"Dünya üzerinde herkes bir çember içinde yaşıyor"
Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Bu hafta vizyona giren "Daire"nin yönetmeni Jafar Panahi, İranlı kadınların sorunlarını konu alıyormuş gibi gözükmesine rağmen, filminin daha genel anlamda, tüm insanları kapsayacak bir yaklaşıma sahip olduğunu söylüyor.
Daire, önceki filmlerinize göre daha öfkeli, daha keskin bir tona (ve de konuya) sahip bir film gibi duruyor. Bu, İran’daki gelişmelerin mi, yoksa sizin kişisel gelişiminizin mi bir uzantısı? Önceki filmlerimde, çok önemli olduğunu düşündüğüm çocukların sorunlarına eğildim ve bu filmlerin benim olgunlaşmamı temsil ettiğini söyleyebilirim, bir tür ev ödeviydi onlar. Ama asıl soru şu: “Ayna (Ayneh, 1997)” ve “Beyaz Balon (Badkonake sefid, 1995)” filmlerinde, peşlerine düştükleri şeyi başarabilmek için inanılmaz bir çaba gösteren o iki çocuk büyüdükleri zaman aynı hassasiyetlerini ve inceliklerini koruyabilecekler mi? Aslında, hepimizin çok iyi bildiği gibi, toplum onları belirli bir çember içinde tutacak ve eğer bu çemberi kırıp dışarı çıkmak isterlerse bunun için belirli bir bedel ödemeleri gerekecek. Gerçekte olan bu ve ben bu duruma öfkeyle yaklaşmıyorum. Filmimde var olan öfke, bu durumu anlatış biçimimden kaynaklanmıyor, durumun kendisinde, toplumda bir öfke var ve perdeye yansıyan bu; yoksa ben hiç öfkeli değilim. İran’da resmi kurumların ve de medyanın filminize gösterdiği tepkiden bahsetmek ister misiniz? Aslında, filmimi İran’da pek fazla insan görmedi. Gören azınlık da büyük ölçüde İran entelijansiyasından insanlardan oluşuyordu ve bu kimseler filmi çok beğendiler. Ama, parlamentoda yer alan bir grup milletvekiline filmi gösterdiğimde, filmde çizdiğim tabloya şiddetle karşı çıktılar. Karşı çıkarken gerekçeleri neydi peki? Aslında, neye, filmin hangi bölümüne karşı çıktıklarını tam olarak söylemek istemediler. Filmin çekimlerinin, çeşitli baskılar nedeniyle sekiz aylık bir kesintiye uğradığı yolunda söylentiler var… Aslında bu konu hakkında konuşmaktan kaçınıyorum; çünkü artık filmin tamamlandığı iki-üç yıllık dönemde yaşadığım zorlukları düşünmek istemiyorum. Evet, bu filmin doğumu gerçekten çok zor oldu; ama şu anda film dünyanın çeşitli yerlerinde gösterilebiliyor, yani bir şekilde bebek dünyaya geldi ve ben bundan büyük keyif duyuyorum. Geride kalan zorluklar hakkında bırakın konuşmayı, düşünmek bile istemiyorum. Filmin ilginç bir tekniği var: önce bir karakteri izliyorsunuz, sonra onu bırakıp bir başkasına geçiyorsunuz; bu dairesel anlatım aslında toplumdaki yayılmacı, ama sınırları belirli, kapalı bir süreci işaret ediyor gibi. Filmin anlatımını oluştururken böyle bir etki yaratmayı amaçlamış mıydınız? Evet, kesinlikle. Ve bu, karakterlerin o kapalı çemberi kırmaya çalıştıklarını da gösteriyor. Tıpkı bayrak yarışında olduğu gibi, eğer biri başarırsa, hepsi başarabilir ve biri başarısız olursa, hiçbiri başarılı olamaz. İran’daki izleyiciler, diğer ülkede yaşayan izleyicilere göre, açılış sahnesindekinin bir cezaevi hastanesi olduğunu daha çabuk anlayabildiler mi? Yeni İran sineması, pekçok şeyi izleyiciye bırakan bir yapıya sahip; çekilen filmlerin hemen hepsi izleyicilerin düşünmelerini, filmi yorumlamalarını teşvik eden anlatım özelliklerine sahip. Bu durumda filmde olan biteni yorumlamadaki çabukluk kişilerin bilgi düzeyine, düşünme yetilerine bağlı olarak değişen bir şey; dolayısıyla İran’a özgü özel bir durum yok, dünyanın her yerinde bazı şeyleri çok çabuk fark eden izleyiciler var. Filmde Nargess, yaşadığı kentin, Van Gogh’un ünlü tablosundaki gibi, bir cennet olduğunu söylüyor; diğer kadınlar ise oranın bir cennet olmadığının farkındalar belki de. Bu tablo benzetmesinden yola çıkarsak, sizce sanatta yaşamın özenmesi gereken özel bir yan var mı? Filmde yeni tanıştığınız her karakter, bir öncekinden daha deneyimli ve daha derin bir dünya görüşüne sahip. Nargess ise çok idealist ve bu dünyada değilmiş gibi duran bir karakter. O tabloya baktığında, gerçek anlamda bir coğrafya duygusu taşıdığını söylemek güç, o sadece oranın güzel bir yer olduğuna inanıyor. Ondan sonra gelen karakterse, olaylara Nargess’den daha geniş bakabildiği için oranın da kendine has sorunları olabileceğini fark edebiliyor. Sanatla ilgili şunu söyleyebilirim sanırım: İnsanlara umut veriyor. İran sineması da, uluslararası arenada çok fazla tanınıyor ve bu ölçüde tanınan tüm sanatlar gibi, ulusal onuru ve umudu yeniden canlandırmada önemli katkı yapıyor. Dünyanın bir tür hapishane olduğu şeklindeki yaygın metaforun, yalnızca kadınlar için ya da İran için geçerli olduğunu söyleyemeyiz. Buradan sizin filminizi de yalnızca İran’da değil, tüm dünyada yaygın olan koşullarla ilgili olduğunu düşünebiliriz belki. Ancak böyle bir metafora başvurunca, doğal olarak, dünyanın değişmesi gerektiğini de düşünmeniz gerekiyor. Sizce böyle bir sonuç gerekli mi? Ben dünyadaki herkesin ekonomik, politik, kültürel ya da toplumsal alandaki sorunların yarattığı bir çeşit çember içinde yaşadığını düşünüyorum. Çemberin çapı küçük ya da büyük olabilir; ancak önemli olan coğrafi konumları ne olursa olsun herkesin böyle bir çemberin içinde olması. Benim filmimin insanlar üzerinde herhangi bir etkisi olacaksa, umarım bu onları içinde oldukları bu çemberin çapını genişletmeye itecek bir etki olur. Filminiz daha çok kadınlar üzerine, peki onların sorunları erkekler açısından ne tür sonuçlar doğuruyor. İran toplumu, büyük ölçüde erkek egemen bir toplum. Filmimin erkeklere karşı olmak ya da feminist bir film olmak gibi bir amacı yok, “Daire”, her şeyden önce insanlık üzerine bir film, erkekler de kadınlar da bu insanlığın bir parçası. Bu nedenle, filmde erkeklere yöneltilmiş bir öfke yok. Zaten benim hiçbir filmimde tamamen kötü olarak çizilmiş bir karakter yoktur; herkesin özünde iyi olduğuna inanıyorum, en tehlikeli suçlunun bile içinde insanlık olduğunu düşünüyorum. Onu bu hale getiren koşullar büyük ölçüde toplumsal, tek suçlu o değil yani. Bunu, onun cezalandırılmaması gerektiği sonucuna varmak için söylemiyorum; aksine içinde olduğu çemberin sınırlarını genişletme yolunda çaba göstermediği için cezalandırılmalı.
Henüz kimse yorum yapmamış.
TV'de bugün
Aşkın Önemi (3 Aralık 2008 20:45 Kanal Türk)
Başrolleri Reese Witherspoon, Colin Firth ve Rupert Everett'in paylaştıkları Oscar Wilde’ın en başarılı tiyatro oyunlarından biri olarak kabul edilen ‘The Importance of Being Earnest’in sinema uyarlaması olan 2002 yapımı bir Oliver Parker filmi.

Replik
Yıldız Tozu
Kendin olmak seni daha mutlu eder. Senin gibi olmayan insanlardan kabul görmek için neden uğraşıyorsun ?
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com