Master and Commander:
Dünyanın Uzak Ucu
Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Yılın en iddialı filmlerinden biri olan "Master and Commander: Dünyanın Uzak Ucu", ünlü İngiliz yazar Patrick O'Brian'ın dev serisinden uyarlanmış. Kamera arkasında Peter Weir gibi usta bir ismin yer alması, bu zorlu uyarlamayla ilgili endişelerimizi azaltıyor.
“Master and Commander: Dünyanın Uzak Ucu”, Patrick O’Brian’ın hayatı boyunca yaptığı araştırmalara dayanarak hazırladığı 20 kitaplık ‘Aubrey / Maturin’ dizisinin birinci kitabı ‘Master and Commander’ ve onuncu kitabı ‘Dünyanın En Uzak Ucu’ temel alınarak gerçekleştirilmiş bir uyarlama. Yönetmen Peter Weir’ın filmi çekerken en büyük amacı, yazarın kitaplarında detaylarıyla anlattığı karakterler, yakaladığı ruh ve tarihi dokuyu elinden geldiğince gerçekçi görüntülerle beyaz perdede hissettirmek olmuş: Patrick O’Brian’ın eseri muhteşemdi. O, birinci sınıf bir yazar. Elbette ki onun sahip olduğu yetenekler benim bu işe girmem için ilk motivasyonum oldu. Bir kitabı filme adapte ediyorsanız tüm dünyayı bir masaya yatırıp her kelimeye bir imaj bulmanız gerekir... Üstelik de bulduğunuz imajlar dünyanın en tehlikeli ve zengin imajları ile yani hayal gücü ile yarışmak zorundadır.” diyor yönetmen Weir. Tabii ki Weir’ın bu hayranlığı, doğrudan O’Brian’ın kitaplarına satırı satırına bağlı kalacağı anlamına gelmiyor. Asıl amacı Napolyon Savaşları döneminde geçen bir film çekmek olan Weir, O’Brian’ın İngiltere ile Amerika arasında geçen deniz savaşları sırasında 1812 yılında geçen ‘Dünyanın En Uzak Ucu’ romanındaki olayların geçtiği tarihi 1806 olarak değiştirmiş ve romandaki Amerikan gemisinin yerine öyküye bir Fransız gemisi yerleştirmiş. Napolyon Savaşları sırasında İngiliz Deniz Kuvvetleri'nde bir yüzbaşı olan Kaptan ‘Lucky’ Jack Aubrey, geminin doktoru Stephen Maturin ve gemileri HMS Surprise’ın merkezde yer aldığı filmde olaylar, kahramanlarımızın kendilerinden daha güçlü bir düşman gemisi tarafından saldırıya uğramasıyla devinim kazanıyor. HMS Surprise oldukça büyük hasar almış, adamlarının çoğu yaralanmıştır. Aubrey arkadaşlık ve görev arasında bir ikilem yaşamaktadır. İki okyanus arasında düşmanının ve ganimetin peşine düşmüştür. Bu görev ya onun şöhretini arttıracak ve Fransa’yla İngiltere arasında yıllardır süren savaşa bir son getirecek ya da onu ve tayfalarını yok edecektir. ‘Aubrey / Maturin’ serisinin film haklarını yaklaşık on yıl önce satın alan yapımcı Samuel Goldwyn, Jr. projeyle farklı stüdyoların kapısını çaldıktan sonra sonunda filmi 20th Century Fox, Miramax ve Universal’in ortaklığıyla gerçekleştirmeye karar vermiş. O'Brian'ın serisinin bu kadar geniş bir hayran kitlesine sahip olmasında ve tam 20 kitap haline gelmesinde en büyük payın, serinin iki kahramanı Kaptan Jack Aubrey ve Doktor Stephen Maturin’in, birbirlerini tamamlayacak şekilde, oldukça başarılı bir kompozisyonla çizilmiş olmalarına ait olduğunu söyleyebiliriz. İyi bir kaptanın sahip olması gereken tüm özellikleri bünyesinde toplamış akıllı bir deniz adamı, askeri bir dahi olan Jack, aynı zamanda emirlere her an karşı gelebilecek bir karaktere sahipken; Stephen harika bir cerrah, doğa bilimleri uzmanı, cesareti ve yüreği ile Jack'ten aşağı kalmayan ilginç biridir. Filmdeki karakterler böyle önemli olunca, onları kimin canlandıracağı da büyük bir sorun haline geliyor. Kaptan Jack rolü için başlangıçta Charlton Heston düşünülse de, film üç büyük stüdyonun dahil olduğu dev bir proje haline gelince, bu rol için daha iddialı bir isim aranmaya başlamış ve kısa sürede o sırada “Akıl Oyunları” (“A Beautiful Mind”) filmiyle gündemde olan Russell Crowe’da karar kılınmış. Yönetmen Peter Weir, Crowe'un Jack'i canlandırmasıyla ilgili olarak ise Russell bu adamı oynayacak doğal enerjiye ve otoriteye sahip bir oyuncuydu, daha ilk baştan gemideki kumandayı almıştı...” derken Crowe, Jack karakterinden ne kadar etkilendiğini şu sözlerle anlatıyor: “O artık dünya üzerinde var olmayan türden bir insan... Jack Aubrey şablonunda biri yok. Eğer İngiliz Kraliyet Deniz Kuvvetleri’nin bir üyesi olarak onu düşünürsek hiç bir kural tanımayan bir üye olarak görevini her seferinde beklenenin üzerinde bir performansla yerine getirecek sadakate sahipti. O bir kaptandı, hem gemisinin hem de tayfalarının kaptanı fakat asla hükmedilemeyen bir yanı da vardı.” HSM Surprise gemisinin doktoru, aynı zamanda da Aubrey’in en yakın arkadaşı olan ve İngiliz Gizli Servisi’nin bir ajanı olan Stephen Marutin’i, Crowe’la, ikilinin arasındaki gerilimi yansıtabilecek kimyada bir oyuncunun canlandırması gerekiyordu. Bu nedenle, rol için, Crowe’la “Akıl Oyunları”nda çok uyumlu bir performans sergileyen Paul Bettany seçildi. Yönetmen Weir gibi bir Patrick O’Brian hayranı olan Bettany filmi, “Zengin ayrıntılarla beslenmiş, zamana meydan okuyan bir dostluğun yer aldığı etkileyici ve sürükleyici bir aksiyon” olarak tanımlarken Jack ve Stephen arasındaki ilişki için “Bence Jack’in Stephen’ı en fazla şaşırtan tarafı ‘güç denilen şey yozlaşmaya mahkumdur’ kuralına bir istisna oluşturan kişiliği” diyor. Karakterlerin yanında, filmdeki en önemli sorunlardan biri, bu dev roman dizisinin atmosferini hakkıyla beyazperdede yaratabilmek olmuş. Filmin çekimlerinden önce Greenwich Deniz Kuvvetleri Müzesi, HMS Victory, Amerikan Deniz Üssü ve Avustralya sahillerinde araştırmalar yapan, özel kütüphane araştırmaları gerçekleştiren ve en önemlisi de dönemin deniz savaşlarını tasvir eden resimleri bulup günlerce inceleyen yönetmen Weir, filmin 135 milyon dolarlık bütçesinin önemli bir bölümünü döneme ait detayları yaratmak için harcamış. Bizim perdede görmediğimiz denizcilerden tersane işçilerine, taşçılardan uzmanlara kadar yüzlerce kişiden oluşan bir orduyla çalışan Weir, ilk defa böyle dev bir kadroyu orkestra etmek durumunda kalmış. Bunca emekten sonra usta yönetmenin filme ilişkin son sözleri şunlar: “Film boyunca herkesin geminin içinde hissetmelerini sağlamayı başardığımızı düşünüyorum; umarım bu büyük yolculuk izleyicilerin ilgisini çeker.” Yılın en iddialı Hollywood prodüksiyonlarından biri olan, Oscar’a damgasını vurmaya aday “Master and Commander: Dünyanın Uzak Ucu” kaçırılmaması gereken bir yapım.
Henüz kimse yorum yapmamış.

TV'de bugün
Aşkın Önemi (3 Aralık 2008 20:45 Kanal Türk)
Başrolleri Reese Witherspoon, Colin Firth ve Rupert Everett'in paylaştıkları Oscar Wilde’ın en başarılı tiyatro oyunlarından biri olarak kabul edilen ‘The Importance of Being Earnest’in sinema uyarlaması olan 2002 yapımı bir Oliver Parker filmi.

Replik
21 Gram
Kaç hayat yaşıyoruz? Kaç defa ölüyoruz? Sadece 21 gram kaybettiğimizi söylüyorlar... Ölüm anında... Herkes.
Paul Rivers
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com