Kayıt
"Zafer Yolu"
Üç adam ve bir at…
Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Amerika'nın meşhur ekonomik bunalım yıllarında geçen "Zafer Yolu", üç erkek ve bir atın önce mahvolan, ardından yollarının kesişmesiyle birlikte yeniden büyük bir çıkış yakalayan ve adeta bunalım döneminin alegorisine dönüşen öykülerini perdeye taşıyor. Filmin yapım aşamasını ve öyküsünün merkezinde yer alan dört karakteri mercek altına alıyoruz...
Amerika’nın ekonomik bunalım yıllarının simgesi haline gelen ve 1938 yılının gazete manşetlerinde Roosevelt ve Hitler’den daha fazla yer kaplayan ufak tefek bir yarış atının gerçek öyküsünü perdeye taşıyan “Zafer Yolu”nun (“Seabiscuit”) Kuzey Amerika sinemalarında gösterime girişi, genellikle devam filmlerinin ve büyük bütçeli dev yapımların boy gösterdiği yaz dönemine rastladı. Buna rağmen acımasız rekabet ortamında iyi hasılat toplarken izleyici ve eleştirmenlerin olumlu övgülerini toplamayı başardı. Yapım Zorlukları... Filmin, Laura Hillenbrand ’ın çok satan aynı adlı kitabından beyazperdeye uyarlanma serüveni, yaşamı karşılarına çıkan engelleri aşmakla geçen üç karakterin ve efsanevi yarış atı ‘Seabiscuit’in kesişen öykülerine benzer şekilde, büyük engellerle karşı karşıya kaldı. Bunların başında 400 sayfalık kalın bir kitapta anlatılan detayların 2 saat 21 dakikalık bir filme en iyi şekilde aktarılmasında karşılaşılan zorluklar vardı. Ayrıca elde mevcut bütün belgeleri birtakım siyah-beyaz fotoğraflar, gazete kupürleri ve o döneme ait görüntülü haber bantlarından oluşan bir tarihi dramada oynayacak aktörlerin doğru seçimi de oldukça zorlu bir konuydu. En zoru da filmin en önemli ‘oyuncusu’ olan atı bulabilmekti. Tüm bunların üzerine tuz biber eken bir başka gerçek daha vardı: Atyarışları dünya üzerinde en az seksi spor olarak biliniyordu. Zaten bu yüzden, yıllardır spor ve de kumar üzerine onca film yapılmışken, yapımcıların pek azı, hipodromlara yaklaşmaya cesaret edebilmişti. Buna karşılık “Zafer Yolu” projesinin bazı avantajları da vardı. Filmin yönetmenlik koltuğunda iflah olmaz bir atyarışı tutkunu olarak bilinen Gary Ross’un bulunması başlıbaşına bir avantajdı. New York Times gazetesinin en çok satan kitaplar listesinde haftalar boyunca kalan, ‘Seabiscuit’ adlı kitabın yazarı Laura Hillenbrand ile aynı dilden konuşabiliyordu. Üstelik 1950’li yılların havasını yansıtan “Yaşamın Renkleri” (“Pleasantville”) gibi bir filmi yönettiği için bu tip nostaljik öykülere yabancı da değildi. Gary Ross’u bu projeye çeken unsurların başında Büyük Bunalım döneminin zirve noktasında bir araya gelen, ruhu parçalanmış üç erkeğin öyküsü geliyordu. Öte yandan üne ulaşan atın öyküsü de eşit derecede önemliydi. ‘Seabiscuit’ adındaki bu atın mazlum doğası ve şöhret basamaklarını meteor hızıyla tırmanışı, 1930’lar Amerika’sında insanlar için umut ışığı olmuştu. 46 yaşındaki yönetmen Gary Ross, ‘Seabiscuit’in yıldız gibi parladığı Büyük Bunalım yıllarını şu sözlerle tanımlıyor: “Birleşik Amerika’da ailelerin servetini tek bir gecede kaybettiği bir ortam vardı. Milyonlarca insan bir çorba parasına ulaşmak için mücadele veriyordu. Ülke o yıllarda en az 11 Eylül faciası kadar büyük çaplı bir tufan yaşıyordu. Laura Hillenbrand’ın en büyük başarısı bence o dönemi bütün keskinliğiyle anlatabilmesi ve bir atın öyküsünün çok ilerisine geçebilmesidir.” Atın Jokeyi: Johnny “Red” Pollard (Tobey Maguire) Dediğimiz gibi, ‘Seabiscuit’ efsanesinin merkezinde üç erkek var: Bunlardan birisi atın showman sahibi Charles Howard; diğeri, toplumdan elini eteğini çekmiş at seyisi Tom Smith ve üçüncüsü ise henüz çocukken ailesi tarafından terk edilen jokey Johnny “Red” Pollard. Gary Ross senaryoyu yazarken bu üç erkeği oynayacak aktörleri önceden belirlemişti. Seabiscuit’in jokeyi Johnny “Red” Pollard rolü için seçtiği Tobey Maguire, Ross ile daha önce “Pleasantville”de birlikte çalıştığı için onun yönetmenlik anlayışını iyi bildiğini belirtiyor ve filmle ilgili düşüncelerini, Gary gerçekten fantastik bir iş yaptı. Red’in çok karmaşık bir kişiliği var. Ailesi tarafından terk edildiği için öfke dolu bir adam olup çıkmış. Bu durum onun açısından yıkıcı boyutlara varmış. Bu insanlarla tanıştığı andan itibaren kendisine ikinci bir aile bulmuş gibi olduğunu görüyoruz” cümleleriyle dile getiriyor. Bu filmde dalgalı kızıl saçlarıyla kamera karşısına geçen Tobey Maguire’in jokeylerin ufak tefek görünümlü olduğu herkes tarafından bilindiği için öncelikle 12 kilo vermek zorunda kaldı. Bunu başarmak için sıkı bir diyet uygulayan genç aktör, böylelikle “Spider-Man”in çekimleri sırasında yaptığı kaslardan vazgeçmiş oldu. Kendisine uyguladığı disiplinin bir aktörün dayanabileceğinin çok ötesinde olduğunu kabul eden Tobey Maguire, çekimlerde karşılaştığı zorlukları şu sözlerle ifade ediyor: “Günde 14 saat çalışırken bir yandan da diet yapıyorsanız ve yeterince uyuyamıyorsanız insanın aklına sürekli şeker yemek geliyor. Kısa molalar sırasında insanlara, ‘Nolur bana bulabildiğiniz kadar şekerleme getirin, tatlı ve çörek getirin’ diye yalvarıyordum”. Atın Seyisi: Tom Smith (Chris Cooper) ‘Seabiscuit’in seyisi Tom Smith karakterini canlandıran, geçtiğimiz yıl “Teryüz.” (“Adaptation”) adlı filmdeki rolüyle Oscar ödülüne uzanan 52 yaşındaki aktör Chris Cooper, filmde bir seyisi canlandırsa da ata binme konusunda hiç mi hiç iddialı değil ve de çekimler sırasında oldukça sıkıntılı anlar yaşadığını kabul ediyor: “Atın sırtındaki eyere oturduğum ilk anda her şey normaldi. Ancak at belirli bir hızda koşmaya başlamasından itibaren popoma baskı yapmaya başladı. Tam üç saat boyunca popomun sürekli eyere çarpması nedeniyle buz üzerine 50 defa düşmüş gibi hissettim. O provayı hiç yapmamış olmayı isterdim. Çünkü neredeyse ölüyordum.” Chris Cooper’ın portresini çizdiği Tom Smith karakterinin en belirgin özelliği, hayvanlarla birlikteyken insanlarla olduğundan daha rahat olması. Tom Smith karakterinin bu özelliğini keşfettiği andan itibaren bu rolü oynamaya istek duyduğunu kaydeden Cooper şunları anlatıyor: Smith’in bir gazeteciyle yaptığı söyleşiyle ilgili eski bir haber bantını izlerken bu röportaj sırasında kendisini hiç de rahat hissetmediği duygusuna kapıldım. Zaten o dönemin gazetecileri Tom Smith’ten söz ederken, ‘Sessiz Tom’ yakıştırmasını yapıyorlardı. Bunun sebebi de onun ağzından iki laf almanın hemen hemen imkansız olmasıydı. Rolüme hazırlanırken o bantların yararını fazlasıyla gördüm. Ancak sadece onlar yeterli değildi. Bir aktörün dikkat etmesi gereken üç unsur vardır. Bunları rolüyle ilgili araştırma yapmak, o karaktere kendi yaşam deneyiminden birtakım katkılar yapmak ve hayal gücünden yararlanmak şeklinde özetleyebiliriz. Ben de bu üç unsuru kullandım.” Atın sahibi: Charles Howard (Jeff Bridges) ‘Seabiscuit’in sahibi işadamı Charles Howard rolünde kamera karşısına geçen Jeff Bridges’in filmdeki en büyük esin kaynağı bir para cüzdanı olmuş. Charles Howard’ın kendisine ait olan ve kitabın yazarı Laura Hillenbrand tarafından hediye edilen cüzdanın bir mihenk taşı işlevini gördüğünü belirten 53 yaşındaki tecrübeli aktör, filmdeki rolüyle ilgili olarak şunları söylüyor: Charles Howard rolüne hazırlanırken Laura’ya, ‘Tom ile Charles arasındaki ilişkinin temelinde ne var?’ sorusunu yönelttim. Charles’in Tom’a büyük saygı beslediğini ve atın terbiyesi için gereken her şeyi yapmasına izin verdiğini anlattı. Bence filmin evrensel temasının dünyanın her köşesindeki izleyiciye uygun gelmesinin temelinde bu var. Şansımızın ters gittiği anları hepimiz yaşarız. Bazen kendimize inancımızı bile kaybedebiliriz. Bu duyguların getirdiği çöküntüden kurtulmanın tek yolu, diğer insanlardaki iyi yanları görebilmek ve destekleyici olmaktır.” Eski bir bisiklet tamircisi olan Charles Howard, tüm servetini Amerika’nın Batı Yakasında otomobil satarak kazanmıştır. Oğlunu bir otomobil kazasında kaybettikten sonra evliliği de bozulan Howard, teselliyi yeni kız arkadaşı Marcela Zabala’da bulur. Ve atın kendisi: ‘Seabiscuit’ Filmin yapımcıları Kathleen Kennedy ile Frank Marshall, baş oyuncuları belirledikten sonra tüm dikkatlerini bir başka kritik unsura, filme ismini veren ‘Seabiscuit’in bulunmasına yönelttiler. Senaryonun gerektiği her şeyi başarabilecek tek bir hayvan bulmanın imkansızlığı ortadaydı. Öte yandan üst üste tekrarlanacak yarış sahnesi çekimlerine tek bir hayvanın dayanabilmesi mümkün değildi. Bu yüzden her biri farklı bir kişilik özelliğini temsil eden küçük bir ahır kurma yoluna gittiler. Filmde görüntülenen toplam yedi yarış vardır. Bunların her biri ‘Seabiscuit’in öyküsündeki farklı aşamaları temsil ediyor. Filmin son derece akıllıca planlanan dramatik yapısında Ross’un kitabı sıkıştırma biçiminin önemli payı vardı. Sıkıştırma işlemini başarmak için Hillenbrand ile birkaç telefon konuşmasının yeterli olduğunu belirten Ross, bu konuda uyguladığı yöntemi şöyle anlatıyor: “Filmin enerjik ve hareketli temposunda bile önemli miktarda ayrıntıya girebildik. Bu uzunluktaki filmlerin çoğunda 200 sahne varken bizimkinde 400’den fazla oldu. İzleyiciye çok şeyler anlatan küçük ve kısa sahneler var. Bugüne kadar alışılmamış farklı bir öykü anlatımı söz konusu oldu.”
Henüz kimse yorum yapmamış.

TV'de bugün
Kontrat (21 Ağustos 2008 22:30 Star)
Morgan Freeman, John Cusack ve Jamie Anderson'ın oynadığı Kontrat adlı film bu akşam 22:30'da Star ekranlarında...
Replik
Ölü Ozanlar Derneği
Kim ne derse desin, sözcükler ve düşünceler dünyayı değiştirebilir.
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com