
1961 Viyana doğumlu olan Ruzowitzky, tiyatro ve tarih üzerine eğitim aldı. Önceleri Avusturya’da bir radyo için tiyatrolar yazıp yönetti. Daha sonra televizyon için reklam ve müzik videolarının yönetmenliğini yaptı. 1996’da Max Ophuls Ödülünü kazandığı “Tempo” adlı ilk uzun filmini çekti.
İkinci film ise 50 ülkeye satılan ve dünyada birçok festivalde yer alan ve ödül kazanan “The Inheritors” filmidir. Ayrıca bu film 1999 yılında Avusturya’nın Oscar adayı olarak gösterildi.
“Anatomy”, “All the Queen’s Men” ve “Anatomy 2” filmleriyle Avrupa’nın önemli yönetmenleri arasında yerini aldı.
Mr. Ruzowitzky, daha önceki tüm filmlerinizin tek bir ortak yönü vardı: hepsi birbirinden tümüyle farklı. KALPAZANLAR’sa tüm öncülerinden tamamen farklı.
Belki ilk bakışta öyle ama aslında ben tüm filmlerindeki ana konuyu yine en önde tuttum: idealizm. “Tempo”da, “The Inheritors”da, “Anatomy”de tüm filmlerimde genç kahramanlar vardı. Tüm filmlerimde idealizmle dolu olarak yeni bir dünyaya giren, ancak karşılaştıkları ahlaksızlıklar yüzünden dünya görüşlerini yeniden gözden geçirmek zorundan kalan genç kahramanlar vardır. Kalpazanlar değişik bir yaklaşımda bulunuyor. İdealizm ve pragmatizm arasındaki gerginliği, daha önce hiç bu denli dramatik ve varoluşçu bir çerçevede irdeleme imkanım olmamıştı.
Kalpazanlar nasıl ortaya çıktı? Filmin kaynağı nedir?
Konu kendiliğinden bana geldi. İki hafta içinde, birbirinden farklı iki prodüksiyon şirketi, bana bu konuyu sundular. Kaderin bir cilvesi.
Adolf Burger ile olan irtibatınız nasıl gerçekleşti?
Benim için filmin en etkileyici anı: Bu gerçek olayın son hayatta kalan kahramanları, Burger ve Plapper’ın sette oldukları an. O zaman fark ettim ki; bu yaptığımız sadece bir film değil, bu tarih, gerçekten olmuş olaylar. Sete giderken 90 yaşındaki bu iki kahraman, kalpazanlık atölyesinin kumandanı olan S.S. subayının aslında bir kurtarıcı mı, yoksa bir katil mi olduğunu tartıştılar. Kendi kendime dedim ki, bu tam da filmin odak noktası olacak.
Niye filminiz bu denli uzlaştırıcı bir şekilde bitiyor? Bu, seyirci zevklerine tanınmış bir ayrıcalık mıdır?
Burger ve Sorowitsch’in –diğer tüm sağ kalan toplama kampı mağdurları gibi- bu acı dolu deneyimle ve neden hayatta kaldıkları, neden o kadar çok insanın ölmesi gerektiği, ve bunun önlemek için neden daha fazlasını yapmadıkları veya yapamadıkları sorularıyla, hayatlarının geri kalanı boyunca başa çıkmaları gerektiği açıkça ortada. Bir yönetmen olarak, filmin kahramanı Sorowitsch’in 6 sene boyunca bir toplama kampında kalıp da hayatta kalabilmiş olmasını kınamak gibi bir hakkım yok, öyle yapmam gayri ahlaki olurdu. Film bu yüzden uzlaşıcı bir şekilde bitiyor.
- Gus Van Sant ile Paranoid Park üzerine
- 1 YTL ver 1 Film Çekeyim!
- "O Kadın"ın yönetmeni Korhan Bozkurt sorularınızı yanıtladı!
- Mehmet Açar ile eleştirmenlik ve Türk sineması üzerine...
- "O Kadın"ın yönetmeni Korhan Bozkurt sorularınızı yanıtladı! (Dördüncü Bölüm)
- "O Kadın"ın yönetmeni Korhan Bozkurt sorularınızı yanıtladı! (Üçüncü Bölüm)
- "O Kadın"ın yönetmeni Korhan Bozkurt sorularınızı yanıtladı! (İkinci Bölüm)
- "O Kadın"ın yönetmeni Korhan Bozkurt sorularınızı yanıtladı! (Birinci Bölüm)
- Handan İpekçi: "Eteklerimdeki taşları dökemedim!"
- "Mesut Uçakan": Artık aptalca festival kaygılarım yok!
- Şoförünün ağzından yeni "Taxi"
- "Benim Adım Elisabeth": "Çocukları anlamaya çalışan bir film"
- Yönetmeni Oscar Roehler'in ağzından "Temel Parçacıklar"
- "Polis" "Bu filmi ezberlemek isteyeceksiniz!"
- Onur Ünlü: "Polis, yeni ve yenilikçi bir film!"



Harrison Ford, Kate Capshaw, Amrish Puri, Roshan Seth ve Philip Stone'ın oynadığı İndiana Jones: Kamçılı Adam adlı Serinin, ritmi en yüksek filmi bu akşam Star ekranlarında...

Beyin, stresli durumlarda, anlaşılır bir nedenle, vücudun maruz kaldığı travmayla başa çıkmanın yollarını bulur.
















