bir hiyerarşi olması ve altlarda yaşayanların üstlere tırmanma arzusu...
Filmin prodüksiyon tasarımının önemli noktalarından birisi de, balıkların yaşadığı kentin Times Meydanı. Şöyle ki, filmde karşımıza, denizaltı ortamında sokak afişleri ve trafik işaretleriyle tıptatıp bir Times Meydanı çıkıyor. Tıpkı Times’da olduğu gibi, gelişmelerin dev bir barkovizyon aracılığıyla kent sakinlerine duyurulduğu meydan, Oscar’ın Lenny’yi aralarındaki anlaşma gereği avladığı sahneye de mekân olmasıyla filmde ayrı bir öneme sahip. Film yapımcıları ve tasarım ekiplerinin bu meydanı yaratırken en çok eğlendiği husus ise, meydandaki reklam afişlerinde "Coral-Cola", "Fish King", "Old Wavy" ve "Gup" gibi balıklaştırılmış reklam öğelerine yer vermek olduğu hissediliyor. Hatta köpekbalıklarının en favori filmi olarak reklam edilen "Jaws"ın bile reklam afişleri var bu meydanda.
Tamamı bilgisayarda yaratılmış bir animasyon
Filmin teknik boyutuna biraz daha girecek olursak, animasyon dünyası açısından "Shark Tale"in en önemli özelliği, neredeyse tamamının bilgisayar ortamında hazırlanması olmuş. Buna karşılık filmin prodüksiyonunda görev yapan çizgi roman sanatçılarının birçoğu ömründe ilk kez mouse kullanan klasik 2 boyutlu çizgi roman sanatçıları arasından seçilmiş. "Shark Tale"in komedi boyutuna filmin baş kahramanları olan balıkların esnek yapısının eşlik etmesi nedeniyle, çizgi roman sanatçılarının sıkıştırma ve genişletme tekniğini yakından bilen sanatçılar olmasını gerektiriyordu. Zaten "Shark Tale"in yapımında sağlanan en önemli gelişmelerden birisi, "sıkıştırma ve genişletme" olarak bilinen uygulamanın bilgisayar ortamında hayata geçirilmesi olmuş. Klasik Chuck Jones ve Tex Avery çizgi romanlarıyla ilişkilendirilen bu teknikte, çizgi roman ressamları belirli bir hareketi yansıtmak amacıyla nesneleri sıkıştırıyor veya genişletiyorlardı. Ancak el ile çizim yapan geleneksel çizgi roman sanatçılarının kolayca gerçekleştirdiği bu işlemin sağladığı etkiye bilgisayar ortamında ulaşılabilmesi kolay değildi. Çünkü sıkıştırma ve genişletme tekniği uygulandığında nesnenin dağılmasıyla sonuçlanıyordu. Yönetmen Bob Letterman, bu tekniğin filmdeki kullanımına dair şunları söylüyor: "Sıkıştırma ve genişletme tekniğinin "Shark Tale"in hemen hemen tamamında uygulandığı görülebilir. Ancak belki de en ısrarcı şekilde uygulandığı sahneler, Ernie ve Bernie adlı denizanalarının hareketleridir. Özellikle de bu denizanalarının birisine ´dokunmak´ için uzandığı sahnelerde bu teknik kullanıldı. Ernie ve Bernie, Oscar ile dalga geçmeye ve onu işkence çektirmeye bayılan iki muzip ve şakacı denizanasıydı. Ancak bunların çizimi animatörler için tam bir işkenceye dönüştü. Çünkü filmdeki tüm çizimler arasında belki de en zor olanı denizanasının çizimiydi."
Filmin üç yönetmeni Vicky Jenson, Bibo Bergeron ve Rob Letterman ise, kaçınılmaz olarak, bilgisayar ortamında hayata geçirilen bu prodüksiyonun farklı boyutlarında hizmet vermek durumunda kalmışlar. Filmin yapımcısı Bill Damaschke, üç yönetmenin görev alanlarını şöyle açıklıyor: "Vicky´nin, aktörleri yönetme konusunda engin deneyimi vardır. Ele aldığı öyküye kendi mizah anlayışını ve bakış açısını getirmesiyle tanınır. Bibo ise animasyon kökenlidir. Kendisine ait bir animasyon stüdyosu vardır. Bu yüzden ışıkçıları, animatörleri ve efekt sanatçılarını yönetmeyi bilir. Rob´a gelince, onun özelliği de öykünün oluşturulmasına katkıda bulunmasıydı. Yönetmenliğinin yanısıra senaryonun yazımına katılarak beyin takımı arasında yer aldı. Üç farklı uzmanlık alanına sahip üç tutkulu insanla birlikte çalıştığımız için çok şanslıydık. Her üçü de farklı alanlarda odaklandığı halde ekip çalışmasının bütün gereklerini yerine getirdiler."
Balıklar mı ünlü, ünlüler mi balık?
“Köpekbalığı Hikâyesi”, daha önce “Nemo: Kayıp Balık”ta rastladığımız, balıkları insan gibi resmetme eğilimini bir adım öteye taşıyor: Bu kez balıklar sinema dünyasının yıldız isimlerinin reprodüksiyonu olarak karşımızdalar. Hatta ve hatta filmi izlerken yer yer, bu balıkların mı ünlülere benzetildiği; yoksa seçilen ünlülerin zaten balık suratlı mı oldukları yolunda kafanızın karışması mümkün. Filmin kahramanı konumundaki, boyundan büyük işlere kalkışan küçük balık Oscar´ın seslendirmesini üstlenen Will Smith, bu karakterin özelliklerini şu sözlerle tanımlıyor: "Oscar büyük denizlerde yaşayan küçük bir balıktır. Kendisi için büyük hedefler belirlemiştir. Bu yüzden hayallerle gerçeklerin çatışmasını yaşamak zorunda kalır. Zengin ve ünlü olmak için gereken her şeyi yapmaya isteklidir. Yaşadığı mercan kayalıklarının tepe noktasında olmayı arzular. Çünkü oralarda ´birilerinin´ yaşadığını bilmekte ve kendisi de o ´birileri´ arasına katılmayı istemektedir. Bu hedefine öylesine odaklanmıştır ki, gözünün önündeki güzellikleri göremez." Smith’in bahsettiği yalan, Oscar´ın yaşadığı mercan kayalığındaki tüm balıkların korkulu rüyası olan, sualtı dünyasının lider ırkı köpekbalıklarının bir ferdini öldürdüğünü söylemesi ve köpekbalığı avcısı olarak şöhret kazanması. Olayın aslı ise bambaşka: Köpekbalığı tam Oscar´ı midesine indirmek üzereyken, o sırada demir atan bir geminin çapası kafasına saplanmıştır. Ancak bu yalanın etkilediği tek balık Oscar değil. Ölen köpekbalığı Frankie’nin kardeşi Lenny, abisi kendisine avlanmayı öğretirken öldüğü için suçluluk duymaktadır ve her zaman abisinin kendisinden daha iyi bir varis olduğunu söyleyen babası Don Lino’nun karşısına çıkacak cesareti bulamayıp, olaydan sonra ortadan kaybolur. İsterseniz köpekbalığı Lenny´nin özelliklerini, onu başarıyla seslendiren aktör Jack Black´in ağzından dinleyelim: "Lenny vejetaryen bir köpekbalığıdır. Böyle olmasının sebebi yalnızca et tadından hoşlanmaması değildir. O aynı zamanda hümanist bir köpekbalığıdır. Kim olursa olsun yaşayan hiçbir canlının öldürülmemesi gerektiğine inanır. Şefkat dolu bir yüreğe sahip olması nedeniyle kendi dünyasında sudan çıkmış balık konumuna düşmüştür. Çok tatlı ve şefkatli olduğu için diğer köpekbalıklarına uyum sağlayamaz." Evet, diğer köpekbalıklarına uyum sağlayamaz, ama köpekbalığı avcısı Oscar’a fazlasıyla uyum sağlar, hatta onunla yakın dost olup şöhretini bir süre daha sürdürmesine yardımcı olur. Oscar’ı, ünlü olmadan önce çalıştığı balina yıkama istasyonundan tanıyan melek balığı Angie, onunla Lenny arasında olan biteni sezer. Daha da kötüsü, Lenny boşboğazlık ederek, Oscar´ın kahramanlıkları konusundaki asıl gerçeği Angie´ye söyler. Angie, Oscar´ı doğru olanı yapması için ikna etmeye çalışsa da, Oscar onun verdiği öğütlere aldırmayacaktır. Zaten sonuçta Angie´nin dediklerinin tam tersini yaparak işlerin iyice içinden çıkılmaz hale gelmesine yol açar. Başlarda şöhretten ve şöhreti nedeniyle onunla birlikte olan zengin avcısı Lola’dan vazgeçemez. Ama zamanla yeni hayatının ne kadar boş olduğunu o da anlayacak ve yoksulken göremediği yanıbaşındaki güzellikleri fark edecektir.
Denizaltında New York’u yaratmak...
“Köpekbalığı Hikâyesi”nin, karşılaştırılacağı ilk film olan “Nemo: Kayıp Balık”tan, balıkların, onları seslendiren isimleri model alarak tasarlanmış olması yanında ikinci büyük farkı, balıkların yaşadığı habitatın inşaasında karşımıza çıkıyor. Balık karakterizasyonu, gangster ve hip hop kültürlerini hikâyesine dahil ederken filmin takındığı ‘içinde yaşadığımız dünyayı yeniden üretme’ anlayışı, filmin sualtı dünyasındaki mekânları inşasında da etkili olmuş. Balıkların yaşadığı kente uzaktan bakıldığında rengarenk ve doğal görünümlü bir mercan kayalığı gibi görünüyor. Ancak daha yakından bakınca binalarıyla, sokak afişleriyle ve trafik işaretleriyle denizaltında oluşturulmuş bir kent söz konusu. Daha da yakından bakacak olursak bu kentin mercan, kum ve diğer doğal materyaller içine ´oyulmuş´ olduğunu, balıkların bu kenti oluştururken malzeme kaynağı olarak okyanustan çıkardıkları nesneleri kullandıklarını fark ediyoruz. Filmin prodüksiyon tasarımlarını gerçekleştiren Daniel St. Pierre, denizaltı kentinin inşa edilmesinde uygulanan temel yaklaşımı şöyle ifade ediyor: "Öyle bir kent tasarımı yapmalıydık ki, batık şehir izlenimi vermek yerine, balıkların kendi yaptıkları bir denizaltı kenti görünümünde olmalıydı. Prodüksiyon tasarımı açısından bakıldığında ilk anda New York kentini hatırlattığı söylenebilir. Ancak aynı zamanda Las Vegas, Atlantic City, hatta San Francisco esintileri de vardır. Bunların yanısıra Büyük Mercan Kayalıkları ve Karayip Denizi unsurlarını da eklemek suretiyle birbirinden çok farklı dünyaların tek kent ortamında birleşmesini sağladık." Filmin yönetmenlerinden Vicky Jenson´un bu denizaltı kentiyle ilgili izlenimleri ise şöyle: "Kent merkezi ve varoşlar diyebileceğimiz iki ayrı bölge vardır. Biz bu kentteki varoşları okyanus zeminine kurmayı tercih ettik. Burası kentin en çirkin görünümlü bölgesidir. Kent merkezi ise okyanus yüzeyine daha yakın olan bölgededir. Çünkü oradaki sular kristal berraklığında ve parlak görünümlüdür. Kentin en iyi mağazaları ve evleri okyanus yüzeyine yakındır. Orası alt tabakadaki herkesin, özellikle de Oscar´ın yaşamayı hayal ettiği bölgedir." Anlayacağınız, sualtı dünyasında yeniden üretilen sadece su üstündeki insan kentleri değil, o kentlerdeki sınıf eşitsizliği, kentin mimarisinde de dikey bir hiyerarşi olması ve altlarda yaşayanların üstlere tırmanma arzusu...
Filmin prodüksiyon tasarımının önemli noktalarından birisi de, balıkların yaşadığı kentin Times Meydanı. Şöyle ki, filmde karşımıza, denizaltı ortamında sokak afişleri ve trafik işaretleriyle tıptatıp bir Times Meydanı çıkıyor. Tıpkı Times’da olduğu gibi, gelişmelerin dev bir barkovizyon aracılığıyla kent sakinlerine duyurulduğu meydan, Oscar’ın Lenny’yi aralarındaki anlaşma gereği avladığı sahneye de mekân olmasıyla filmde ayrı bir öneme sahip. Film yapımcıları ve tasarım ekiplerinin bu meydanı yaratırken en çok eğlendiği husus ise, meydandaki reklam afişlerinde "Coral-Cola", "Fish King", "Old Wavy" ve "Gup" gibi balıklaştırılmış reklam öğelerine yer vermek olduğu hissediliyor. Hatta köpekbalıklarının en favori filmi olarak reklam edilen "Jaws"ın bile reklam afişleri var bu meydanda.
Tamamı bilgisayarda yaratılmış bir animasyon
Filmin teknik boyutuna biraz daha girecek olursak, animasyon dünyası açısından "Shark Tale"in en önemli özelliği, neredeyse tamamının bilgisayar ortamında hazırlanması olmuş. Buna karşılık filmin prodüksiyonunda görev yapan çizgi roman sanatçılarının birçoğu ömründe ilk kez mouse kullanan klasik 2 boyutlu çizgi roman sanatçıları arasından seçilmiş. "Shark Tale"in komedi boyutuna filmin baş kahramanları olan balıkların esnek yapısının eşlik etmesi nedeniyle, çizgi roman sanatçılarının sıkıştırma ve genişletme tekniğini yakından bilen sanatçılar olmasını gerektiriyordu. Zaten "Shark Tale"in yapımında sağlanan en önemli gelişmelerden birisi, "sıkıştırma ve genişletme" olarak bilinen uygulamanın bilgisayar ortamında hayata geçirilmesi olmuş. Klasik Chuck Jones ve Tex Avery çizgi romanlarıyla ilişkilendirilen bu teknikte, çizgi roman ressamları belirli bir hareketi yansıtmak amacıyla nesneleri sıkıştırıyor veya genişletiyorlardı. Ancak el ile çizim yapan geleneksel çizgi roman sanatçılarının kolayca gerçekleştirdiği bu işlemin sağladığı etkiye bilgisayar ortamında ulaşılabilmesi kolay değildi. Çünkü sıkıştırma ve genişletme tekniği uygulandığında nesnenin dağılmasıyla sonuçlanıyordu. Yönetmen Bob Letterman, bu tekniğin filmdeki kullanımına dair şunları söylüyor: "Sıkıştırma ve genişletme tekniğinin "Shark Tale"in hemen hemen tamamında uygulandığı görülebilir. Ancak belki de en ısrarcı şekilde uygulandığı sahneler, Ernie ve Bernie adlı denizanalarının hareketleridir. Özellikle de bu denizanalarının birisine ´dokunmak´ için uzandığı sahnelerde bu teknik kullanıldı. Ernie ve Bernie, Oscar ile dalga geçmeye ve onu işkence çektirmeye bayılan iki muzip ve şakacı denizanasıydı. Ancak bunların çizimi animatörler için tam bir işkenceye dönüştü. Çünkü filmdeki tüm çizimler arasında belki de en zor olanı denizanasının çizimiydi."
Filmin üç yönetmeni Vicky Jenson, Bibo Bergeron ve Rob Letterman ise, kaçınılmaz olarak, bilgisayar ortamında hayata geçirilen bu prodüksiyonun farklı boyutlarında hizmet vermek durumunda kalmışlar. Filmin yapımcısı Bill Damaschke, üç yönetmenin görev alanlarını şöyle açıklıyor: "Vicky´nin, aktörleri yönetme konusunda engin deneyimi vardır. Ele aldığı öyküye kendi mizah anlayışını ve bakış açısını getirmesiyle tanınır. Bibo ise animasyon kökenlidir. Kendisine ait bir animasyon stüdyosu vardır. Bu yüzden ışıkçıları, animatörleri ve efekt sanatçılarını yönetmeyi bilir. Rob´a gelince, onun özelliği de öykünün oluşturulmasına katkıda bulunmasıydı. Yönetmenliğinin yanısıra senaryonun yazımına katılarak beyin takımı arasında yer aldı. Üç farklı uzmanlık alanına sahip üç tutkulu insanla birlikte çalıştığımız için çok şanslıydık. Her üçü de farklı alanlarda odaklandığı halde ekip çalışmasının bütün gereklerini yerine getirdiler."Henüz kimse yorum yapmamış.
- Aramızda Casus Var: Tony Scott/Jason Bourne-vari
- Gomorra: Gerçek bir öykü...
- "Mustafa" filmi için kim ne dedi?
- Türk basınında "Üç Maymun"
- Eleştirmen gözüyle Altın Portakal filmleri
- Oyum "komediye!"
- Geçmişten günümüze ‘Kara Şövalye’
- Dünyanın Merkezine Yolculuk başladı!
- Narnia Günlükleri: Prens Caspian'ın Öyküsü
- James Bond Tarihi
- “Wanted” oyuncuları yakın planda!
- Sinemanın en "şık" film karakterleri
- Kevin Spacey güzellemesi!
- Sex and the City'nin güzel, akıllı ve cesur kızları
- Macera Adası: Kendi hikayenizin kahramanı olun...


Philadelphia (01 Aralık 2008 Cnbc-e, 22:00)
Tom Hanks’e En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar ödülü getiren "Philadelphia", bir dönemin AIDS hastalığına hukuki ve toplumsal bakışını gözler önüne seriyor. Bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de yayınlanacak olan "Philadelphia" yı kaçırmayın!

Aşka Davet
Beverly Clark: Yaşamlarımıza tanıklık edecek birine ihtiyacımız var. Bu gezegende milyarlarca insan var. Söylemek istediğim şu, hangimizin hayatının gerçek bir anlamı var? Fakat evliliklerde her şeye dikkat edeceğin üzerine söz veriyorsun. İyi şeyler, kötü şeyler, korkunç şeyler, sıradan şeyler... Hepsine, her zaman, her gün. Şöyle diyorsun: “Yaşamın uyarısız olmayacak, çünkü ben uyaracağım. Yaşamın tanıksız geçmeyecek çünkü ben senin tanığın olacağım.
Beverly Clark: Yaşamlarımıza tanıklık edecek birine ihtiyacımız var. Bu gezegende milyarlarca insan var. Söylemek istediğim şu, hangimizin hayatının gerçek bir anlamı var? Fakat evliliklerde her şeye dikkat edeceğin üzerine söz veriyorsun. İyi şeyler, kötü şeyler, korkunç şeyler, sıradan şeyler... Hepsine, her zaman, her gün. Şöyle diyorsun: “Yaşamın uyarısız olmayacak, çünkü ben uyaracağım. Yaşamın tanıksız geçmeyecek çünkü ben senin tanığın olacağım.








Seanslar
Fragman

