Tutku - Hz. İsa'nın Çilesi
Kanlı bir sevgi, umut ve inanç hikâyesi...
Kanlı bir sevgi, umut ve inanç hikâyesi...

Ender Ayna 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Mel Gibson'ın Hz. İsa'nın son 12 saatini konu alan filmi "Tutku – Hz. İsa'nın Çilesi", bildiğiniz gibi daha senaryo aşamasında tartışılmaya başlandı. Vizyona girdikten sonra da hem Hıristiyan hem de Yahudi cemaatinin önemli kurumlarında filmle ilgili panel ve söyleşiler düzenlendi. Peki bu filmi böylesine tartışılır kılan, bir film olmaktan çıkarıp bir toplumsal fenomen haline getiren ne?
Filmin akıcılığını sağlayan acı, alabildiğine gerçekçi yansıtılan; kafanızı çevirmeye çalıştığınız anda sizi tekrar perdeye kilitleyen, hem öznesi olduğunuz, hem de nesnesi olmaktan kurtulamayacağınız utanç verici bir acı. Dolayısıyla kalbinizin kaldırabileceğine eminseniz, seyredin bu filmi.
Mel Gibson'un daha senaryo aşamasında tartışmalara yol açan filmi “Tutku: Hz. İsa'nın Çilesi” (“The Passion of The Christ”) bu ay vizyona giriyor. İsa'nın son 12 saatini anlatan film konusunun açıklanmasıyla beraber tartışmalara yol açmış; senaryosu el altından dini grupların eline geçmiş, Yahudi ve Katolik organizasyonlar tarafından eleştirilmişti. Filmin çekimleri sürerken Mel Gibson zor anlar yaşamıştı. Gibson'ın “Ben Yahudi karşıtı değilim, ayrıca Katolik öğretilerine aykırı bir şey de yapmıyorum” şeklindeki açıklamalarının ardından sonunda yönetmenden ABD Katolik Piskoposluğu Konferansı'nda özür dilenmiş, ancak filmin bitmesiyle beraber bu sefer de dağıtımcı sorunu yaşanmıştı.
Tüm bu zorluklara rağmen ABD'de gösterime giren film, ilk gün hasılatıyla (26.6 milyon dolar) tüm zamanların açılış hasılatı sıralamasında “Kralın Dönüşü” (34 milyon dolar) ve “Star Wars: Episode 1”ın (28.5 milyon dolar) ardından üçüncü sıraya yerleşti. Oysa ki tamamen Latince ve Aramice çekilen ve İngilizce altyazıyla gösterime giren filmin, üzerindeki onca spekülasyona rağmen böyle bir başarıya ulaşabileceği tahmin edilmiyordu. Ancak Gibson, çekim aşamasında yaptığı açıklamalarda “Tutku”yu geniş kitlelere hitap edebilecek bir aksiyon filmi olarak tanımlayarak gişe hasılatına oynadığının sinyallerini önceden veriyordu. Mel Gibson, "Bence İsa'dan daha büyük bir kahraman öyküsü yoktur. Ve filmim tüm zamanların en büyük macera öyküsüdür. Düşünsenize, Tanrı bir insan şekline bürünüyor ve insanlar da Tanrı'yı öldürüyor. Artık bu da aksiyon değilse, hiçbir şey değildir!" diyerek hikâyedeki çatışmanın büyüklüğünün altını çiziyordu.
Epik hikâyeler anlatmaktaki ustalığını “Cesur Yürek” ile kanıtlayan Mel Gibson, “Tutku: Hz. İsa'nın Çilesi”nde de yine kitleleri peşinden sürükleme becerisine sahip başka bir insanın hikâyesini ele alıyor. İsa'nın son yemeğinin ardından dua etmek için gittiği bahçelerde açılan film, karanlık ve puslu atmosferiyle ortaçağ resimlerini andırıyor. Filmin başından sonuna kadar süren görüntü yönetimindeki bu tutarlı ve başarılı yaklaşım, İsa'yı canlandıran Jim Caviezel'in oyunculuğuyla birleşince kolay kolay kopamayacağınız bir özdeşleşmenin içine giriyorsunuz. Onun, öleceğinin bilinciyle Tanrı’ya yakarışını, şeytana karşı direnişini ve ihanete uğradığı için hissettiği düşkırıklığını anlatan açılış sahnesi, filmin sonunu biliyor olmanın verdiği bilinçle, izleyici üzerinde film boyunca sürecek olan ilgi, acıma, korku, utanma ve bağışlama gibi duyguların ilk tohumlarını atıyor. Mel Gibson'ın yönetmenlikteki başarısı da bu noktada ortaya çıkıyor. Sonunu bile bile bu filmi izlemeye devam etmekten kendinizi alıkoyamıyorsunuz.
İncil'in ilgili bölümünden yapılan bir çeşit uyarlama olarak yorumlanabilecek film, bahçelerde tutuklanan İsa'nın yargılama süreciyle devam ediyor. Ancak Roma valisinin İsa'yı çarmıhtan kurtarmak için verdiği ilk ceza kitapta 've onu kırbaçlattı' olarak bir cümleyle anlatılırken, kırbaçlama filmin en etkileyici ve uzun sahnelerinden birini oluşturuyor. Filmin başından beri tokatla ve dayakla başlayan işkence, bu sahnede en dayanılmaz ve gerçekçi boyutuna ulaşıyor. Kırbaçlama sahnesinin ardından gelen dikenli tacın takılması, ve İsa'nın çarmıhıyla beraber şehrin içinde yürüdüğü sahneler giderek artan şiddeti de beraberinde getiriyor. 'Filmim hoşgörüyle ilgili' diyen Gibson, bu sahnelerdeki kan ve şiddet hatırlatıldığında “Buna karşı iki kelimem var. Kill Bill. Bu konuda ben neden suçlanıyorum ki!” diyerek kendini savunmaya çalışıyor. Sansür kurulu tarafından izleyici yaş sınırının 17 olarak belirlenmesine de “İncil'in de yaş sınırı olmalı” diyerek karşı çıkıyor.
'Tutku: Hz. İsa'nın Çilesi' Mel Gibson'ın sözünü ettiği gibi bizim anladığımız anlamda bir aksiyon filmi değil, filmin aksiyonu anlatıdaki olağanüstülükten kaynaklanıyor. Filmin akıcılığını sağlayan tek unsur ise acı; alabildiğine gerçekçi yansıtılan, kafanızı çevirmeye çalıştığınız anda sizi tekrar perdeye kilitleyen, hem öznesi olduğunuz hem de nesnesi olmaktan kurtulamayacağınız utanç verici bir acı. Dolayısıyla kalbinizin kaldırabileceğine eminseniz, seyredin bu filmi. Çünkü, Mel Gibson siyasi ve ideolojik tarafı bir yana, teknik açıdan kusursuz ve cesur bir film ortaya çıkarmış.

Mel Gibson'un daha senaryo aşamasında tartışmalara yol açan filmi “Tutku: Hz. İsa'nın Çilesi” (“The Passion of The Christ”) bu ay vizyona giriyor. İsa'nın son 12 saatini anlatan film konusunun açıklanmasıyla beraber tartışmalara yol açmış; senaryosu el altından dini grupların eline geçmiş, Yahudi ve Katolik organizasyonlar tarafından eleştirilmişti. Filmin çekimleri sürerken Mel Gibson zor anlar yaşamıştı. Gibson'ın “Ben Yahudi karşıtı değilim, ayrıca Katolik öğretilerine aykırı bir şey de yapmıyorum” şeklindeki açıklamalarının ardından sonunda yönetmenden ABD Katolik Piskoposluğu Konferansı'nda özür dilenmiş, ancak filmin bitmesiyle beraber bu sefer de dağıtımcı sorunu yaşanmıştı.
Tüm bu zorluklara rağmen ABD'de gösterime giren film, ilk gün hasılatıyla (26.6 milyon dolar) tüm zamanların açılış hasılatı sıralamasında “Kralın Dönüşü” (34 milyon dolar) ve “Star Wars: Episode 1”ın (28.5 milyon dolar) ardından üçüncü sıraya yerleşti. Oysa ki tamamen Latince ve Aramice çekilen ve İngilizce altyazıyla gösterime giren filmin, üzerindeki onca spekülasyona rağmen böyle bir başarıya ulaşabileceği tahmin edilmiyordu. Ancak Gibson, çekim aşamasında yaptığı açıklamalarda “Tutku”yu geniş kitlelere hitap edebilecek bir aksiyon filmi olarak tanımlayarak gişe hasılatına oynadığının sinyallerini önceden veriyordu. Mel Gibson, "Bence İsa'dan daha büyük bir kahraman öyküsü yoktur. Ve filmim tüm zamanların en büyük macera öyküsüdür. Düşünsenize, Tanrı bir insan şekline bürünüyor ve insanlar da Tanrı'yı öldürüyor. Artık bu da aksiyon değilse, hiçbir şey değildir!" diyerek hikâyedeki çatışmanın büyüklüğünün altını çiziyordu.
Epik hikâyeler anlatmaktaki ustalığını “Cesur Yürek” ile kanıtlayan Mel Gibson, “Tutku: Hz. İsa'nın Çilesi”nde de yine kitleleri peşinden sürükleme becerisine sahip başka bir insanın hikâyesini ele alıyor. İsa'nın son yemeğinin ardından dua etmek için gittiği bahçelerde açılan film, karanlık ve puslu atmosferiyle ortaçağ resimlerini andırıyor. Filmin başından sonuna kadar süren görüntü yönetimindeki bu tutarlı ve başarılı yaklaşım, İsa'yı canlandıran Jim Caviezel'in oyunculuğuyla birleşince kolay kolay kopamayacağınız bir özdeşleşmenin içine giriyorsunuz. Onun, öleceğinin bilinciyle Tanrı’ya yakarışını, şeytana karşı direnişini ve ihanete uğradığı için hissettiği düşkırıklığını anlatan açılış sahnesi, filmin sonunu biliyor olmanın verdiği bilinçle, izleyici üzerinde film boyunca sürecek olan ilgi, acıma, korku, utanma ve bağışlama gibi duyguların ilk tohumlarını atıyor. Mel Gibson'ın yönetmenlikteki başarısı da bu noktada ortaya çıkıyor. Sonunu bile bile bu filmi izlemeye devam etmekten kendinizi alıkoyamıyorsunuz.
İncil'in ilgili bölümünden yapılan bir çeşit uyarlama olarak yorumlanabilecek film, bahçelerde tutuklanan İsa'nın yargılama süreciyle devam ediyor. Ancak Roma valisinin İsa'yı çarmıhtan kurtarmak için verdiği ilk ceza kitapta 've onu kırbaçlattı' olarak bir cümleyle anlatılırken, kırbaçlama filmin en etkileyici ve uzun sahnelerinden birini oluşturuyor. Filmin başından beri tokatla ve dayakla başlayan işkence, bu sahnede en dayanılmaz ve gerçekçi boyutuna ulaşıyor. Kırbaçlama sahnesinin ardından gelen dikenli tacın takılması, ve İsa'nın çarmıhıyla beraber şehrin içinde yürüdüğü sahneler giderek artan şiddeti de beraberinde getiriyor. 'Filmim hoşgörüyle ilgili' diyen Gibson, bu sahnelerdeki kan ve şiddet hatırlatıldığında “Buna karşı iki kelimem var. Kill Bill. Bu konuda ben neden suçlanıyorum ki!” diyerek kendini savunmaya çalışıyor. Sansür kurulu tarafından izleyici yaş sınırının 17 olarak belirlenmesine de “İncil'in de yaş sınırı olmalı” diyerek karşı çıkıyor.
'Tutku: Hz. İsa'nın Çilesi' Mel Gibson'ın sözünü ettiği gibi bizim anladığımız anlamda bir aksiyon filmi değil, filmin aksiyonu anlatıdaki olağanüstülükten kaynaklanıyor. Filmin akıcılığını sağlayan tek unsur ise acı; alabildiğine gerçekçi yansıtılan, kafanızı çevirmeye çalıştığınız anda sizi tekrar perdeye kilitleyen, hem öznesi olduğunuz hem de nesnesi olmaktan kurtulamayacağınız utanç verici bir acı. Dolayısıyla kalbinizin kaldırabileceğine eminseniz, seyredin bu filmi. Çünkü, Mel Gibson siyasi ve ideolojik tarafı bir yana, teknik açıdan kusursuz ve cesur bir film ortaya çıkarmış.

Henüz kimse yorum yapmamış.


Philadelphia (01 Aralık 2008 Cnbc-e, 22:00)
Tom Hanks’e En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar ödülü getiren "Philadelphia", bir dönemin AIDS hastalığına hukuki ve toplumsal bakışını gözler önüne seriyor. Bu akşam saat 22:00'de Cnbc-e'de yayınlanacak olan "Philadelphia" yı kaçırmayın!

Organize İşler
Şimdi sizin kafanızda iki tane soru işareti var. Bir, dayak nedir ? İki, neden atılır ?
Şimdi sizin kafanızda iki tane soru işareti var. Bir, dayak nedir ? İki, neden atılır ?








Seanslar
Fragman

