"Alien Predator'e Karşı"
Yaratıkların yüzyıl savaşı
Yaratıkların yüzyıl savaşı

Fuat Camgöz 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Son dönemde "Muhteşem Kahramanlar", "Karanlıklar Ülkesi", "Van Helsing" ve "Freddy Jason'a Karşı" gibi filmlerle popülerleşen, sinema camiasının ünlü fantastik karakterlerini aynı filmde buluşturma trendi "Alien Predator'e Karşı" ile devam ediyor. İki vahşi uzaylı ırkın, Alien ve Predator'lerin yüzyıl savaşlarını konu alan film, senaryosunda kusurlar olsa da, gerçekçi yaratık tasarımları ile dikkat çekiyor.
Sinema dünyasına Fox Stüdyoları'nın kazandırdığı iki adet popüler yaratık türünü, Alien ve Predator'u aynı filmde buluşturan "Alien Predator'e Karşı", fantastik filmlerin küçük bir alt türü olarak görebileceğimiz ve ‘Vs. filmleri’ (Türkçe'ye ‘...e karşı filmleri’ olarak da çevirebiliriz) diye adlandırabileceğimiz bir geleneğin içinde yer alıyor. Sinema tarihi içerisinde “King Kong Vs. Godzilla” (“Kingukongu tai Gojira”, 1962) ve “Dracula Vs. Frankenstein” (1971) gibi örnekleri yer alan bu filmlerin ortak özellikleri adlarında çok açık biçimde görülüyor: İki fantastik karakteri karşı karşıya getirmek. Yakın dönemde vizyona giren ve bu tarz karakterleri bir araya getiren "Muhteşem Kahramanlar" ("Leauge of Extraordinary Gentlemen"), "Karanlıklar Ülkesi" ("Underworld") ve "Van Helsing" filmleriyle birlikte, doğrudan bu geleneğin içinde yer alan "Freddy Jason'a Karşı" filmini aklımıza getirdiğimizde, "Alien Predator'e Karşı"nın sinemada yeniden canlanan bol fantastik karakterli filmler trendinin bir habercisi olduğunu iddia edebiliriz.
'Vs. filmleri'nde yeni bir halka...
"Alien Predator'e Karşı"ya adını veren fantastik yaratıklardan Alien, Predator'e göre, sinemasal anlamda biraz daha yaşlı ve de tecrübeli gibi gözüküyor. Hatırlayacağınız gibi, Alien, Ridley Scott'ın imzasını taşıyan 1979 yapımı filmle sinema dünyasına giriş yapmıştı. Gösterime girdikten sonra kısa bir süre içinde kült statüsüne erişen bu filmin elde ettiği başarı, yapımcı şirket Twentieth Century Fox'un iştahını kabartmış olacak ki ilerleyen yıllarda, üç usta yönetmenin çektiği filmlerle Alien bir seri haline geldi. Önce, ilk iki Terminator filmine de imza atmış olan James Cameron 1986 yılında "Aliens"ı çekti. Ardından da, altı yıl sonra David Fincher'ın "Alien³" filmi geldi. Son olarak da Jean-Pierre Jeunet'nin "Alien: Diriliş"ini ("Alien: Resurrection") 1997'de izledik. Alien'ın sinema dünyasındaki varlığı bu devam filmleriyle sınırlı kalmadı tabii ki. Alien'ın tasarımı sinema dünyasındaki pek çok yaratık tasarımı için de ilham kaynağı oldu (Geçtiğimiz aylarda vizyona giren "Hellboy"daki yaratıklar, Alien'ın biraz evrim geçirmiş versiyonları gibiydi.) Predator’le ise, Alien kadar görkemli olmasa da, 1987 yılında John McTiernan’ın yönettiği, Arnold Schwarzenegger'in başrolde yer aldığı ve ülkemizde "Av" ismiyle gösterime giren filmle tanışmış; 1990 yılında, bu kez Stephen Hopkins’in kamera arkasına geçtiği "Av 2" ile kendisiyle daha da yakınlaşma şansı bulmuştuk. Her ne kadar, miraslarına konduğu bu filmlerle birebir bir ilişki kurmasa da, "Alien Predator'e Karşı"da iki yaratığın kozlarını paylaşmasıyla tecrübenin mi, yoksa gençliğin mi daha üstün geldiğini görmüş olacağız.
Gizemli piramidin peşinde
Filmin konusu, bu tür filmlerin vazgeçilmez klişelerinden olan 'gizemli yerin keşfi' teması çevresinde örülüyor. Zengin bir iş adamı olan Charles Bishop Weyland, Antartik Denizi’ndeki buzulların altında yeni keşfedilen ve Aztek, Mısır ve Kamboçya gibi birbirlerinden oldukça uzak coğrafyalarda yeşermiş, kültürel açıdan fazlasıyla zengin medeniyetlerin izlerini taşıyan gizemli bir piramidin ardındaki sırrı bulmak arzusuyla yanıp tutuşmaktadır. Gerekli kaynağı sağlayacak parası da olduğundan bu sırrı keşfetmek için tehlikeye kendini atılması yerine bilimadamlarından oluşan bir ekip kurar. Ekip, çevreci bir kâşif olan Alexa Woods’un öncülüğünde, bu esrarengiz piramidi keşfetmek üzere yola çıkar. Beklediklerinden çok daha ilginç ve sıradışı mimariye sahip piramit karşısında büyülenen ekip üyeleri, piramidin böylesine korunmuş olmasını garipseseler de bilimsel merakları daha ağır basar ve yavaş yavaş piramidi keşfetmeye koyulurlar. Ancak keşif için gruplara ayrıldıklarında, piramidin canlı bir organizma gibi hareket edebildiğini ve odaların şekillerini değiştirerek ekip üyelerinin birbirlerini kaybetmesi için uğraştığını fark ederler. Kısa süre sonra, tüm bu gizemin ardında yatan gerçeği de bulacaklardır: Uzaylı iki savaşçı ırkın, Predator’lerle Alien'ların yüzyıl savaşının tam göbeğine düşmüşlerdir. Yeni yetişen genç ırkdaşlarına kendilerini bileyecekleri bir savaş ortamı yaratmak isteyen Predator'ler, her yüzyılda bir doğurması beklenen Kraliçe Alien’ı bu piramite hapsetmişler ve onun yavrulamasını beklemeye başlamışlardır. Ekiptekiler, istemeden de olsa, artık bu savaşın bir parçası olmuşlardır.
Gerçekçi yaratık tasarımları
Tam bir Alien ve Predator sevdalısı olan yönetmen Paul W.S. Anderson, hikâyenin dünyada ve günümüzde geçmesinin daha doğru olacağını düşünmüş. Film için, önceki filmlerden farklı bir mitoloji yaratmayı kafasına koyan yönetmen, bunu oluşturabilmek için dünya medeniyetler tarihini kapsamlı bir bakışla yeniden araştırmış ve Aztek, Mısır ve Maya gibi, kültürlerinde uzaylı formlarına yer olan, zengin bir görsel kültüre ve bunun uzantısı olan özgün bir mimari anlayışa sahip bu medeniyetlerden faydalanmaya karar vermiş. Tabii ki, böyle fantastik bir film çekerken, tüm yükü mitolojiye yükleyip aradan sıyrılmayı düşünmemiş Anderson; yaratıkların olabildiğince gerçekçi olmasına da çalışmış. Bunun için bilgisayar efektlerinden minimum düzeyde yararlanmaya karar veren yönetmen, bu işi yaratık tasarımlarından sorumlu Alec Gillis ve Tom Woodruff, Jr. ile görsel efekt danışmanı John Bruno'nun yeteneklerine bırakmış. Tasarım ve görsel efekt ekibi, Anderson'un ne istediğini tam olarak anlayınca, filmdeki efektlerin yüzde yetmişi, bilgisayar desteği olmadan, fiziksel öğelerle yaratılmış. Bu konuda yönetmen Anderson, günümüz izleyicisinin oldukça sofistike olduğunu ve bilgisayar efektlerini yeterince gerçekçi bulmadıklarını söylüyor. “Bu iki güçlü yaratığın film boyunca kafa kafaya savaştıklarını seyircinin gerçekten hissetmesini istedik. Bunu en iyi yapmanın yolu ise gerçekçi fiziksel varlıklar kullanmaktı.” R. Giger’ın orijinal Alien dizaynı ve Stan Winston’ın Predator kreasyonuna pek radikal değişikler yapmayan Gillis ve Woodruff, sadece yeni efektler kullanarak bu iki uzaylı varlığı daha güçlü göstermeye çalışmışlar. İki yaratığa ait performansların çoğu radyo dalgaları ile kumanda edilen animatronic ögelerlerle gerçekleştirilmiş. Birçok sahnede ise Predator, eski bir İngiliz basketbolcu olan Ian Whyte tarafından canlandırılmış. Whyte’ın güçlü fiziği ve atletik yapısı, filmde yaratığın performansını geliştirmekte yardımcı olmuş.
Filmin, yüzde otuzunu kapasayan bilgisayar efektlerinden ise John Bruno sorumlu olmuş. “Terminator 2” ve “Titanik” gibi büyük bütçeli filmlerin yapımcısı olarak hatırladığımız Bruno'nun çalışmalarının kilit noktası Kraliçe Alien'ın oda tasarımlarının bilgisayarda yarattığı görsel efektlerin birbirleri ile örtüşmesi olmuş. Devamlı hareket ederek farklı odalar haline gelen birçok küçük odanın birleşiminden oluşan yapı, Aztek ve Predator teknolojisinin kombinasyonu olarak inşa edilmiş.
Tıpkı yaratık efektleri gibi filmde kullanılan silahlar da ilk filmlerde kullanılanlar referans alınarak dizayn edilmiş. İlk iki “Predator” filmindeki teleskopik mızraklar, aynı dizayn üzerinden daha dekoratif bir görüntüye sahip olacak şekilde geliştirilmiş. Predator'un fırlattığı bıçaklar eskisi gibi altı kollu bir yıldız biçiminde değil, fırlatıldıgında dışarı çıkan keskin uçlar şeklinde geliştirilmiş.
Tüm bu hummalı çalışmanın geldiği noktada, teknik açıdan belirli bir yetkinliği tutturan filmin, öykü düzleminde bazı sorunları olduğu ve özellikle Alien filmlerinde izleyiciyi filmin içine çeken klostrofobik mekân kullanımı konusunda da sıkıntılar yaşadığını belirtmek gerekiyor. Yine de, iki yaratığın anıları hatrına "Alien Predator'r Karşı"yı izlemekte fayda var.
'Vs. filmleri'nde yeni bir halka...
"Alien Predator'e Karşı"ya adını veren fantastik yaratıklardan Alien, Predator'e göre, sinemasal anlamda biraz daha yaşlı ve de tecrübeli gibi gözüküyor. Hatırlayacağınız gibi, Alien, Ridley Scott'ın imzasını taşıyan 1979 yapımı filmle sinema dünyasına giriş yapmıştı. Gösterime girdikten sonra kısa bir süre içinde kült statüsüne erişen bu filmin elde ettiği başarı, yapımcı şirket Twentieth Century Fox'un iştahını kabartmış olacak ki ilerleyen yıllarda, üç usta yönetmenin çektiği filmlerle Alien bir seri haline geldi. Önce, ilk iki Terminator filmine de imza atmış olan James Cameron 1986 yılında "Aliens"ı çekti. Ardından da, altı yıl sonra David Fincher'ın "Alien³" filmi geldi. Son olarak da Jean-Pierre Jeunet'nin "Alien: Diriliş"ini ("Alien: Resurrection") 1997'de izledik. Alien'ın sinema dünyasındaki varlığı bu devam filmleriyle sınırlı kalmadı tabii ki. Alien'ın tasarımı sinema dünyasındaki pek çok yaratık tasarımı için de ilham kaynağı oldu (Geçtiğimiz aylarda vizyona giren "Hellboy"daki yaratıklar, Alien'ın biraz evrim geçirmiş versiyonları gibiydi.) Predator’le ise, Alien kadar görkemli olmasa da, 1987 yılında John McTiernan’ın yönettiği, Arnold Schwarzenegger'in başrolde yer aldığı ve ülkemizde "Av" ismiyle gösterime giren filmle tanışmış; 1990 yılında, bu kez Stephen Hopkins’in kamera arkasına geçtiği "Av 2" ile kendisiyle daha da yakınlaşma şansı bulmuştuk. Her ne kadar, miraslarına konduğu bu filmlerle birebir bir ilişki kurmasa da, "Alien Predator'e Karşı"da iki yaratığın kozlarını paylaşmasıyla tecrübenin mi, yoksa gençliğin mi daha üstün geldiğini görmüş olacağız.
Gizemli piramidin peşinde
Filmin konusu, bu tür filmlerin vazgeçilmez klişelerinden olan 'gizemli yerin keşfi' teması çevresinde örülüyor. Zengin bir iş adamı olan Charles Bishop Weyland, Antartik Denizi’ndeki buzulların altında yeni keşfedilen ve Aztek, Mısır ve Kamboçya gibi birbirlerinden oldukça uzak coğrafyalarda yeşermiş, kültürel açıdan fazlasıyla zengin medeniyetlerin izlerini taşıyan gizemli bir piramidin ardındaki sırrı bulmak arzusuyla yanıp tutuşmaktadır. Gerekli kaynağı sağlayacak parası da olduğundan bu sırrı keşfetmek için tehlikeye kendini atılması yerine bilimadamlarından oluşan bir ekip kurar. Ekip, çevreci bir kâşif olan Alexa Woods’un öncülüğünde, bu esrarengiz piramidi keşfetmek üzere yola çıkar. Beklediklerinden çok daha ilginç ve sıradışı mimariye sahip piramit karşısında büyülenen ekip üyeleri, piramidin böylesine korunmuş olmasını garipseseler de bilimsel merakları daha ağır basar ve yavaş yavaş piramidi keşfetmeye koyulurlar. Ancak keşif için gruplara ayrıldıklarında, piramidin canlı bir organizma gibi hareket edebildiğini ve odaların şekillerini değiştirerek ekip üyelerinin birbirlerini kaybetmesi için uğraştığını fark ederler. Kısa süre sonra, tüm bu gizemin ardında yatan gerçeği de bulacaklardır: Uzaylı iki savaşçı ırkın, Predator’lerle Alien'ların yüzyıl savaşının tam göbeğine düşmüşlerdir. Yeni yetişen genç ırkdaşlarına kendilerini bileyecekleri bir savaş ortamı yaratmak isteyen Predator'ler, her yüzyılda bir doğurması beklenen Kraliçe Alien’ı bu piramite hapsetmişler ve onun yavrulamasını beklemeye başlamışlardır. Ekiptekiler, istemeden de olsa, artık bu savaşın bir parçası olmuşlardır.
Gerçekçi yaratık tasarımları
Tam bir Alien ve Predator sevdalısı olan yönetmen Paul W.S. Anderson, hikâyenin dünyada ve günümüzde geçmesinin daha doğru olacağını düşünmüş. Film için, önceki filmlerden farklı bir mitoloji yaratmayı kafasına koyan yönetmen, bunu oluşturabilmek için dünya medeniyetler tarihini kapsamlı bir bakışla yeniden araştırmış ve Aztek, Mısır ve Maya gibi, kültürlerinde uzaylı formlarına yer olan, zengin bir görsel kültüre ve bunun uzantısı olan özgün bir mimari anlayışa sahip bu medeniyetlerden faydalanmaya karar vermiş. Tabii ki, böyle fantastik bir film çekerken, tüm yükü mitolojiye yükleyip aradan sıyrılmayı düşünmemiş Anderson; yaratıkların olabildiğince gerçekçi olmasına da çalışmış. Bunun için bilgisayar efektlerinden minimum düzeyde yararlanmaya karar veren yönetmen, bu işi yaratık tasarımlarından sorumlu Alec Gillis ve Tom Woodruff, Jr. ile görsel efekt danışmanı John Bruno'nun yeteneklerine bırakmış. Tasarım ve görsel efekt ekibi, Anderson'un ne istediğini tam olarak anlayınca, filmdeki efektlerin yüzde yetmişi, bilgisayar desteği olmadan, fiziksel öğelerle yaratılmış. Bu konuda yönetmen Anderson, günümüz izleyicisinin oldukça sofistike olduğunu ve bilgisayar efektlerini yeterince gerçekçi bulmadıklarını söylüyor. “Bu iki güçlü yaratığın film boyunca kafa kafaya savaştıklarını seyircinin gerçekten hissetmesini istedik. Bunu en iyi yapmanın yolu ise gerçekçi fiziksel varlıklar kullanmaktı.” R. Giger’ın orijinal Alien dizaynı ve Stan Winston’ın Predator kreasyonuna pek radikal değişikler yapmayan Gillis ve Woodruff, sadece yeni efektler kullanarak bu iki uzaylı varlığı daha güçlü göstermeye çalışmışlar. İki yaratığa ait performansların çoğu radyo dalgaları ile kumanda edilen animatronic ögelerlerle gerçekleştirilmiş. Birçok sahnede ise Predator, eski bir İngiliz basketbolcu olan Ian Whyte tarafından canlandırılmış. Whyte’ın güçlü fiziği ve atletik yapısı, filmde yaratığın performansını geliştirmekte yardımcı olmuş.
Filmin, yüzde otuzunu kapasayan bilgisayar efektlerinden ise John Bruno sorumlu olmuş. “Terminator 2” ve “Titanik” gibi büyük bütçeli filmlerin yapımcısı olarak hatırladığımız Bruno'nun çalışmalarının kilit noktası Kraliçe Alien'ın oda tasarımlarının bilgisayarda yarattığı görsel efektlerin birbirleri ile örtüşmesi olmuş. Devamlı hareket ederek farklı odalar haline gelen birçok küçük odanın birleşiminden oluşan yapı, Aztek ve Predator teknolojisinin kombinasyonu olarak inşa edilmiş.
Tıpkı yaratık efektleri gibi filmde kullanılan silahlar da ilk filmlerde kullanılanlar referans alınarak dizayn edilmiş. İlk iki “Predator” filmindeki teleskopik mızraklar, aynı dizayn üzerinden daha dekoratif bir görüntüye sahip olacak şekilde geliştirilmiş. Predator'un fırlattığı bıçaklar eskisi gibi altı kollu bir yıldız biçiminde değil, fırlatıldıgında dışarı çıkan keskin uçlar şeklinde geliştirilmiş.
Tüm bu hummalı çalışmanın geldiği noktada, teknik açıdan belirli bir yetkinliği tutturan filmin, öykü düzleminde bazı sorunları olduğu ve özellikle Alien filmlerinde izleyiciyi filmin içine çeken klostrofobik mekân kullanımı konusunda da sıkıntılar yaşadığını belirtmek gerekiyor. Yine de, iki yaratığın anıları hatrına "Alien Predator'r Karşı"yı izlemekte fayda var.Henüz kimse yorum yapmamış.



Tetikçi (10 Ekim 2008 20:00 Atv)
Jason Statham, Amy Smart, Jose Pablo Cantillo ve Efren Ramirez'in oynadığı "Tetikçi"adlı aksiyon filmi Tv'de ilk kez bu akşam Atv ekranlarında...
Jason Statham, Amy Smart, Jose Pablo Cantillo ve Efren Ramirez'in oynadığı "Tetikçi"adlı aksiyon filmi Tv'de ilk kez bu akşam Atv ekranlarında...

Raydan Çıkanlar
Bazıları sahip oldukları şeyin değerini bilmez.
Bazıları sahip oldukları şeyin değerini bilmez.






Seanslar
Fragman
