
14 Aralık'ta vizyona girecek "O Kadın" filmiyle farklı bir projeye imza atan Korhan Bozkurt, Sinema.Com'da bir ilke imza attı ve sizlerden gelen soruları yanıtladı. Tam 45 sorunun yayına alındığı bu projede, açıkçası Bozkurt'un tüm soruları yanıtlayıp yanıtlamayacağı konusunda bizim de endişelerimiz vardı, ama aşağıda da göreceğiniz gibi genç yönetmen, sizlerden gelen her bir soruyu mümkün olan en detaylı şekilde yanıtladı.
1) Rumuz: sinegurme
İlk filmini çeken yönetmenler, genelde sette ne yaptıklarının çok farkında olamadıklarından, ön hazırlığın çok iyi yapılması gerektiğinden bahsederler. Söz konusu Sezen Aksu olunca, sizin stres katsayınız daha da artmış olmalı. Olası yol kazalarını önlemek için, "O Kadın" filmi için nasıl bir ön hazırlık dönemi geçirdiniz, ön hazırlıkta hangi konulara daha fazla önem verdiniz ve zaman ayırdınız?
Bu söylediğiniz ilk çekimini yapanlar için geçerli olabilir, ilk sinema filmini çekenler için değil. Hayatında ilk kez sete giren yönetmenler için geçerli olabilir.Ancak yıllarca yönetmen asistanlığı yaptıysanız, okuduysanız, üstüne sinema filmi olmasa bile reklam filmi, video klip, kısa film çektiyseniz sette ne yaptığınız farkında olmamak gibi bir şey olamaz. Sette ne yaptığının farkında olmayan yönetmen değil, yönetmen olmaya çalışan biridir. Ben her zaman yanıma gelen asistanlarıma da bunu böyle söyledim: Okulun birinci yılında "açı-karşı" yı öğrendiğiniz anda artık yönetmensinizdir. Ancak şunu unutmayın ki yönetmenlik bunun dışında kalan her şeydir. Ve bunu da sette öğrenirsiniz. Tabii ki yaptıkça tecrübe artacak ve tecrübe iş kazalarını azaltacaktır. Ancak ne yaptığını bilmemek farklı. Örnek de verebilirim. Birçok arkadaşım da oldu, tanıdığım yönetmen de var ilk filmini çeken. Hiçbiri sette ne yaptığının farkında olmadan dolaşmıyordu. Ömer Faruk Sorak da buna dahildir. İlk filmini çekerken de yanındaydım, şu ana kadar ki son filmini çekerken de. Her zaman ne yaptığının farkındaydı. Ön hazırlığa gelince, bir film yönetmen tarafından ön hazırlıkta çekilir biter. Gerisi artık sahada karşılaştıklarınızı çözmektir. O yüzden ön hazırlık her film için önemlidir. Bunun aradan geçen yıllarla ya da kaçıncı filminiz olduğuyla ilgisi yoktur, bütçe ile ilgisi vardır. Bunun da en iyi örneği Amerikan sinemasıdır. Ancak ülkemizde bütçesel nedenlerle ilk filmini çekenlerin çoğunun böyle uzun ön hazırlık gibi güçleri falan da olmaz. Bu durum uygulamada tersine işler yani. Ben filmime şartlarım doğrultusunda ön hazırlık imkanı buldum. Çoğunlukla da ekibimi filme hazırladım. Onlar için de farklı bir deneyim olacaktı çünkü. Oldu da...
2) Rumuz: jesse_james
Daha önce Fatih Akın'ın "Köprüyü Geçmek: İstanbul Hatırası" filminde de Sezen Aksu'nun büyük etkisi vardı. Fatih Akın'ın Sezen Aksu'yu sinemaya yeniden ve başarılı bir şekilde kazandırması, sizin bu filmi çekmenizde etkili oldu mu?
Etkisi olmadı. Sanıyorum ben bu filmi düşünürken de o film henüz çıkmamıştı ama tam emin değilim. Yaklaşık üç senedir bu film ile uğraştığım için son dönemde neler yapıldığı hakkında biraz bilgi eksiğim var, kafam karışık. Ancak kazandırma sözüne katılmıyorum. Sezen Aksu yıllar önce kendi varlığı ile kazanılmıştır. O'nu yorumlamak, O'nu okumaktır bizlerin yaptığı. Fatih Akın öyle yorumladı, ben de böyle. Bir gün başka biri de çıkıp biyografisini çekebilir, belgeselini yapabilir. Bunları Sezen Aksu'ya yapacağız tabi ki. Bunca yıl ve gelinen nokta birden çok filmi hak ediyor. Bu açık...
3) Rumuz: sinefil2007
Türkiye'de belirli bir türün/tarzın peşinden giden yönetmenler çok çıkmıyor. Bundan sonra da müziğin ön planda yer aldığı filmler çekmeye devam edecek misiniz?
Müzik hayatımda her zaman oldu ve olacaktır. Bahsettiğiniz gibi tür sahibi olmak için önce sektörün oturması lazım. Çok eserin çıkması ve de bunların izlenmesi lazım. O zaman herkes kendine bir yol çizecektir.Ama yine de bu sistem tam anlamı ile oturmamış olsa bile her işi ben yaparım duygusu da doğru değil. Reklam filmleri için bile doğru değil. Herkesin çekebileceği belirli filmler var. Herkesin üslubu var. Dışına çıkmak doğru değil. Kendimi korku filmi çekerken göremiyorum mesela. Ama üslup sadece filminizin müzik ağırlıklı olması değildir. Çekim dilinizdir, anlatım biçiminizdir, görselliğinizdir... Bunlar benim hayatımda da devam edecektir. Duygularım değişmediği müddetçe.
4) Rumuz: sineprof
Türkiye'de sinema bir endüstri olamadığı için, ilk filmler binbir zorlukla çekiliyor. Siz böyle sıradışı bir proje için finansman bulma konusunda zorlandınız mı? Zaman zaman yapımcılığa da soyunup projenizi pazarlamanız gerekti mi?
Sinema endüstrisi olmamasının suçlusu hepimiziz. Çok konuşuyoruz, tartışıyoruz, çok fazla biliyoruz ama yapmıyoruz. Yapmaya gelince tekrar konuşmaya başlıyoruz. Sahip çıkmıyoruz. Basiti, kolayı seviyoruz. Tutulmuş birkaç köşe gördük mü yılıyoruz. Kaçıyoruz. Binbir zorlukla çekildiğini bildiğimiz her filmi gidip izlemiyoruz bile. Hem de bunu, bu sanatın içinde olarak bizler bile yapıyoruz. Ben de yapıyorum zaman zaman. Hepimiz suçluyuz. En azından bu özeleştiriyi yapabildiğimizde, bir şeyler biraz rayına oturacak sanırım. Herkes kendi filmi için her konuda zorlanıyor. Ben de tabii ki çeşitli noktalarda zorluklar çektim. Ancak benim için çok önemli bir tavır var: Samimiyet... Samimiyetin önüne kimse geçemiyor. Ben de samimi davranıp, cümlelerimi hep samimi kurdum. Sanıyorum bunun karşılığını da aldım. Yapımcı konusuna gelince de, Ahmet Çelenk, onun da ilk filmi olmasına rağmen, her açıdan bu filme çok doğru mesafede durdu. Vizyonu ve cesareti için de kutluyorum.
5) Rumuz: nada
Filmin fragmanlarından anladığım kadarıyla, Erol Günaydın'ın diğer oyunculardan farklı bir işlevi var. Bu karakterin filmdeki işlevinden biraz bahseder misiniz? Bu rol için neden Erol Günaydın'ı tercih ettiniz?
Aklımdaki hikâyede yaşanmışlığı temsil eden, hayata dair fikirleri olan bir karakter vardı. Her zaman söylüyorum benim hikâyem ile şarkıların hikâyelerinin uyumu ile yaptım filmi. O yüzden örtüştüğü noktada bir yazar karakteri doğdu. Ayrıca iç sesleri seviyorum. Onları da temsil ediyor. Bütün bunlara da Erol Abi tam oturuyordu.
6) Rumuz: oztoprak
İlk sorum oyuncuları seçerken kriterleriniz ne olduğu? İkinci sorum ise kullanılan şarkıların mı senaryonun yazılmasına etki ettiği yoksa senaryonun mu kullanılacak şarkılara etki ettiği?
Şarkılar ve senaryo bir arada gelişti. Oyuncular ise tamamen karakter ile uyum üzerine kararlaştırıldı.
7) Rumuz: globaldanger
Dönem itabariyle Türk sineması çok fazla ürün veriyor. Kimileri bunun kendini bulacak olan Türk sinemasının bir geçiş dönemi olduğunu; kimileri zaten varolan anlayışın duraksama devrinden tekrar üretime geçtiğini; kimileri ise bu dönemin ülkede tekrar sinemaya gidilmeye başlanması üzerine sadece "yapkaç" ticari filmlerinden oluştuğunu ve belli bir kalitenin üzerine asla çıkılamayacağını, olan kalitenin de bu filmler arasında kaynayabileceğini söylüyorlar. Bu son iddaanın sahipleri çok film yapılıp aralarından çok azının uzun süreli etki bırakmasını sözlerine kanıt olarak sunuyorlar. Bu filmlerin en çok izlenenlerinin yönetmenleri bile her filmde mutlaka uyguladıkları taktikler ile komedyensiz tuvalete dahi gidemedikleri izlenimini veriyor. Böyle olunca belli bir reklamı, tartışmayı, castingi tutturan adam film yapıyor. Biz genç amatörler, senarist yönetmen olmak isteyen fakirler ise beş senedir aynı yarı profesyonel kamerayı nası alıcaz diye düşünmeye, 'handycam'len film çekmeye (çalışmaya) devam ediyoruz. Yani şuraya gelmek istiyorum ki siz farkında olmasanız da biz bu yeni filmlerden çok şey bekliyoruz. Söylenenler doğru çıkmasın istiyoruz, kalbimizin bir yerinde. Sezen Aksu'nun kim olduğu, hayranları belli. Siz sadece Sezen Aksu için gelebilecekler için mi film yaptınız? Filmde geçen 'O Kadın' Sezen Aksu değil elbet, ama sizin filmi yapma sebebiniz 'o kadın'ın size olmasa bile filminize getireceği "katkı" mıdır? Eğer öyleyse Türk sinemasına "katkı"nız nedir? Değilse neden kendi senaryosu var iken Sezen Aksu'yu bu denli öne çıkardınız? Sizce bir "yapkaç" filmini daha kaldırabilir miyiz?
Soru biraz uzun olmuş gerçekten. Cevabı da uzun aslında. Kimin ne söylediğinden daha önemli birşey kimin ne yaptığı. Bir ülkede film çekilmesinin zararı ne olabilir ki? Güzel olanı, beğenileni bulmak; çok olanın arasında her zaman daha kolay olacaktır. Şans ve oran açısından söylüyorum. Matematiksel cevabı bu. Duygusuna gelince; sorunun içindeki kırgınlıkları, kızgınlıkları okumak zor olmuyor. Hak veriyorum desem yeridir. Kırgınlık, kızgınlıklara dayanarak yapabiliyoruz aslında her şeyi. Bundan birkaç yıl önce içimdeki cümleleri bugün bu sorunun içinde okuyorum. Ben sadece şunu yaptım, kendi içimdeki eleştirileri filmimi çekmek için bir enerjiye dönüştürdüm. Kapı aşındırmaksa aşındırdım, sabırsa sabrettim. sonuçta bu filmi yaptım. Bu, bundan sonra da böyle devam edecektir. Herkes için de böyle. Ülkemizde film çekmek herkes için mücadele demek. Kimse için kolay değil. Kimi kamera almak için, kimi yapımcı bulmak için, kimi oyuncu bulmak için, herkes bir mücadele veriyor. Siz de bu mücadeleyi veriyorsunuz. Ben kendi adıma verdim. Diğer mücadelesi olanlara da elimden geldiğince yardımcı oluyorum. Fikir vererek, telefon açarak en azından. Şunu unutmayın: Örnekler çoğaldıkça, beğenildikçe herkes için fırsatlar artacaktır. Bugün ortalama 2-3 milyon izleyici kitlesi 10 milyonları aştığında herkes en azından filmine sponsoru daha kolay bulacaktır. O yüzden filmlerin izlenmesine neden tepkili olalım ki? İzlensin yeter. Nedeni ne olursa olsun. Bir filme ne dersek diyelim ama izlemeyin demeyelim. Bu ihanettir. Bu ihaneti yapıp sonra da neden sinema gelişmiyor diyenler biraz kendi ile çelişiyor. Örnek verelim; bugün artık müzik dünyasında satışlar bitti. Şimdi kim kazançlı? Daha iyi besteler mi yapılıyor artık. Bir zamanlar albümleri almayın diyenler, albümlerin satışı çok olduğunda popülist bulup eleştirenler bugün neyi eleştirecek? Bana gelince ben yapmak istediğim filmi yaptım. Birkaç kez yazdım ama yine yazıyorum: Herhangi bir sonucu düşünerek film yapmadım. Türk sinemasına tek başına bir filmle katkı sağlamak gibi büyük ve iddialı cümleler kurmam. Ancak şunu söyleyebilirim: Eğer bu film hatırı sayılır bir izlenmeye ulaşırsa, senin de saydığın bazı alışılagelmiş ve garanti görünen faktörler olmadan da bir film yapılabileceğinin kanıtı olacaktır. Belki de yeni, farklı işler yapmayı düşünen her sinemacı için örnek olacaktır. Bir kapıyı çaldığınızda korku ya da tepki görüdüğünüzde cevap olarak benim filmimi söylemeniz bile benim için yeterli şeyi başarmış olur.
Uzun soruya uzun cevap oldu. Ama son cümlem yeterliydi aslında.
- "Güneşin Oğlu"nun yönetmeni Onur Ünlü sizin sorularınızı yanıtladı!
- "Sezgilerimle hareket edeceğim"
- Stefan Ruzowitzky ile Kalpazanlar hakkında!
- Gus Van Sant ile Paranoid Park üzerine
- 1 YTL ver 1 Film Çekeyim!
- "O Kadın"ın yönetmeni Korhan Bozkurt sorularınızı yanıtladı!
- Mehmet Açar ile eleştirmenlik ve Türk sineması üzerine...
- "O Kadın"ın yönetmeni Korhan Bozkurt sorularınızı yanıtladı! (Dördüncü Bölüm)
- "O Kadın"ın yönetmeni Korhan Bozkurt sorularınızı yanıtladı! (Üçüncü Bölüm)
- "O Kadın"ın yönetmeni Korhan Bozkurt sorularınızı yanıtladı! (İkinci Bölüm)
- Handan İpekçi: "Eteklerimdeki taşları dökemedim!"
- "Mesut Uçakan": Artık aptalca festival kaygılarım yok!
- Şoförünün ağzından yeni "Taxi"
- "Benim Adım Elisabeth": "Çocukları anlamaya çalışan bir film"
- Yönetmeni Oscar Roehler'in ağzından "Temel Parçacıklar"


Başrolleri Reese Witherspoon, Colin Firth ve Rupert Everett'in paylaştıkları Oscar Wilde’ın en başarılı tiyatro oyunlarından biri olarak kabul edilen ‘The Importance of Being Earnest’in sinema uyarlaması olan 2002 yapımı bir Oliver Parker filmi.

Bu hayatta önemli olan ne umduğunuz ya da ne hakettiginiz değil - önemli olan ne aldığınız...
Frank T. J. Mackey








Seanslar
Fragman


