Kayıt
Marilyn Monroe: Yıllar önce bugünlerde..
Esin Küçüktepepınar 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
O küçük kız sesiyle ABD Başkanına 'iyi ki doğdun' diyerek şarkı söyledi, belleklere kazındı.
Erkeklerin arzu ettiği, kadınların olmayı arzu ettikleri bir seks sembolüydü.
Oysa ne sarışın ne de aptaldı ve sadece bir arzu nesnesi olmayı hep reddetti ama kimse duygularına önem vermiyor gibiydi...
Marilyn Monroe, 43 yıl önce 5 Ağustos'ta herşeyden vazgeçmişti.
5 Ağustos ölüm yıldönümü....
Marilyn Monroe, yaşasaydı tam 79 yaşında olacaktı. Günümüz Hollywood starlarının en fazla 50'ler civarında dönüp dolaştığını, hatta bazılarının asla 40 yaşına basmayı kabul etmedikleri günümüzde, Marilyn Monroe'nun hâlâ gündemde kalabilmesi gerçekten çok ilginç.
Artık 43 yıldır aramızda olmayan Marilyn'in doğumgünü geçtiğimiz yıl şerefine kendi tercihi olmayan partiler ya da mezarı başındaki törenler, dünya basını ve televizyonlarındaki programlar ile şaşalı bir şekilde kutlanmıştı. Tüm bu kutlamaların aslında onun 40 yıl önceki gencecik ve güzel görüntüsü adına yapıldığı gerçeği de cabası.
Ölüsü bile para ediyor
Tahmin edeceğiniz gibi geçen yılki kutlamalar ya da bu yıl anısına düzenlenecek anma törenleri oldukça planlı ve yapılması gereken şeyler.
Niye mi?
Çünkü onun üzerine kurulu bir endüstri ve kazanılacak paralar var. Özellikle Hollywood civarı başta olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki mağazalar onun 40. ölüm yıldönümü nedeniyle piyasaya sunulan bardak, saat, havlu gibi hediyelik eşyalarla doldu. Bir sürü yayıncı onun resimlerinden yeni albümler, takvimler hazırldı . Hakkında yazılan kitaplar da son baskıyla yeniden raflarda olacaktır eminiz.
Bir de işin başka yönü var; yani feministler. İlk dalga ve üçüncü kuşak dalga dahil olmak üzere son yıllarda Amerikalı feministler de Marilyn'e sahip çıkıyorlar. Ve tartışmalı olarak dünyanın bu en ünlü seks sembolünü aslında kadın hareketinin bir sembolü olarak kabul ettiklerini açıklıyorlar. Ünlü feministlerden Gloria Steinem, "Marilyn yaşasaydı kesin bir feminist olurdu" diyor ve ekliyor: "Çünkü feministlerin söylemlerinden bazıları da seks sömürüsü, seks kurbanı ve aklı başında olmayan annelerdir. Marilyn, modern kadın hareketinin başlamasından hemen önce öldü. Yaşamı ve başından geçen şeyler tam da genelde kadınların küçük bir kız çocuğuyken başlarına gelen cinsel tacizler ve büyüdüklerinde de cinsel obje haline gelmeleriyle ortaya çıkan sorunlarla birebir örtüşüyor. '

Ev kadını ya da seks nesnesi
Ama Marilyn'in modern kadın hareketinden önce ölmesi, ölümünden sonra bu harekete dahil olmasına engel değil! Feministler bugün, cinselliğin nasıl bir kadını nesne haline getirebildiği ve yaşamını mahvedebildiğine örnek olarak onu gösteriyorlar. Marilyn, 1950'li yıllarda bir kadının kendi kimliğini edinmesinin ne denli zor olduğuna dair önemli bir örnek. 50'li yıllarda bir kadının özellikle ya ev kadını ya da bir seks objesi olma arasında seçim yapması gerektiği gerçeğini hatırlatıyor bir yandan da.
"Sanırım Marliyn, ölümünden sonra ona yüklenen bu özellikleri bilse çok şaşırırdı" diyor, feminist harakette kadının cinsiyetiyle ve çekiciliğiyle de varolması gerektiğini vurgulayan ünlü kadın yazar Friday. 'Annem, Kendim/My Mother, Myself ' ve 'Güzelliğin Gücü/The Power of Beauty' adlı çok satan kitapların yazarı Friday sözlerini şöyle sürdürüyor: "Ama Marilyn'in kadın hareketinin önemli bir sembolü olarak kabul edilmesini anlıyorum. O güzelliğini keşfeden ve sunabilen bir kadındı. En önemlisi kimse onun oyunculuk gücünü ya da kişisel duygularını önemsemiyordu. Onun rolü bir seks objesi olmaktan ibaretti. Hayatına bir bakın ve feminizmin kadınlar açısından niçin çok gerekli olduğunu anlayın!".
Feminizm hareketinin üçüncü dalgasını temsil eden Erin Johansen ise "Marilyn bu ülkedeki (ABD) her kadının günlük yaşamda yüz yüze geldiği ve yaşadığı güçlükleri hatırlatıyor insanlara" diyor. "Yani seks sömürüsü, istenmeyen hamilelik, sömürüye dayanan ilişkiler ve seks objesi olma halini yaşıyor her gün kadınlar" diyen Johansen, bir erkeğin 'varlığını' ispatlayan hırs, ihtiras ve açlığın aslında bir kadının yaşamını nasıl paramparça edebildiğini söylüyor.
43 yıldır hala popüler
Marilyn'in yaşam hikayesi bugün 300 kitaba konu olmuş, binlerce makaleye sığdırılmış, filmlere aktarılmış, üniversitelerde derslerde konuşulmuş bir yaşam öyküsü. Babasını hiç tanımayan, akıl sağlığı nedeniyle hastanelerde tedavi görmek zorunda kalan annesinden hiç sevgi göremeyen, küçük bir kız çoçuğuyken bir kaç ailede kendine yer arayan ve sonunda kendini yetimhanede bulan Norma...Sonra bir fabrikadayken tesadüfen keşfediliş ve modellikle başlayan, beyazperde starlığıyla sonlanan trajik bir yaşam.
Tüm endüstrilerin bağrına bastıkları ve ölümünden sonra da genç yaşta yitirilmiş resminden fayda sağlayabilen günümüz insanının onu bir de feminist olarak 'baştacı' etmesi kuşkusuz yaşamın bir ironisi. Artık o aramızda değil. Her şey bir yana, 43 yıl sonra bile böylesine hafızada kalabilmek için yaşarken ona yüklenen 'seks sembolü' ünvanından daha fazlası gerekiyordu kuşkusuz.
Marilyn'in anısına ikinci yazı...

GİZEMLİ VE KARMAŞIK
"O, utangaçlığının ve nasıl söylesem, erkekler üzerindeki etkisinin çok iyi farkında olan biriydi."Fritz Lang
(Kaya Genç)
Güle güle Norma Jeane / Seni hiç tanımasam da / Sen kendini tutacakkadar zariftin / Çevrendekiler sana yaltaklanırken / Ve senin beynine fısıldarlarken / Seni ezmek istediler / Ve ismini değiştirttiler senin / (...) Güle güle Norma Jeane / 22.sokaktaki genç adamdan güle güle / Seni seksiden farklı birşey olarak gören adamdan / Seni sırf Marilyn Monroe olarak görmeyen adamdan güle güle...
1926 Temmuz'unun birinci günü Gladys Baker ile Edward Montrensen'in gayri meşru çocukları olarak dünyaya gelen Marilyn Monroe; yetim yurtlarında psikopat annesi yüzünden büyük acılar çekti, ihmal edildi ve küfürlerle,cinsel tacizlerle tanıştı dünya gerçekliğiyle... Babası, annesini henüz o doğmadan terketmişti. Onaltı yaşındaydı okuldan atıldığında; bilmiyordu yirmi yıl sonra öleceğini, veya nasıl derler, öldürüleceğini. Yine de o yirmi yılı dopdolu geçirdi ve o yirmi yılı kimsenin yaşamadığı gibi yaşadı. Önce bir fabrika işçisiyle evlendirdiler onu ve tam dört yıl, kendi seçmediği bir adamla yaşadı. Sonra askerlere moral olsun diye çekilen resimlerde gördü dünya onu. Annesinin çalıştığı R.K.O şirketinden Howard Hughes tarafından keşfedildi, diye yazacakken tarihçiler, 20th Century Fox yirminci yüzyıl tilkilerine yaraşır bir hızla davrandı ve haftada 125 dolara kontrat imzalandı; sonra da ismini değiştirdi ve o çekici ve davetkar MM oluverdi; Monroe, Marilyn.
Birkaç kıytırık filmde, birkaç kıytırık rolde oynattılar sonra onu. "The Asphalt Jungle" ve "All About Eve" filmlerinde çeşitli roller kaptı ancak asıl çıkışı, 1948 yılında çektirdiği çıplak fotoğrafların ortaya çıkmasıyla oldu. Playboy dergisinde yayımlanan fotoğraflar bir anda Amerika'yı keşfetti ve Amerikalılar bu kadın için çıldırmaya başladılar! Sonra Hollywood da Monroe'yu keşfetti, hani nasıl derler, tam anlamıyla, ya da nasıl demeye çekinirler, vücudu yüzünden. Ayıptır söylemesi, ismi çok iyi satıyordur kadının; başrolde oynadığı her filme 500.000 dolar kazandırtıyordur... Filmler peşi sıra gelmeye başlarlar: Cary Grant'la "Monkey Business"de oynar. Joseph Cotton'la Niagara'da oynar. Jane Russell'la Gentlemen prefer blondes'da oynar. How to Marry a Millionaire'de Lauren Bacall'le oynar. Oynar da oynar, kazanır da kazanır, ünlenir de ünlenir. 9 sene sonra ölecektir.
Uçuşan etekler
1954 yılı gelir ardından. Efsane beyzbol oyuncusu Joe DiMaggio ile evlenir. Evlilikleri sadece dokuz ay sürer ve bu dokuz ay boyunca Joe anlar ki, Marilyn sıradan bir ev kadını da değildir, onun isteklerine boyun eğecek bir bebek bakıcısı da değildir ve boşanırlar ve Monroe yeniden sinema perdesinde ve yeniden mutlu ve gülümsüyor... Billy Wilder'ın The Seven Year Itch filmini bilmeyeniniz çok vardır da şu meşhur sahneyi bilmeyenin popüler kültüründen şüphe ederim; hani haşır-huşur bir çapkın rüzgar alttan gelir ve kaldırır Monroe'nun eteğini, o da çapkın ve utangaç bakar vizöre; işte size Monroe; ne güzel bacaklar, ne güzel ayaklar, ne güzel bir saç; yıl 1955.
Uçuşan etekler, evliliklerinin bitmesinde bir bahane olur, elbette DiMaggio'nun bahanesi. Ama hala arkadaştırlar ve, ne romantik değil mi, ölümünden yirmi yıl sonra bile DiMaggio onun mezarına haftada üç çiçek yollatır, aslında o kadar da romantik değil, bilemiyorum, ancak bu kadın da romantik değildir herkesin onu gördüğü gibi, aksine çok açıkgöz ve gerçekçidir. Mesela metropolisci yönetmen Fritz Lang şöyle demekten alamamıştır kendini: "O, utangaçlığının ve nasıl söylesem, erkekler üzerindeki etkisinin çok iyi farkında olan biriydi."
Seksi imajdan kurtulmak
Medya onu bir seks ikonu olarak benimsedi. Pamela Anderson veya Jenny McCharty gibi bir kapak kızı, içi boş bir seks oyuncağı. Ancak o, bu durumdan çok rahatsızım, diye söylenerek New York'un yolunu tuttu. Oyunculuk okumak, o aptal sarışın imajını paramparça ederek yeni okyanuslara kürek sallamak istedi. Lee ve Paula Strasberg'in oyunculuk atölyesinde çalıştı. Sonra işi daha da büyütmeye karar verdi ve belli başlı tüm medya organlarına yeni açtığı ve ondan çok şey umut ettiği prodüksiyon şirketinin ismini yolladı: Marilyn Monroe Productions. Sonra Arthur Miller ile olan ilişkisi başladı. Ünlü yazar Miller sayesinde entellektüel tabakadan farklı insanlarla tanıştı. Bu da kuşkusuz tam onun istediği şeydi, artık aptal sarışın kadın imajından kurtulmaya başlıyordu. Yahudi oldu ve Miller ile evlendi. Üçünçü evlilik.Bus Stop ve Some Like it Hot Fox ile olan anlaşması gereği oynadı ve ününü perçinledi. İşte tam da bu sıralarda başladı sorunları. Narsist kişiliği yüzünden tepki görmeye ve sorunlarını hap alarak ertelemeye girişti ancak bu yolun sonu pek aydınlık gözükmüyordu. Miller ile olan ilişkisi sarsılmaya ve herşey üzerine üzerine gelmeye başlıyordu artık.
Çöküş yılları
Usta yönetmen John Huston'un The Misfits filmi Monroe'nun son yapıtı olacaktı. Filmin gösterime girmesinden bir hafta önce Miller ile ayrıldı. Film, onun kariyerindeki en iyi dramatik performansını içeriyordu ve Monroe filmin prömiyerinden birkaç hafta sonra gizlice hastaneye yattı. Tedavi görmesi gerekiyordu. Herşeyi kaybedecekti yoksa; bütün o ün ve parıltılı dünya bilincini altüst etmiş, mantıklı düşünemez olmuştu.
"Something's Got To Give" filminin setinde herşey daha da bulanıklaştı. Çektiği acılar ve yaşadığı karmaşa dayanılmaz boyutlara ulaştı. Otuz iki günlük çekimlerin sadece on ikisine gelebildi. Stüdyo ile anlaşmazlıklar çıkmaya başlamıştı. Bir ay sonra, 1962'nin Ağustosunda Monroe evinde ölü bulundu. Aşırı dozdan öldüğü söylendi. Ancak hayranları buna inanmadı ve bugün bile insanlar onun kendini öldürdüğüne inanamıyorlar. John F. Kennedy ile olan ilişkisi yüzünden, Amerika'nın derin devleti tarafından ortadan kaldırılrdığı kuşkuları hala ortalıkta dolaşıyor. Ancak gerçeği kim bilebilir; belki de hayatı da bir gizem perdesinin ardında geçmiş olan Monroe'ya yakışan ölüm buydu. Gizemli ve karmaşık.

Henüz kimse yorum yapmamış.
TV'de bugün
Takvim Kızları (11 Ekim 2008 20:45 Tv8)
Helen Mirren, Julie Walters, John Alderton, Linda Bassett, Annette Crosbie ve Philip Glenister'ın oynadığı "Takvim Kızları" adlı film bu akşam 20:45'te Fox ekranlarında...
Replik
Temmuz'da
Hayattaki en güzel şeyler bedavadır!
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com