50 İlk Öpücük
Her gün yeniden aşık olmak...
Her gün yeniden aşık olmak...

Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
"50 İlk Öpücük", romantik komedi filmlerinin klişesi olan, 'aşık olacak karakterlerin önüne engel koyma' ilkesini bir adım öteye götüren ve baş karakterlerini sürekli yeni engeller aşmaya zorlayan bir film. Buna bir de, Drew Barrymore ve Adam Sandler'ın arasındaki uyum ve yan karakterlerin zenginliği de eklenince, ortaya izleyicinin ilgisini sürekli canlı tutan bir film çıkmış.
‘Romantik komedi deyince aklınıza ilk gelen şey nedir?’ diye soracak olsak, pek çoğunuzun ‘aşk’ cevabını vereceğini biliyoruz. İşte “50 İlk Öpücük”, bu türün hemen her filminde bir şekilde senaryonun önemli bir parçası olan ‘tavlama, flört ve aşık olma’ gibi temaları, olabilecek en uç düzeyde kullanan bir film. Tabii ki bunu, işin cılkını çıkarmak için değil, öyküsünün bir uzantısı olarak yapıyor: Birine ilk görüşte aşık olduğunuzu düşünün. Şansınıza onun da ilgisini çekiyor ve tanışmayı başarıyorsunuz; üstelik her şey çok iyi gidiyor ve ertesi günkü kahvaltı teklifinizi de kabul ediyor. Aşkınıza karşılık bulma konusunda umutlanıyor ve büyük bir heyecanla kahvaltı için kararlaştırdığınız mekâna gidiyorsunuz. Ancak dün gece epey yakınlaştığınızı düşündüğünüz yeni aşkınız, sizin yüzünüzü bile hatırlamıyor. Ne kadar bocalasanız da olmuyor, gönlünüzü kısa süreli hafıza kaybı olan birine kaptırmışsınız ve bir türlü sizi hatırlamasını sağlayamıyorsunuz...
Siz böyle bir durumda ne yapardınız bilemeyiz; ama “50 İlk Öpücük”ün Henry Roth’u (Adam Sandler), her ne kadar çevresinde hovarda olarak bilinse de, aşkından hiç de kolay vazgeçecek biri değil; sonuna kadar savaşmayı, teknesiyle geçirdiği ufak bir kaza sonucu yolunun tesadüf eseri düştüğü Hukilau Café’de görüp aşık olduğu Lucy Whitmore’u (Drew Barrymore) her seferinde kendine aşık etmek için çabalamayı göze alıyor. Bir yanıyla, Lucy’yle birlikte olmak için, her gün onun kalbini yeniden kazanacak küçük aşk oyunlarına baş vurmak, ilişkilerini taze kılmak için hoş bir fırsat; ancak her yeni başlayan gün Lucy’nin kendisine dünyadaki tüm erkeklerle aynı uzaklıkta olacağını bilmek, her yeni gün onun ilgisini çekecek yaratıcı bir fikir bulmak zorunda olmak Henry için zamanla çıldırtıcı bir durum ortaya çıkarıyor.
Barrymore ve Sandler’ın kimyası...
Bir romantik komedi yazarken, senaristin hep göz önünde tutması gereken şey, aşık olacak karakterlere, ilişkiye başlamadan önce aşacakları, inandırıcı ve izleyicinin ilgisin canlı tutacak bir engel bulmaktır. “50 İlk Öpücük”ün bir romantik komedi tutkunu olan senaristi George Wing, bu engel yaratma fikrini çıkış noktası alarak bir senaryo yazmaya karar verdiğinde, taraflardan birini kısa süreli hafıza kaybı olan bir karakter olarak çizerek, izleyicinin ilgisini sürekli yenilenen engellerle ayakta tutabileceğini düşünmüş. Columbia Pictures’ın senaryoyu beğenip satın almasıyla, böyle bir çifti kimlerin canlandırabileceği üzerine kafa yormaya başlamışlar. Filmin yapımcılarından Nancy Juvonen’in “bu gezegende tanıdığım herkesten daha tutkulu bir şekilde aşık olan biri” olarak nitelendirdiği Drew Barrymore ekibin diğer üyelerinin de aklına hemen yatmış. Henry karakterini Adam Sandler’ın canlandırması Barrymore’un projeye dahil olmasıyla gerçekleşmiş. Ünlü aktris haklı olarak böyle bir rolü ancak kendisini rahatlıkla güldürebilen ve aralarında belirli bir kimya olduğuna inandığı bir aktörün karşısında canlandırmak istemiş ve aklına ilk gelen kişi, daha önce “Düğün Şarkıcısı”nda (“The Wedding Singer”) birlikte çalıştığı Adam Sandler olmuş. Böylece Barrymore, Sandler’ın rol için ikna edilmesinde büyük katkı yapmış. Güzel yıldız Sandler konusundaki ısrarcılığını şu sözlerle açıkılıyor: “Kendimi en mutlu hissettiğim anlar, bol kahkahanın olduğu atmosferler ve Adam beni her zaman güldürebiliyor. Dünyanın en harika insanı olduğunu düşündüğünüz kişiyle romantik bir aşk hikâyesi yapmak heyecan verici. İki insan arasındaki elektrik bence taklidi yapılabilecek bir şey değil ve bunu yapmanız gerekiyorsa çok yazık. Bence izleyici bunun kokusunu alabilir, bunu hissedebilir”.
Sıradışı yan karakterler
Filmde Barrymore ve Sandler’ın yanı sıra, yan rollerde de ilginç isimler karşımıza çıkıyor: Sandler’ın hayattaki en yakın dostu olan ve mutlaka filmlerine bir şekilde dahil olmasını sağladığı Rob Schneider, filmde -gerçek hayatta olduğu gibi- Henry’nin en iyi arkadaşı Ula rolünü üstlenmiş. Henry gibi bir deniz canlıları uzmanı olan Ula köpekbalıklarının, tıpkı köpekler gibi, sadece kızdırıldıklarında ısıracağı iddiasını taşıyan ilginç bir teoriye sahip ve film boyunca farklı şekillerde bu teorisini test ederken karşımıza çıkıyor. Diğer bir ilginç karakter de “Yüzüklerin Efendisi” üçlemesinde Frodo’nun kadim dostu 'Sam' Gamgee olarak hatırladığımız Sean Astin tarafından canlandırılan, Lucy’nin erkek kardeşi Doug. Kafayı vücut geliştirmeyle bozmuş olan Doug, eline geçen her şeyi ağırlık çalışabileceği bir alet olarak görüyor ve her ortamda vücudunu geliştirmekten geri durmuyor. Lucy’nin babası da erkek kardeşi kadar egzantrik biri: Kızına göz kulak olmak için, balık avlama turları yapma işini bırakmak zorunda kalan Marlin Whitmore karakterinde, daha önce de Sandler’la birlite çalışmış olan Blake Clark’ı izliyoruz. Lucy ve Henry’nin tanıştıkları Hukilau Café’nin sahipleri Sue ve Nick, filmde sürekli Lucy’nin yaşamını kolaylaştırmaya çalışmak gibi bir işlev taşıdıklarından söz edilmeyi hak ediyorlar; ancak filmde çok az rolü olmasına rağmen daha akılda kalıcı bir karakter ‘On Saniye Tom’. Neredeyse tüm filmlerinde (“Billy Madison” hariç) Adam Sandler’a irili ufaklı rollerde eşlik eden Allen Covert’ın canlandırdığı bu karakter, filme işlerin nasıl daha kötüye gidebileceğinin bir timsali olarak dahil oluyor. Şöyle ki Lucy’yi Enstitüye getirip hastalığını ona tekrar açıkladıklarında, doktoru ona moral vermek için “Daha kötüsü de olabilirdi,” diyor. Lucy doğal olarak “Nasıl?” diye sorduğunda doktoru elinden tuttuğu gibi onu ‘On Saniye Tom’un yanına götürüyor. Hafızası yalnızca 10 saniye süren bu egzantrik karakterin hastalığı, tam bir sohbetin ortasındayken insanlarla tekrar tanışmaya varacak denli sosyal ilişkilere ket vurucu (ve tabii ki komik) olmasıyla dikkat çekiyor.
Adam Sandler ve Drew Barrymore arasında, “böyle bir uyum, her gün yeniden başlamayı göze aldırır” dedirten kimyanın yanı sıra, yan rollerde de fazlasıyla tatmin edici karakterler barındıran “50 İlk Öpücük”ün, bu haliyle, türünün başarılı bir örneği olduğunu söylemek gerek. Filmin ABD’de vizyona girdiği hafta, 45 milyon dolarla, romantik komediler arasında en yüksek açılış gelirini elde eden film olduğunu da hatırlatalım...
Barrymore ve Sandler’ın kimyası...
Bir romantik komedi yazarken, senaristin hep göz önünde tutması gereken şey, aşık olacak karakterlere, ilişkiye başlamadan önce aşacakları, inandırıcı ve izleyicinin ilgisin canlı tutacak bir engel bulmaktır. “50 İlk Öpücük”ün bir romantik komedi tutkunu olan senaristi George Wing, bu engel yaratma fikrini çıkış noktası alarak bir senaryo yazmaya karar verdiğinde, taraflardan birini kısa süreli hafıza kaybı olan bir karakter olarak çizerek, izleyicinin ilgisini sürekli yenilenen engellerle ayakta tutabileceğini düşünmüş. Columbia Pictures’ın senaryoyu beğenip satın almasıyla, böyle bir çifti kimlerin canlandırabileceği üzerine kafa yormaya başlamışlar. Filmin yapımcılarından Nancy Juvonen’in “bu gezegende tanıdığım herkesten daha tutkulu bir şekilde aşık olan biri” olarak nitelendirdiği Drew Barrymore ekibin diğer üyelerinin de aklına hemen yatmış. Henry karakterini Adam Sandler’ın canlandırması Barrymore’un projeye dahil olmasıyla gerçekleşmiş. Ünlü aktris haklı olarak böyle bir rolü ancak kendisini rahatlıkla güldürebilen ve aralarında belirli bir kimya olduğuna inandığı bir aktörün karşısında canlandırmak istemiş ve aklına ilk gelen kişi, daha önce “Düğün Şarkıcısı”nda (“The Wedding Singer”) birlikte çalıştığı Adam Sandler olmuş. Böylece Barrymore, Sandler’ın rol için ikna edilmesinde büyük katkı yapmış. Güzel yıldız Sandler konusundaki ısrarcılığını şu sözlerle açıkılıyor: “Kendimi en mutlu hissettiğim anlar, bol kahkahanın olduğu atmosferler ve Adam beni her zaman güldürebiliyor. Dünyanın en harika insanı olduğunu düşündüğünüz kişiyle romantik bir aşk hikâyesi yapmak heyecan verici. İki insan arasındaki elektrik bence taklidi yapılabilecek bir şey değil ve bunu yapmanız gerekiyorsa çok yazık. Bence izleyici bunun kokusunu alabilir, bunu hissedebilir”.
Sıradışı yan karakterler
Filmde Barrymore ve Sandler’ın yanı sıra, yan rollerde de ilginç isimler karşımıza çıkıyor: Sandler’ın hayattaki en yakın dostu olan ve mutlaka filmlerine bir şekilde dahil olmasını sağladığı Rob Schneider, filmde -gerçek hayatta olduğu gibi- Henry’nin en iyi arkadaşı Ula rolünü üstlenmiş. Henry gibi bir deniz canlıları uzmanı olan Ula köpekbalıklarının, tıpkı köpekler gibi, sadece kızdırıldıklarında ısıracağı iddiasını taşıyan ilginç bir teoriye sahip ve film boyunca farklı şekillerde bu teorisini test ederken karşımıza çıkıyor. Diğer bir ilginç karakter de “Yüzüklerin Efendisi” üçlemesinde Frodo’nun kadim dostu 'Sam' Gamgee olarak hatırladığımız Sean Astin tarafından canlandırılan, Lucy’nin erkek kardeşi Doug. Kafayı vücut geliştirmeyle bozmuş olan Doug, eline geçen her şeyi ağırlık çalışabileceği bir alet olarak görüyor ve her ortamda vücudunu geliştirmekten geri durmuyor. Lucy’nin babası da erkek kardeşi kadar egzantrik biri: Kızına göz kulak olmak için, balık avlama turları yapma işini bırakmak zorunda kalan Marlin Whitmore karakterinde, daha önce de Sandler’la birlite çalışmış olan Blake Clark’ı izliyoruz. Lucy ve Henry’nin tanıştıkları Hukilau Café’nin sahipleri Sue ve Nick, filmde sürekli Lucy’nin yaşamını kolaylaştırmaya çalışmak gibi bir işlev taşıdıklarından söz edilmeyi hak ediyorlar; ancak filmde çok az rolü olmasına rağmen daha akılda kalıcı bir karakter ‘On Saniye Tom’. Neredeyse tüm filmlerinde (“Billy Madison” hariç) Adam Sandler’a irili ufaklı rollerde eşlik eden Allen Covert’ın canlandırdığı bu karakter, filme işlerin nasıl daha kötüye gidebileceğinin bir timsali olarak dahil oluyor. Şöyle ki Lucy’yi Enstitüye getirip hastalığını ona tekrar açıkladıklarında, doktoru ona moral vermek için “Daha kötüsü de olabilirdi,” diyor. Lucy doğal olarak “Nasıl?” diye sorduğunda doktoru elinden tuttuğu gibi onu ‘On Saniye Tom’un yanına götürüyor. Hafızası yalnızca 10 saniye süren bu egzantrik karakterin hastalığı, tam bir sohbetin ortasındayken insanlarla tekrar tanışmaya varacak denli sosyal ilişkilere ket vurucu (ve tabii ki komik) olmasıyla dikkat çekiyor.
Adam Sandler ve Drew Barrymore arasında, “böyle bir uyum, her gün yeniden başlamayı göze aldırır” dedirten kimyanın yanı sıra, yan rollerde de fazlasıyla tatmin edici karakterler barındıran “50 İlk Öpücük”ün, bu haliyle, türünün başarılı bir örneği olduğunu söylemek gerek. Filmin ABD’de vizyona girdiği hafta, 45 milyon dolarla, romantik komediler arasında en yüksek açılış gelirini elde eden film olduğunu da hatırlatalım...
Toplam 1 yorum yapılmış. Yorumları görmek için tıklayın.
- Geçmişten günümüze ‘Kara Şövalye’
- Dünyanın Merkezine Yolculuk başladı!
- Narnia Günlükleri: Prens Caspian'ın Öyküsü
- James Bond Tarihi
- “Wanted” oyuncuları yakın planda!
- Sinemanın en "şık" film karakterleri
- Kevin Spacey güzellemesi!
- Sex and the City'nin güzel, akıllı ve cesur kızları
- Macera Adası: Kendi hikayenizin kahramanı olun...
- İstanbul için Festival Vakti!
- Savaş çığırtkanlarının duymak istemeyeceği bir öykü
- Juno sonunda vizyonda!
- Festivalde bugün!
- 19. Ankara Uluslararası Film Festivali’nde 19 Mart Çarşamba
- Ankara Uluslararası Film Festivali’nde 18 Mart Salı



Kontrat (21 Ağustos 2008 22:30 Star)
Morgan Freeman, John Cusack ve Jamie Anderson'ın oynadığı Kontrat adlı film bu akşam 22:30'da Star ekranlarında...
Morgan Freeman, John Cusack ve Jamie Anderson'ın oynadığı Kontrat adlı film bu akşam 22:30'da Star ekranlarında...

Herkes cennete gitmek ister, ama hiç kimse ölmek istemez.






Seanslar
Fragman
