"Gökyüzü Savaşçıları":
Başrol oyuncuları anlatıyor...
Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Büyük bölümü havada geçen "Gökyüzü Savaşçıları" dijital efektlere hiç başvurmadan, ekranda bugüne kadar görülmüş en etkileyici uçuş sahnelerini canlı çekme gibi bir iddiayla yola çıkmış. Hal böyle olunca da başrol oyuncularının yoğun bir çalışma döneminden geçip, adeta bir pilot gibi eğtğim görmeleri gerekmiş. Filmin oyuncularının denyimlerine kulak veriyoruz...
Dijital efektlere, üç boyutlu teknolojilere hiç başvurmadan, ekranda bugüne kadar görülmüş en etkileyici uçuş sahnelerini canlı çekerek modern bir film yaratma iddiasıyla yola çıkan "Gökyüzü Savaşçıları" Fransa Savunma Bakanlığı ve Fransız Hava Kuvvetleri'nin büyük desteğiyle çekilmiş bir film. Hal böyle olunca, en zorlu işlerden biri de, yaşamlarınınn bir bölümünü pilot gibi geçirmek durumunda kalan oyuncuların olmuş. Biz de filmle ilgili daha fazla detaya girmeden başrol oyuncularının görüşlerini sizlere aktarmanın daha doğru olacağını düşündük. Filmin en güçlü yanlarından biri de kastı. Bu projeye nasıl dahil oldunuz? Benoît Magimel: Yapımcılar, daha senaryosu yazılmadan önce benimle konuştular, daha sonra Gérard'la tanıştım. Fikri çok çarpıcı buldum. Gérard'ın uçma tutkusu, kendisinin de uçak kullanabilmesi ve bu alanda engin deneyimi olması, bu filme özel bir önem vereceğini ve daha önce yaptığı filmlerden farklı, kişisel bir boyut katacağını bana hissettirdi. Oyuncu arkadaşlarımı seçme şansımın olması da karar vermemde belirleyici oldu. Filmde oynamayı istememi sağlayacak için her şey bir araya gelmişti. Clovis Cornillac: Fransa'da bu türden çok az film olduğunu düşünüyorum. Ayrıca çocukken bende sinemaya gitme isteği uyandıranlar ve böylece giderek daha ciddi filmlere beni sevk edenler de bu tür filmlerdi. Ana amacı eğlendirmek olan iyi yapılmış aksiyon filmlerine gerçekten de çok ilgi duyuyorum. Yalnızca böyle filmlerde oynayacak değilim ama bu kadar iyi roller de her zaman gelmiyor… Géraldine Pailhas: Doğrusu, beni bu film için düşünmelerine şaşırdım… Çok sevindim, çünkü Clovis ile Benoît'nın da projede olduğunu biliyordum… Senaryoyu okumaya başlar başlamaz, oynayacağım rol beni çok heyecanlandırdı. Doğrusu, aksiyon filmlerinin büyük bir hayranıyımdır, özellikle de Amerikan filmlerinin çünkü Fransız aksiyon filmlerine çok ender rastlıyoruz! "Gökyüzü Savaşçıları"'nda oynama fırsatı önüme gelince, böyle bir önerinin bir daha karşıma çıkma olasılığının çok az olduğunu fark ettim. Bu projeyle ilgili her şey ben de heves ve merak uyandırıyordu. Sonra, Gérard Pires ile tanıştığımda, hemen kararımı verdim! Philippe Torreton: Her zaman bir aksiyon ve macera filminde yer almayı düşlemiştim. Bunu sürekli dile getirmeme, söyleşilerde vurgulamama rağmen, entelektüel bir sahne sanatçısı olarak bilinmem, ne kadar çok sevsem de, diğer türlere geçmeme engel oluyordu. Bu yüzden Gérard Pirées'nin ve diğer yapımcıların, özellikle de bunun gibi aksiyon sahneleriyle, daha önce görülmemiş çekimlerle dikkat çeken bir filmde rol almam için beni düşünmelerine çok memnun oldum. Bu filme verilen destekler, hepimizi ilgilendiren bir öykünün oluşmasına hizmet etti; bu öyküde ne yazık ki bugün dünyamızda varolan pek çok şey anlatılıyor: terör tehdidi, silah anlaşmaları, belli anlaşmaların imzalanması uğruna devletler arasında yaşanan rekabet vb. Tüm bunlar oldukça zeki bir biçimde bir araya getiriliyor; aksiyon ile olay örgüsü, birbirlerine baskın çıkmayacak bir tarzda veriliyor. Bunun başarılı bir bileşim olduğuna inanıyorum. Bu yüzden böyle bir projede yer almayı kabul etmem için her türlü neden var. Alice Taglioni: Ben senaryoyu okumadan önce tav olmuştum! Şunu, söylemeliyim, bana bu dünyayı tanıtan, ağabeyim olmuştur. Gerçekten de daha dört yaşındayken savaş uçakları, özellikle de Mirage 2000'ler için deli olurdu. Bu onun en büyük düşüydü ve bunu da hep söylerdi. Doğru, bunlardan birini yakından görmek, kokpite girmek, Clovis ile Benoît sayesinde yaptığım gibi bir Alpha Jet'te uçmak olmayacak bir düş gibiydi ama birden gerçek oldu. Açıkçası, olağanüstüydü…Bunlar bir yana, söz konusu olan gerçek bir aksiyon filmi ve yalnızca uçaklarla gezen adamları anlatan bir film değil! Kadınların da rolleri var ve olay örgüsü de oldukça çarpıcı. Uçakların filmde asıl kahramanlar haline gelme olasılığından kaygılanmadınız mı? Benoît: Hayır. Bana göre, başarılı bir aksiyon filminin temeli, sağlam ve özlü karakterlerdir… Eğer işte insan öğesi yoksa, neden oyuncu kullanasanız ki? Makinelerin duyguları yoktur. Karakterler olmazsa izleyiciler sıkılır ve her şey birden kavramsal bir hal alır. Yazım süreci boyunca dikkatimiz hep karakterlerin oluşumunda oldu, herkes duygusal olarak kendini filme koydu. Eninde sonunda, öykü her zaman başlıca meseledir ve duygularımız da bu yolculuğu tamamlamamıza yardımcı olurlar. Clovis: Uçaklar gerçekten de temel bir rol oynadılar ama bu beni korkutmadı. Uçaklar filmdeki ana karakterlerin arasında yer alıyor ama işin, bu uçakların basit bir tasviri olmanın ötesine geçtiğini hepimiz biliyoruz. Yalnızca uçan uçaklar görmek istiyorsanız, pekâlâ uçuş ya da hava kuvvetleri üzerine iyi bir belgesel izlemekle yetinebilirsiniz. Ama bir film yapmak istiyorsanız, uçağın içindeki kişiyi saptamak ve göstermek zorundasınız. Bizim de işimiz buydu. Géraldine: Bu aklıma bile gelmemişti. Filmde oyuncuların güzel yüzlerden ibaret kalmayacağı bana çok açık görünüyordu; Gérard Pirés de beni bu konuda temin etmişti. Alice: Bence de oyuncular burada başlıca rolü oynuyorlar. Uçaklar yalnızca pilotların uçuş giysisi gibi bir etki sağlıyor: role ısınmanızı kolaylaştırıyor. Filmde çoğunlukla uçuş giysileri içindeydim ve hep böyle gezdiğim için kendimi bir pilot gibi hissediyordum! Altınızda bir Mirage 2000 varken de böyle oluyor… büyük yardımı oluyor. Uçakların yardımı olmadan oynamak gerçekten çok daha zor. Philippe: Zaten, hiçbir zaman Bertrand'ı bir savaş uçağında görmüyoruz! Ne zaman bir uçağa binse, bu Falcon oluyor, Mirage değil. Benoît ya da Clovis gibi olayların merkezinde değil. Daha çok işin teorik kısmında yer alıyor, yetkililerle yakın ilişki içinde bulunuyor. Bu yüzden bu karakter, diğer rollerden bir bakıma daha "özlü" gibi geliyor bana çünkü gizemli birini oynamak kolay olmuyor. Benim rolümde de gizemlilik fazlasıyla göze var… Söz karakterlerden açılmışken, neden adları Tanguy ya da Laverdure değil de Marchelli ve Vallois oluyor? Clovis: Gérard'ın Jean-Raymond Georges zamanlarından, kalma modası geçmiş karakterler kullanmaya hevesli olduğunu pek sanmıyorum… Bana göre, çok basit: Ben o çizgi romanların yalnızca adını biliyorum. Bu yüzden Tanguy'a karşı hiçbir özel ilgim yok… "Tanguy ile Laverdure" zamanlarından beri, pilotların işleri oldukça değişti, teknik yönü çok ilerledi, tehditler değişti… Tanguy ile Laverdure'ün de değiştirilmesi gereği bana çok mantıklı geliyor. Benoît: Pilotlardan bir ikili oluşturma fikri hoşumuza gitti. Marchelli başta Vallois'dan ayrılamaz gibi duruyor. Aslında, bu karakterlerin kimliklerini oluşturmak için birlikte çalıştık ve böylece iki çok farklı ama birbirini tamamlayan karakterlerin dostluklarını anlatan bir öykü çıkarabildik. Clovis: İki kahraman, daha doğrusu, adları Marchelli ve Vallois olan iki kahraman imgesi var. Ben Vallois'yım Benoît ise Marchelli'yi oynuyor. O daha iç kapanık, yakışıklı ve yoğun bir tip, ben ise biraz daha çirkin, daha ağzı büyük bir tipim! Açıkçası, Benoît ile birlikte bir ünlü ikili yarattığımızı düşünüyorum! Ekranda, oyunculuk tarzımız bakımından çok farklıyız ama gene de birbirimizi tamamlıyoruz. Dostça, açık bir ilişkimiz var ve bir şeyleri değiştirmek istediğimizde bunu sorun olmadan halledebiliyoruz. Pilotların ve Hava Kuvvetleri'nin dünyasını tanımaya başladığınızda nasıl bir izlenim edindiniz? Benoît: Uzun bir hazırlık dönemimiz oldu ve bu sırada pek çok pilot ve subayla tanıştık… Açıkçası mükemmeller! Projeye çok güvendiler, bize çok büyük yardımları oldu ve asla kendimizi ordudaymış gibi hissetmedik! Clovis: Kesinlikle. Ben asker olacak biri değilim, bu benden çok uzak… Ama bu dünyanın etkileyici yönü, onları bir arada tutan tutkuları. Savaş pilotluğu diğer mesleklere hiç benzemiyor. Bu hem bir meslek hem de bir tutku. Bu bakımdan bizim işimizden de çok farklı değil. Eğer bir işte, tutkulu olduğumuz bir şey bizi ateşlemiyorsa, o iş için çabalamaya değmez. Uçmak, pilotun kendini kanatlıymış gibi hissettiği o özgürlük halini anlamamı sağladı. Uçuş sırasında kumandayı bırakmadım. Büyüleyiciydi. Benoît: Pek çoğunun çocukluğundan beri uçma, gökyüzüne dokunma hevesi varmış. Şansa pilot olmuyorsunuz. Bu yüzden, filmde de olduğu gibi ellerinde olmadan yaptıkları bir hata yüzünden Hava Kuvvetleri'nden atılanların yaşadığı düş kırıklığını tasavvur edebiliyorsunuz. Kendinizi ihanete uğramış hissediyorsunuz; bu da filme nüfuz edebilmek için önemli bence. Philippe: Bu dünyaya girmek oldukça büyüleyici. Büyüleyici olan aslında yalnızca uçaklar değil de orada bulunmamıza izin veren ordu mensupları, hangarlarda, normalde görme iznimiz olmayan şeyleri görmek. Tüm bir film ekibinin öyle yerlere girmesine izin vermeleri çok çarpıcı. Sinemanın en harika yanı ise, bu filmde daha da göze çarpıyor, bildiğinizi sandığınız ama hiç yakından göremediğiniz dünyalara kapı açması. O insanlarla konuşmak tüyler ürperticiydi. Her rütbeden insanla tanıştık, uçmayı yeni öğrenen genç pilotlardan, defalarca uçmuş insanlara kadar herkesle konuştuk… Çok ciddi insanlardı ama aynı zamanda da mizah anlayışları gelişkindi; ne de olsa gerilimlerini bir biçimde boşaltmaları gerekiyor, bunu filme de yansıttık.O özel dünyaya girmek çok etkileyiciydi. Bu beni uçaklardan daha fazla etkiledi; gerçi onlar da insanın soluğunu kesen makineler. Géraldine: Bizi çok güzel karşıladılar, bu iki dünyanın birbirleri hakkında öğrenecek çok şeyler vardı. İlk resimlerle birlikte büyülendim: Üniforma, Ray-Ban gözlükler, güneşin pisti aydınlatması, Mirage 2000'ler… Hepsi çok fotojenikti. Alice: Beni en çok etkileyen şey, Benoît ve Clovis'le birlikte gerçekleştirdiğimiz ilk gerçek uçuşumuzdu… Olağanüstüydü. Şu "normal" denen uçaklarda korkmama rağmen savaş uçaklarında hiç korkmadım. Hiçbir ürküntü hissetmedim, başlamak, kokpite girip kalkış yapmak için sabırsızlanıyordum. Gerçi 20 dakika geçtikten sonra daha 40 dakika daha devam etmeniz gerektiğini öğrenince biraz sinirleriniz bozuluyor. Ayrıca G kuvvetlerine ve "bilinç kayıpların" maruz kalıyorsunuz. Gerçekten zor bir iş… Clovis: Başlangıçta uçmanın bir ayrıcalık, hatta bir lüks olduğunu düşünüyordum. Ama çok geçmeden bunda lüks sayılabilecek hiçbir şeyin olmadığını anladım. Uçuş sırasında 7G kuvvetine maruz kaldığınızda ortaya çıkan "renk kaybı" yaşadım. Her şeyi siyah ve beyaz olarak görüyorsunuz. Ayrıca bir de on saniyeliğine bilincinizi yitirmenize yol açan "bilinç kayıpları" var. Onu özlüyorum ama "renk kaybını" hiç aramıyorum. Koltuğunuza yapışmış, her şeyi siyah ve beyaz halde görüyorsunuz… Çok acı çekiyorsunuz! Ama daha kötüsü var! Pilotun kumandada ani bir hareket yapmasıyla ortaya çıkan negatif G kuvvetleri. Her şey birden ileri fırlıyor ve tüm organlarınız, bedeninizden dışarı fırlamak istercesine baskı yapıyor. Beyniniz gözlerinizi dışarı itiyor. Aslında bu da mükemmel bir deneyimdi; yakın çekimler safhasına gelindiğinde, her yana hareket eden ve böylece fiziksel durumu değiştirebilen özel kokpitlerde çalışma şansımız oldu. Önceden gerçek bir uçuş yapmış olmak, sonraki çekimlerde bedenin daha önce başına gelenleri, örneğin, gündelik yaşamda deneyimleme şansınızın olmadığı bir G basıncını, anımsamasını sağlıyor. Kokpit bir yana yatar yatmaz bedenim 4, 5 ya da 6 G'ye maruz kaldığı uçuşları anımsıyor… Tabii bu sefer biraz daha az sert biçimde yaşıyorsunuz! Philippe: Clovis, Benoît ve Alice'i kıskanıyorum! Yaşamımda bir kez olsun bunları yaşamayı isterdim! O uçakları daha kalkış sırasında görmek bile beni büyülüyor: ne de olsa inanılmaz güzel uçaklar ama ben bir uçuş simülatörü bile kullanamadım… Nasıl sinirimin bozulduğunu anlatamam. Gérard Pirés ile çalışmalarınız nasıldı? Benoît: Hazırlık döneminde hepimiz çok ciddiydik ama çekimler rahat ve bol esprili bir atmosferde gerçekleşti. Gérard çok net birisi. Başkalarıyla ilişkilerinde de çok doğrudan ve yalın. Genelde hep kameranın başında, oyunculara odaklanmış durumda oluyor. Ona büyük yakınlık duyuyorum. Clovis: Biz de çekimlerde G basınçlarına maruz kaldık! Yok, şaka yapıyorum! Onunla çok iyi anlaştım. Bu filmde çok rahattı. Uçuş onun tutkusu. Ne zaman fırsat bulsa helikoptere, uçağa falan atlayıp göğe çıkıyor… Hiç zaman yitirmeden. Gerçekten çok seviyor! Bu yüzden çok güzel bir çekim süreci oldu. Gerçekten çok iyi gitti. Géraldine: Ne istediğini çok iyi biliyor. Çekimler aslında bir hayli kısaydı ve düzenleme aşaması da kafasında aşağı yukarı hazırdı. Bu da bize, bir şeylerin ardından sürükleniyormuş izlenimi veriyordu ama Gérard böyle durumlarda bize hep güven veriyordu. Her şeyi kontrol ediyordu, çok netti ama son dakika değişiklikleri için de her zaman hazırdı. Alice: Bay Pirés çok parlak bir zeka! Onunla çok iyi anlaştım. Bence oyuncuları çok iyi yönetiyor, çok açık. Etkileyici biri çünkü istediği şeyi nasıl yapması gerektiğini biliyor ve tüm bir filmi önceden kafasında tasarlıyor. Bu da oyuncuya güven veren bir şey, özellikle de böyle bir filmde. Bu ölçekte bir filmin Fransa'da yapılmış olması hakkında ne düşünüyorsunuz? Philippe: Fransa, dünyada önemsiz bir ülke değil! Bizim de üstünlüklerimiz var ve bu tür projeleri finanse edebiliyoruz. Ama bu işlerin doğru yapılması gerekiyor. Film bir anlayış değil, öykü, kast ve ekibin bir bileşimi. Sinemanın karmaşık bir sanat olmasına yol açan nedenler de bunlar. Her şeyi düşünmek zorundasınız. Bu filme özgü yönlerden biri de, herkesin aradığı şeyi bulabilmesi: gençler filme hemen ısınırlar ama erişkinler de öyküden büyük zevk alabilirler. Bu yıl çıkan Fransız filmlerine baktığınızda, çok farklı türlere rastlıyorsunuz. Dünyada bunu yapabilen pek fazla ülke yok. Bu çeşitlilik içinde kuşkusuz iyiler olduğu kadar kötüler de var ama bu da hiç olmamasından iyidir. Başlangıçta ulaşmayı tasarladığımız kesimleri salonlara çekebileceğimizi hissediyorum… bizim film bunu sağlar, bu da çok yüreklendirici. Géraldine: Elinin altında bu kadar teknik ve sanatsal araç varken, ortalama bir iş yapamıyorsunuz. Hepimizde iyi iş çıkarma kaygısı çok büyüktü. Clovis: Ayrıca film de bir mitsel boyut taşıyor… Kişisel olarak ben, bir pilot olmayı hiç düşlemedim. Ama insanlara "Gökyüzü Savaşçıları" filminde yer alacağımı söylediğimde – 7'den 70' herkes – "Bu mükemmel bir şey!" dedi. Tanıdığım bazı insanların böyle bir proje karşısında heyecanlanacağını hiç düşünemezdim! Sonra birden fark ettim ki, bu ortak bir düşmüş...
Henüz kimse yorum yapmamış.
Haftanın Filmi
Hancock
Hancock
7.4/10
TV'de bugün
Sessiz Tepe (9 Temmuz 2008 21:40 Kanal 1)
Radha Mitchell, Sean Bean ve Laurie Holden'ın oynadığı Sessiz Tepe adlı korku filmi bu akşam Kanal 1 ekranlarında...
Replik
Üçüncü Adam
"İtalya’da 30 yıl boyunca Borjiyalar vardı. Yani savaş kıyım, cinayet... Ama Michelangelo, Leonardo ve Rönesans aynı dönemde var oldular. Oysa İsviçre'de kardeşlik, 500 yıllık demokrasi ve barış vardı. Ama ne yaratabildiler? Sadece guguklu saat!..."
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com