John Savage: Ruhta barış, cihanda barış!
Esin Küçüktepepınar 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Biz onu Avcı 'da üç arkadaşın en neşeli ve heyecanlısı olarak Vietnam'a giden, bacaklarını ve yaşam ümidini kaybederek dönen genç rolüyle tanıdık önce. Avcı, Hair, Salvador ve İnce Kırmızı Hat filmlerinin oyuncusu, usta Amerikalı aktör John Savage ile İstanbul'da görüştük.
John Savage İstanbul’daydı. Hollywood’un, daha da geniş bakarsak Amerikan sinemasının bu usta aktörüyle İstanbul’da karşılaşmak kuşkusuz inanılmaz bir süpriz oldu.
Kendi deyişiyle “Sevgili arkadaşı” Sean Penn olası savaşı boykot etmek üzere Irak’ta, kendisi ise bilmediği bir kültürü yakından tanımak ve destek vermek üzereTürkiye’deydi. Sinema –Tarih Buluşması’nda juri başkanlığı için yolu İstanbul’a düşen Savage ile bir söyleşi yapmak artık elzemdi.

"Avcı/The Deer Hunter", "Hair", "Salvador" ve "İnce Kırmızı Hat" filmlerinin oyuncusu Savage ile yağmurlu, soğuk bir İstanbul gününde aydınlık günler, 11 Eylül sonrası Amerika, dünya barışı ve oyunculuk üzerine geniş bir yelpazede konuştuk. Sorulara sıkça esprili yanıtlar veren, zaman zaman hüzünlenip durgunlaşan, insanın kendisiyle, ruhunda gelişen barışın esas olduğunu vurguluyan bu dünya starını biraz yakından tanımak için, buyrun...

İstanbul’a ilk gelişiniz, olası savaş senaryolarının tırmandığı bu günlerde Türkiye’ye gelme kararı nasıl oluştu sizde? John Savage:Aslında çok ilginç, haklısınız. Herkes bir Amerikalı olarak benim burada ne yaptığımı sorabilir ama tam da bu nedenle geldim. Tanımadığım bir kültürdü ve özellikle festivalin teması (Dinlerarası diyalog) beni çok etkiledi. Bravo! Türkiye’ye gelmenin tam da zamanı diye düşündüm!
Hoşgeldiniz. Neler buldunuz bu bir kaç günde?
John Savage: Şaşırtıcı ama beklentilerim fazla yoktu. Sadece böylesine bir tema ve barış üzerine sinema etkinliği yapılmış olması bile kendi başına cazibeliydi. Aslında çok şey buldum. Bir kere insanlar çok dostça ki en önemlisi bu. Ayrıca Amerika’da izleme şansım olmayacak filmleri izledim, değişik kültürlerden yansıyan sorunlara yaklaştım ki bu da dediğim gibi Amerika’da hiç şansımız olmayan şeylerdi. Bir İranı, Filistin’i filmlerden izlemek, kültürlerine, sorunlarına yakın olmak çok önemli. Biz Amerikalılar bu konularda, yani dış dünyayla bağlantıda malesef zayıfız. Bir de kadınlarınız var kuşkusuz! Pardon böyle şeyler söylememeliyim değil mi ! Şaka şaka... Her şey çok güzel, insalarınız, kültürünüz bir harika. Bir de Türk kahvesi var. Haydi bir tane içelim mi?
İçelim, tabii ki. Türk kahvesi serttir ama. Kolayca alışabildiniz mi?
> John Savage:Evet, sert ancak lezzetli! Ama yanında sigara içmiyorum hiç olmazsa. Ya siz?
Ben içiyorum malesef. Siz sigarayı bıraktınız mı yoksa hiç başlamayanlandan mısınız? John Savage:Dünyadaki tüm insanlardan daha fazla sigara içtiğim için artık içmiyorum! Bıraktım...Hayatta bazı zevkler vardır ki malesef keyif kadar yıkıntı da getirir. Sigara bence en yıkıcı uyuşturucu. Başka hiç bir uyuşturucuya benzemiyor, en tehlikelisi!
Uyuşturucu dediniz de, siz tam da gençlerin ‘çiçek çocukları’ ve Vietnam Savaşı karşıtı hareketler içinde olduğu dönemde sinemadaydınız. O dönemde bir aktör olarak şimdiki gibi bir politik bilinciniz ve tavrınız var mıydı? John Savage:Pek değil. Ben filmlerle öğrendim bir anlamda. Tabii ki politik bir başkaldırınız oluyor ama zamanla bu başkaldırı yerini barışçıl bir ifadeye bırakıyor. Ben çok şanslı olduğum için çok yerinde filmlerde rolaldım. Her rolümle değişik coğrafyalara karşı bilgi edindim ve bize öğretilen değerlerin dışından da bakabilmeyi öğrendim. Benim için politika değil, insanlık önemlidir.
> Ama sonuç olarak dünya barışı ve barışçıl bir bakışla dünyaya bakabilmek için belirli bir dünya görüşü gerekmiyor mu? John SavageHaklısınız. Ama politik bir yaklaşım yetersiz kalabilir, bunu söylemek istiyorum. Kişisel gelişim ise bambaşka bir şey.
Örneğin “Avcı”da Vietnam Savaşı’ndan bacakları sakatlanarak dönen ve yaşam sevincini kaybeden bir askeri canlandırdınız. Rolleriniz sizi ne kadar etkiliyor?
John Savage:Duygusal olarak çok etkileniyorum tabii ki! Herhangi bir role hazırlanırken belki de sizde hiç olmayan bir takım kişisel özelliklere bürünmek zorundasınız. Aslında hoşuma gidiyor çünkü bu en zorlayıcı ve tehlikeli olanı. Çünkü kendi sınırlarınızı deniyorsunuz.
John Savage:Rollerinizi seçerken ölçüleriniz neler? Size tavsiyede bulunan birileri var mı? John SavageTabii ki fikirler alıyorsunuz arkadaşlarınızdan ya da güvendiklerinizden ama benim için önemli olan canlandıracağım karakterin özellikleri. Bir de yönetmen ve kadro tabii ki. Bir ara gelen her rolü aldım sayılır.
Bir çok Hollywood aktöründe bir sonraki film ve gelecek endişesi var. Sizde nasıl? John Savage:Olmaz olur mu! Her filminizin son filminiz olduğunu düşünürsünüz ve film vizyona girip olumlu eleştiriler alıncaya kadar, para kazanıncaya kadar kendinizi yersiniz. Bir de evinize ekmek götürmek, faturalarınızı ödemek gibi sorunlar vardır ki, bu da insanın üzerinde ağır bir yüktür.
Hollywood oyuncuları da aynı endişede demek ki! John Savage:Olmaz olur mu! Herkes değil ama bazılarımız öyle. Bir ara para sorunu yaşadım ve istemediğim halde bir iki projede yer aldım çünkü masraflarımı karşılamam gerekti. Gerçi sinemadan çok para da kazandım tabii ki.
Siz farklı karakterlerde rolalmakla ünlüsünüz. ‘Her rolün adamı’ olmayı nasıl başardınız? John Savage:Çok yetenekliyim! Şaka şaka... Böyle takdir etmeniz çok güze, teşekkür ederiml. Çok çalıştım, diyebilirim. Aktörlük sadece içgüdüyle yapılan bir şey değil bence, çok ama çok çalışılması gerekiyor. Kendinizi tekrarlamak istemiyorsanız tabii ki...
Duygusal ya da teknik, sizin için rolünüze hazırlanırken hangisi önemlidir ya da birlikte mi gelir? John Savage:Bence sinema oyunculuğu çok teknik bir şey. Tabii ki duygusal hazırlık filan çok önemli ama esas olan tekniktir. Zaten bunu bilen yönetmenlerle çalışmak bir ayrıcalık. Kamera önünde rol kesmek tamamen teknik bir olaya dayanır. Zamanla kamerayı unutuyorsunuz tabii ki ama bu da deneyimle oluyor.
Türkiye’de bulunmanız ve dünya barışına dönersek, 11 Eylül’den sonra Amerikan halkının ve sinemanın içinde bulunduğu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? John Savage:Aslında ‘Amerika bir daha eskisi gibi olmayacak” dediler. Evet, hala şoktayız ama önemli olan bundan alınan ders. Cinayet önemli bir suçtur, kimsenin kimse üzerinde öldürme hakkı olamaz. Bu hangi taraf olursa olsun. Politik manevralara ise hiç girmek istemiyorum. Amerikan dış politikası bence savaşmaya değil, barışa ve organizasyona yönelik olmalı. O zaman biz Amerikalılar daha dahat ederiz. Siz de bizden nefret etmezsiniz! Şaka yapıyorum...
Sinemada tam zirvede olduğunuz bir dönemde, sanıyorum 1988’de her şeyi bırakıp Güney Afrika’ya gittiniz ve tam altı yıl Mandela ile ırkçılık karyıtı çalışmalar içinde yeraldınız, yanılıyor muyum? John Savage:Hayır doğru ama doğrudan Mandela ile değil, onun grubuyla çalıştım.
Profesyonel başarınızın doruğunda neden böyle bir şeyi seçtiniz? John Savage:Bilmiyorum... Belki de bir şeylerden sıkılmıştım. Yaşamımın anlamlı olmasını istiyordum ve şanslıydım ki böyle bir olanak çıktı karşıma. Ben de her şeyi bıraktım ve gittim. Pişman değilim. Kişisel gelişimime büyük katkısı oldu ki en önemlisi bu. Evet, ciddi önemli bir karardı.
Sean Penn’in yönettiği "Crossing Guard"’da rolaldınız ve yakın arkadaş olduğunuzu duyduk, doğru mu? Hatta bugün onunla Irak'tan konuşmuşsunuz... John Savage:Hayır Sean ile değil, ailesiyle konuştum. Evet, yakın arkadaşız ve aynı fikirleri paylaştığım birisi ama o benim bilgeliğime ulaşamayan, saldırgan bir çocuk ! Şaka yapıyorum. Sean’u çok seviyorum. Tabii ki çok para kazandı ve artık kendi istediği şeyleri daha rahat yapıyor. Ben öyle değilim mizaç olarak da ayrıca. İç huzuru arıyorum.
Yani ’dünyada barış, içimizde barış’ gibi bir şey mi özlediğiniz? John Savage:Tam da bu! İçimiz huzurlu olmadığı sürece yaşama nasıl huzurlu bakabiliriz ki! Biliyorum çok zor ama denemeliyiz. Öfke yakıcı ve yıkıcı bir şeydir. Faydaları etkili ama kısadır.
Peki yaşam nasıl, içinde bulunduğunuz durumdan memnun musunuz? Kusura bakmayın, özel bir soru oldu ama bir an durgunlaştınız da kendimi alamadım... John Savage:Hayır, cevaplayabilirim.. Bilemiyorum.. Yani bu günlerde yaşam bir garip gelişiyor aslında. Hepimiz için böyle. Dediğim gibi benim de günlük sorunlarım var para gibi, aile gibi.. İkinci eşimle bir şeyler yaşıyoruz bu günlerde. Aile işleri biraz gariptir, biliyorsunuz, evimizi filan taşımamız gerek ve her ikimiz de farklı yerlerde yaşamak istiyoruz. Düşünceliyim, bugünlerde aslında. Buraya gelmek benim için çok iyi oldu. Farklı bir ortamda olmak bana çok iyi geldi. Festivaldeki insanların ilgisi de ayrıca harika. Herkese çok teşekkür ediyorum.
Yakın gelecekte bir projeniz var mı? John Savage:Var! İşte bu proje. İstanbul’da olmam da benim için önemli bir projedir.

Ben bir film projesini kasdetmiştim..
John Savage:Umarım olur. Var bir takım film projeleri ama kesinleşen bir şey yok henüz. Hayat bu belli mi olur, çok istiyorum bir filmde rol almak bu aralar...

Henüz kimse yorum yapmamış.
TV'de bugün
Aşkın Önemi (3 Aralık 2008 20:45 Kanal Türk)
Başrolleri Reese Witherspoon, Colin Firth ve Rupert Everett'in paylaştıkları Oscar Wilde’ın en başarılı tiyatro oyunlarından biri olarak kabul edilen ‘The Importance of Being Earnest’in sinema uyarlaması olan 2002 yapımı bir Oliver Parker filmi.

Replik
Saklı
Geç gelmesi hiç gelmemesinden iyidir.
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com