Garfield
Kedi cephesinde değişen bir şey yok...
Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Yaklaşık 25 yıldır hayatımızda olan, çizgi dünyasının en önemli karakterlerinden Garfield, uzun bir bekleyişin ardından sonunda beyazperdede. Tanıdığımız, miskin ve tembel karakterinden pek bir şey kaybetmeyen kedimiz, bu ilk sinema macerasında, yeni ev arkadaşı olan Odie adlı köpek kaçırılınca, tüm bezginliğini rafa kaldırıp, kendini tehlikeye atıyor.
Türkiye’de bile, düzenli olarak günlük gazete takip eden pek çok insanın hayatında yer etmiş şişko, miskin, tembel ve fakat bir o kadar da akıllı kedimiz Garfield’in yolunun beyazperdeye ilk kez düştüğünü söylediğimizde içinizden bazılarının şöyle dediğini tahmin edebiliyoruz: “Nasıl yani, ben Garfield’i daha önce sinemada izlemiştim” Gerçekten de çizgi evreninin en yerleşik ve en popüler kedisi Garfield’in imgeleri zihnimizde o kadar canlı, onun bezginlik maceralarına o kadar aşinayız ki, tüm bunları birleştirip zihnimizde bir filme dönüştürmüş olmamız normal karşılanmalı. Ve fakat işte o tuhaf gerçeği bir kez daha dile getirmek durumundayız. Garfield ilk kez beyazperdeye geçiriyor patilerini, hem de dünya ile aynı anda ülkemiz sinemalarında da… Garfield, bildiğiniz Garfield Bu ilk şaşkınlığı üzerimizden atıp, hareketli görüntü haline gelmek için bunca bekleyen kedimiz Garfield’in, bu yeni halinde bir değişiklik geçirip geçirmediğini sezmek için filme baktığımızda, karşımızda tanıdığımız Garfield’i buluyoruz yine: Her isteğini yerine getiren sahibi Jon’u istediği gibi kullanan kedimiz, televizyonun karşısında çok sevdiği koltuğunda istediği gibi vakit öldürmekte, en sevdiği yemekleri (özellikle lazanya) gönlünce mideye indirmektedir. Adeta sahibi, onun evcil hayvanı gibi Garfield'e hizmet etmektedir. Ancak Jon, Garfield’i, sonradan aralarında bir romans doğacak, güzel veteriner Liz Wilson’a götürdüğünde, miskin kedimizin rahat ve huzurlu yaşamını topyekün değiştirecek bir olay olur: Liz, Jon’a Odie isimli, fazlasıyla enerjik bir köpek hediye eder. Odie, yaratılış itibarıyla Garfield’in tam tersi özelliklere sahiptir: Jon’un hoşuna gidecek tüm evcil hayvan özelliklerine sahip olduğu gibi bunları her fırsatta ortaya dökmeye bayılır; Garfield’in adeta nefret ettiği her şey, Odie’nin gündelik yaşamını sürdürmek için, içinden gelerek yaptığı şeylerdir. Sahibi Jon’un da bu durumdan fazlasıyla hoşnut olmasıyla, kendini giderek daha da çaresiz hisseden Garfield, yavaş yavaş bir çözüm üzerinde düşünmeye başlar. Tek yolun köpeği canından bezdirip evden kovulmasını sağlamak olduğunu düşündüğü bir sırada, TV programcısı Happy Chapman Odie’yi kaçırır. Başlangıçta, eski mutlu günlerine döneceği için sevinen Garfield, çok geçmeden, kendisine pek de tanıdık olmayan bir duygunun esiri olur: Suçluluk. Evet, anlı şanlı, umursamaz Garfield, Odie’nin kaçırılmasından kendini sorumlu hissetmektedir ve daha da ilginci, bu suçluluk duygusu nerelerde sakladığını anlayamadığımız bir enerjiyi açığa çıkarır. “Sabahları sevebilirdim eğer daha geç başlasaydı” gibi cümleleri yaşam felsefesi edinmiş o tembel kedi gitmiş, yerine dostu Odie için kendini tehlikelere atmaya hazır bir küçük aslan gelmiştir ve bu, Garfield’in ‘dostu’ Odie’yi kurtarmak için zor bir maceraya atılmasına yol açar. Yediden yetmişe herkesin kedisi... Aslında Garfield’in beyazperde macerasının bu denli geç başlamasının ardında bir telif sorunu yatıyor. Filmin yapımcısı John Davis, yapımcı ortağı Brian Manis’le birlikte yıllardır ünlü kedinin yaratıcısı Jim Davis’i Garfield’in sinema haklarını kendilerine satması için ikna etmeye çalışıyorlar; ancak Jim (meraklısı için buraya bir parantez açmakta yarar var: Jim Davis’le John Davis arasında herhangi bir akrabalık bağı yok, durum sadece basit bir isim benzerliğinden ibaret) yıllar boyunca bu teklife pek sıcak bakmıyor. Sonunda Jim’i ikna etmeyi başaran, “Doctor Dolittle” ve “Daddy Day Care” gibi filmleriyle tanıdığımız yapımcı John Davis, filmle ilgili “büyük bir film yıldızı olma sırası Garfield'a gelmişti,” diyor ve ekliyor: “Tembel, komik, dırdırcı ve kendine özgü bir kedi. Beş yaşında da olsanız elli yaşında da olsanız kendinizle bağdaştıracağınız, ya da kendinize yakın bulacağınız bir tarafı olan sevimli mi sevimli bir yaratık. Garfield'a her zaman gerçek bir kediymiş gibi davrandım; o, bugüne dek tam benim aklımdaki hali ile var oldu. Sonunda yeni teknoloji onu sinemaya aklımdaki hali ile aktarabilecek hale gelmişti.” 25 yıldır hayat verdiği ve onu adeta çocuğu haline getiren Garfield’in yaratıcısı Jim Davis’in sözlerinden, gözbebeği kedisinin beyazperdede başarıya ulaşacağını kestirmek pek de zor değil: “Bence Garfield'in tüm yaş grupları için popüler olmasının bir çok nedeni var. O, fiziksel olarak özel bir hayvan. İş komediye gelince çocuklar buna bayılırlar. Gençler onun otoriteye karşı çıkışına, başına buyruk bir kedi oluşuna hayranlar. Yetişkinler ise tıpkı kendi hayatlarında dönem dönem yaptıkları gibi , fazla uyuyan, çok yemek yiyen, yeterince spor yapmayan ve motivasyondan uzak bu kediyi kendileri ile eşleştirmekte asla zorluk çekmiyorlar. Bizim söylemeye cesaret edemediğimiz bir çok şeyi söyleyebilecek cesarete sahip bir kedi. Dolayısı ile bir çoğumuz adına konuşuyor.” Tabii ki böyle bir filmin yaşama geçirilmesinde en büyük kaynak, Garfield’i en yakından tanıyan kişi konumundaki Jim Davis olmuş. Filmin senaryosunu kaleme alan iki isimden biri olan (diğeri Joel Cohen) Alec Sokolow’un sözleri de bunu ortaya koyuyor: Jim bizim için inanılmaz bir kaynak oldu. Çünkü karakteri kendisi ile öylesine özdeşleşmişti ki, senaryoda yazdıklarımızın hangisinin Garfield'a uygun hangisinin bu ilginç karakter için pek de doğru olmadığını hemen seçebiliyordu.” Garfield’i kim seslendirecek? Filmin yönetmen koltuğu Peter Hewitt’e devredildikten sonra, çekim günü yaklaştıkça, hayati önemdeki soru üzerinde düşünülmeye başlanmış: Peki Garfield’i kim seslendirecek? Bu konuyu netleştirmede kilit konumdaki kişi olan John Davis şunları söylüyor: “Zalim, hicvedici, ikonik ve parlak bir sese ihtiyacımız vardı. Üstelik bu sesin sahibi Garfield'ın 25 yıllık macerasını yadırgatmayacak kadar üstün bir espri yeteneğine sahip olmalıydı. Çok şanslıydık, ilk aklımıza gelen kişi Bill Murray oldu ve o da hemen teklifimizi kabul etti. Böylece, bir komedi efsanesini arkamıza almış olduk. Bill Murray mükemmeldi. Kusursuz bir kast çalışması olmuştu. Daha mutlu olamazdım.” Garfield’in hayatının gerçek bir hayat olduğu hissini güçlendirmek için animasyonla ‘live action’ tekniği birleştirerek çekilmesi kararlaştırılan filmde Garfield’in sahibi Jon’u canlandırma teklfi önce Jim Carrey’e götürülmüş, ancak Carrey bu teklifi geri çevirince, herhangi bir Amerikalı’yı canlandırmak için hiç de fena bir isim olmayan Breckin Meyer'de karar kılınmış. “Annem onun çizgi romanlarının fanatiklerinden biriydi. Her yılbaşı ona üzerinde Garfield'ın olduğu hediyelerden alırdım. Jon rolünü bana teklif ettiklerinde bana gönderilen mesajı email ile ona gönderdim ve ‘bak bakalım bu kez Jon'u kim canlandıracak’ yazdım. Benden bile fazla heyecanlanmıştı” diyen Meyer’in sözleri rolüne ne kadar asıldığının kanıtı. Filmin kadrosundaki bir diğer önemli oyuncu, Garfield’in veterineri ve Jon’un sevgilisi Liz Wilson’ı canlandıran Jennifer Love Hewitt de sıkı bir Garfiled hayranı: “Onun çizgi dizilerini seyrederek büyüdüm. Evde büyük aynı renkte bir kedim vardı ve adını Garfield koymak istiyordum, fakat erkek kardeşim buna izin vermemişti. Lazanyayı da ilk kez Garfield yediği için yemiş ve çok beğenmiştim.” Gerçekten tüm ekibin böyle tutkuyla bağlı olduğu bir film projesinin Garfield’in 25 yıllık imajının hakkını veren bir sinema uyarlaması ortaya çıkardığını tahmin etmek zor değil. Şimdi merak edilen, beyazperde için bu kadar uzun süre bekleyen Garfield’in yeni maceralarını izleyip izleyemeyeceğimiz. Ancak filmin ülkemizde dünyayla aynı anda vizyona girdiğini göz önüne alırsak, gişe rakamları belirginleştirmeden bu konuda tahmin yürütmek pek de kolay değil. İyisi mi, Garfield’in yeni maceralarını sinemada izlemek istiyorsanız, bir an önce sinemanın yolunu tutun.
Henüz kimse yorum yapmamış.

Haftanın Filmi
Hancock
Hancock
7.4/10
TV'de bugün
Altın Yumruk İstanbul'da (6 Temmuz2008 21:20 Kanal 1)
Kanal'1 de bu akşam saat 21:20'de Jackie Chan'den soluk soluğa izleyeceğiniz bir macera Altın Yumruk İstanbul'da ekrana geliyor.
Replik
Çılgın
Kendini kontrol etmeyi öğrenmelisin.
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com