"Mesut Uçakan": Artık aptalca festival kaygılarım yok!
Sinema.com 8 Kasım 2007, Perşembe 00:00
"Anka Kuşu: Bana Sırrını Aç" filmiyle vizyona konuk olan Mesut Uçakan, yeni filminin bugüne dek çektiği en kişisel filmi olduğunun altını çiziyor. "Yerli Matrix" gibi iddialı bir sloganla gösterime giren filmin bu iddianın altında ezilip ezilmeyeceğini hep birlikte göreceğiz; ancak Mesut Uçakan'ın bu söyleşideki sözleri filmin sloganı kadar iddialı!
Bugüne dek başörtüsü dramı, istiklal mahkemeleri, haksız yere bir hoca efendinin idamı, faili meçhul cinayetler gibi tartışmalı konulara el atan Mesut Uçakan, uzun süren sessizliğini geçtiğimiz yıl "Anne ya da Leyla" filmiyle bozmuştu. Uçakan 'yerli Matrix' gibi hayli iddialı bir sloganla basına tanıtılan yeni filmi "Anka Kuşu"nda yozlaşmış şehir hayatıyla yıldızı bir türlü barışmayan, başarılı bir yönetmenin köklerine yaptığı yolculuğu konu alıyor. Uçakan, filmin çekimleri sırasında kendisiyle yapılan bu söyleşide, anlaşılmamaktan ve entelektüel çevrelerce kabul edilmemekten bir hayli dertli gözüküyor:

2004 yılında 'Anka Kuşu'nun çekileceğine dair pek çok haber yayınlandı. Niye 2 yıl gecikti?
"Anka Kuşu"nun yedi bilinmeyenli denklemini anlatmak bütçe ve zaman olarak hayli zordu. O nedenle erteledim. Film, ulaşmak istediği izleyici sayısı anlamında hayli iddialı. Ama bunu entelektüel boyutta kastetmiyorum. Çünkü artık aptalca festival kaygılarım yok. İdeal ve entelektüel kaygısı olan filmlerin bile komplekslerle dolu entelektüellerce nasıl algılandığını geçtiğimiz yılki festivallerde bir kez daha ve kesin olarak gördüm. Sinema çevrelerinde bir kitle var. Bunlar varlığımla bile benden rahatsızlık duyuyor. Daha filmimi görmeden yargıda bulunuyor, ismimi belli bir grubun üzerine yaftalayıp orada bırakıyorlar. Yani şimdi, ülkemizin hemen hemen tümünün dini kaygılarını göz ardı etmeyen filmler yapmak, bu ülkenin sosyal çalkantılarını anlatıyor olmak benim sinemamın Mesut Uçakan sineması olarak değerlendirilmemesine engel olabilir mi hiç? Bin yıllık kültürümüz dışlanmaya çalışıyor ve ben de bu çerçevede belli angajmanlarla sinema denizinden dışlanıyorum.

Bir önceki filminiz "Anne Ya Da Leyla" medyada hayal kırıklığı olarak değerlendirildi. Yapılan yorumları nasıl buldunuz? Geriye dönüp bakınca siz ne diyorsunuz film için?
Bunu konuşmak iyi olacak. Bir hesaplaşma yapmam gerekiyor burada. Bakın "Anne Ya Da Leyla" benim için 10 yıl sonra yayın gerilmesidir. Bu ne demek? Şu demek: Ben "Anne Ya Da Leyla" ile sinemayı yeniden okudum. Film, ileriye fırlamak için okun geriye gerilmesiydi. Haklı eleştiriler de olmadı değil. Oyunculuklarda, kurguda ve senaryoda hatalar vardı. "Anne Ya Da Leyla" daha çok okunmak üzere yazılmış bir senaryo idi bence, çekilmek için değil. On dakika önce perdede akan görüntüyü aklına yazamayan bir izleyicinin on dakika sonraki görüntüyü anlayamayacağı sahneler vardı. İzleyicinin büyük kısmı simgeleri anlayamadı. Bazı izleyiciler çok sonra, "Ya Mesut Bey, film ne kadar güzelmiş, filmden önce biri çıkıp o simgeleri bize anlatamaz mıydı?" dediler.

Salondan çıkan izleyicinin filmin şifrelerini çözememesi ve yönetmenine bunları sorması, filmin derdini anlatamadığını göstermez mi?
Kesinlikle gösterir. Burada benim yanlışım ve eksiklerim ortaya çıkıyor. Simgeler konusunda daha dikkatli olmam gerekiyordu. Ama kayıpları bir yana bu tecrübe ile sinemanın geçirdiği aşamaları kanlı canlı olarak görme fırsatım oldu. Yaşadığım adapte olma sorunu hayatın her anında frenliyor beni. Bir tarafım enginlere doğru yüzerken, bir yanım günübirlik akan yaşamı yakalamaya çalışıyor. Dışarıdaki dünya içerimizdeki kadar engin ve helal değil. Adeta buzul çağına gidecek oranda zalim, haram, kirli. Bunu her hatırladığımda bazı konularda çocuklaşıyorum.

Çekimlerden sez eder misiniz? Bundan sonra ne olacak?
4 haftayı aşkın süredir Bolu'dayız. Ardından İstanbul'a gideceğiz ve 1 hafta kadar da İstanbul'da çekim var. Başlarken 4 hafta düşünmüştüm ama bayram arasını da sayarsam 7 haftayı bulacak gibi. "Anne Ya da Leyla"yı 16 günde 70 kutu filmle çektim. Ama "Anka Kuşu"nda 35 mm kullansaydım herhalde 400-500 kutu kullanmış olacaktım. O yüzden HD çektim. Çok iyi bir kadro kurduk. Doğrusu "Anne Ya Da Leyla"da bu kadroyu bulamamıştım.

Abant'ta İngilizce öğretmenliği okuyan Cansu Şahin'in başrole getirilişi hayli ilginç gerçekleşmiş. Nasıl oldu, bahseder misiniz?
Filmin başrolündeki kadınlardan birini canlandıracak oyuncu kapris yapınca, açık söyleyeyim ben onu kadrodan attım. Bu sırada Bolu'da çekimler başlamıştı. Orada boşluk oluşunca çeşitli arayışlara girdik ve Bolu Devlet Tiyatrosu'ndan oyuncular istedik. Cansu Şahin diye bir arkadaşımızı getirdiler. Benim daha önceki bar sahnemde figüranlık yapmış, solist kızı canlandırmıştı. Ama provalarda çıkardığı oyunla adeta şok oldum. Pek çok oyuncun grafiğini de ezip geçen, Batı standartlarında bir oyunculuk çıkardı. Bu alanda ilerlerse eğer onun çok iyi işler yapacağını düşünüyorum.

Bunca yıllık yönetmen olarak sinemada sermayeyi arkanızda hissediyor musunuz?
Benim için en sıkıntılı alan bu. Ben Türk sinemasına, hatta topluma aykırı biriyim. Mizaç olarak iyi iletişim kuramayan, kendini pazarlayamayan, hakkını aramakta zorlanan biriyim. Bir de para sahiplerine karşı bir antipatim var sanki. Onlarla yakınlaşmamın sanki inancımı zedeleyeceğini düşünüyorum. İşin garibi onlar da peşimden koşmuyorlar zaten. İşadamları o kadar dünyevileşmiş ki pek çoğu benim fikir ve estetik sancılarımdan zerre kadar anlamıyor.

Filmlerinizde dini temalara eğiliyor olmanızın Türk sineması içinde hak ettiğiniz yerde değerlendirilmenize engel olduğunu düşünüyor musunuz? İsminizin Türk sinemasının son dönemde yetiştirdiği ustalarla birlikte anılmıyor olması hakkında ne düşünüyorsunuz?
Her nerede değerlendirilirsem değerlendirileyim hep belli kalıplarla anıldım. Bunu dini hor gören, hayatın içinden dışlamak isteyen çevrenin yapması doğal. Ama gün geldi yapılan baskılar karşısında münafıklaşma yoluna giden çevreler de bana aynı şekilde bakmaya başlar oldular. Oyuncu da, işletmeci de izleyici de bana bu şekilde bakıyor. Hiçbir zaman iyi olsun, kötü olsun hak ettiğim klasmanda değerlendirilmedim.

'Anka Kuşu' sizin filmografinizde nereye oturacak?
Bu film benim duygu ve düşüncelerimin dışavurumu. Benden çok fazla izler taşıyor. Filmimde anlattığım yönetmen Selman, yaşadığı duygular ve hissettikleri anlamında benim. Bu film hem benim filmografimde, hem de Türk sinemasında farklı bir yerde duracak.

(Bu söyleşi filmin basın bülteninden alınmıştır.)

Henüz kimse yorum yapmamış.
Haftanın Filmi
Cennet
Cennet
7.5/10
TV'de bugün
Doğum (17 Mayıs 2008 20:25 Tv8)
Danny Huston, Nicole Kidman ve Cameron Bright'ın oynadığı Doğum adlı film bu akşam 20:25'te Tv8 ekranlarında...
Replik
2 Süper Film Birden
Hareket eden herşey etki yaratır.
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com