
Ed Lachman’ın yüzü de ışıklı ve neşeli; kayıda girmeyen teybimi ‘“teknik sorunlara alışığım“’ diyerek elimden alışı görülmeye değer. Memleketimi öğrendiğinde ondan bir dizi Türkçe cümle duymak ise beni iyice şaşırtıyor. Hem seyahat, hem dünya renkleri ve görüntüleri için yıllar önce geldiği Türkiye’den anıları tükenmeyecek gibi göründüğü için zamanımız fazla olmadığından hemen söyleşiye başlıyoruz.
Ken Park, The Virgin Suicides, Light Sleeper, The Limey , Simon, Far From Heaven. Her birinin öyküsü ve sizin yarattığınız atmosfer farklı. Siz bir görüntü yönetmeni olarak başlangıçta hangi imajlardan etkilendiniz?
Ed Lachman: Fotoğraftan önce resim dersleri aldım ve bu dönemde Alman ekspresyonistlerinden çok etkilenmiştim. Sinemaya ilgimle birlikte gördüğüm sayısız filmin arasında Vittorio De Sica’nın “Umberto D.” adlı filmi beni çok etkiledi. Bir öykünün nasıl görüntüye yaslanarak anlatılışına tanık oldum. Duchamp ve Man Ray biliyosunuz Dadaist akımda gündelik yaşamdan aldıkları objelerin de bir sanat yapıtı olabileceğini açıkladılar. İşte ben de gördüğümüz her hangi bir şeyle bir sanat formu yaratılacağına inanıyorum. Elime bir kamera alıp hikaye anlatabilirim ve yaptım da. Sonra insanlar bana gelip öykülerini sinemaya uyarlamamı istediler. Ben de bunun yapmak istediklerimi öğrenmek için pahalı olmayan bir yol olduğunu düşünerek kabul ettim ve görüntü yönetmeni oldum. Yönetmenlik de yapıyorum ama sadece kameraman olarak da kalabilirim.
Nasıl çalışırsınız? Yani bir görüntü yönetmeni olarak önce yönetmen ile senaryo aşamasında biraraya geliyorsunuz ama genelde bir filmin yaratılmasında nasıl bir yol izliyorsunuz?
Ed Lachman: Bence görüntü her şeydir. Sinemada öykünüzü kelimelerle değil, görüntüler üzerine anlatmak esastır. Bazı yönetmenler diğerlerinden daha görseldir. Ben her zaman önce senaryoyu okurum ve üzerine uzun uzun düşünürüm. Nasıl bir ortam yaratmam gerektiği konusunda fikirler üretirim. Daha sonra bunu yönetmenle paylaşma zamanıdır. Ona bir takım öneriler getiririm ama dediğim gibi bazı yönetmenler daha görsel oldukları için onlarla görüşmeden öne bayağı bir fikir üretirim. Yönetmen benim kim oluduğumu bilerek geldiği için aramızda büyük sorun yaşanmaz. Bazıları kendini size teslim eder. Bunun anlamı filmde nasıl bir atmosfer yaratmak istediğimizi tartışmaktır. Birlikte fikirler üretiriz. Görsel olan yönetmenler yeniliklere açıktır ve riske girmeyi severler. Böylece ben de yeni fikirlerimi uygulamaya koyabilirim. Ama her zaman için tabii ki yönetmenin vizyonu önemlidir. Benim için onun rüyasını kayda almak birinci sıradadır. Bu rüyalarımız aynıysa o zaman muhteşem bir birliktelik olur. Zaten Avrupa, bağımsız ya da Hollywood, sonuçta kendi düşünü çekmek isteyenlerle çalışıyorum. Sadece kamerayı nereye koyacağını düşünen yönetmenlerle değil.
“Cennetten Çok Uzakta” sizin yönetmen Todd Haynes ile ilk işbirliğiniz. Douslas Sirk’in 1955 tarihli bir melodramasını sinemaya uyarlamak nasıl oluştu?
Ed Lachman:Bir melodramayı sinema uyarlamak günümüz sinemacısı için bir risk gibi görülebilir ama sonuçta ortaya ne çıkaracağınız önemlidir. Todd (Haynes) bana geldiğinde fikri inanılmaz buldum. Amerikan rüyası döneminden sulugözlü, acılı bir filmi bambaşka bir bakış açısıyla çekecektik. En önemlisi eşcinsellik ve gırkçılık gibi o dönem tabu olan şeyleri de açığa çıkaracaktık. Ortada farklı işler varmış gibi duruyordu ama Sirk’ün sinemasına başvurmak gerekiyordu. Öncelikle görüntü üzerine kafa yorduk zaten. Sirk’ün sinemasını alaşağı etmek değil bilakis öykünmek istiyordum. Sonuçta Sirk’ün filmlerini incelidiğinizde ortaya konulan yapay dünyayı ve buradaki mutsuzlukları görüyorsunuz. Önce banliyödeki ortamı ve ‘rüya’ evini tanımladık. Sonra bu ortamın atmosferinin nasıl olması gerektiğine karar verdik.
Filmde renkler olağanüstü pastel ve güzel. Bu bizi gerçeklikten uzaklaştırırken, derin de bir hüzün ortamı var görüntülerde.
Ed Lachman:Evet tam da öyle. Dönemin piyasaya pazarlanan Amerikan ailesini imajını yaratmak istedik. Bunun içindeki yani öykünün içindeki büyük çelişki de böylelikle vurgulanmış oldu çünkü bu yaşamlar göründükleri gibi değiller, yani sahteler. Biz de ortaya özellikle vurgulanan sahte güzellikte bir ortam yarattık. Filmin ikinci boyutu da görünen bu imajların altında insanların acısı ve dramı. Bu nedenle de hüznü vurgulamak için değişik teknikler kullandık.
Douglas Sirk’in filmi 1955 tarihli oysa siz 2000’li yılların tekniği ile çalışıyorsunuz ama özellikle bu filmde modern teknoloji işinizi nasıl kolaylaştırdı?
Ed Lachman:Tam da aksine ben Sirk’ün sinemasına ve döneme öykünmek istedim. Onun yarattığı yapay dünyaya sadık kaldık. Efektler dijital deği optikti. Yani yeni teknolojiye itibar etmedim. Örneğin ara sahnelerinde eski usul arka projeksiyon tekniğini kulladım Tam da onun filmindeki renk zenginliğini elde etmek için çabaladık. İzleyicinin Sirk’in dünyasına girmesini istedik. Sirk’ün ve onun görüntü yönetmeni Russell Metty’nin kullanmadığı hiç bir teknolojiyi bu gün kullanmanın fazla anlamı yoktu bence. Hani bildiğiniz ‘Technicolor’ görünüşü vardır ya, işte filmin tam da öyle görünmesini istedik ve sanırım hedefimize de ulaştık.
Atmosferin dışında karakterlerin oluşturulması nasıl sağlandı? Sanırım yine sizin ‘ışığınıza ve aydınlatmanıza’ çok iş düşmüştür.
Lachman: Çok hoş, bak ışığı ‘aydınlanma ve aydınlatma’ olarak hiç kullanmamıştım. Tabii ki önce Sirk ve Metty’inin karakterlerine bakmak gerek. Onlar daima karanlıktan incecik çizgiyle ayrılan bir bölgededirler. Ve bu perdede bir yalnızlık duygusu yaratır. Dolayısıyla biz burada kara film örneği bir ışık kullandık. Siyah beyaz tekniğe yakın bir ışık bu; yani ızgaradan süzülen güçlü ışıklar gibi. Karakterlerinizi gölgede bırakmadan gölgeli bir ifade vermek anlayacağınız. Ya da kaynaktan gelen yoğun ışığı bir aracı kullanarak parçalara ayırmak olarak özetleyebilirim. Kamerayı da bu ışığa gölge yapmadan suratlar üzerine çalışabilir hale getirdim.



Kanal 1'de bu akşam 21:30'da Joan Allen ve Kevin Costner’ın başrolü paylaştığı romantik komedi "Öfkeli Aşıklar" adlı film ekrana geliyor.

Bir korsan için bugünlerde ayakta kalmanın tek yolu diğer korsanlara ihanet etmek.
Kaptan Barbossa






Seanslar
Fragman
