Vittorio De Sica

Sevin Okyay 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Onu önce aktör olarak tanıdım. Belki de o sıralar yönetmenlik yapıyordu ama Vittorio De Sica benim için, yaş grubu icabıyla en kıymetlilerimin arasına girmeyen, orta yaşlı, komik bakışlı bir aktördü.
Onu önce aktör olarak tanıdım. Belki de o sıralar yönetmenlik yapıyordu ama Vittorio De Sica benim için, yaş grubu icabıyla en kıymetlilerimin arasına girmeyen, orta yaşlı, komik bakışlı bir aktördü.
Cesar Romero’nun biraz daha iyicesi gibi. Başka filmleri de oynamıştır mutlaka ama, Sophia’lı, Gina’lı romantik komedilerini hatırlıyorum. Sophia Loren ve Marcello Mastroianni ile oluşturdukları üçlüyü de hatırladığımı sanıyorum ama, bunu belki de sonraki bilgilerin üzerinden geriye bakmak suretiyle uyduruyorumdur.
Sinematek dönemiyle birlikte benim ikinci De Sica çağım da başladı. Yani yeni gerçekçiliğin usta yönetmeni olarak De Sica. Bir süre bu iki ayrı kişinin tek ve aynı kişi olduğuna inanmakta zorlandım. Temkinli soruşturmalarda bulundum. Evet, oydu. İkisi de. Daha sonra dördünün de o olduğunu anlayacaktım.
De Sica: İtalyan sinemasının yansıması
Vittorio De Sica’nın meslek hayatı, İtalyan sinemasının 40 yılının en seçkin örneklerinin de, o kadar seçkin olmayanlarını da yansıdığı bir aynadan farksızdır: 1930’lu yılların “beyaz telefon” filmlerinden yeni gerçekçiliğe, tozpembe komedilerden (Comedia All’Italiana) 1970’lerin romantik gerçekçiliğine varan uzun bir meslek hayatı. Uzun, çünkü De Sica hem başka işlerle pek vakit kaybetmedi, hem de uzun bir ömrü oldu. Oyunculukla başlayan sinema kariyeri Napoli’de, yoksul bir çevrede, orta sınıf bir ailenini çocuğu olarak büyüyen Vittorio, aklının oyunculukta olduğunu çabuk anlamıştı. Beyazperdeye de ilk kez 1918’de “Clemenceau Olayı” ile çıktı. Ama oyunculuğu asıl, 1923’te Tatiana Pavlova’nın tiyatrosuna girmesiyle başlar. Yakışıklı bir delikanlıydı, 1920’lerin sonunda kadınların sevgiisi olup çıkmıştı bile. Çok geçmeden kendi şirketini kurup, ilk karısı Giuditta Rissone ile birlikte başrolünde oynadığı oyunlar sahnelemeye başladı. İtalyan filmlerinin zarif başrol oyuncusu olarak da isim yaptı. Özellikle hafif komedilerde pek beğeniliyordu. Kadın seyircilerin favorisiydi. Çocukların masum dünyası ve De Sica İkinci Dünya Savaşı sırasında yönetmenlikle ilgilenmeye başladı. Önce o günlerin İtalyan sinemasının hafif geleneğinde dört film yaptı. Ama beşinci filmde iş değişti. Senarist Cesare Zavattini ile (bu işbirliği yıllar boyu devam edecekti), büyüklerin düşüncesizliklerinin çocukların masum dünyasını nasıl kararttığını anlatan çarpıcı bir minör klasik yaratmıştı:Çocuklar Bizi Gözlüyor . Onun ilk filmlerinin en az bilinenlerinden biri olan bu film, Cesare Giulio Viola’nın romanından uyarlanmıştı, çökmekte olan bir evliliği, çiftin küçük oğlunun şaşkın gözlerinden anlatıyordu. Vittoria De Sica dörtbuçuk yaşındaki başrol oyuncusu Luciano De Ambrosis’ten mükemmel bir performans elde etmişti. Yeni gerçekçi teamüle uyarak daha sonra da, en meşhur filmlerinde hiç tecrübesi olmayan kişileri oynatacak, yönetecekti. Bununla da kalmayıp, genç oyunculardan iyi performanslar alacaktı. Çok iyi bir oyuncu yönetmeni Vittorio De Sica, iyi bir oyuncu olmasının da payıyla olsa gerek, çok iyi bir oyuncu yönetmeniydi. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri, onun yönetiminde en parlak oyunlarını verip, Oscarlar bile alan Sophia Loren’dir. De Sica yönetiminde ilk kez “Napoli Altını / L’Oro di Napoli”nin “Krediyle Pizza” bölümünde bir pizzacının ihanet içindeki karısını oynayarak dikkati çeken Sophia Loren, daha sonra üstadın yönetimi altında çiçek gibi açılacaktı. Loren ile Marcello Mastroianni’nin meşhur filmleri, aslında meşhur bir üçlünün eseriydi. İki oyuncu ile üstad De Sica. Ve Bisiklet Hırsızları Yönetmen olarak 1930’ların “beyaz telefon” filmlerinden yumuşak bir geçişle yeni gerçekçilik sularına yelken açtı. Kendinden büyük adamlara aşık olan genç kadın karakterler, hayatın gerçeklerine biraz daha vakıf olmaya başlayarak, yeni gerçekçiliğe bir köprü oluşturdular. Ama Ayakkabı Boyacıları ile Bisiklet Hırsızları”na kimsenin hazırlanmış olabileceğini sanmıyorum. Üstad gerçi gözü yaşlılıktan hazetmez, mizah ile hakiki hayatın acı gerçeklerini harmanlamayı tercih ederdi ama, her iki filmin de yüreği sızlamadan hatırlayan seyirci az olsa gerek. Özellikle Bisiklet Hırsızları hem yeni gerçekçiliğin, hem dünya sinemasının en iyi filmleri arasında kendine sağlam bir yer edinmiştir. Son yeni gerçekçi filmi ve Umberto D Ne var ki, savaştan henüz kurtulmuş İtalyan seyirciler, kendi aralarından insanların başrolünde oynadığı, kendi acı gerçeklerini yansıtan filmleri görmeye hiç de hevesli değildi. Bu iki film, sonra “Milano Mucizesi” hele 1952 yapımı, yaşlılığın sorunlarını aktaran “Umberto D.” (üçünün de senaryoları Zavattini’ye ait), gişe hasılatından uzak kaldı. Vittorio De Sica, zaman zaman Amerikan yardımıyla (başta, bazı talepleri reddedilip bazıları kabul edilen David O. Selznick olmak üzere), ama daha çok aktör olarak oynadığı filmlerden elde ettiği paralarla yönetmenlik yapmayı sürdürdü. Ama Umberto D. onun son yeni gerçekçi filmi ve bir süre için son şaheseri oldu. Yeniden ve tamamen aktörlük… 1950’lerin sonlarında kendini tamamen aktörlüğe verdi. “Ekmek….” dizisinde çok hoş tipler çizdi, Rossellini’nin “General della Rovere”si ile, ciddi rollerin de altından kalktığını gösterdi. Hem de büyük başarıyla. Sonra, 1960’larda yönetmenliğe döndü. Büyük gişeli filmller yaptı: Sophia Loren ve Marcello Mastroianni ikilisiyle “Dün Bugün Yarın” ve “İtalyan Usulu Evlenme / Matrimonio All’Italiana” gibi. Bu dönemde üstadın elinden ticari açıdan ve eleştirmenler nezdinde hiç başarılı olmayan filmler de çıktı. Başka yönetmenlerin filmlerinde oynamayı da sürdürdü. Ve tam herkes ustanın yönetmenlik mesleğini vasatlık düzeyinde noktalayacağını düşündüğü sırada, İkinci Dünya Savaşı’nda İtalya’da Yahudilerin durumunu anlatan muhteşem Finzi Continilerin Bahçesi geldi. Diğer büyük filmleri gibi De Sica’nın insan ruhunu, sevecenliğini yansıtan duyarlı ve birinci sınıf bir film. “Harika bir evlilik…” Sophia Loren, hamisi ile işbirliği için, “Harika bir evlilikti” diyor, “tabir caizse, yirmi yıldan fazla sürdü. Kendime, meslek hayatımın başlangıcında yanımda olacak daha iyi bir erkek bulamazdım. Şimdi hep sinemaya gidip başka aktörlerin yaptıklarını görünce, De Sica’nın dediklerini hatırlayacağım. ‘Kamera yakın çekime giripce, seni korkutmaması için bir şeyler yapmalısın.’ O kadar çok oyuncu kameradan korkuyor ki. Oyunculuk kişisel bir şeydir, içinde olanın dışarı çıkarabilmek ve başka hiç kimse sana içindeki hazineyi veremez. Ama ben De Sica ile içimdekini dışarı çıkarmayı öğrendim. O benim okulumdu, hocam, hamim, her şeyim. Ben her şeyi ona borçluyum.”
Vittorio De Sica’nın meslek hayatı, İtalyan sinemasının 40 yılının en seçkin örneklerinin de, o kadar seçkin olmayanlarını da yansıdığı bir aynadan farksızdır: 1930’lu yılların “beyaz telefon” filmlerinden yeni gerçekçiliğe, tozpembe komedilerden (Comedia All’Italiana) 1970’lerin romantik gerçekçiliğine varan uzun bir meslek hayatı. Uzun, çünkü De Sica hem başka işlerle pek vakit kaybetmedi, hem de uzun bir ömrü oldu. Oyunculukla başlayan sinema kariyeri Napoli’de, yoksul bir çevrede, orta sınıf bir ailenini çocuğu olarak büyüyen Vittorio, aklının oyunculukta olduğunu çabuk anlamıştı. Beyazperdeye de ilk kez 1918’de “Clemenceau Olayı” ile çıktı. Ama oyunculuğu asıl, 1923’te Tatiana Pavlova’nın tiyatrosuna girmesiyle başlar. Yakışıklı bir delikanlıydı, 1920’lerin sonunda kadınların sevgiisi olup çıkmıştı bile. Çok geçmeden kendi şirketini kurup, ilk karısı Giuditta Rissone ile birlikte başrolünde oynadığı oyunlar sahnelemeye başladı. İtalyan filmlerinin zarif başrol oyuncusu olarak da isim yaptı. Özellikle hafif komedilerde pek beğeniliyordu. Kadın seyircilerin favorisiydi. Çocukların masum dünyası ve De Sica İkinci Dünya Savaşı sırasında yönetmenlikle ilgilenmeye başladı. Önce o günlerin İtalyan sinemasının hafif geleneğinde dört film yaptı. Ama beşinci filmde iş değişti. Senarist Cesare Zavattini ile (bu işbirliği yıllar boyu devam edecekti), büyüklerin düşüncesizliklerinin çocukların masum dünyasını nasıl kararttığını anlatan çarpıcı bir minör klasik yaratmıştı:Çocuklar Bizi Gözlüyor . Onun ilk filmlerinin en az bilinenlerinden biri olan bu film, Cesare Giulio Viola’nın romanından uyarlanmıştı, çökmekte olan bir evliliği, çiftin küçük oğlunun şaşkın gözlerinden anlatıyordu. Vittoria De Sica dörtbuçuk yaşındaki başrol oyuncusu Luciano De Ambrosis’ten mükemmel bir performans elde etmişti. Yeni gerçekçi teamüle uyarak daha sonra da, en meşhur filmlerinde hiç tecrübesi olmayan kişileri oynatacak, yönetecekti. Bununla da kalmayıp, genç oyunculardan iyi performanslar alacaktı. Çok iyi bir oyuncu yönetmeni Vittorio De Sica, iyi bir oyuncu olmasının da payıyla olsa gerek, çok iyi bir oyuncu yönetmeniydi. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri, onun yönetiminde en parlak oyunlarını verip, Oscarlar bile alan Sophia Loren’dir. De Sica yönetiminde ilk kez “Napoli Altını / L’Oro di Napoli”nin “Krediyle Pizza” bölümünde bir pizzacının ihanet içindeki karısını oynayarak dikkati çeken Sophia Loren, daha sonra üstadın yönetimi altında çiçek gibi açılacaktı. Loren ile Marcello Mastroianni’nin meşhur filmleri, aslında meşhur bir üçlünün eseriydi. İki oyuncu ile üstad De Sica. Ve Bisiklet Hırsızları Yönetmen olarak 1930’ların “beyaz telefon” filmlerinden yumuşak bir geçişle yeni gerçekçilik sularına yelken açtı. Kendinden büyük adamlara aşık olan genç kadın karakterler, hayatın gerçeklerine biraz daha vakıf olmaya başlayarak, yeni gerçekçiliğe bir köprü oluşturdular. Ama Ayakkabı Boyacıları ile Bisiklet Hırsızları”na kimsenin hazırlanmış olabileceğini sanmıyorum. Üstad gerçi gözü yaşlılıktan hazetmez, mizah ile hakiki hayatın acı gerçeklerini harmanlamayı tercih ederdi ama, her iki filmin de yüreği sızlamadan hatırlayan seyirci az olsa gerek. Özellikle Bisiklet Hırsızları hem yeni gerçekçiliğin, hem dünya sinemasının en iyi filmleri arasında kendine sağlam bir yer edinmiştir. Son yeni gerçekçi filmi ve Umberto D Ne var ki, savaştan henüz kurtulmuş İtalyan seyirciler, kendi aralarından insanların başrolünde oynadığı, kendi acı gerçeklerini yansıtan filmleri görmeye hiç de hevesli değildi. Bu iki film, sonra “Milano Mucizesi” hele 1952 yapımı, yaşlılığın sorunlarını aktaran “Umberto D.” (üçünün de senaryoları Zavattini’ye ait), gişe hasılatından uzak kaldı. Vittorio De Sica, zaman zaman Amerikan yardımıyla (başta, bazı talepleri reddedilip bazıları kabul edilen David O. Selznick olmak üzere), ama daha çok aktör olarak oynadığı filmlerden elde ettiği paralarla yönetmenlik yapmayı sürdürdü. Ama Umberto D. onun son yeni gerçekçi filmi ve bir süre için son şaheseri oldu. Yeniden ve tamamen aktörlük… 1950’lerin sonlarında kendini tamamen aktörlüğe verdi. “Ekmek….” dizisinde çok hoş tipler çizdi, Rossellini’nin “General della Rovere”si ile, ciddi rollerin de altından kalktığını gösterdi. Hem de büyük başarıyla. Sonra, 1960’larda yönetmenliğe döndü. Büyük gişeli filmller yaptı: Sophia Loren ve Marcello Mastroianni ikilisiyle “Dün Bugün Yarın” ve “İtalyan Usulu Evlenme / Matrimonio All’Italiana” gibi. Bu dönemde üstadın elinden ticari açıdan ve eleştirmenler nezdinde hiç başarılı olmayan filmler de çıktı. Başka yönetmenlerin filmlerinde oynamayı da sürdürdü. Ve tam herkes ustanın yönetmenlik mesleğini vasatlık düzeyinde noktalayacağını düşündüğü sırada, İkinci Dünya Savaşı’nda İtalya’da Yahudilerin durumunu anlatan muhteşem Finzi Continilerin Bahçesi geldi. Diğer büyük filmleri gibi De Sica’nın insan ruhunu, sevecenliğini yansıtan duyarlı ve birinci sınıf bir film. “Harika bir evlilik…” Sophia Loren, hamisi ile işbirliği için, “Harika bir evlilikti” diyor, “tabir caizse, yirmi yıldan fazla sürdü. Kendime, meslek hayatımın başlangıcında yanımda olacak daha iyi bir erkek bulamazdım. Şimdi hep sinemaya gidip başka aktörlerin yaptıklarını görünce, De Sica’nın dediklerini hatırlayacağım. ‘Kamera yakın çekime giripce, seni korkutmaması için bir şeyler yapmalısın.’ O kadar çok oyuncu kameradan korkuyor ki. Oyunculuk kişisel bir şeydir, içinde olanın dışarı çıkarabilmek ve başka hiç kimse sana içindeki hazineyi veremez. Ama ben De Sica ile içimdekini dışarı çıkarmayı öğrendim. O benim okulumdu, hocam, hamim, her şeyim. Ben her şeyi ona borçluyum.”
Henüz kimse yorum yapmamış.


Tuya'nın Evliliği (2 Aralık 2008 22:00 CNBC-e)
Quanan Wang’ın yönettiği ve Nan Yu, Bater, Sen Ge ile Zhaya’nın oynadığı "Tuya’nın Evliliği" adlı film bu akşam 22:00da CNBC-e ekranlarında...
Quanan Wang’ın yönettiği ve Nan Yu, Bater, Sen Ge ile Zhaya’nın oynadığı "Tuya’nın Evliliği" adlı film bu akşam 22:00da CNBC-e ekranlarında...

Küçük Gün Işığım
Gerçek kaybeden kazanmayan değildir. Gerçek kaybeden; kaybetmekten o kadar korkar ki kazanmayı denemez bile.
Alan Arkin
Gerçek kaybeden kazanmayan değildir. Gerçek kaybeden; kaybetmekten o kadar korkar ki kazanmayı denemez bile.
Alan Arkin








Seanslar
Fragman

