Peter Jackson "King Kong"unu anlatıyor...
Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Peter Jackson, hiç şüphesiz günümüz yönetmenleri arasında en çok merak ve ilgi uyandıranı. Bunda aslan payı, sinema tarihine damgasını vurmuş, pek çok rekora imza atmayı başarmış "Yüzüklerin Efendisi" üçlemesine ait. Peki Jackson için "Yüzüklerin Efendisi"nden de önemli olan "King Kong" filmi ne anlam taşıyor? Söz yönetmenin kendisinde…
"Yüzüklerin Efendisi" üçlemesini yönetmekle, Hollywood'un yapısını değiştiren ve görece genç bir yaşta efsaneleşen Peter Jackson, her fırsatta "King Kong"un hayatının projesi olduğunu söylüyor. 12 yaşında kendi çabalarıyla bir "King Kong" filmi çekmeye girişecek kadar dev gorile hayran olan Jackson, "Yüzüklerin Efendisi"nden önce bir "King Kong" filmi çekmeyi düşünmüş, ama çeşitli nedenlerle filmin çekimlerini ertelemek zorunda kalmıştı. Bugün dönüp geriye baktığında bunun doğru karar olduğunu ve "Yüzüklerin Efendisi"nden edindiği tecrübenin "King Kong"a son şeklini vermede büyük etkisi olduğunu söylüyor: Yönetmenle "King Kong"un post prodüksiyon aşamalarının sonuna geldiği bir sırada yapılmış bir söyleşiyi sizlerle paylaşıyoruz: Bu filmi yapmak, "Yüzüklerin Efendisi"ni yapmaktan daha mı zor oldu? Aslında pek zor sayılmaz. İşin ilginç yanı, bu filmin "Yüzüklerin Efendisi"nden biraz daha kolay olacağını düşünmüştük. Böyle düşünmemizin sebebi, "Yüzüklerin Efendisi"ne kıyasla daha kısa bir filmle ilgilenecek oluşumuzdu. "Yüzüklerin Efendisi" filmlerinin her biri 3 saat 20 dakika uzunluğunda olduğu için çok fazla zamanımızı almıştı. Üç tane ""Yüzüklerin Efendisi" filminin post prodüksiyon aşamasında yoğun çalışma sergileyip üç tane üç saatlik film hazırlamıştık. "King Kong"da ise farklı bir tablo ortaya çıktı. Bu projeye başlarken iki saatlik bir film olacağını düşündük. Belki 2 saat 10 dakika, en fazla 2 saat 20 dakika olur diye düşünüyorduk. Kurgusunu yaptığımızda ortaya üç saatlik bir film çıkacağı anlaşıldı. Kısacası çalışmaya başlarken 3 saatlik film olacağını ben de bilmiyordum.Yine de bazı ayarlamalar yapmaya çalıştım. Haftalar boyunca uğraşarak tekrar tekrar kurguladık. Elimizde çok fazla sayıda sahne ve çok sayıda malzeme vardı. Kısaltmak için her türlü çabayı harcadığım halde sinemalarda gösterilecek versiyonun üç saat uzunluğunda olması gerektiği ortaya çıktı… Sonra Universal yetkilileri buraya gelip filmin son halini , son kurguyu izlediler. Çok beğendiler ki, bu iyi bir şeydi. "Tamam böyle kalsın" dediler. Biraz daha kısaltmamı istemelerini bekliyordum. Bu kadar uzun süre özlemle beklediğiniz bir projeye başlayınca o filme karşı objektifliğinizi kaybediyorsunuz. "King Kong"un 1933 ve 1976 versiyonlarının daha kısa olduğunu düşünürsek, sizinkinin bu kadar uzun olmasının sebebi nedir? Çok iyi bir soru... Aynı soruyu kendime de sordum. 1933'te gösterilmeye başlanan orijinal filmin uzunluğu 1 saat 40 dakikaydı. Biz neden 105 dakikalık veya 110 dakikalık film yapamadık diye kendi kendime sordum. Yanıtını ben de bilemiyorum. Aslına bakarsanız 1933 yılında gösterilmeye başlanan orijinal filmdeki konu akışını aynen takip ettik. Aradaki farkın karakter çalışmasına ağırlık vermemizden kaynaklandığını sanıyorum. Karakterleri geliştirmek için daha fazla zaman ayırdık. Kafatası Adası'nda Ann ile King Kong arasındaki ilişkiyi geliştirmeye ağırlık verdik. Ann ile King Kong arasında gelişen ilişkinin 1933 versiyonuna kıyasla bizim filmimizde daha fazla yer tuttuğunu göreceksiniz. Filmin sonundaki New York sahnelerinde de orijinal filmde bulunmayan daha fazla olay var. King Kong öyküsünün çok iyi bilinen sahnelerinin hepsine yer verdik. Bunlara ek olarak ekstra malzeme de koyduk. King Kong'un T-Rex olarak bilinen dinozorlarla yaptığı dövüş sahnesi, orijinalinden en az iki kat daha uzun oldu. Orijinal filme kıyasla daha farklı bir havası olduğunu söyleyebilir misiniz? Evet, var zaten. Farklı havasının olması da kaçınılmazdı. İlk filmin (1933 versiyonu) genel havası, doğal olarak kendi dönemiyle bağlantılıydı. Geçtiğimiz hafta 1933 versiyonunu tekrar izledim. Aradaki farkı bir kez daha görme fırsatını buldum. Ancak yine de 1933 versiyonunu yargılamak bana düşmez diye düşünüyorum. 1933 versiyonun izleyenlerde uyandırdığı duyguların ve düşüncelerin kaynağında 1930'lu yıllarda yapılmış bir film olması vardır. Diyaloglar ve oyunculuklar açısından o yılların stilini yansıtır, o yılların stiline sahiptir. Ayrıca O'Brien usulü stop motion ve siyah-beyaz görüntüleme tekniği söz konusudur. Ayrıca şu da var ki dünya üzerinde hiçbir film birbirinin aynısı değildir. Bu açıdan bakarsak bizimki de aynı değil. King Kong için en doğru görünümü yakaladığınıza tam olarak ne zaman ikna olabildiniz? Bu ancak filmin tamamlanmasına kısa süre kaldığında olabildi. Fragmanın ortaya çıkmasından hemen sonraydı. Filmin teaser'ını hazırlarken alelacele bir şeyler yapmıştık. Teaser'ı yayına verdikten sonra da King Kong üzerinde çalışma yapmaya rötuşlar yapmaya devam ettik. Bu çalışmalar sonucunda ortaya teaser'dakinden hayli farklı bir King Kong çıktı. Kurgunun tamamlanmasından üç ay kadar önce de King Kong'un görünümünü tamamen kesinleştirdik. Ancak filmde çok sayıda geniş açılı sahne olduğundan ve her şey çok ince bir şekilde ayarlandığından farkı göremiyorsunuz. Daha sonra çalışmamıza devam ederek yakın planları tamamladık. Tam anlamıyla memnun kalıncaya kadar çalışmamız devam etti. King Kong'un fragmandaki dişleri daha büyük ve dışa doğru çıkıntılıydı. Fragmanı izledikten sonra dişlerinin boyutunu biraz küçülttük. Ayrıca King Kong'a daha yaşlı bir görünüm verdik. Zaten oldum olası onun yaşlı olduğunu düşünmüşümdür. Fragmanı gördüğümde yeteri kadar yaşlı olmadığı hissine kapılmıştım. Yüzünü yaşlandırmak için biraz daha çalışma yaptık. Yüzüne daha sert ve haşin görüntü vermek amacıyla kırışıklar koyduk. İlk halinin oldukça yuvarlak yüzlü olduğunu düşündüğüm için yüzünü de hafifçe daraltıp inceltme yoluna gittik. "King Kong" projesine ilk kalkışmanız 1996 yılındaydı. Ancak o zaman gerçekleşmedi. Ardından "Yüzüklerin Efendisi" filmlerini çektiniz. O günlere kıyasla daha iyi bir yönetmen olmak adına "Yüzüklerin Efendisi" filmlerinden neler öğrendiniz? Bir film setine gerçek anlamda girinceye kadar her şey film okulundan ibarettir. Setlerde her gün yeni bir şey öğreniyorsunuz. "King Kong"u o zaman yapabilseydim bu kadar iyi olamazdı. Deneyim kazanma yönünü bir kenara bırakacak olursak, "Yüzüklerin Efendisi" filmlerinden öğrendiğim en temel şey, filmdeki her şeyi olabildiğince gerçeğe uygun yapmaktı. "Yüzüklerin Efendisi"nden bugüne kadar çok fazla söz ettim. O filmi çekerken elde ettiğim mantığı doğal olarak "King Kong"da da sürdürdüm. Bu da belirgin bir farklılık getirdi. 1996 senaryosunda gerçekçi hiçbir şey yoktu; öyle bir senaryodan ancak hafif siklet Hollywood aksiyon filmi çıkabilirdi. 2005'in "King Kong"unu yaparken bir yandan gerçekçiliği yakalama fikrini korurken bir yandan da fantezi unsurunu görmeye çalıştık. King Kong'un gerçekten yaşamış olduğunu, gerçekten var olduğunu düşündüğünüz anda onun öyküsü daha ilginç hale gelecekti. "King Kong"da 1930'lu yıllarda yaşayan bir grup insanın öyküsü vardır. Bu grubun içinde bir film yönetmeni, bir kadın oyuncu ve diğer çekim görevlileri vardır. Tekneyle yolculuk yaparken Kafatası Adasını bulurlar. Bu adada kendi türünün son örneği olan King Kong ve dinozorlar yaşamaktadır. King Kong adanın kralı olabilmek için dinozorlara karşı mücadele verir. Ürkütücü ve vahşidir. Hayatında empati duyulabilecek hiçbir şey yoktur. Yapayalnız, umutsuz ve üzüntülü bir hali vardır. Hayal edebileceğiniz en vahşi hayatın tam göbeğinde yaşamaktadır. Böyle bir yaratığın Ann Darrow ile karşılaştığını düşünün. Tepkisi nasıl olur? O dev bir goril olduğu için tüm tepkilerinin gorillerinki gibi olması gerekir. Bu yüzden öncelikle goriller üzerinde çalışma yapıp onları anlamaya çalıştık. Nasıl davranacaklarını, nasıl tepki vereceklerini öğrendik. Ann Darrow ile karşılaşması halinde neler yapabileceğini anlamaya çalıştık. Ayrıca her şeyi Ann Darrow'un bakış açısından da vermek istedik. Eğer adada böyle bir yaratığın eline düşseydiniz nasıl davranırdınız? Neler yapardınız? Hayatta kalma şansınızı artırmak için nasıl davranırdınız? Filmdeki her detaya yaklaşırken kendimize sorduğumuz en önemli soru, "Öyle olsaydı ne olurdu?" şeklinde oldu. Zaten "Yüzüklerin Efendisi"nde yaptığımız da buydu. Uyguladığımız bu yaklaşım sayesinde büyük farklılık yaratmış olduk. Bence fantezi filmlerin yıllardır süregelen bir problemi vardı. Filmde fanteziye dayalı insanların öyküsü anlatıldığına göre her şey fantezi olabilir düşünülüyordu. Bu nedenle ilişkileri veya insanları gerçekçi kılmaya/yapmaya gerek yoktu. Sonuçta fantezi filmiydi. Oysa insanların görmek istediği bu değildi. Tamamen tersini yapmak gerektiğini hissediyorduk. Eğer çekilen film bir fantezi filmiyse, fantastik unsurlar –dinozorlar, hobbitler, dev balıklar, orc'lar- varsa, bunların dışındaki her şeyin mümkün olduğunca gerçekçi olması gerekirdi. Jack Black'in canlandırdığı Carl Denhamkarakterini gerçekten yaşamış bir insana dayandırmamızın sebebi buydu. Bu konuda Orson Welles'i düşündük. 1920'lerde, 1930'larda oldukça popüler olan ve National Geographic tarzında belgesel filmler çeken maceracı ruhlu yönetmenler üzerinde çalıştık. Kabile geleneklerini incelemek için dünyanın unutulmuş köşelerine giden o yönetmenler, 1920'li ve 30'lu yıllarda izleyicileri şok etmişlerdi. O belgesellerden sonra dünyamız bambaşka bir yer oldu. Öte yandan Naomi Watts'ın canlandırdığı Ann Darrow karakterinin, 1933'de aynı rolde oynayan Fay Wray'in karakterine hayli benzediğini söyleyebilirim. Böyle olmasında projenin ilk günlerinde Naomi Watts'ın New York'ta Fay Wray ile tanışmasının payı var diye düşünüyorum. Orijinal filmle ilgili çıkan yazılarda, çekildiği dönemle bağlantılı olarak o filmin ırkçı boyutunun varlığından söz ediliyordu. Siz ırkçı yaklaşım fikrini tamamen bir köşeye attınız mı? Herkes her filmi kendi istediği şekilde okuyabilir. Zaten insanlar da bunu yapıyor. Filmin içine böyle şeyler koymak gibi bir amacımız hiç olmadı. Bu filmin daha çok eğlence ağırlıklı olmasını istedik. İnsanların King Kong'u ırkçı düşünceyle bağlantılandırmasının temelinde kürkünün siyah olması vardır. Bundan fazlası değildir. Aslında bu konu üzerinde fazla kafa yormadım. King Kong'un dış görünümüne ırkçı anlam yüklemek bence aptalcadır. O dev bir gorildir ve gorillerin siyah kürkü vardır. Zaten bizim filmimizdeki King Kong da siyah renkli değil, 'silverback' denilen gri/gümüş renkli bir gorildir. Adadaki kabilenin mümkün olduğunca otantik olabilmesi için çok fazla özen gösterdik. Klişelere yüklenerek insanları kullanıyormuş izlenimi vermek istemedim. Bu adaya egemen olan kültürün bir noktadan sonra çıldırmış olduğunu düşündüm. Var oluş serüveni sırasında bir noktadan sonra çıldırmışlar. King Kong'u Tanrı konumuna getirmelerinin sebeplerinden birisi budur. Daha önce söylediğim gibi, filmde bunların hiçbirisini açıklamaya çalışmadık. Çünkü ırklarla ilgili konular potansiyel bir dinamit gibidir. Bir noktadan sonra elinizde patlayabilir. Bu nedenle bunu fazla vurgulamamaya özen gösterdik. King Kong'un olay örgüsünü belirlerken böyle bir ırkın varlığı gerekiyordu. Çünkü orijinal konunun ayrılmaz parçalarından birisiydi. King Kong'a tapan ve ona Ann Darrow'u kurban etmek isteyen bir ırk olmadığı sürece zaten King Kong filmi yapamazsınız. Eğer böyle bir ırk koymayacaksanız hiç yapmayın daha iyi... Hayatınızın ilk King Kong filmini 12 yaşındayken çekmeye kalkıştığınız biliniyor. O günkü çabanızdan geriye birşeyler kaldı mı? Elbette kaldı. Aslında onlardan bir tanesi yakın zaman öncesine kadar kurgu odasında duruyordu. Empire State Building gökdeleninin çatısını mukavva kutulardan yapmıştım. Hâlâ saklamaya devam ediyorum. Dediğim gibi, bir tür iyi şanslar totemi olarak kurgu odasında yanımda duruyordu. Onu hazırladığımda henüz 12 yaşımdaydım. King Kong'un maketini tel kullanarak yapmıştım. Stop-motion tekniğine uygun armatürlerin nasıl yapılması gerektiğini o günlerde bilmiyordum. Onları yapacak yeteneğim yoktu. Bu yüzden tel kullandım. Ancak birkaç kez hareket ettirince teller kopuyordu. Kong'un tel kafes şeklinde hazırladığım maketinin daha yumuşak olması için üzerini köpükle kaplamıştım. Sonra annem bana artık kullanmadığı tilki kürkünden yapılma şalını verdi. O şalın kürk bölümünü çıkarmayı başardım ve maketin üzerine tutkalla yapıştırdım. O maketi hâlâ saklarım. Artık biraz kırılgan hale gelse de, şu anda bile iyi durumda. Ne de olsa 30 yıllık oldu. Filmin basın bülteninden derlenmiştir.
Henüz kimse yorum yapmamış.

Haftanın Filmi
Hancock
Hancock
7.5/10
TV'de bugün
Altın Yumruk İstanbul'da (6 Temmuz2008 21:20 Kanal 1)
Kanal'1 de bu akşam saat 21:20'de Jackie Chan'den soluk soluğa izleyeceğiniz bir macera Altın Yumruk İstanbul'da ekrana geliyor.
Replik
2 Süper Film Birden
Hareket eden herşey etki yaratır.
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com