Yönetmeni Oscar Roehler'in ağzından "Temel Parçacıklar"
Sinema.com 7 Mayıs 2007, Pazartesi 00:00
Fransız yazar Houellebecq'in çok satan romanından, Alman yönetmen Oskar Roehler tarafından uyarlanan "Temel Parçacıklar", yönetmeninin deyimiyle, "gerçek insanlarla ilgili bir melodram". Film de roman gibi, Avrupalılık ruhu üzerine yenilikçi bir tutum takınmaya çalışıyor.
Fransız yazar Michel Houellebecq'in aynı adlı eserinden Alman yönetmen Oskar Roehler tarafından uyarlanan "Temel Parçacıklar" ("Elementarteilchen"), birbirinden çok farklı karakterlere sahip üvey kardeşler, Michael ve Bruno'nun ilişkisine odaklanan bir film. Houellebecq'in romanı Fransa'da en çok satan kitaplar listesine girmekle kalmamış, edebi anlamda şoke edici ve yenilikçi tavrıyla eleştirmenlerin de takdirini kazanmıştı. Filmin senaristi ve yönetmeni Oskar Roehler aşağıdaki söyleşide, neden Houellebecq'in romanını uyarladığını ve filmi yaparken özellikle nelere dikkat çekmek istediğini anlatıyor:

Sizi Michel Houellebecq ile sık sık karşılaştırıyorlar. Peki siz, aranızdaki ilişkiyi nasıl görüyorsunuz?
Michel Houellebecq'in 'Temel Parçacıklar' isimli eserini okumak, benim için kutusu yeni açılmış muhteşem bir hediye gibiydi. Daha önce hem içeriği hem de yapısı açısından böyle bir hikâye kurmak aklımın ucundan geçmemişti, buna benzer bir senaryo da yazmamıştım. Houellebecq ile böylece aramda güçlü bir bağ oluştu. İkimizin de benzer espiri anlayışı ve insanlara benzer bir yaklaşımı var. Yaşamlarımız da paralel. İkimiz de büyükannelerimiz tarafından büyütüldük. Houellebecq kendi kuşağının büyükanne ve büyükbabalarını sıradışı ve gerçekçi bir şefkatle yazıyor.

Siz ilk defa kendi yazmadığınız bir öyküyü filme çektiniz? "Elementary Particles"i filme çekme nedeniniz Houellebecq'in kitabına olan ilginiz miydi?
Kesinlikle. Kitabı bitirdiğim an, bu hikâyeden bir senaryo yazabileceğime emindim. Houellebecq, Batı Avrupa'nın yüzlerce yıllık değerler tarihi üzerine yoğunlaşmayı başaran bir hikâye kurmuş. Onun dayanak noktası, kişisel ilişkiler ile temel ekonomik durumların kötüleşmesiydi. Çünkü insanlar dinden uzaklaştılar. Bu konudaki açlıkları onları bilgiye ve bilimsel araştırmalara götürdü. Houellebecq, ilişkileri karmakarışık bir orman gibi görüyor. Kitapta benim ilgimi asıl çeken, Bruno karakteri oldu. Bruno, her insanda olabilen ahlâk bozukluğuna sahip. Onun kimliğinin altını önemli bir şeyle çizmeye çalıştım. O annesini çocukken red etmiş. Çünkü Bruno ve Michael'in anneleri her zaman özgür olmayı ve dünyayı kafasına pek takmadan yaşamayı tercih etmiş. Bunu yaparken de sorumluluklarını bir kenara bırakmış. İlişkiler açısından bakıldığında, bu tam anlamıyla saf bir egoizm ve sadece kendine yakın olanlarla güçlü bir iletişim demek. İki erkek kardeş arasındaki duygusal sarsıntının sebebi de bu...

Elinizdeki bu karmaşık malzemeyi, film yaparken nasıl kontrol edebildiniz?
Bir puzzle'a benzeyen bu eserden bir harita çıkarmaya çalışmak zordu. Kahramanların nereden geldikleri belliydi. Filmin tamamında izleyicide negatif bir tat bırakmadan, karakterlerin ne tarafa doğru gitmesi gerektiğine karar verdik. Eğer film yapıyorsanız, en azından yaşama ait tutkuları çizmeye çalışmanız gerekir. Biz de anlatım açısından, filmi iki erkek kardeşin aşk hikâyesine böldük. Bu iki adamın ilişkilerinin en yoğun anlarının içine girdik. Böylece yeni bir fikre ulaştık. Bu iki kardeşin gençliklerine dönmemiz için ise, 'geri dönüş' ('flashback') efektlerine ihtiyaç duyduk.

"Temel Parçacıklar"ı diğer filmlerinizle karşılaştırdığınızda ne söyleyebilirsiniz?Ben birçok ciddi film yaptım ve kendimi tekrar etmekten hoşlanmam. İzleyicilerin mutlu olmasını isterim, onlara güç ve cesaret veririm. Bence bu yüzyılda sinemanın en büyük meydan okuması, insan mutsuzluğunun portrelenmesi -tıpkı "Amerikan Güzeli" filmindeki gibi- ve bunu hafif bir dokunuş ya da ısıran bir espiri ile yapabilmek.

Yapımcı Bern Eichinger ile ilk defa çalıştınız. Bu nasıl bir deneyimdi?
Bern'in sanata çok açık bir yaklaşımı var, bu nedenle onunla çalışırken oldukça rahat hissettim. Bu belki de onun sinemaya olan tutkusundan ve film diline fazlasıyla hakim biri olmasından kaynaklanıyor. Bir kitabı alıyor, tıpkı 'Elementary Particles' gibi ve o kitabı filme dönüştürmek üzere kusursuz bir şekilde projelendiriyor ve bunu yaparken içgüdülerini takip ediyor. Almanya'da, filmin semantiğini bu kadar kolay anlayabilen, başka bir kişi tanımıyorum. Ayrıca kendisi klasik film okulundan mezun. O senaryo üzerinde çalışırken, izleyicileri gülümsetmek için uğraşıyor. Planların anlaşılması için yeni yollar araştırıyor. Eichinger, umut ve sürpriz dönüşler yaratmada usta.

İzleyici nasıl bir film beklemeli?
Dediğim gibi, biz bu filmde iki erkek kardeşe konsantre olduk. Onların farklı yaşam biçimlerine ve aşk hayatlarına odaklandık. Filmin temelde, toplumsal eleştiri getirmeye çalışan bir eser olmaktan çok gerçek insanlarla ilgili bir melodram olduğunu söyleyebilirim. Bu nedenle, izleyicilerle doğrudan ve yoğun bir ilişki kuracağına inanıyorum.

Henüz kimse yorum yapmamış.
Haftanın Filmi
Cennet
Cennet
7.5/10
TV'de bugün
Doğum (17 Mayıs 2008 20:25 Tv8)
Danny Huston, Nicole Kidman ve Cameron Bright'ın oynadığı Doğum adlı film bu akşam 20:25'te Tv8 ekranlarında...
Replik
Kazablanka
-Benden nefret mi ediyorsun?
-Seni düşünecek vaktim olsa inan senden nefret ederdim.
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com