"Sır Çocukları, sevgi ve umut filmi"
Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Bu hafta vizyona giren 39. Antalya Altın Portakal Film festivali'nden tam beş ödülle birden dönen Sır Çocukları filminin genç yönetmeni Ümit Cin Güven, daha çocukluk yıllarında sinemacı olmayı kafasına koymuş, tam bir sinema tutkunu.
Sinemaya ilginiz nasıl başladı? Çocukluk yaşlarımda ilkokulda televizyonda Çalı Kuşu’nu izliyordum. Filmin başrol oyuncusuna karşı platonik bir aşkım vardı. Sinemayı o zaman aklıma taktım. Ertesi gün okula gittim. Kız çocuklarına baktım. Hiçbiri Mine Çayıroğlu’na benzemiyordu. “Sinemacı olacağım”, dedim. İstanbul’a gelişiniz nasıl gerçekleşti? Adana’da sinemacı olunamazdı. 17 yaşımda İstanbul’a gelme kararımı verdim. Okuldan uzaklaşmam bu kararı gerçekleştirmemi sağladı. Böylece 19 yaşımda İstanbul’a geldim. İstanbul’da yaşamanın zor olduğunu annemden ve tanıdıklarımdan duymuştum. İstanbul benim için ulaşılmayacak bir yerdi o zaman. Her İstanbul’a gelip sinemacı olmak isteyen genç gibi elimde bavul, Yeşilçam Sokağı’na attım kendimi. İlk geldiğim günün sabahını anlatayım. Erol Dernek sokağına geldiğim zaman Cüneyt Arkın’dan dayak yiyen adamları gördüm ve hemen yanlarına gittim. Artist olmak istediğimi söyledim. İstanbul’a ilk geldiğim gün figüran olmak için bir ajansa başvurdum. En azından figüranlıkla başlayıp, daha sonra tiyatro kurslarına gitmeliyim dedim. Adana’da Ceyhan Halk Evi’nde amatör oyuncu deneyimlerim olduğu için İstanbul’a oyuncu olmak için gelmiştim. Yönetmenlik fikri sonradan oluştu. Tabi ki zihinsel bir gelişimin sonucuydu. İstanbul’a geldiğinde neler yaptınız ilk olarak? Sinemaya nasıl bulaştınız? Kalacak hiçbir yer yok, cebimde çok az para var. Annemin bir lafı vardı: “İstanbul adamı yutar”. Ben de ona 21 yaşına geldiğimde İstanbul’u fethedeceğimi söylerdim. Bunun üzerine annem “yolun açık olsun” diyerek beni İstanbul’a gönderdi. Buraya ilk geldiğimde ne yapacağımı bilemedim. İstiklal Caddesi’nde boş boş dolandım. 2. sınıf otellerin yerini bile bilmiyordum. Hatta bir gece de dışarıda yattım. Geldiğimde yaz aylarıydı. Cebimdeki parayı da sinemacı olacağım diye birkaç ajansa verdim. Ancak üç hafta sonra bir iş çıktı. İlk işim Mehmet Aslantuğ ve Haluk Bilginer’in oynadığı bir dizide figüranlıktı. Ajanslarda çalışanlar hem figüranlardan para kazanıyorlar, hem de onlara çeşitli vaatlerde bulunuyorlar. Aslında, madalyonun öbür yüzünde bu insanları sömürüyorlar. Bu insanlar dediğime bakmayın, aralarında sinemaya çok ciddi bakan hatta hayattaki tek amaçları sinema yapmak olanlar da var. Bu farklı bir konu, ama bunun acısını çok çektim diye burada değinme ihtiyacı duydum.. Sır Çocukları’na gelecek olursak; karşımızda 35mm’lik, uzun metraj, bütçe ve oyuncular açısından iddialı bir proje var. Nasıl oldu bu projeye geçişiniz? İstanbul’a yerleştikten sonra, o iki yıl boyunca, çok çalıştım; çünkü bir yandan oyuncu, bir yandan da yönetmen olmak gibi bir derdim vardı. Bu arada sinemaya da biraz daha girmeliydim. Oyuncu olduktan sonra kameranın arkasını da görmeliyim dedim ve set işçiliğine başladım. “C Blok”u izledikten sonra Zeki Demirkubuz ile irtibata geçmek istedim. “Masumiyet”i izledikten sonra onunla tanışmaya karar verdim. Zeki Abi’nin telefonunu buldum, Beyoğlu Sineması’nda buluştuk. Zeki Abi bana hem öğretici, hem yol gösterici oldu. “3. Sayfa” filminin çekiminden önce daha sıkı bir dostluğumuz başladı. Kadro dolu olmasına rağmen beni set işçisi olarak yanına aldı. Ayrıca iki üç sahnede de figüranlık yaptım. Zeki Abi’nin bende emeği vardır. O dönemde filmlerde çalışmak için her kapıyı çalıyordum. Bunlardan birisi de Yeni Sinemacılar oldu. Yeni Sinemacılar’dan Önder Çakar’ı tesadüfen bana Turgut Yasalar’ın yönettiği Leoparın Kuyruğu’nda prodüksiyon asistanlığı teklifinde bulundu. Prodüksiyon asistanlığının yanısıra filmde oyuncu olarak da kısa bir rol aldım. Film sonrasında da Yeni Sinemacılar’ın ofisinde bir süre çalıştım. Filmin finansmanını nasıl sağladınız bu şartlarda? Önümde iki üç örnek film vardı: Gemide, Tabutta Rövaşata ve Laleli’de Bir Azize. Hatta Masumiyet gibi bir film de vardı. Bunlar parasızlık içinde çekilen filmlerdi. Param yoktu, koşullar uygun değildi. Senaryolarımın içinden en düşük bütçeli filmi seçmeliydim. Bağımsız olan, soru soran, nedeni olan bir proje olmalıydı. Benim için belirli bir konusu olan ve nedeni olan film önemlidir. Teknik açıdan mükemmel olması yeterli değil. Sır Çocukları böylece öne çıktı. Yapım sürecine geri dönecek olursak Derviş Abi’den (Zaim) Ezel Akay’ın (İFR) ismini duymuştum. Film yapmak için yardımını istedim. Senaryoyu verdim; beğendi. Ezel Akay bana o zamanlar Şellale’nin hazırlıkları içinde olduklarından filmin yapımcısı olamayacaklarını ama bana yardım edeceğini, montaj ve dublaj ücretini kendisinin karşılayacağını söyledi. Bu bana güç verdi. Sonrasında negatif film bulmak için piyasayı dolaştım. Yaklaşık 45 kutu topladım. Bazıları çok eskiydi. 15 kutu tamamen doluydu, diğerleri yarım yarımdı. Filmin kendisine gelecek olursak, film bu hafta vizyona girdiğinden öyküsünden ayrıntılı bir şekilde bahsetmek istemeyebilirsiniz. O yüzden daha genel şeylerden konuşursak, insanlar böyle bir filme giderlerken peşin olarak şu mesajı verdiğini düşünebilirler: “Aman, sokak kötüdür. Çocuklar, aileler dikkat edin, başınıza olmadık şeyler gelir.” Oysa film böylesi bir kaygı taşımıyor gibi. Bu özellikle kaçındığımız bir şey. Didaktik olmamak için önemli bir çaba harcadık. Benim kendi adıma esas amacım insanların vicdanını harekete geçirmekti. Bence Sır Çocukları sevgi ve umut filmi. İki ana öğesi bu. Filmin bir özelliği de iki yönetmenli olması. Bu, filme nasıl yansıdı? Yer yer iki kafa olarak ayrılıyorduk. Aydın Sayman’ın kendi düşünceleri vardı. Benim de. Ama çoğu zaman birleştirmeye çalışıyorduk. Aydın Sayman benden büyük, tecrübeli de. Ben ondan çok şey öğrendim. Koşullar üzerinde, mekanlar üzerinde çalışmayı öğrendim. Aynı anda iki şeyin nasıl yapılması gerektiğini, pratik olarak nasıl çözeceğimi öğrendim. Ona da teşekkür ediyorum. Aydın Sayman’la devam mı yoksa artık herkes kendi yoluna mı? Yine böyle hem beyinsel hem de yüreksel olarak bir olabilirsek belki. Ama galiba Sır Çocukları birlikte son projemiz. Bundan sonra benim yapmak istediğim bir dil, bir tarz var. Nuri Bilge Ceylan’ı, Zeki Demirkubuz’u o yüzden takdirle karşılıyorum. Yakın bir zamanda ikinci projeyi gerçekleştirmeye çalışacağım. Senaryoyu yazıyorum. Bu sefer kapkaççıları anlatacağım. Özgür sinema hareketi ya da özgür kalıp diyebileceğimiz bir dili yansıtmaya çalışacağım. Umarım başarılı olurum. (Yukarıdaki söyleşi Altyazı Aylık Sinema Dergisi’nin Aralık sayısında yayımlanan İbrahim Türk tarafından gerçekleştirilmiş bir röportaj metniyle, bu metnin ham halinin derlemesinden oluşturulmuştur. Röportajı burada yayımlamamıza izin verdikleri için Altyazı Aylık Sinema Dergisi’ne, İbrahim Türk ve Yamaç Okur’a çok teşekkür ederiz.)
Henüz kimse yorum yapmamış.
TV'de bugün
Aşkın Önemi (3 Aralık 2008 20:45 Kanal Türk)
Başrolleri Reese Witherspoon, Colin Firth ve Rupert Everett'in paylaştıkları Oscar Wilde’ın en başarılı tiyatro oyunlarından biri olarak kabul edilen ‘The Importance of Being Earnest’in sinema uyarlaması olan 2002 yapımı bir Oliver Parker filmi.

Replik
Sihirli Dadı
Sevilen kişi her zaman güzeldir.
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com