"Ben, Robot"
Will Smith robotlara karşı...
Will Smith robotlara karşı...

Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Bilimkurgu edebiyatının usta ismi Isaac Asimov'un öykülerinin toplandığı bir kitaptan uyarlanan "Ben, Robot", "The Crow" ve "Gizemli Şehir" gibi iki önemli filme imza atmış Alex Proyas'ın imzasını taşıyor. Filmde başrolde yer alan Will Smith'e karşı önyargılarınızdan kurtulur ve "Proyas, Asimov'un dünyasına ne kadar sadık kalmış?" gibi klişe kaygıları bir yana koyabilirseniz, bu filmde fazlasıyla eğlenmeniz mümkün...
“Ben, Robot”a 105 milyon dolarlık bütçesinin büyünse kapılmadan, coşkuyla bakmamızı sağlayan nedenler var: Öncelikle kameranın arkasında, “The Crow” ve “Gizemli Şehir” (“Dark City”) gibi filmlerle sevgimizi kazanmış olan Alex Proyas oturuyor. Üstelik, Proyas, bu filmi, lise eğitimini yarıda bırakmasına yol açacak denli canı gönülden tutkun olduğu Isaac Asimov’un aynı adlı öykü kitabından uyarlamış. Bilenler bilir, mevzu robot olduğunda, bilimkurgu aleminde ilk akla gelen isim, 1940’ta yazdığı üç maddeden oluşan robot kanunları bugün hâlâ geçerliliğini koruyan Isaac Asimov’dur. Bu iki olumlu faktörü cebimize koyup filmin başrolünde yer alan Will Smith’e bakacak olursak… Smith’in bir Proyas filmi için fazla sulu kaçtığını düşünebilirsiniz; ancak bu filmde, “Siyah Giyen Adamlar” (“Men in Black”) filmlerinde çizdiği performansların olumlu etkisini görüyor Smith ve filmi eğlenceli kılan öğelerden biri halini alıyor. Üstelik, yılın en büyük bütçeli yapımlarından birinde, yapımcıların kendilerini güvene almak için, bu alanda yeterince popüler olmuş bir ismi düşünmelerini de kuşkuyla karşılamamak lazım...
Aydınlık bir gelecek tasviri...
Filmimiz motosikletlerin kendi kendine gittiği ve robotların senfoni orkestralarını yönettiği, ilk bakışta her şeyin gayet aydınlık olduğu bir gelecekte, 2035 yılının Chicago’sunda geçiyor. Hemen, “Proyas ve aydınlık bir gelecek mi?” diyeceksiniz, biliyoruz; ama işin aslı farklı. Proyas usta, böyle büyük bütçeli bir Hollywood filmine imza attığı için kendisine içerleyen hayranlarını da düşünerek filmle ilgili şöyle bir açıklama yapmış: “Hikâyeyi her zaman çok önemsiyorum. Bu hikâyenin de karanlık bir tarafı var. Polisiye öğeler içerdiği için esrarengiz, karanlık, hatta biraz ‘Dark City’yi andıran anlar bulmak mümkün. Ama burada asıl olarak yapmak istediğim, çok iyimser bir gelecek, her şeyin epey yolunda gittiği, aydınlık bir dünya kurmaktı. ‘Dark City’de seyircileri birdenbire hiç alışkın olmadıkları bir dünyanın ortasına bırakıvermiştim. ‘Ben, Robot’ta ise önce onlara çok güzel ve aydınlık bir gelecek sunuyorum; ama sonra halıyı ayaklarının altından çekiveriyorum.” Aslına bakarsanız, Proyas’ın sunduğu gelecek hayali, her ne kadar hayal de olsa, bugünkü teknolojik gelişmelerin ışığında değerlendirildiğinde o kadar da ütopik değil; hatta ve hatta fazlasıyla gerçekçi olduğunu söylemek mümkün. Zaten yönetmenin kendisi de, bu filmde “perdede neredeyse belgesel havasında bir gelecek görüntüsü elde etmek istediği”ni belirtiyor. İşte bu belgesel gerçekçiliğindeki gelecekte, tahmin edebileceğiniz gibi, robotlar da günlük yaşantının güvenilir ve vazgeçilmez bir parçası haline gelmiş. Neredeyse her ailenin en az bir robotu var. Evleri temizlemekten, alışveriş gibi gündelik işler peşinde koşmaya ve hatta çocuklara bakıcılık yapmaya dek pek çok işin arkasında akıllı robotlar var. Ancak robotların hayatın içine bu kadar girmiş olması, hiçbir varoluşsal sorgulamayla olmasa bile, bilimkurgu edebiyatında ve sinemada yıllardır sayısız örneğini izlediğimiz distopik, karamsar filmler nedeniyle, bazı insanların aklına bir “acaba?” sorusu atıyor: “Ya bu güven kırılırsa ve robotlar Asimov’un ‘üç robot kanunu’nun dışında hareket eder ve insanlara zararlı eylemlerde bulunursa?”
Will Smith, robotlardan haz etmiyor!
İşte “Ben, Robot”un dünyasında, bu soruyla aklı sürekli meşgul olan karakterlerden biri de Will Smith’in canlandırdığı Dedektif Del Spooner karakteri. Dünyanın en büyük robot üretici firması olan U.S. Robotics, ev işlerinde bir devrim niteliği taşıyan NS-5 adlı yeni bir seriyi piyasaya sürme hazırlığı içindedir. Ancak, projenin öncü isimlerinden olan Dr. Alfred Lanning’in esrarengiz intiharı, şirketin çalışmaları askıya almasına yol açar. Lanning’in intiharıyla ilgili soruşturmaya, geçmişte yaşadığı talihsiz bir olaydan sonra tam bir teknofobik olan dedektif Del Spooner atanır ve Spooner kısa sürede, bunun bir intihar değil cinayet vakası olduğunu ortaya çıkarır. Ve, robotlardan nefret eden Spooner’ın şüpheli listesinin ilk sırasında, doğal olarak, NS-5 serisinin yeni robotlarından biri olan Sonny yer alır. Spooner, başlangıçta, onun robotlar hakkındaki hislerini bilen meslektaşları tarafından ciddiye alınmaz. Sadece, robot davranışları alanında çalışmalar yapan ve bu konunun önde gelen uzmanlarından olan Dr. Susan Calvin (Bridget Moynahan) ona yardım eli uzatır. İkili, Sonny’nin şiddet eğilimlerinin arkasında yatanı ortaya çıkarmak için çalışmalara başlamışken, şehirdeki diğer robotlar da kendi aralarında güçbirliği yapmaya ve içten içe şehrin kontrolünü insanların elinden alma planları yapmaya koyulmuşlardır…
Film, Asimov’un dünyasına ne kadar sadık?
Asimov’un dokuz hikâyesinin bir araya geldiği bir kitaptan uyarlanan film, konusundan da anlaşılacağı üzere, usta yazarın hikâyeleriyle bire bir benzerlik taşımıyor. Her şeyden önce, robotların insanlara zarar verecek doğrultuda tamamen kontrolden çıkmaları, Asimov’un hikâye ve romanlarında çizdiği dünyaya tamamıyla ters bir durum. Bildiğiniz gibi usta kalem, tüm bilimkurgu külliyatını, işe başlarken tanımladığı ‘Üç Robot Yasası’ üzerine inşa ediyor. Bilmeyenler içi bu yasaları hatırlatmakta fayda var:
1) Bir robot asla bir insana zarar veremez ve bir insan oğlunun zarar görmesine izin veremez.
2) Bir robot insanların verdiği emirleri birinci kuralı bozmayacak olması şartı ile yerine getirir.
3) Bir robot kendi varlığını birinci ve ikinci kuralları bozmamak şartı ile korumakla yükümlüdür. Görüldüğü üzere, film robot-insan ilişkisini yansıtırken Asimov’un dünyasının fazlasıyla uzağına çıkıyor. Bunun yanında, Asimov’un hikâyelerinin vazgeçilmez unsurları olan U.S. Robotics şirketi ve Susan Calvin, Alfred Lanning gibi karakterler küçük farklılıklarla da olsa filmde karşımıza çıkıyor.
Şeffaf robot tasarımları...
Filmin ana karakterlerinden biri olan Sonny'nin ve diğer robotların tasarımı, yönetmen Proyas’ın yazının başlarında alıntıladığımız sözlerinde bahsettiği “gerçekçi dünya”yı yaratma açısından büyük önem arz ediyor. Dolayısıyla yönetmen, robot tasarımlarını güvendiği bir isme, “Gizemli Şehir”de de birlikte çalıştığı Patrick Tatopoulos’a emanet etmiş. Daha önce “Kurtuluş Günü” (“Independence Day”) gibi bir başka dev bütçeli filmde de çalışmış olan Tatopoulos, iki yıl boyunca yönetmen Proyas’la omuz omuza çalışmış ve Sonny son haline gelmeden önce tam 50 ayrı dizayn hazırlamış. “Sonny ve NS-5 model robotlar film boyunca farklı yüzlerle karşımıza çıkacaklardı. Dolayısı ile dizaynı değiştirmeden hem sempatik hem de bir anda korku verici bir görünüme sahip olmaları gerekiyordu.” diyor Tatopoulos.
İkili, robotların bu saydam görüntülerini, insana güven verici olmalarını sağlayan bir özellik olarak düşünmüşler ve “saydamsanız hiç bir şey saklayamazsınız” düşüncesinden hareketle, nihayetinde robotları ilk bakışta sempatik ve güvenilir kılacak mükemmel tasarımı bulmuşlar. Sonny’nin sahnedeki performansı ise, “Yüzüklerin Efendisi”ndeki Gollum karakterine benzer bir teknik kullanılarak, bilgisayar teknolojisiyle canlı performans birleştirilerek gerçekleştirilmiş. “Yüzüklerin Efendisi” üçlemesinin mimarı Peter Jackson’la yakın dost olan Proyas sık sık onu arayıp, filmde Sonny’yi canlandıran Alan Tudyk’i yönetme konusunda aklına takılanları sormuş.
Nihayetinde, perdede karşımıza çıkan filmin, Proyas’ın aklındaki tüm soruların silindiğini kanıtlayan, oldukça eğlenceli bir iş olduğunu söylememiz gerekiyor.
Aydınlık bir gelecek tasviri...
Filmimiz motosikletlerin kendi kendine gittiği ve robotların senfoni orkestralarını yönettiği, ilk bakışta her şeyin gayet aydınlık olduğu bir gelecekte, 2035 yılının Chicago’sunda geçiyor. Hemen, “Proyas ve aydınlık bir gelecek mi?” diyeceksiniz, biliyoruz; ama işin aslı farklı. Proyas usta, böyle büyük bütçeli bir Hollywood filmine imza attığı için kendisine içerleyen hayranlarını da düşünerek filmle ilgili şöyle bir açıklama yapmış: “Hikâyeyi her zaman çok önemsiyorum. Bu hikâyenin de karanlık bir tarafı var. Polisiye öğeler içerdiği için esrarengiz, karanlık, hatta biraz ‘Dark City’yi andıran anlar bulmak mümkün. Ama burada asıl olarak yapmak istediğim, çok iyimser bir gelecek, her şeyin epey yolunda gittiği, aydınlık bir dünya kurmaktı. ‘Dark City’de seyircileri birdenbire hiç alışkın olmadıkları bir dünyanın ortasına bırakıvermiştim. ‘Ben, Robot’ta ise önce onlara çok güzel ve aydınlık bir gelecek sunuyorum; ama sonra halıyı ayaklarının altından çekiveriyorum.” Aslına bakarsanız, Proyas’ın sunduğu gelecek hayali, her ne kadar hayal de olsa, bugünkü teknolojik gelişmelerin ışığında değerlendirildiğinde o kadar da ütopik değil; hatta ve hatta fazlasıyla gerçekçi olduğunu söylemek mümkün. Zaten yönetmenin kendisi de, bu filmde “perdede neredeyse belgesel havasında bir gelecek görüntüsü elde etmek istediği”ni belirtiyor. İşte bu belgesel gerçekçiliğindeki gelecekte, tahmin edebileceğiniz gibi, robotlar da günlük yaşantının güvenilir ve vazgeçilmez bir parçası haline gelmiş. Neredeyse her ailenin en az bir robotu var. Evleri temizlemekten, alışveriş gibi gündelik işler peşinde koşmaya ve hatta çocuklara bakıcılık yapmaya dek pek çok işin arkasında akıllı robotlar var. Ancak robotların hayatın içine bu kadar girmiş olması, hiçbir varoluşsal sorgulamayla olmasa bile, bilimkurgu edebiyatında ve sinemada yıllardır sayısız örneğini izlediğimiz distopik, karamsar filmler nedeniyle, bazı insanların aklına bir “acaba?” sorusu atıyor: “Ya bu güven kırılırsa ve robotlar Asimov’un ‘üç robot kanunu’nun dışında hareket eder ve insanlara zararlı eylemlerde bulunursa?”
Will Smith, robotlardan haz etmiyor!
İşte “Ben, Robot”un dünyasında, bu soruyla aklı sürekli meşgul olan karakterlerden biri de Will Smith’in canlandırdığı Dedektif Del Spooner karakteri. Dünyanın en büyük robot üretici firması olan U.S. Robotics, ev işlerinde bir devrim niteliği taşıyan NS-5 adlı yeni bir seriyi piyasaya sürme hazırlığı içindedir. Ancak, projenin öncü isimlerinden olan Dr. Alfred Lanning’in esrarengiz intiharı, şirketin çalışmaları askıya almasına yol açar. Lanning’in intiharıyla ilgili soruşturmaya, geçmişte yaşadığı talihsiz bir olaydan sonra tam bir teknofobik olan dedektif Del Spooner atanır ve Spooner kısa sürede, bunun bir intihar değil cinayet vakası olduğunu ortaya çıkarır. Ve, robotlardan nefret eden Spooner’ın şüpheli listesinin ilk sırasında, doğal olarak, NS-5 serisinin yeni robotlarından biri olan Sonny yer alır. Spooner, başlangıçta, onun robotlar hakkındaki hislerini bilen meslektaşları tarafından ciddiye alınmaz. Sadece, robot davranışları alanında çalışmalar yapan ve bu konunun önde gelen uzmanlarından olan Dr. Susan Calvin (Bridget Moynahan) ona yardım eli uzatır. İkili, Sonny’nin şiddet eğilimlerinin arkasında yatanı ortaya çıkarmak için çalışmalara başlamışken, şehirdeki diğer robotlar da kendi aralarında güçbirliği yapmaya ve içten içe şehrin kontrolünü insanların elinden alma planları yapmaya koyulmuşlardır…
Film, Asimov’un dünyasına ne kadar sadık?
Asimov’un dokuz hikâyesinin bir araya geldiği bir kitaptan uyarlanan film, konusundan da anlaşılacağı üzere, usta yazarın hikâyeleriyle bire bir benzerlik taşımıyor. Her şeyden önce, robotların insanlara zarar verecek doğrultuda tamamen kontrolden çıkmaları, Asimov’un hikâye ve romanlarında çizdiği dünyaya tamamıyla ters bir durum. Bildiğiniz gibi usta kalem, tüm bilimkurgu külliyatını, işe başlarken tanımladığı ‘Üç Robot Yasası’ üzerine inşa ediyor. Bilmeyenler içi bu yasaları hatırlatmakta fayda var:
İkili, robotların bu saydam görüntülerini, insana güven verici olmalarını sağlayan bir özellik olarak düşünmüşler ve “saydamsanız hiç bir şey saklayamazsınız” düşüncesinden hareketle, nihayetinde robotları ilk bakışta sempatik ve güvenilir kılacak mükemmel tasarımı bulmuşlar. Sonny’nin sahnedeki performansı ise, “Yüzüklerin Efendisi”ndeki Gollum karakterine benzer bir teknik kullanılarak, bilgisayar teknolojisiyle canlı performans birleştirilerek gerçekleştirilmiş. “Yüzüklerin Efendisi” üçlemesinin mimarı Peter Jackson’la yakın dost olan Proyas sık sık onu arayıp, filmde Sonny’yi canlandıran Alan Tudyk’i yönetme konusunda aklına takılanları sormuş.
Nihayetinde, perdede karşımıza çıkan filmin, Proyas’ın aklındaki tüm soruların silindiğini kanıtlayan, oldukça eğlenceli bir iş olduğunu söylememiz gerekiyor.Henüz kimse yorum yapmamış.
- Aramızda Casus Var: Tony Scott/Jason Bourne-vari
- Gomorra: Gerçek bir öykü...
- "Mustafa" filmi için kim ne dedi?
- Türk basınında "Üç Maymun"
- Eleştirmen gözüyle Altın Portakal filmleri
- Oyum "komediye!"
- Geçmişten günümüze ‘Kara Şövalye’
- Dünyanın Merkezine Yolculuk başladı!
- Narnia Günlükleri: Prens Caspian'ın Öyküsü
- James Bond Tarihi
- “Wanted” oyuncuları yakın planda!
- Sinemanın en "şık" film karakterleri
- Kevin Spacey güzellemesi!
- Sex and the City'nin güzel, akıllı ve cesur kızları
- Macera Adası: Kendi hikayenizin kahramanı olun...


Philadelphia (01 Aralık 2008 Cnbc-e, 22:00)
Tom Hanks’e En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar ödülü getiren "Philadelphia", bir dönemin AIDS hastalığına hukuki ve toplumsal bakışını gözler önüne seriyor. Bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de yayınlanacak olan "Philadelphia" yı kaçırmayın!









Seanslar
Fragman


