Marziye Meşkini:
"Şaşkın Köpekler yaşanmakta olan bir gerçekliği konu alıyor"
Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
İlk gösterimi filmekimi'nde gerçekleştirilen "Şaşkın Köpekler", İran'da aileboyu sinema yapan Makmalbaf ailesinin 'annesi' Marziye Meşkini'nin imzasını taşıyor. İkinci filminde ülkesinin dışına çıkan ve çocukların gözünden Afganistan'da savaş sonrası yaşanan dramı anlatan Meşkini, "İran'da doğdum ama bütün dünya benim yurdum" diyerek, bundan sonra da İran dışında geçen filmler yapacağının sinyallerini veriyor.
"Şaşkın Köpekler"in özet bilgileri için tıklayın... Taliban sonrası Afganistan üzerine yapılmış etkileyici bir film olan "Şaşkın Köpekler" ("Sag-haye velgard"/"Strayed Dogs"), İran'da sinema fabrikası gibi çalışan Makmalbaf ailesinin 'annesi' Marziye Meşkini'nin ikinci filmi. Meşkini'nin ilk filmi "Kadın Olduğum Gün" ("Roozi ke zan shodam"/"The Day I Became a Woman", 2000), ülkemizde ilgiyle karşılanmış ve dünyada da ses getirmişti. Ailenin diğer üyeleri, eşi Muhsin, kızları Samira ve Hana gibi üretken bir sinema yapacağını ikinci filmiyle kanıtlayan Meşkini, "Şaşkın Köpekler"de 7 yaşındaki bir kız çocuğunun gözlerinden, Afganistan'da savaş sonrası yaşanan dramı anlatmaya soyunuyor. Yönetmenin bu tercihinde, hiç şüphesiz, Taliban rejimi ve ardından gelen işgalin, Afganistan'da en çok etkilediği kesimin çocuklar olması geliyor. Filmde, anne ve babaları hapishanede olan Gol-ghotai ve ağabeyinin durumu da, Afganistan'da sokaklarda dilenmek zorunda kalan binlerce çocuktan pek farklı değil. Gündüzleri Kabil sokaklarında çöp toplayan çocuklar, iyiliksever bir gardiyanın yardımıyla geceleri hapishanede annelerinin yanında geçirirler. Sokakta çocukların saldırısından kurtardıkları küçük bir köpekle dostluk kuran iki kardeş bir gece hapishaneye döndüklerinde, kuralların değiştiğini öğrenirler ve yeni gardiyan tarafından içeri alınmazlar. Ayaz bir Kabil gecesinde aç susuz sokakta kalan çocuklar, hapisteki hayatın dışarıdaki hayattan daha iyi olduğunu düşünerek yeniden hapse dönmenin yollarını aramaya başlarlar. Yönetmen Meşkini, tamamı gerçek mekânlarda, amatör oyuncularla kotardığı filminde hiçbir slogan ya da abartıya ihtiyaç duymadan onyıllar süren kaos ve savaşın içinde kaybolan bir halkın hikâyesini anlatıyor. Sinemanın büyüsüne verdiği önemi, İtalyan Yeni Gerçeklik akımına, özellikle de Vittorio de Sica'nın "Bisiklet Hırsızları" ("Ladri di biciclette", 1948) filmine selam durarak gösteren Meşkini filmle ilgili söyleşisinde, ne yaptığının ne kadar farkında olduğunu ve hayata dair meseleleri olan bir yönetmen olduğunu gösteriyor: "Şaşkın Köpekler" Afganistan'da geçiyor. Neden kendi ülkeniz İran yerine Afganistan'da geçen bir film çekmek istediniz? İran'da doğdum ama bütün dünya benim yurdum. Film yapmanın insanlığın acılarını bir nebze olsun hafifletmenin bir yolu olduğunu öğrendim. Sanatçının görevini biraz cephedeki doktora benzetiyorum. Dünyanın neresinde bir dram yaşanıyorsa orada yaşanan acılar beni ilgilendiriyor. Afganistan İran'ın komşusu ve insanları acı çekiyor. İlk filmim "Kadın Olduğum Gün" İran'da geçiyordu ama doğu kültüründeki tüm kadınların acılarını anlatıyordu. İkinci filmim Afganistan'daki evsizler hakkında. Üçüncü filmimi başka bir ülkede çekebilirim. İran benim anavatanım ama bu demek değil ki tüm filmlerimi ülkemde çekeceğim. Filmin hikâyesini nasıl oluşturdunuz? Yönetmenliğini Samira Makhmalbaf'ın yaptığı "Öğleden Sonra 5"in ("Panj é asr"/"At Five in the Afternoon", 2003) çekimleri için Afganistan'daydık. Ben yönetmen yardımcılığı yapıyordum. Bir sahne için mekân araştırması yaparken Kabil'deki bir cezaevini ziyaret ettik. Hapishanede hayatlarını mahkum anneleri ile geçiren küçük çocuklarla karşılaştım. Anneleri mahkum olduğu için çocukların hapishane dışında kalabilecekleri bir yer yoktu. Gündüz hapishaneden çıkıp para kazanıyor, gece olunca da tekrar demir parmaklıkların arkasına, annelerinin yanına dönüyorlardı. O çocukların hayatlarını düşünürken "Şaşkın Köpekler"i oluşturan fikrin ilk kıvılcımları belirdi. Biçimsel olarak "Şaşkın Köpekler" yeni gerçekçi bir film. Filmdeki sahnelerden birisi açıkça De Sica'nın "Bisiklet Hırsızları"na selam niteliğinde. Böylesi bir anlatım biçimini seçme nedeniniz neydi? İlk filmim "Kadın Olduğum Gün" gerçeküstü bir atmosfere sahipti. İkinci filmde de gerçeküstü öğelerin olduğu sahneler mevcut ancak genele baktığınızda bu daha gerçekçi bir film. Bu seçimin nedenleri savaş sonrası İtalya ve savaş sonra Afganistan'ın arasındaki benzerliklerinde ve yeni gerçekçiliğin doğuş nedenlerinde aranmalı. 25 yıl süren iç savaş ve ve dış güçlere direnişin ardından, Afganistan haklı 1945-48 arası İtalya'sını andıran sosyal ve ekonomik bir kriz durumu ile karşılaştı. "Şaşkın Köpekler" savaşın yarattığı cehennemi atlatıp muazzam bir sıkıntı ile karşı karşıya kalan bir halkın öyküsü aslında. Çekimler sırasında doğaçlama ile mi çalıştınız yoksa senaryoda detayları ile belirlenmiş miydi? Az önce de bahsettiğim gibi film halihazırda yaşanmakta olan bir gerçekliği konu alıyor. Öykü hakkında çok düşündüm, araştırma yaptım, insanlarla konuştum ve sonunda oturup senaryoyu yazdım. Ancak çekimler sırasında, oyuncuların karşı karşıya kaldıkları durumlardan yararlanıp tamamen doğaçlama olan sahneler de çektim. Neden amatör ve tanınmamış oyuncuları tercih ettiniz? Gerçekçi bir film gerçek mekânlarda ve o hayatı gerçekten yaşayan insanlarla yapılmalı. Böylesi bir çalışma yönetmene, günlük hayatta çoğunlukla görmezden gelmeyi seçtiğimiz gerçek insanın hayatı üzerine odaklanma fırsatı veriyor. Amatör oyuncularla çalışmanın zorlukları neler? Amatör bir oyuncu ile çalışmanın hem zorlukları, hem de avantajları var. Avantajlar, oyuncunun davranışlarının doğallığından kaynaklanıyor. Amatör bir oyuncunun performansını perdede izlerken, bir filmden başka bir sahneyi hatırlamazsınız. Size Marlon Brando ya da Alain Dellon'u çağrıştırmayacak şekilde tamamen özgün bir şekilde güler, ağlar, kızar ya da şaşırırlar. Genelde hikâyenin gidişatından habersizdirler. Bu yüzden bir sonraki sahnede ne olacağını hesaba katmadan oynarlar. Şaşırmalarını istediğinizde şaşırırlar. Utanmalarını istediğinizde gerçekten utanırlar. Utanan birisini oynamazlar. Bence gerçek hayat en iyi oyunculuğu veriyor, bu yüzden amatör oyuncular gerçek hayatı en iyi canlandıranlar oluyorlar. Gerçek hayatı tüm inandırıcılığıyla canlandırabilen oyunculara saygım sonsuz. Bunu başarabilenleri oyunculuk mesleğinin tanrıları olarak görüyorum ama çok nadir böyle örnekleri bulabiliyoruz. Ayrıca şunu da gözardı etmemeniz gerekiyor: Afganistan'da yıllardır ne sinema ne de tiyatro yapılıyor. Kendi yeteneklerini yeni yeni keşfetmeye başlıyorlar. Kuşkusuz yakında orada da profesyonel oyuncular olacak. Örneğin "Şaşkın Köpekler"deki 7 yaşındaki kız gerçek hayata ait tepkiler ve mimikler yaratmak konusunda inanılmaz başarılıydı. Umarım başka yönetmenler ona yeteneğini geliştirmesi için fırsat verirler. Benden önce başka bir yönetmen aynı kızı keşfedip filminde oynatmış olsaydı bile, o rol için onu seçerdim. Ancak maalesef böylesi yeteneklere çok nadiren rastlıyorsunuz.
Henüz kimse yorum yapmamış.
TV'de bugün
Aşkın Önemi (3 Aralık 2008 20:45 Kanal Türk)
Başrolleri Reese Witherspoon, Colin Firth ve Rupert Everett'in paylaştıkları Oscar Wilde’ın en başarılı tiyatro oyunlarından biri olarak kabul edilen ‘The Importance of Being Earnest’in sinema uyarlaması olan 2002 yapımı bir Oliver Parker filmi.

Replik
Elveda Las Vegas
"Karım beni içki içtiğim için mi terketti yoksa karım beni terkettigi için mi içmeye başladım hatırlamıyorum..."
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com