Kayıt
Van Helsing
Kötü güçlerin gövde gösterisi...
Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
"Van Helsing", son dönemde "Muhteşem Kahramanlar" ve "Freddy Jason'a Karşı" gibi filmlerle başlayan, önemli fantastik/korkunç karakterleri aynı ringe çıkartma trendinin yeni bir halkası. 'Dracula', 'Kurt Adam' ve 'Frankenstein' gibi korku literatürünün en çok tanınan üç karakterini bir araya getiren ve ülkemizde dünyayla aynı anda vizyona giren filme biraz daha yakından bakmak isterseniz, devam edin...
“Van Helsing”, son dönemde Hollywood’un iyice sarılmaya başladığı, bir nevi karakter kolajı olarak nitelendirilebilecek, yeni bir formülün uzantısı: Bu, özellikle korku ve fantastik edebiyat ile sinemanın mihenk taşı konumundaki karakterleri aynı filmde buluşturma formülü. Yakın dönemde “Freddy Jason’a Karşı” filmiyle teen-slasher türünün iki cengaverini aynı ringde önce omuz omuza sonra da karşı karşıya çarpışırken izlemiştik. Sezonun ilk aylarında vizyona giren, Allan Quartermain, Kaptan Nemo, Dorian Gray, Görünmez Adam, Dr. Jeykll/Mr. Hyde, Tom Sawyer gibi fantastik karakterleri megalomanyak Phantom’a karşı voltranı oluşturuken izlediğimiz “Muhteşem Kahramanlar” (“The Leauge of Extraordinary Gentlemen”) filminin izleri de henüz çok taze. Üstelik pek yakında, alanında kült konumundaki iki uzay yaratığını Ridley Scott’ın Alien’ıyla John McTiernan’ın Predator’ını karşı karşıya getirecek olan “Alien vs. Predator” filmi de gündemimize düşecek. Vaziyet böyle olunca, “Van Helsing” sıradan bir kolaj olmanın ötesinde, gözlerimizin önünde beliren bu yeni formülün bir halkası olarak daha fazla dikkatimizi çekiyor. Yönetmen koltuğunda deneyimli bir ‘fantezici’ Ülkemizde dünyayla aynı anda vizyona giren filme kuşbakışı baktığımızda ilk dikkatimizi çeken yönetmen koltuğunda oturan isim, yani Stephen Sommers. Aynı zamanda filmin senaryosuna da imza atan Sommers’i, gişeye damgasını vurmayı başarmış “The Mummy” ve “The Mummy Returns” filmlerinden hemen hatırlayacaksınız. Bu iki referans, bizi “Van Helsing”in akıbetiyle ilgili iki olasılığa yönlendiriyor: “Mumya” filmleriyle teknik alana hakimiyetini kanıtlamış, ancak klişeleri fütursuzca kullanmaktan geri durmamış Sommers, yapısı gereği klişelere boğulma olasılığı yüksek olan bu filmi de gişe kaygısını en öne koyarak yüzeyselleştirmiş olabilir. Veya fantezi, bilimkurgu ve korku türlerinin sıkı bir fanatiği olduğunu bildiğimiz yönetmen, bu tutkusunu ön plana alarak, bu türlerin önemli kötücül karakterlerine saygı duruşu olacak, kendisi gibi fanatik olan diğer sinema ve edebiyat severlerin de keyifli zaman geçireceği bir film ortaya çıkarmış olabilir. Sözü yönetmenin kendisine teslim ettiğimizde, onun da elindeki parlak malzemeyi basit bir “kahraman canavarlara karşı” öyküsü içinde eritmeme gibi bir kaygısı olduğunu görüyoruz: “Eski filmleri izlediğimde hepsinin belirli bir dünyanın parçası olduğunu düşündüm. Doğu Avrupa atmosferini taşıyan Gotik bir dünya söz konusuydu. Öykümü kurgularken sadece ‘üç canavara karşı savaşan kahraman’ olgusu üzerinde odaklanmak istemedim. Eğer öyle yapıp işin kolayına kaçsaydım seyirci filmde neler olup biteceğini kestirebilecekti. Seyircinin merak düzeyini artıracak daha karmaşık ve eğlenceli bir şeyler yapmak istedim.” Ancak, ilgi düzeyini arttırmak için filmin öyküsünde Sommers’in bahsettiği bu karmaşıklık durumuna aldanıp, Dracula, Frankenstein ve Kurt Adam karakterlerinin alışık olduğumuz imajlarından farklı bir şekilde karşımıza çıkacağı gibi bir endişeniz olmasın. “ Orijinal canavar filmlerini hatırlayanların ve sevenlerin sıkı durmasını istiyorum. İkonografiyi tamamen korudum. Örneğin Frankenstein'ın canavarının belleklerdeki o düz kafalı ve boynunda birtakım cıvatalar olan görüntüsü aynen korundu. Ancak yenilik diyebileceğim bazı açılımlar da yaptık. Bunları yaparken tuhaf olmamasına özen gösterdik.” diyen Sommers, kendi gibi bu karakterlere gönülden bağlı sinemaseverleri düşünerek, daha çok öyküyü oluşturma konusunda yeni denemeler yapmaya soyunmuş. Dev bütçenin sağladığı olanaklar Hemen, “peki neymiş bu yenilikler?” dediğinizi duyar gibiyiz; ama ülkemizde de dünyayla aynı anda vizyona giren filmin pazarlama çalışmalarında öyküsündeki şaşırtıcı yanların sır gibi saklandığını göz önünde tutarak, bu alana şimdilik el atmıyoruz. Ancak bu, filmde olan bitene şöyle bir göz atmamıza da engel değil tabii ki: Filmimiz 19 yüzyılda, insanlığın en büyük kâbuslarının yatağı konumundaki Transilvanya’nın yanı sıra, Londra, Paris ve Roma gibi Avrupa’nın en önemli kentlerinde geçiyor. İnsan ırkının ortadan kaldırmaya kafayı takmış kötücül güçler, farklı canavar kılıklarında, insan topluluklarına zalimce saldırmaktadırlar. Bu saldırıların günden güne dayanılmaz bir hal almasının bir anlamı vardır elbet: Dracula, Frankenstein ve Kurt Adam gibi kötülük markaları, kendilerine zulmeden insanlardan binlerce yılın intikamını almak üzere güçbirliği yapıp son ve büyük bir saldırı gerçekleştirme hazırlığı yapmaktadırlar. Bu kötülük koalisyonuna karşı durabilecek tek kişi, efsaneleşmiş vampir avcısı Van Helsing’dir. Vatikan’a bağlı olarak faaliyetlerini sürdüren gizli bir örgütün, yaklaşan tehdit karşısında Helsing’i kiralamasıyla kovalamaca ve av sezonu başlıyor. İlk olarak, işe daha deneyimli olduğu bir alandan başlamak isteyen Helsing, Kont Dracula’yı ve onun üç gelinini ortadan kaldırmak üzere Transilvanya'ya gelir. Burada ailesi yüzyıllardır vampirlerin lanetinin etkisi altında olan Anna Valerious adlı genç ve cesur bir kadını da yanına alacak ve kötülüğe karşı mücadelesinde onunla güçbirliği yapar. Yaklaşık 160 milyon dolar gibi devasa bir bütçeyle, büyük bölümü yalnızca Avrupa’da değil, dünya çapında tarihsel dokusu en iyi korunmuş kentlerden biri olan Prag’da çekilen “Van Helsing”, bu büyük bütçenin sağladığı olanaklarla, inşa edile ihtişamlı setlerde çekilmiş ve filmin önemli ayaklarından biri olan özel efektleri, özenli bir çalışmanın sonucunda ortaya çıkmış. Buna bir örnek vermek gerekirse, filmde Dracula’nın gelinlerinin uçtuğu sahneler için “Matrix”tekini andıran bir uçma tekniği kullanıp başarısız olunca, Sommers ve ekibi Amerikan futbolunda kullanılan kablo-kamera sistemine geçmeye karar vermişler. Tek bir sahnenin hazırlık aşamasının bile yaklaşık 12 saat sürebildiği bu sistemde vampir gelinlerin havada kavis çizmesi ve kendi eksenleri etrafında dönmesini mümkün olmuş. Filmin bir buçuk yılda tasarlanıp tamamlanan özel efektleri ise alanına bir numara olan ILM şirketi tarafından gerçekleştirilmiş. Karakterleri tanıyalım Tabii ki karşımızda böyle yıllardır ilgiyle izlediğimiz korku figürlerini bir araya toplayan bir film olunca, filmdeki karakterlerin özellikleri daha da öne çıkıyor. İsterseniz gelin, bu noktada filmdeki karakterleri kısaca hatırlayalım:
  • Gabriel Van Helsing (Hugh Jackman): Asıl adı Abraham olan bu acar vampir avcısının ilk doğumu Bram Stoker'in 1897 yılında yazdığı “Dracula” romanında gerçekleşti; sinema doğumu ise tam 34 yıl sonra, 1934’te Universal Pictures'ın "Dracula" adlı filmiyle oldu ve o dönemde özellikle korku filmlerinde canlandırdığı karakterlerle tanınan Edward Van Sloan, Helsing’i canlandırıyordu. İlerleyen yıllarda Peter Hushing (“The Horror of Dracula”, 1958), Laurence Olivier (“Dracula”, 1979), Walter Ladengast (“Nosferatu: Phantom der Nacht”, 1979), Anthony Hopkins (“Dracula”, 1992) ve Mel Brooks (“Dracula: Dead and Loving It”, 1995) gibi usta oyuncuların canlandırdığı Van Helsing, rivayete göre, Victoria dönemi İngiltere'sinde yaşayan tanınmış bir felsefeci, tarihçi ve gizli bilimler uzmanı ve ülkedeki genç ve güzel bazı kadınların art arda esrarengiz ve şüpheli şekilde ölümü üzerine sorunu çözmesi için göreve çağrılıyor; araştırmalarının onu Kont Dracula’ya götüreceği macerası da böylece başlamış oluyor. “Van Helsing” filminde Hugh Jackman gibi daha önce kendisine hayat verenlerden çok daha genç bir aktör tarafından canlandırılan ve ismi Gabriel olarak değiştirilen karakterin misyonunda önemli bir değişiklik yapılmış: O artık sadece Dracula'nın baş düşmanı değil, dünya üzerindeki tüm canavarların en ünlü avcısı.
  • Anna Valerious: Transilvanya Prensesi olan Anna Valerious, ailesini yok eden Dracula'dan intikam almaya yemin etmiş, cesur bir kadın. Bağlı olduğu Vatikan’daki örgüt tarafından görevlendirilip Translivanya’ya gelen Van Helsing, Anna'nın da vampir avcısı olduğunu öğrendiğinde onunla bağlantı kurup işbirliği yapıyor; ancak tabii ki bu, basit ve profesyonel bir ilişki olmanın ötesine geçiyor. Ailesinde hayatta kalan son kişi olan erkek kardeşi Velkan'ı yeni kaybettiği için öfkesi çok taze olan Anna, intikamını paylaşmak istemese de Helsing ile güçbirliği yapmayı kabul ediyor.
  • Dracula:Bram Stoker'ın 1897 yılında yazdığı "Dracula" adlı kitapla birlikte korku literatürünün en önemli karakterlerinden biri olan Dracula, ilk olarak Bela Lugosi'nin oynadığı 1931 yapımı Universal filmiyle sinemasal bir bedene de kavuştu. O filmde, modern bir bakışla yansıtılan vampirlerin kontu, Macar aksanıyla konuşan esrarengiz bir aristokrattı. Stephen Sommers'ın vizyonunda ise, gece karanlığında yaşamaya mahkum olan bu lanetli yaratık önemli bir kabuk değişimine uğramış. En son görsel efektlerin yardımıyla, bir bukelamun gibi kendi kendisini dönüştürme yeteneği kazanan Dracula, Transilvanya semalarında uçarak terör estiren kanatlı bir yaratığa dönüşerek daha da yenilmez bir hal almış.
  • Frankenstein'ın Canavarı: Mary Shelley'nin yazdığı kitapla doğan Dr. Victor Frankenstein ve onun yarattığı canavar sinemayla ilk kez 1931 yılında gösterime sunulan Universal Pictures yapımı "Frankenstein" adlı filmle tanıştı. Stephen Sommers, "Van Helsing"i çekerken Boris Karloff'un canlandırdığı orijinal Frankenstein karakterinin pek çok özelliğini korusa da gelişen teknoloji gereği, tabii ki bazı değişiklikler de yaptı. Bu canavarı insanlar tarafından yanlış anlaşılmış sempatik bir yaratık şeklinde sunan Sommers, yepyeni anlatım teknikleri kullanmak suretiyle bu yaratığa beklenmedik özellikle yükledi. Kısacası geleneksel olan ile yeniliğe açık olanın birleşmesi sayesinde Frankenstein 21. yüzyıl izleyicisinin beğenisine uygun bir karakter halini aldı.
  • Kurt Adam: Antik çağlardan beri süregelir ve tüm dünya kültürlerinde rastlanan efsaneyi hepiniz biliyorsunuz: Aslında bir insan olan Kurt Adam, çok eski bir lanetin etkisi altında kaldığı için dolunay döneminde değişim geçirerek vahşi bir kurta dönüşür. 1941 yılında gösterime sunulan Universal yapımı "The Wolf Man" adlı filmde Kurt Adam rolünü üstlenen Lon Chaney, bu canavarın portresini çizerken sempati ile korku unsurlarını başarılı bir şekilde birleştirmişti. Chaney'in yorumuna göre bu canavar, zaman zaman kendi içinden doğan kurt doğasına karşı savaşan bir insandı. “Van Helsing”de ise, Anna Valerious'un gözüpek kardeşi Velkan'ın asırlardır süregelen Kurt Adam lanetinin kurbanı oluyor. Bir kurt adamı yakalamak için kurdukları planda işlerin ters gitmesi sonucu Velkan’ın kendisi kurt adama dönüşüyor. Filmde görkemli özel efektler sayesinde, insandan kurt adama transformasyon sahnesi, şimdiye dek hiç görülmemiş bir yöntem kullanılarak, tüm detaylarıyla birlikte ekranlara yansıdığını hatırlatalım.
  • Dracula'nın Gelinleri: Bram Stoker'ın yazdığı orijinal "Dracula"daki gelinlerin çıkış noktasında vampir ile kurbanları arasındaki bağlantının cinsel doğası vardır. Vampirin kurbanlarını baştan çıkaranlar ise bir grup güzel ve çekici kadın olan ‘gelinler’ “Van Helsing”de Stoker’ın yazdığından oldukça farklılar. Orijinal halinde gelinlerin sevgi sorunu vardır; hiç kimse tarafından sevilmedikleri ve sevmedikleri için Dracula'yı suçlarlar. "Van Helsing"teki kana susamış gelinlerin böyle bir sorunu yok. İnsan uygarlığını yok etmeye kararlı olan efendilerine öylesine gönülden bağlılar ki, Dracula'nın planını uygulamasına yardım edebilmek için hiçbir engel tanımıyorlar ve varlıklarını sorgulamıyorlar.
  • Böyle, filmde yer alan belli başlı karakterleri art arda sayınca “Van Helsing”in cazibesinin daha da arttığı kesin. Filmin özenli çalışmasının ve devasa bütçesinin gişe karşılığını alıp alamayacağını ise ilerleyen günlerde göreceğiz; ama Universal’in “X Men” serisinin ardında “Van Helsing”de yer alarak fantastik film kontenjanını doldurduğunu düşünen Hugh Jackman’i devam filmleri için şimdiden bağladığını düşünürsek, yapımcı şirketin gişeye dair olumlu öngörüleri olduğunu söyleyebiliriz.
    Henüz kimse yorum yapmamış.

    TV'de bugün
    Takvim Kızları (11 Ekim 2008 20:45 Tv8)
    Helen Mirren, Julie Walters, John Alderton, Linda Bassett, Annette Crosbie ve Philip Glenister'ın oynadığı "Takvim Kızları" adlı film bu akşam 20:45'te Fox ekranlarında...
    Replik
    Sylvia
    Eğer hayatınız kötü gidiyorsa ne yaparsınız… Devam edersiniz.
    « »
    Copyright © 1998-2008 Sinema.com