Collateral
Bir Los Angeles filmi...
Fuat Camgöz 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Aksiyon sinemasının usta yönetmenlerinden Michael Mann'ın imzasını taşıyan "Collateral", yönetmenin "vazgeçilmez evim" dediği Los Angeles'ta geçen sürükleyici bir hikâyeye sahip. Öyküsünü tek bir geceye sıkıştırarak farklı bir anlatım yakalayan filmde, Tom Cruise ilk kez bir kiralık katil rolünde ve farklı bir görünüşle karşımıza çıkıyor.
Michael Mann, cebinde tek atımlık yeteneği olan sinemacılardan değil. Yeri geldiğinde senaryo yazmayı ve yapımcılık yapmayı da becerebiliyor. Böylece, ayakta kalmanın pek de kolay olmadığı Hollywood semalarında, istediği filmi çekme gibi bir lükse sahip. Bugüne dek çektiği “Thief” (1981), “Manhunter” (1986), “Son Mohikan” (“The Last of the Mohicans”, 1992), “Heat” (1995) ve “Köstebek” (“The Insider”, 1999) filmlerini düşünecek olursak, bu lüksü genelde nitelikli aksiyonlar çekmek için kullandığı genellemesini yapmak mümkün. “Collateral”dan önce çektiği “Ali”de olduğu gibi, aksiyon türünden uzaklaşmanın, Mann’a pek de yaramadığını düşünecek olursak, yönetmenin aksiyon türünde bir ‘autuer’ imzasını sahip olduğunu, belirli bir tarz oluşturduğunu belirtmemiz gerekiyor. “Collateral”a bu bakış açısıyla yaklaştığımızda, Mann’ın türün kimi klişelerine başvurarak yine kendine has bir sürükleyiciliğe sahip, stilize bir film ortaya çıkardığını belirtmemiz gerekiyor. Özellikle, takıntı düzeyinde bağlı olduğu Los Angeles şehrini kullanımı; hikâyesini tek bir geceye sıkıştırması ve bu tarz öyküye sahip filmlerde olduğu gibi, farklı olan karakteri –yani kiralık katil Vincent’ı- değil, farklı karakterin yaşamına müdahale ettiği sıradan karakteri –yani taksi şoförü Max’i- filmin merkezine yerleştirerek, alıştığımızın dışında bir anlatım kuruyor. Bir Los Angeles filmi... “Collateral”ın ilk karelerini ilk bakışta es geçebilir, sıradan bulabilirsiniz. Henüz kim olduğuna dair bir bilgi sahibi olmadığımız kiralık katilimiz Vincent, Los Angeles havaalanına gelir. Bu tarz filmlerde çok alışık olduğumuz çanta değiş-tokuşu sahnelerinden birine tanık oluruz: Yabancı bir adam, havaalanında ilerleyen Vincent’a çarpar; iki adamın çantaları yere düşer, el değiştirir ve adamlarımız birbirlerine iyi günler dileyerek yollarına devam ederler… “Collateral”da, tam bu yollarına devam etme anında, kendisine çarpan yabancı iyi günler dilemek yerine Vincent’a şunu söyler: “Los Angeles’a hoş geldin!” Bu cümle, film tamamlanıp jenerikler akmaya başladığında, oldukça sıradan gözüken bu giriş sekansına farklı bir anlam katacaktır; çünkü yabancı tarafından Vincent’a söylendiği kadar, yönetmen Michael Mann tarafından biz izleyicilere de söylenmektedir: “Los Angeles’a hoş geldiniz, bu şehre adanmış bir film izleyeceksiniz!” Gerçekten de, “Collateral”ın bir şehre adanmış filmlerden olduğunu söylemek mümkün. Çekimlerinin tamamının Los Angeles’ta gerçekleştirilmiş olmasının yanında, filmin öyküsü, Los Angeles kent kültürünün ayrılmaz bir parçası olan ‘taksi’ üzerinden, Los Angeles caddelerini arşınlayarak ilerliyor. Hatta ve hatta Los Angeles, filmin dijital olarak çekilmesini sağlayacak kadar önemli bir işlev yükleniyor. Bunu anlayabilmek için, öncelikle yönetmenin yaşadığı kentle ilişkisini iyice ortaya çıkaran şu sözlerine kulak vermek gerekiyor: "Bu kenti hiç görmemiş insanların kafasındaki Los Angeles sadece palmiye ağaçları ve Malibu´dan ibaret gibidir. Ancak asıl Los Angeles çok geniş bölgeleri kapsar. Ayrıca gecenin 3´ünde sokak ışıklarının bulutlara yansıması sonucunda Los Angeles semalarında çok ilginç tablolar ortaya çıkar. Çok karanlık gecelerde bile palmiye siluetlerinin gökyüzüne yansıdığını görebilirsiniz." İşte, Los Angeles’ın kendine özgü gece atmosferini çok iyi gözlemleyen yönetmen, filminde bu görselliği yeniden yaratabilmek için, 35 mm yerine, gözün gördüğüne daha yakın görüntüler elde etmesini sağlayan yüksek çözünürlüklü dijital kamera kullanmanın daha uygun olacağına karar vermiş ve filmin neredeyse yüzde seksenini dijital olarak çekmiş. Zamanda sıkışmış bir film “Collateral”ın mekân kullanımı yanında, ikinci önemli boyutu, filmin öyküsünün tek bir geceye sıkışmış olması. Uyuşturucu karteline karşı tanıklık edecek kişileri tek bir gecede öldürmek için kiralanmış olan Vincent, bu amacına ulaşmak için, işinde fazlasıyla iyi, Los Angeles’ta bir yerden diğerine ne kadar sürede gidileceğini çok iyi bilen Max’i taksisiyle birlikte rehin alıyor. Filmin zamanda böylesine sıkışmış olması, hem öykünün akışı, hem de filmin anlatımı açısından fazlasıyla önemli. O geceye kadar limuzin şirketi kurma hayalleriyle yaşayan Max, Vincent’la geçirdiği bu gece sonunda, kendini akışa bırakmaması gerektiğini anlayıp yaşamının iplerini eline alma yolunda bir adım atıyor. Hayatla ilgili tüm sorunlarını çözmüş gibi gözükse de, fazlasıyla derin bir boşluk içinde sallanmakta olduğunu sezdiğimiz Vincent’ın hayatındaki tıkanıklık bu gecenin sonunda iyice su yüzüne çıkıyor. Zamandaki sıkışıklık, karakterlerin yaşamlarındaki değişimin yoğunluğu kadar, filmin akışını da belirleyen bir işlev yükleniyor. Bu tür aksiyon filmlerinde, alışık olduğumuz giriş-gelişme-sonuç şablonunu sahiplenmeyen film, karakterlerin geçmişlerine, o geceye nasıl geldiklerine dair hiçbir şey söylemeyerek ve işlenecek cinayetler için bir zemin hazırlamayarak giriş bölümünü baştan es geçmiş gibi gözüküyor. Hem karakterlerin özellikleri, hem de cinayetlerin ardında yatan olaylar, o gece tanık olduğumuz ‘sonuç’ bölümünün içine fragmanlar halinde serpiştirilmiş durumda. Zaten Michael Mann da “Beni bu projeye çeken unsurların başında ´sıkıştırılmış zaman´ olgusu var,” dedikten sonra bu ‘sıkıştırılmış zaman’ın filmin anlatımını nasıl etkilediğini şu sözlerle açıklıyor: “Filmi izleyenler sanki filmin başlangıcından önce iki bölüm daha varmış gibi bir izlenime kapılacak. Öyküsü anlatılan insanların yaşadığı bütün olaylar daha önceden olup bitmiş. Bu filmde o olayların sonucu var diyebiliriz. Başka bir deyişle, filmin tamamı üçüncü perdeyi, yani sonuç bölümünü oluşturuyor.” Farklı karakterler... “Collateral”ı benzeri aksiyon filmlerinden farklılaştıran bir diğer nokta da, filmin merkezinde kiralık katil Vincent’tan çok, taksi şoförü Max’in yer alıyor oluşu. Bu, daha çok senaryo yazarı Stuart Beattie’in tercihi. Filmin senaryosunu yazmadan önce, havaalanından evine taksiyle dönerken, taksi şoförüyle koyu bir muhabbete tutulan ve taksi şoförüyle kırk yıllık dost gibi olan Beattie, bu olaydan çok etkilenmiş ve bunu senaryosunda kullanmaya karar vermiş: “Birbirini hiç tanımayan iki insanın belli bir süreliğine aynı mekânı paylaşması, üstelik bunlardan birisinin sırtının diğerine dönük olması fikrinin çok ilginç bir potansiyel taşıdığını düşündüm. ‘Collateral’ın çıkış noktasını, farklı yaşam biçimlerinden gelen ve yolları Los Angeles’ta tek bir gecede kesişen iki insan arasındaki temel diyalektik oluşturdu… Filmin senaryosunu yazarken bir kiralık katilin beyninin derinliklerine inmek gibi bir derdim olmadı. Ben daha çok sıradan bir taksi sürücüsünün gün içinde karşılaşabileceği risklerle ilgilendim.” Böyle bir tercihin yanı sıra, film ilk anda birbirinden siyahla beyaz kadar farklı görünen iki karakterin aslında o denli farklı olmadığını, ikisinin de gri bir zeminde yer aldığına dair pek çok imayla dolu. Özellikle final sahnesinde, Max’in gözlerinde rahatlamadan çok dehşetin yerleşip kalması, Vincent’ın ise gerçekten huzurlu gözükmesi bu imanın en güzel örneğini oluşturuyor. Dramatizasyona kaçmadan, filmi çok iyi bağlayan final sahnesinde, iyiyle kötünün karşılaşmasından çok, tercihlerin karşı karşıya getirdiği, birlikte geçirdikleri tek gecede, aslında hayatta yakın kaygılara sahip olduklarını idrak etmiş iki karakter karşı karşıya geliyor. Film boyunca eline silah alamaz gibi gözüken Max, korkusunu yendiği nokta da belki de hayatının aşkını buluyor. Kurşun işlemez gibi gözüken Vincent ise, oldukça huzurlu bir şekilde, sevdiği şekilde son yolculuğuna çıkıyor: Bir metronun arka vagonunda, yapayalnız...
Toplam 1 yorum yapılmış. Yorumları görmek için tıklayın.
Haftanın Filmi
Hancock
Hancock
7.5/10
TV'de bugün
Altın Yumruk İstanbul'da (6 Temmuz2008 21:20 Kanal 1)
Kanal'1 de bu akşam saat 21:20'de Jackie Chan'den soluk soluğa izleyeceğiniz bir macera Altın Yumruk İstanbul'da ekrana geliyor.
Replik
Sil Baştan
Bana azıcık ilgi gösteren her kadına aşık olmak zorunda mıyım?
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com