Steven Spielberg:
"Münih, barış için bir yakarıştır"
"Münih, barış için bir yakarıştır"

Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Spielberg'in yeni filmi "Münih", kendisinden önce yarattığı tartışmalarla gündeme geldi. Hem İsrailliler'in hem Filistinliler'in eleştiri oklarına hedef olan film, hikâyesini İsrailliler'in tarafından anlatsa da taraf tutmamaya özen gösteren ve İsrail'in ürettiği devlet terörünü masaya yatıran tavrıyla dikkat çekiyor. Spielberg, Time dergisinde yayınlanan bu söyleşisinde, Ortadoğu sorunuyla ilgili tavrını ortaya koyuyor.
Steven Spielberg, yeni filmi "Münih"te kamerasını oldukça tartışmalı bir döneme uzatıyor ve 1979'da Münih Olimpiyatları'nda, İsrailli sporcuların Filistin'in kurtuluşu için mücadele eden Kara Eylül örgütü tarafından kaçırılıp öldürülmesinin ardından İsrail İstihbarat Teşkilatı Mossad'ın misilleme amacıyla, bu örgütün önde gelen üyelerine karşı giriştiği yasa dışı suikastları konu alıyor. Yönetmen, Time dergisinde yayınlanan söyleşisinde, hem filmle neyi amaçladığını açık bir şekilde ortaya koyuyor; hem de Uluslararası Olimpiyat Komitesi'ne duyduğu kızgınlığı ve Arap–İsrail ilişkilerini iyileştirmek için geliştirdiği alçakgönüllü planını anlatıyor...
Bu filminiz için, kötü olayların insani maliyeti üzerine bir film demek uygun olur mu?
Evet. Benim açımdan "Münih", barış için bir yakarıştır. Her zaman aklımın bir köşesinde böyle bir film yapmak vardı. Her yanımız uyuşmazlıklarla çevriliyken barış için dua edenler de olmalıydı. Çünkü en büyük düşman Filistinliler veya İsrailliler değildir. O bölgedeki en büyük düşman uyuşmazlığın ta kendisidir.
Amos Oz'un kitaplarını bilir misiniz? Onun kitabında benim de çok hoşuma giden bir cümle bulduk: "Bireylerin ve toplumların yaşamındaki en büyük çatışmalar, baskı gören insanlar arasında patlak verir. Çünkü çatışan tarafların her ikisi de, karşısındakini daha büyük bir zalimin yansıması olarak görür. Araplarla Museviler arasındaki 100 yıllık çatışmanın asıl sebebi bu olabilir."
Sizce bu film herhangi bir iyileşme sağlayacak mı?
Bugüne kadar çektiğim her filmimde belli bir mesaj vardır. Ancak hiçbir filmimi dünyada iyileşme sağlasın diye yapmadım. Buna "Schindler's List" de dahildir. O filmi yaparken tek korkum, istemeden de olsa iyinin ters tarafına düşmekti. Nazi soykırımından kurtulmayı başaramayanların hatırasını lekeleme ihtimali olduğunu düşünmüştüm. Hatta daha kötüsü, soykırımdan kurtulmayı başarmış olanları da utandırabilirdi. "Schindler's List"i sadece o öykünün anlatılması isteğiyle yaptım. Hiç kimse izlemese bile, en azından benim çocuklarımın orada neler olup bittiğini görebilmesi önemliydi. "Munich" için de aynı şekilde düşünüyorum. Bugün Ortadoğu'da yaşanan kilitlenmeyi hiçbir filmin, kitabın veya sanat ürününün çözebileceğini sanmıyorum.
Ama yine de denemeye değerdi, öyle değil mi?
Yapılan her şey denemeye değerdir. Bu filmi para kazanmak için yapmadım. Yine de ticari bir film olduysa orasını bilemem. Film yönetmenlerinin bu tip konuları anlatabilecek cesarete sahip olması gerektiğini düşünüyorum. Yaşanmış olayların kurgusal canlandırması şeklinde olabilir, tamamen kurgusal olabilir veya belgesel olabilir, hiç farketmez. Önemli olan cesarettir. Gerçek zorlukları anlatmaya istekli olduğumuz sürece en zor konuların bile üstesinden gelebiliriz. Eter gibi uçup gitmeyen filmler yapmanın iyi olduğunu düşünüyorum. En azından kötü değildir. Ayrıca önümüzdeki şubat ayında işe yarayacağını düşündüğüm bir projeyi başlatıyorum.
Nedir o proje?
250 tane video kamera ve video player alıp, bunların 125 tanesini Filistinli çocuklara, 125 tanesini de İsrailli çocuklara paylaştıracağım. Böylece kendi yaşamlarını anlatan filmler yapabilecekler. Bunlar drama değil, küçük belgeseller şeklinde olacak. Kim olduklarını, neye inandıklarını, ailelerinin kim olduğunu, nasıl bir okula gittiklerini, neler yediklerini, hangi filmleri izleyip hangi CD'leri dinlediklerini anlatan kısa belgeseller yapacaklar. Sonra da bu videoları birbirleriyle değiştirecekler. Etkileyici ve işe yarar bir çalışma olabilir diye düşünüyorum. İnsani açıdan Filistinliler ile İsraillilerin bölünmesini gerektirecek kadar büyük farklar olmadığının anlaşılmasını sağlayacak.
"Munich"teki herkesin de her şeyden önce insan olduğunu görüyoruz...
Doğru... Senaryo yazarı Tony Kushner ve bütün aktörlerin filmdeki hiç kimseyi öcü gibi göstermemesi nedeniyle gurur duyuyorum. Hedeflerimizi de şeytan gibi göstermedik. Hepsi birer bireydir. Aileleri vardır. Münih'te olup bitenleri lanetlediğim halde onların da birer insan olduğunu, aileleri olduğunu unutmadım.
Bu öyküyü anlatma sebeplerimden birisi de, her dört yılda bir dünyanın herhangi bir ülkesinde Olimpiyat Oyunları düzenlendiği halde, bu oyunların hiçbirisinin 1972 yılında katledilen İsrailli sporculara ithaf edilmemiş olmamasıdır. Bu filmi onlara adamak / ithaf etmek istedim. Bu öyküyü anlatmamda benim için önemli bir motivasyon kaynağı oldu. Unutulmuş gibi göründükleri için bu filmi onların hatırasına yapmak istedim. Uluslararası Olimpiyat Komitesinin bu konudaki derin sessizliği her dört yılda bir beynimi kurcalıyordu. Münih Olimpiyat Oyunları'nda yaşanan katliamın uygun bir şekilde resmi onayı/kabulü olması gerekiyordu.
"Bu filmi para için yapmadım" diyorsunuz ama, gündeme getirdiği konu nedeniyle olabildiğince fazla seyircinin bu filmi izlemesini isteyeceğinizi sanıyorum...
Bu filmde ele alınan konu, örneğin "King Kong"a hasılat rekorları kırdıracak konu ile aynı türde değil... Bu nedenle "King Kong" gibi bir hasılat elbette beklenemez. Ancak yine de film endüstrisinde hiç kimse her şeyi tam olarak bilemez. Elimde bir kristal küre yok, hiçbir zaman da olmadı. Kimi zaman bazıları beni sanki gizli bir sırrım varmış da kimseye söylemiyormuşum şeklinde suçlasa da, gişe hasılatları konusunda herhangi bir sırrım yok.
Kendi istediğim filmleri yapabildiğim için kariyerimin bu noktasında çok şanslıyım. Stüdyolara yeni teklifler götürdüğümde uzun uzun düşünmeden onaylıyorlar. Kariyerimin bu noktaya gelmesinde "Jaws"ın büyük payı var. O filmimi her zaman şükranla anıyorum. İşime kimse karışmadığı için çektiğim filmlerde bir şeyler ters gittiği zaman kendimden başka kimseyi suçlayamam.
Sizi yakından tanıdığım için insanlar bana "Spielberg nasıl bir insandır?" diye sorarlar. Bu soruya cevabım her zaman kısadır. "İçindeki çocuğa Spielberg'den daha iyi dokunan başka kimse tanımıyorum" derim. Öte yandan "Munich" gibi çocuksuluktan çok uzak filmler de yapıyorsunuz. Bunu nasıl başarıyorsunuz?
Bilemiyorum Richard... Kimbilir, belki de içimizdeki çocuk tam da ona en çok ihtiyaç duyduğumuz anda ölüyor. Her gün sokakta kaç kişinin karşıma çıkıp da, "Stardust Memories" adlı filmde Marslıların Woody Allen'a söylediği ünlü sözün benzerini tekrar ettiğini bir bilseniz... "Biz sizin o eski ve eğlenceli filmlerinizi seviyoruz" diyorlar.
Bu istekle mi geliyorlar?
Evet. "Neden eskisi gibi "E.T." veya "Indiana Jones" gibi filmler çekmiyorsunuz?" diye soruyorlar. Bu tip istekler gençlerden değil, orta kuşak diyebileceğimiz daha yaşlı insanlardan geliyor. O dönem çektiğim filmleri izleyerek büyüyen insanlar bunlar. O zamanlar çocuktular, şimdi büyüdükleri halde hâlâ o filmlerin benzerini arıyorlar. "Stardust Memories"te bu sözü ilk duyduğumda Woody Allen'ın etkisinde kaldım. Son derece kafa karıştırıcı bir sözdü.
Bundan sonra çocuksu filmlerden uzak kalacağınız anlamına mı geliyor?
Tam olarak öyle diyemem. O tipte projeleri zaman zaman araştırıyorum. Ancak karşıma sözgelimi "Harry Potter"ı yönetmek gibi fırsatlar çıktığında "hayır" diyorum. Aynı şekilde "Spider-Man" benzeri bir şeyler yapma fırsatı çıktığında da cevabım "hayır" şeklinde oluyor. Gelen tekliflerde çocuksu ruh olduğu zaman "ben bunu zaten yapmıştım" şeklinde cevap veriyorum.
Arka arkaya iki film yapmak, sonra bir süre geri çekilmek şeklinde bir çalışma stiliniz oluştu. Böyle yapmak hoşunuza mı gidiyor?
Aslında öyle olmasından nefret ediyorum. Ancak elimde iyi bir proje yokken, sırf çalışmış olmak için iş alamam. Tutkuyla bağlanabileceğim birşeyler buluncaya kadar aramaya devam ederim. Eğer ışık görürsem o filmi yaparım. Örneğin "Terminal" öyle bir filmdi. Belki "Bu bir Spielberg filmidir" şeklinde hatırlanacak bir film değildi, ama benim açımdan ömrümün sonuna kadar hatırlayacağım bir film oldu. Tom Hanks ile çalışma şansını yakaladığım tatlı ve küçük bir öyküydü.
"Terminal"i neden yaptığımı anlayamayan bazıları çıkıp, "önemli şeyler yapmak yerine neden küçük bir film yaptın?" eleştirisini getirdiler. Onlara verdiğim cevap, "o zaman için önemliydi" şeklinde oldu. Tarihsel derinliği olan materyal bulursam hemen yaparım. Örneğin şu aralar Doris Kearns Goodwin'in yazdığı ve Abraham Lincoln'ü anlattığı "Team of Rivals" adlı kitap üzerinde çalışıyorum. Sonuçta her şey bir zamanlama sorunudur.
Richard Schickel tarafından yapılan, Time dergisinin 12 Aralık 2005 tarihli sayısında yayımlanan röportajdan alınmıştır.
Bu filminiz için, kötü olayların insani maliyeti üzerine bir film demek uygun olur mu?
Evet. Benim açımdan "Münih", barış için bir yakarıştır. Her zaman aklımın bir köşesinde böyle bir film yapmak vardı. Her yanımız uyuşmazlıklarla çevriliyken barış için dua edenler de olmalıydı. Çünkü en büyük düşman Filistinliler veya İsrailliler değildir. O bölgedeki en büyük düşman uyuşmazlığın ta kendisidir.
Amos Oz'un kitaplarını bilir misiniz? Onun kitabında benim de çok hoşuma giden bir cümle bulduk: "Bireylerin ve toplumların yaşamındaki en büyük çatışmalar, baskı gören insanlar arasında patlak verir. Çünkü çatışan tarafların her ikisi de, karşısındakini daha büyük bir zalimin yansıması olarak görür. Araplarla Museviler arasındaki 100 yıllık çatışmanın asıl sebebi bu olabilir."
Sizce bu film herhangi bir iyileşme sağlayacak mı?
Bugüne kadar çektiğim her filmimde belli bir mesaj vardır. Ancak hiçbir filmimi dünyada iyileşme sağlasın diye yapmadım. Buna "Schindler's List" de dahildir. O filmi yaparken tek korkum, istemeden de olsa iyinin ters tarafına düşmekti. Nazi soykırımından kurtulmayı başaramayanların hatırasını lekeleme ihtimali olduğunu düşünmüştüm. Hatta daha kötüsü, soykırımdan kurtulmayı başarmış olanları da utandırabilirdi. "Schindler's List"i sadece o öykünün anlatılması isteğiyle yaptım. Hiç kimse izlemese bile, en azından benim çocuklarımın orada neler olup bittiğini görebilmesi önemliydi. "Munich" için de aynı şekilde düşünüyorum. Bugün Ortadoğu'da yaşanan kilitlenmeyi hiçbir filmin, kitabın veya sanat ürününün çözebileceğini sanmıyorum.
Ama yine de denemeye değerdi, öyle değil mi?
Yapılan her şey denemeye değerdir. Bu filmi para kazanmak için yapmadım. Yine de ticari bir film olduysa orasını bilemem. Film yönetmenlerinin bu tip konuları anlatabilecek cesarete sahip olması gerektiğini düşünüyorum. Yaşanmış olayların kurgusal canlandırması şeklinde olabilir, tamamen kurgusal olabilir veya belgesel olabilir, hiç farketmez. Önemli olan cesarettir. Gerçek zorlukları anlatmaya istekli olduğumuz sürece en zor konuların bile üstesinden gelebiliriz. Eter gibi uçup gitmeyen filmler yapmanın iyi olduğunu düşünüyorum. En azından kötü değildir. Ayrıca önümüzdeki şubat ayında işe yarayacağını düşündüğüm bir projeyi başlatıyorum.
Nedir o proje?
250 tane video kamera ve video player alıp, bunların 125 tanesini Filistinli çocuklara, 125 tanesini de İsrailli çocuklara paylaştıracağım. Böylece kendi yaşamlarını anlatan filmler yapabilecekler. Bunlar drama değil, küçük belgeseller şeklinde olacak. Kim olduklarını, neye inandıklarını, ailelerinin kim olduğunu, nasıl bir okula gittiklerini, neler yediklerini, hangi filmleri izleyip hangi CD'leri dinlediklerini anlatan kısa belgeseller yapacaklar. Sonra da bu videoları birbirleriyle değiştirecekler. Etkileyici ve işe yarar bir çalışma olabilir diye düşünüyorum. İnsani açıdan Filistinliler ile İsraillilerin bölünmesini gerektirecek kadar büyük farklar olmadığının anlaşılmasını sağlayacak.
"Munich"teki herkesin de her şeyden önce insan olduğunu görüyoruz...
Doğru... Senaryo yazarı Tony Kushner ve bütün aktörlerin filmdeki hiç kimseyi öcü gibi göstermemesi nedeniyle gurur duyuyorum. Hedeflerimizi de şeytan gibi göstermedik. Hepsi birer bireydir. Aileleri vardır. Münih'te olup bitenleri lanetlediğim halde onların da birer insan olduğunu, aileleri olduğunu unutmadım.
Bu öyküyü anlatma sebeplerimden birisi de, her dört yılda bir dünyanın herhangi bir ülkesinde Olimpiyat Oyunları düzenlendiği halde, bu oyunların hiçbirisinin 1972 yılında katledilen İsrailli sporculara ithaf edilmemiş olmamasıdır. Bu filmi onlara adamak / ithaf etmek istedim. Bu öyküyü anlatmamda benim için önemli bir motivasyon kaynağı oldu. Unutulmuş gibi göründükleri için bu filmi onların hatırasına yapmak istedim. Uluslararası Olimpiyat Komitesinin bu konudaki derin sessizliği her dört yılda bir beynimi kurcalıyordu. Münih Olimpiyat Oyunları'nda yaşanan katliamın uygun bir şekilde resmi onayı/kabulü olması gerekiyordu.
"Bu filmi para için yapmadım" diyorsunuz ama, gündeme getirdiği konu nedeniyle olabildiğince fazla seyircinin bu filmi izlemesini isteyeceğinizi sanıyorum...
Bu filmde ele alınan konu, örneğin "King Kong"a hasılat rekorları kırdıracak konu ile aynı türde değil... Bu nedenle "King Kong" gibi bir hasılat elbette beklenemez. Ancak yine de film endüstrisinde hiç kimse her şeyi tam olarak bilemez. Elimde bir kristal küre yok, hiçbir zaman da olmadı. Kimi zaman bazıları beni sanki gizli bir sırrım varmış da kimseye söylemiyormuşum şeklinde suçlasa da, gişe hasılatları konusunda herhangi bir sırrım yok.
Kendi istediğim filmleri yapabildiğim için kariyerimin bu noktasında çok şanslıyım. Stüdyolara yeni teklifler götürdüğümde uzun uzun düşünmeden onaylıyorlar. Kariyerimin bu noktaya gelmesinde "Jaws"ın büyük payı var. O filmimi her zaman şükranla anıyorum. İşime kimse karışmadığı için çektiğim filmlerde bir şeyler ters gittiği zaman kendimden başka kimseyi suçlayamam.
Sizi yakından tanıdığım için insanlar bana "Spielberg nasıl bir insandır?" diye sorarlar. Bu soruya cevabım her zaman kısadır. "İçindeki çocuğa Spielberg'den daha iyi dokunan başka kimse tanımıyorum" derim. Öte yandan "Munich" gibi çocuksuluktan çok uzak filmler de yapıyorsunuz. Bunu nasıl başarıyorsunuz?
Bilemiyorum Richard... Kimbilir, belki de içimizdeki çocuk tam da ona en çok ihtiyaç duyduğumuz anda ölüyor. Her gün sokakta kaç kişinin karşıma çıkıp da, "Stardust Memories" adlı filmde Marslıların Woody Allen'a söylediği ünlü sözün benzerini tekrar ettiğini bir bilseniz... "Biz sizin o eski ve eğlenceli filmlerinizi seviyoruz" diyorlar.
Bu istekle mi geliyorlar?
Evet. "Neden eskisi gibi "E.T." veya "Indiana Jones" gibi filmler çekmiyorsunuz?" diye soruyorlar. Bu tip istekler gençlerden değil, orta kuşak diyebileceğimiz daha yaşlı insanlardan geliyor. O dönem çektiğim filmleri izleyerek büyüyen insanlar bunlar. O zamanlar çocuktular, şimdi büyüdükleri halde hâlâ o filmlerin benzerini arıyorlar. "Stardust Memories"te bu sözü ilk duyduğumda Woody Allen'ın etkisinde kaldım. Son derece kafa karıştırıcı bir sözdü.
Bundan sonra çocuksu filmlerden uzak kalacağınız anlamına mı geliyor?
Tam olarak öyle diyemem. O tipte projeleri zaman zaman araştırıyorum. Ancak karşıma sözgelimi "Harry Potter"ı yönetmek gibi fırsatlar çıktığında "hayır" diyorum. Aynı şekilde "Spider-Man" benzeri bir şeyler yapma fırsatı çıktığında da cevabım "hayır" şeklinde oluyor. Gelen tekliflerde çocuksu ruh olduğu zaman "ben bunu zaten yapmıştım" şeklinde cevap veriyorum.
Arka arkaya iki film yapmak, sonra bir süre geri çekilmek şeklinde bir çalışma stiliniz oluştu. Böyle yapmak hoşunuza mı gidiyor?
Aslında öyle olmasından nefret ediyorum. Ancak elimde iyi bir proje yokken, sırf çalışmış olmak için iş alamam. Tutkuyla bağlanabileceğim birşeyler buluncaya kadar aramaya devam ederim. Eğer ışık görürsem o filmi yaparım. Örneğin "Terminal" öyle bir filmdi. Belki "Bu bir Spielberg filmidir" şeklinde hatırlanacak bir film değildi, ama benim açımdan ömrümün sonuna kadar hatırlayacağım bir film oldu. Tom Hanks ile çalışma şansını yakaladığım tatlı ve küçük bir öyküydü.
"Terminal"i neden yaptığımı anlayamayan bazıları çıkıp, "önemli şeyler yapmak yerine neden küçük bir film yaptın?" eleştirisini getirdiler. Onlara verdiğim cevap, "o zaman için önemliydi" şeklinde oldu. Tarihsel derinliği olan materyal bulursam hemen yaparım. Örneğin şu aralar Doris Kearns Goodwin'in yazdığı ve Abraham Lincoln'ü anlattığı "Team of Rivals" adlı kitap üzerinde çalışıyorum. Sonuçta her şey bir zamanlama sorunudur.
Richard Schickel tarafından yapılan, Time dergisinin 12 Aralık 2005 tarihli sayısında yayımlanan röportajdan alınmıştır. Henüz kimse yorum yapmamış.



Takvim Kızları (11 Ekim 2008 20:45 Tv8)
Helen Mirren, Julie Walters, John Alderton, Linda Bassett, Annette Crosbie ve Philip Glenister'ın oynadığı "Takvim Kızları" adlı film bu akşam 20:45'te Fox ekranlarında...
Helen Mirren, Julie Walters, John Alderton, Linda Bassett, Annette Crosbie ve Philip Glenister'ın oynadığı "Takvim Kızları" adlı film bu akşam 20:45'te Fox ekranlarında...

Recep İvedik
Tanıtacam ayağına 20 milyonu indiregandi yapacan değil mi, çakal ?
Tanıtacam ayağına 20 milyonu indiregandi yapacan değil mi, çakal ?






Seanslar
Fragman
