Fernando Meirelles:
"Arka Bahçe'yi Afrika'da çekim yapabilmek için çektim"
"Arka Bahçe'yi Afrika'da çekim yapabilmek için çektim"

Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
"Arka Bahçe" ("The Constant Gardener") ile ilk kez büyük bütçeli bir filme imza atan Brezilyalı yönetmen Fernando Meirelles, böyle bir projeyi kabul etmesinde en önemli etkenin Afrika'da çekim yapma imkânı olduğunu söylüyor. Farklı sinema anlayışlarıyla çekilmiş filmleri sevdiğini ifade eden yönetmen, değişik coğrafyalarda arayışlarını sürdürmeye devam edeceğinin sinyallerini veriyor.
Brezilyalı yönetmen Fernando Meirelles sinema camiasına 2002 yılında, uluslararası arenada adını duyuran "Tanrı Kent"le ("Cidade de Deus") girdi. İngiliz sinema dergisi Total Film, bu filme "Brezilyalı Sıkı Dostlar" adını vermişti. Yönetmen şu sıralar, bir John le Carré uyarlaması olan filmi "Arka Bahçe" ("The Constant Gardener") ile gündemde. Meirelles'le Venedik Film Festivali sırasında yapılan aşağıdaki söyleşide yönetmenin "Arka Bahçe"nin çekildiği Kenya'daki deneyimleri, bir sonraki projesi "Intolerance" ve Brezilya futbol takımının 2006 Dünya Kupası'ndaki şansı üzerine görüşlerini bulabilirsiniz.
"Arka Bahçe"yi tür olarak nasıl bir yerde konumlandırıyorsunuz?
Film, aşk hikâyesi ile politik gerilim karışımı. Aslında filmin tam olarak ne üzerine olduğunu hiçbir zaman anlayamadım. Filmi kurgulama aşamasına geldiğimde artık bir karar vermek zorundaydım. Tamamını ilk izlediğimde aşk hikâyesinin çok yoğun olduğunu düşündüm ve bu yüzden hikâyenin özünün bu doğrultuda şekillenmesine karar verdim. Elimde kullanmadığım bazı sahneler vardı. Yeni bir karakteri filme sokan, bir takip sahnesi mesela. Tüm bu sahneler oldukça gerilimvariydi. Şu haliyle filmde politik drama sadece bir yan hikâye olarak kalıyor. Fakat bu, kurgu aşamasında alınan bir karardı.
Filmi çekmeden önce senaryoyu değiştirdiniz mi?
Evet, değiştirdim! Senaryo hükümet, şirketler ve ilaç firmaları arasındaki ilişkileri gösterirken, son derece karmaşık bir hal almıştı. Bu yüzden hikâyenin bir kısmını dışarıda bıraktım ve birçok İngiliz karakteri hikâyeden çıkardım; böylece senaryoyu daha basit bir hale getirdim. Bunların yerine filme, Nairobi sokaklarında geçen bazı sahneler ekledim. Kibera'daki sahneler senaryonun ilk halinde yoktu. Kenya'yı hikâyenin içine çekmeye çalıştım ve İngiliz toplulukla ilgili, özellikle İngiliz sınıf sistemine göndermede bulunan birçok sahneyi es geçtim. Kitapta yer alan, çalışan sınıf ve eski üst sınıf arasındaki özel ilişkilerin hepsini çıkardım.
Bunu yapma gerekçeniz neydi?
Öncelikle, senaryo üzerine ilk çalışmaya başladığımda senaryodan çok fazla bir şey alamamıştım. John le Carré bunları bana açıklama ve öğretme nezaketinde bulundu. Ama yine de çok fazla bir şey anlamamıştım ve bunu çok da önemsemiyordum. Bu filmi çekme nedenim, Afrika'da, özellikle Kenya'da, çekim yapma imkânımın olmasıydı. Bu nedenle dediğim sahneleri filmden çıkardım ve sokaklarda daha fazla çekim yapabildim.
"Arka Bahçe"yi çekerken ilaç endüstrisi tarafından hiç baskıyla karşılaştınız mı?
Hayır. Yalnızca bir keresinde Kenya'da biriyle bir soruna dönüşebilecek bir konuşmamız olmuştu. Bu kişi, neden bu filmi çektiğimizi sordu ve bunu yaparak büyük hata ettiğimizi söyledi. Sonrasında onu bir partiye davet ettik ve aramızda daha fazla sorun yaşanmadı. Aslında filmi ilk defa vizyona soktuğumuzda, birisinin karşıma dikilip "Bu ne saçmalık!" demesini gerçekten umuyordum. Böyle olmasını istemiştik ama kimse yapmadı. Ne yazık!
Filmlerinizin görsel yanı büyüleyici. Peki, sizin açınızdan önemli olan ne, hikâye mi görsellik mi?
Kesinlikle hikâye! Ve de oyunculuk. Görsellik hikâyeyi anlatmak için yalnızca bir araç.
Filme görüntü yönetmeninizle birlikte nasıl hazırlandınız?
Çekim için doğru mekânları bulmak adına gittiğimiz tüm yerleri birlikte ziyaret ettik ve o her mekânda fotoğraflar çekti. Fotoğraf çekimlerinde, asıl çekimler sırasında kullanacağı film malzemesini kullanıyordu. Çektiği fotoğraflar, filmde elde ettiğimiz karelere büyük ölçüde benziyordu. Ardından Brezilya'da renkleri düzeltme işinden sorumlu tenkisyenle birlikte her sahnenin doğru rengini bulmak için kare kare uğraştı. Ve ardından filmin görünüşünde slayt gösterisine benzer bir şey ortaya çıkardı. Londra'da post-prodüksiyon sürecinde, bunu bir referans olarak kullandık.
Tessa'nın öldürüldüğü kırmızı ve mavi tonlu, o mükemmel sahildeki renkleri post-prodüksiyonda mı elde ettiniz?
Hayır. Orası gerçekten filmde göründüğü gibi, çok güzel bir yer. "Magadi" denen, tüm o mavi, beyaz ve içinde biraz da pembe rengin bulunduğu büyüleyici bir mekân. Oraya şans eseri ulaştık. O sahneyi çekmek istediğimiz çöle, Kuzey Kenya'ya gitmiştik. Nairobi'ye uçakla dönerken pilotumuz şöyle dedi: "Saat daha üç. Güzel bir mekân görmek için biraz vaktimiz var. İsterseniz etrafa biraz göz atalım." Ardından da ekledi: "Uçağı buraya kolayca indirebilirim, zemin oldukça uygun." Böylelikle "Magadi"yi görmek için indik ve harika olduğunu düşündük. Sonuçta çekim mekânını değiştirdik.
Çekimlerde birden fazla kamera kullandınız mı?
Bazen üç ya da dört kamerayla çekiyorduk. Genellikle çektiğimiz tüm sahnelerde iki kamera vardı. Yeterli paranızın olması muhteşem bir şey, böylelikle negatif harcama konusunda düşünmenize gerek kalmıyor. Bu filme dek yer aldığım tüm projelerde negatifleri kullanırken tutumlu olmam gerekirdi ve kendimi birdenbire gönlümce negatif harcayabileceğim bir yapımda buldum. Şöyle oldu: Günün sonunda büyük meblağlar harcamış olduğunuz için kendinizi suçlu hissediyorsunuz. Ve üzgün olduğunuzu bildiren bir elektronik posta atıyorsunuz; onlar da bunun normal olduğunu yazıyorlar. Bununla birlikte harcadıkça harcamaya devam ediyorsunuz.
Filmlerinizde özel politik mesajlarınız var mı?
Hayır. Aslında bu bir tesadüf. Yaptığım üç film de "dışlanma" üzerineydi. Ama kendimi aktivist ya da politik bir yönetmen olarak görmüyorum. Bunlar, sadece ilgimi çeken şeyler. Bir romantik komedi de yapabilirim. Gerçekten bilmiyorum.
Afrika'daki deneyimlerinizden bize biraz bahsedebilir misiniz?
Güney Amerika ile Afrika arasında büyük bir fark olduğunun bilincindeydim. Fakat aradaki farkın büyüklüğünden oldukça etkilendim. Oradayken umutlarınızın olması çok zor. Tüm karamsarlık her şeyden önce sağlık problemlerinden kaynaklanıyor… Bir keresinde öğlen yemeğimi yerken etrafıma baktım, çevredeki insanların altısından birinin HIV taşıyordu, gerçekten korkutucu.
Film yapımı açısından Afrika ile Brezilya arasında büyük bir fark var mı?
Ah, kesinlikle var. Öncelikle bizim çok gelişmiş bir film endüstrimiz var. Yerel ekip ve her çeşit malzemeyle istediğimizi yapabiliyoruz çünkü reklam endüstrimiz çok büyük. Kenya'da çok az araç gerecimiz vardı, bu yüzden çoğunu beraberimizde getirmek zorunda kaldık. Ve ana ekibi Güney Afrika'dan toplamak zorundaydık. Asistanlar Kenyalıydı ama ana ekip, gerçekten bayağı iyi olan bir Kenyalı yapımcı dışında, yalnızca yabancılardan oluşuyordu.
Irak, Afganistan, Asya şu sıralar gündemde. Sizce Afrika kıtası unutuldu mu?
Sanırım. Ama bu yıl bir hareketlenme var. Medya nihayet Afrika'yı keşfetti. İlk olarak "Hotel Rwanda" geldi, şimdi de "Arka Bahçe". Ve Afrika hakkında yaklaşık altı tane film gösterime girecek. "The Last King of Scotland" adlı bir filmin çekimleri daha yeni bitti. Leonardo Di Caprio, Liberya'da çekilecek "The Blood Diamond" için anlaştı. Ridley Scott da, hikâyesi Sudan'da geçen Nicole Kidman'lı "Emma's War"un çekimlerine başlayacak.
Sizce bunun Afrika'ya gerçekten yararı olacak mı?
Kesinlikle olacağı inancındayım, çok fazla değişiklik olmasa da farkındalık yaratacak, yararı dokunacaktır.
Filmin finansmanının arkasında Amerikan sermayesi yatıyormuş. Bu doğru mu?
Finansmanın yüzde altmışı, evet Amerika kaynaklı. Biraz Alman sermayesi de var.
O halde "Tanrı Kent" Amerika için bir bilet miydi?
Aslında o film gerçekten bir biletti. Fakat ben Amerika'ya gitmek istemiyorum! Hollywood'a taşınma gibi bir planım yok. Hem de hiç yok. Birçok proje teklifi ve davet alıyorum, ama ilgimi çekmiyor.
Neden peki?
Niye gideyim ki? Evim, kültürüm, dostlarım Brezilya'da! Ve Amerikalıların hikâyeleriyle ilgilenmiyorum! Filmleri çoğu zaman çok sıkıcı!
Peki, ne tür filmler seversiniz? Büyürken ne tarz filmler izlediniz?
Amerikan filmleri elbette, Avrupa, Asya filmleri. Şu aralar çokça Asya filmi izliyorum. Farklı sinema anlayışlarıyla çekilmiş filmler görmeyi seviyorum. Mesela bir Moğol filmi izliyorum ve orada benim gerçekten dikkatimi çeken hikâye değil. Ben sadece, çayı nasıl sunduklarını, birbirleri arasındaki ilişkileri, develerini nasıl kullandıklarını ve bu gibi şeyleri izlemeyi seviyorum. Ben, farklı yerlerde insanların nasıl yaşadıklarını izlemek ve öğrenmek istiyorum. Bu nedenle farklı ülkelerden filmler izlemeyi seviyorum.
Bir sonraki projeniz ne olacak, belli mi?
Evet, "Arka Bahçe"ye dâhil olmadan önce üzerinde çalıştığım projeye geri dönüyorum. Küreselleşme üzerine, altı ülkede geçen "Intolerance" adında bir hikâye. Brezilya'ya göre oldukça büyük, fakat uluslararası standartlarla kıyaslandığında o kadar da büyük olmayan bir proje. Yedi farklı dil olacak ve çekimler dünyanın birçok yerinde gerçekleşecek. Ve her ülkede, birbirinden farklı fakat birbiriyle ilişkili, çok özel ve mahrem hikâyeler var. Yani film, küreselleşmeyi beraberinde getirecek tüm bu karmaşık bağlantılar hakkında olacak.
Peki, hangi ülkeler projenin içinde yer alacak?
ABD, Brezilya –ana karakter ve karakterlerden en zeki olanı Brezilyalı biri (gülüyor), Kenya, Filipinler, Birleşik Arap Emirlikleri, Çin ve atletizm şampiyonasından dolayı Helsinki veya Roma. Kenyalı karakter bir koşucu. Bu da, hikâyelerin birbiriyle kesişme noktası.
Sizce bu sene Brezilya Dünya Kupası'nı kazanabilecek mi?
Şüphesiz (gülüyor). Yüzde yüz. Brezilya takımını tanıyor musunuz? Son elli yıldır böyle bir takım gelmedi! Üzgünüm ama bu sefer kazanmamaları için hiçbir neden yok!
Çeviren: Gökhan Şeker
(Bu söyleşinin orijinali Outnow.Ch sitesinde yayınlanmış ve sitenin izniyle çevrilmiştir. İngilizce versiyonu için tıklayın...)
"Arka Bahçe"yi tür olarak nasıl bir yerde konumlandırıyorsunuz?
Film, aşk hikâyesi ile politik gerilim karışımı. Aslında filmin tam olarak ne üzerine olduğunu hiçbir zaman anlayamadım. Filmi kurgulama aşamasına geldiğimde artık bir karar vermek zorundaydım. Tamamını ilk izlediğimde aşk hikâyesinin çok yoğun olduğunu düşündüm ve bu yüzden hikâyenin özünün bu doğrultuda şekillenmesine karar verdim. Elimde kullanmadığım bazı sahneler vardı. Yeni bir karakteri filme sokan, bir takip sahnesi mesela. Tüm bu sahneler oldukça gerilimvariydi. Şu haliyle filmde politik drama sadece bir yan hikâye olarak kalıyor. Fakat bu, kurgu aşamasında alınan bir karardı.
Filmi çekmeden önce senaryoyu değiştirdiniz mi?
Evet, değiştirdim! Senaryo hükümet, şirketler ve ilaç firmaları arasındaki ilişkileri gösterirken, son derece karmaşık bir hal almıştı. Bu yüzden hikâyenin bir kısmını dışarıda bıraktım ve birçok İngiliz karakteri hikâyeden çıkardım; böylece senaryoyu daha basit bir hale getirdim. Bunların yerine filme, Nairobi sokaklarında geçen bazı sahneler ekledim. Kibera'daki sahneler senaryonun ilk halinde yoktu. Kenya'yı hikâyenin içine çekmeye çalıştım ve İngiliz toplulukla ilgili, özellikle İngiliz sınıf sistemine göndermede bulunan birçok sahneyi es geçtim. Kitapta yer alan, çalışan sınıf ve eski üst sınıf arasındaki özel ilişkilerin hepsini çıkardım.
Bunu yapma gerekçeniz neydi?
Öncelikle, senaryo üzerine ilk çalışmaya başladığımda senaryodan çok fazla bir şey alamamıştım. John le Carré bunları bana açıklama ve öğretme nezaketinde bulundu. Ama yine de çok fazla bir şey anlamamıştım ve bunu çok da önemsemiyordum. Bu filmi çekme nedenim, Afrika'da, özellikle Kenya'da, çekim yapma imkânımın olmasıydı. Bu nedenle dediğim sahneleri filmden çıkardım ve sokaklarda daha fazla çekim yapabildim.
"Arka Bahçe"yi çekerken ilaç endüstrisi tarafından hiç baskıyla karşılaştınız mı?
Hayır. Yalnızca bir keresinde Kenya'da biriyle bir soruna dönüşebilecek bir konuşmamız olmuştu. Bu kişi, neden bu filmi çektiğimizi sordu ve bunu yaparak büyük hata ettiğimizi söyledi. Sonrasında onu bir partiye davet ettik ve aramızda daha fazla sorun yaşanmadı. Aslında filmi ilk defa vizyona soktuğumuzda, birisinin karşıma dikilip "Bu ne saçmalık!" demesini gerçekten umuyordum. Böyle olmasını istemiştik ama kimse yapmadı. Ne yazık!
Filmlerinizin görsel yanı büyüleyici. Peki, sizin açınızdan önemli olan ne, hikâye mi görsellik mi?
Kesinlikle hikâye! Ve de oyunculuk. Görsellik hikâyeyi anlatmak için yalnızca bir araç.
Filme görüntü yönetmeninizle birlikte nasıl hazırlandınız?
Çekim için doğru mekânları bulmak adına gittiğimiz tüm yerleri birlikte ziyaret ettik ve o her mekânda fotoğraflar çekti. Fotoğraf çekimlerinde, asıl çekimler sırasında kullanacağı film malzemesini kullanıyordu. Çektiği fotoğraflar, filmde elde ettiğimiz karelere büyük ölçüde benziyordu. Ardından Brezilya'da renkleri düzeltme işinden sorumlu tenkisyenle birlikte her sahnenin doğru rengini bulmak için kare kare uğraştı. Ve ardından filmin görünüşünde slayt gösterisine benzer bir şey ortaya çıkardı. Londra'da post-prodüksiyon sürecinde, bunu bir referans olarak kullandık.
Tessa'nın öldürüldüğü kırmızı ve mavi tonlu, o mükemmel sahildeki renkleri post-prodüksiyonda mı elde ettiniz?
Hayır. Orası gerçekten filmde göründüğü gibi, çok güzel bir yer. "Magadi" denen, tüm o mavi, beyaz ve içinde biraz da pembe rengin bulunduğu büyüleyici bir mekân. Oraya şans eseri ulaştık. O sahneyi çekmek istediğimiz çöle, Kuzey Kenya'ya gitmiştik. Nairobi'ye uçakla dönerken pilotumuz şöyle dedi: "Saat daha üç. Güzel bir mekân görmek için biraz vaktimiz var. İsterseniz etrafa biraz göz atalım." Ardından da ekledi: "Uçağı buraya kolayca indirebilirim, zemin oldukça uygun." Böylelikle "Magadi"yi görmek için indik ve harika olduğunu düşündük. Sonuçta çekim mekânını değiştirdik.
Çekimlerde birden fazla kamera kullandınız mı?
Bazen üç ya da dört kamerayla çekiyorduk. Genellikle çektiğimiz tüm sahnelerde iki kamera vardı. Yeterli paranızın olması muhteşem bir şey, böylelikle negatif harcama konusunda düşünmenize gerek kalmıyor. Bu filme dek yer aldığım tüm projelerde negatifleri kullanırken tutumlu olmam gerekirdi ve kendimi birdenbire gönlümce negatif harcayabileceğim bir yapımda buldum. Şöyle oldu: Günün sonunda büyük meblağlar harcamış olduğunuz için kendinizi suçlu hissediyorsunuz. Ve üzgün olduğunuzu bildiren bir elektronik posta atıyorsunuz; onlar da bunun normal olduğunu yazıyorlar. Bununla birlikte harcadıkça harcamaya devam ediyorsunuz.
Filmlerinizde özel politik mesajlarınız var mı?
Hayır. Aslında bu bir tesadüf. Yaptığım üç film de "dışlanma" üzerineydi. Ama kendimi aktivist ya da politik bir yönetmen olarak görmüyorum. Bunlar, sadece ilgimi çeken şeyler. Bir romantik komedi de yapabilirim. Gerçekten bilmiyorum.
Afrika'daki deneyimlerinizden bize biraz bahsedebilir misiniz?
Güney Amerika ile Afrika arasında büyük bir fark olduğunun bilincindeydim. Fakat aradaki farkın büyüklüğünden oldukça etkilendim. Oradayken umutlarınızın olması çok zor. Tüm karamsarlık her şeyden önce sağlık problemlerinden kaynaklanıyor… Bir keresinde öğlen yemeğimi yerken etrafıma baktım, çevredeki insanların altısından birinin HIV taşıyordu, gerçekten korkutucu.
Film yapımı açısından Afrika ile Brezilya arasında büyük bir fark var mı?
Ah, kesinlikle var. Öncelikle bizim çok gelişmiş bir film endüstrimiz var. Yerel ekip ve her çeşit malzemeyle istediğimizi yapabiliyoruz çünkü reklam endüstrimiz çok büyük. Kenya'da çok az araç gerecimiz vardı, bu yüzden çoğunu beraberimizde getirmek zorunda kaldık. Ve ana ekibi Güney Afrika'dan toplamak zorundaydık. Asistanlar Kenyalıydı ama ana ekip, gerçekten bayağı iyi olan bir Kenyalı yapımcı dışında, yalnızca yabancılardan oluşuyordu.
Irak, Afganistan, Asya şu sıralar gündemde. Sizce Afrika kıtası unutuldu mu?
Sanırım. Ama bu yıl bir hareketlenme var. Medya nihayet Afrika'yı keşfetti. İlk olarak "Hotel Rwanda" geldi, şimdi de "Arka Bahçe". Ve Afrika hakkında yaklaşık altı tane film gösterime girecek. "The Last King of Scotland" adlı bir filmin çekimleri daha yeni bitti. Leonardo Di Caprio, Liberya'da çekilecek "The Blood Diamond" için anlaştı. Ridley Scott da, hikâyesi Sudan'da geçen Nicole Kidman'lı "Emma's War"un çekimlerine başlayacak.
Sizce bunun Afrika'ya gerçekten yararı olacak mı?
Kesinlikle olacağı inancındayım, çok fazla değişiklik olmasa da farkındalık yaratacak, yararı dokunacaktır.
Filmin finansmanının arkasında Amerikan sermayesi yatıyormuş. Bu doğru mu?
Finansmanın yüzde altmışı, evet Amerika kaynaklı. Biraz Alman sermayesi de var.
O halde "Tanrı Kent" Amerika için bir bilet miydi?
Aslında o film gerçekten bir biletti. Fakat ben Amerika'ya gitmek istemiyorum! Hollywood'a taşınma gibi bir planım yok. Hem de hiç yok. Birçok proje teklifi ve davet alıyorum, ama ilgimi çekmiyor.
Neden peki?
Niye gideyim ki? Evim, kültürüm, dostlarım Brezilya'da! Ve Amerikalıların hikâyeleriyle ilgilenmiyorum! Filmleri çoğu zaman çok sıkıcı!
Peki, ne tür filmler seversiniz? Büyürken ne tarz filmler izlediniz?
Amerikan filmleri elbette, Avrupa, Asya filmleri. Şu aralar çokça Asya filmi izliyorum. Farklı sinema anlayışlarıyla çekilmiş filmler görmeyi seviyorum. Mesela bir Moğol filmi izliyorum ve orada benim gerçekten dikkatimi çeken hikâye değil. Ben sadece, çayı nasıl sunduklarını, birbirleri arasındaki ilişkileri, develerini nasıl kullandıklarını ve bu gibi şeyleri izlemeyi seviyorum. Ben, farklı yerlerde insanların nasıl yaşadıklarını izlemek ve öğrenmek istiyorum. Bu nedenle farklı ülkelerden filmler izlemeyi seviyorum.
Bir sonraki projeniz ne olacak, belli mi?
Evet, "Arka Bahçe"ye dâhil olmadan önce üzerinde çalıştığım projeye geri dönüyorum. Küreselleşme üzerine, altı ülkede geçen "Intolerance" adında bir hikâye. Brezilya'ya göre oldukça büyük, fakat uluslararası standartlarla kıyaslandığında o kadar da büyük olmayan bir proje. Yedi farklı dil olacak ve çekimler dünyanın birçok yerinde gerçekleşecek. Ve her ülkede, birbirinden farklı fakat birbiriyle ilişkili, çok özel ve mahrem hikâyeler var. Yani film, küreselleşmeyi beraberinde getirecek tüm bu karmaşık bağlantılar hakkında olacak.
Peki, hangi ülkeler projenin içinde yer alacak?
ABD, Brezilya –ana karakter ve karakterlerden en zeki olanı Brezilyalı biri (gülüyor), Kenya, Filipinler, Birleşik Arap Emirlikleri, Çin ve atletizm şampiyonasından dolayı Helsinki veya Roma. Kenyalı karakter bir koşucu. Bu da, hikâyelerin birbiriyle kesişme noktası.
Sizce bu sene Brezilya Dünya Kupası'nı kazanabilecek mi?
Şüphesiz (gülüyor). Yüzde yüz. Brezilya takımını tanıyor musunuz? Son elli yıldır böyle bir takım gelmedi! Üzgünüm ama bu sefer kazanmamaları için hiçbir neden yok!
Çeviren: Gökhan Şeker
(Bu söyleşinin orijinali Outnow.Ch sitesinde yayınlanmış ve sitenin izniyle çevrilmiştir. İngilizce versiyonu için tıklayın...)Henüz kimse yorum yapmamış.
- "Sezgilerimle hareket edeceğim"
- Stefan Ruzowitzky ile Kalpazanlar hakkında!
- Gus Van Sant ile Paranoid Park üzerine
- 1 YTL ver 1 Film Çekeyim!
- "O Kadın"ın yönetmeni Korhan Bozkurt sorularınızı yanıtladı!
- Mehmet Açar ile eleştirmenlik ve Türk sineması üzerine...
- "O Kadın"ın yönetmeni Korhan Bozkurt sorularınızı yanıtladı! (Dördüncü Bölüm)
- "O Kadın"ın yönetmeni Korhan Bozkurt sorularınızı yanıtladı! (Üçüncü Bölüm)
- "O Kadın"ın yönetmeni Korhan Bozkurt sorularınızı yanıtladı! (İkinci Bölüm)
- "O Kadın"ın yönetmeni Korhan Bozkurt sorularınızı yanıtladı! (Birinci Bölüm)
- Handan İpekçi: "Eteklerimdeki taşları dökemedim!"
- "Mesut Uçakan": Artık aptalca festival kaygılarım yok!
- Şoförünün ağzından yeni "Taxi"
- "Benim Adım Elisabeth": "Çocukları anlamaya çalışan bir film"
- Yönetmeni Oscar Roehler'in ağzından "Temel Parçacıklar"


Paramparça Aşklar Köpekler (5 Temmuz 2008 23:00 Tv8)
TV 8'de bu akşam 23:00'da Alejandro Gonzales Inarritu’nun ilk yönetmenlik çalışması olan Paramparça Aşklar Köpekler (Amores Perros, 2000) ekrana geliyor.
TV 8'de bu akşam 23:00'da Alejandro Gonzales Inarritu’nun ilk yönetmenlik çalışması olan Paramparça Aşklar Köpekler (Amores Perros, 2000) ekrana geliyor.

Ucuz Roman
Eğer yanıtlarım seni korkutuyorsa, o zaman korkutucu sorular sormaktan vazgeçmelisin...
Jules Winnfield
"Pulp Fiction - Ucuz Roman"
Eğer yanıtlarım seni korkutuyorsa, o zaman korkutucu sorular sormaktan vazgeçmelisin...
Jules Winnfield
"Pulp Fiction - Ucuz Roman"










