"Soğuk Duş" filminin yönetmeni Antony Cordier
"Beni ilgilendiren şey değişim"
Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
"Soğuk Duş", 17 yaşındaki Mickael'in, kızarkadaşı ve yakın bir arkadaşıyla yaşadığı üçlü bir cinsel ilişki sonunda, kendini kıskançlık batağında bulması ve hayatının kâbusa dönüşmesini konu alıyor. Yönetmen Antony Cordier, filmin ergenlikle ilgili görünmesine rağmen, aslında 'değişim' temasıyla ilgilendiğinin altını çiziyor.
Filmin kahramanı, 17 yaşındaki Mickael'in "üç ay öncekiyle aynı kişi değilim" diyen sesiyle başlayan "Soğuk Duş", özünde bir değişim hikâyesi anlatıyor. Yönetmen Antony Cordier'nin bu değişimi anlatmak için seçtiği dönem ise, ergenlik. "Soğuk Duş" ile uzun metrajlı ilk filmine imza atan Antony Cordier, Fransız gazeteci Mardou Fox ile 2005'in Mart ayında Paris'te yaptığı söyleşide, ergenliğin tek başına ilgisini çekmediğini, ama bu dönemde değişimi rafine edilmemiş formlarda ortaya çıktığını ve asıl ilgisini çekenin bu olduğunu söylüyor. "Soğuk Duş"un özet bilgileri ve seansları için tıklayın... Filmin ilk görüntüsü bir kara tahta. Neden böyle bir sahneyle başlamayı tercih ettiniz? Bu, benim geldiğim yerden, cumhuriyetçi okul modelinden geliyor. Ben her şeyi, sinema dahil, okulda öğrendim. Film kurgusunu FEMIS'te öğrendim. Bu yüzden kara tahta hiç şüphesiz her şeyin başlangıcı! İlk filmim "Beau Comme Un Camion", ailemle ilgili bir belgesel filmdi. Ailemle konuşurken küçükken bana "mavi yakalı işçi olmamalısın" demelerinin nedenini anlamaya çalıştım. Bu söz, film yapma ihtiyacıma ayrılmaz derecede karışmış durumda. Başlangıç noktanız ne oldu? İşçi sınıfı, emek ve fedakârlığa son derece önem verir. Hayatta ıstırap, zorluk çekmek zorundasınızdır. Fedakârlık mantığının hayatın birçok alanında ve özellikle kalben bizi ne kadar uzaklara götürebileceğini görmek istedim. Aşkta neyi, neden kurban etmek zorundasınız? Ve hangi zevk buna sizi mecbur eder? Bir tür mazoşizm! Neredeyse! Bazı insanların mutluluğu, gerekli şeylerden kendilerini mahrum etmekte bulmaları şaşırtıcı. Her tür dünyevi zevkten soyutlanmış kişilerin ideolojisi gibi... Filmde aile, kendi elektriğini, kendi kesiyor. Kendilerini karanlıkta, mikrodalganın, televizyonun ve traş makinesinin yararlarından faydalanmadan yaşamaya mecbur bırakıyor. Masrafları kısma mücadelesi göründüğü kadarıyla onları mutlu ediyor! Mum yakan aile, gerçek bir hikâye mi? Hayır, tasarlandı. Ama herkesin hayatta kalma koşullarımızı düşünmekle meşgul olduğu bir aileden geliyorum. Tabii herkes böyle değil. Hayatta kalmak istiyorsanız, her şeyden biraz tasarruf etmek zorundasınız; elektrikten, ısınmadan, gıdadan, tatillerden ve kıyafetlerden... Kimse bu tarz bir hayatı, kültürü tercih etmez. İşçi sınıfında ise, kazanılan para, normal bir yaşam sürmek için gerekenden azdır. İnsanları entrikalar çevirmeye, suça yönelmeye zorlar ve bu, korku ortamını besler. Filminizde judoya neden böyle önemli bir yer verdiniz? Eğer judo hakkında yazmaya başladıysam, bunun tek sebebi, en iyi bildiğim spor olmasıdır. Uzun bir süre judo çalıştım. Yazmaya başladığımda sporu atletizmle değiştirmeyi düşündüm. Ama Mickael'in hikâyesi, maruz kaldığı diyetin önemi, judoyu zarurileştirdi. Bir judo maçını seyretmek her zaman keyif vermez. Ama devam etmem gerektiğini biliyordum. Ayrıca ilgi çekici bir biçimde politik bir spor judo. Kendisinden uzunlarla dövüşmesini sağlayacak bir metod arayan kısa boylu bir adamın geliştirdiği bir spor. Filmde, ağırlığına göre seçilen rakiplerle takım halinde dövüşülüyor... Bir Judo takımında ağırlıktan kaynaklanan handikaplar, bir parça hafif ya da bir parça kilolu olmak gibi avantaja dönüşüyor. Sinemada judo asla görünmez, ama Fransa'daki en yaygın üçüncü spor. Fransa'da herkes, hayatında en az bir ya da iki yıl judo yapmış. Film ekibinde çocukken judo yapmış kişiler vardı. Her şeyden önce felsefi olarak iz bırakan bir spor judo. Bu film, ergenlik üzerine bir film mi? Ergenlik tek başına beni gerçekten ilgilendirmiyor. Filmde, karakterler, 'günümüzün gençliği' tarzında konuşmuyor. Beni ilgilendiren değişim, hem de 17 yaşında! Çünkü bu yaşta değişim, rafine edilmemiş formlarda ortaya çıkar: sosyal farklılık, cinsel farklılık... Ergenlik çağında cinsellikte ve her şeyi denemekte oldukça özgür olabilirsiniz. Üç kişinin bir arada sevişmesi, kalben swinger oldukları anlamına gelmez o yaşta. Daha çok cinselliklerinin yönünü ve limitlerini arıyorlardır. Ayrıca 17 yaşında, seksi hâlâ bir performans olarak görürsünüz. Partnerlerinizin sayısı, seksin süresi, pozisyonları ve nerede 'yapıldığı' hâlâ önemlidir. Bu durumu dokunaklı buldum. Sevişme sahnesinin filmin en önemli sahnesi olduğu hissediliyor... Judo müsabakaları gibi aktörlerle önceden koregrafisi yapıldı. Üçlü olarak seviştiklerini söyleyebilirsiniz ama aslında Mickael, kız arkadaşının başka bir erkekle sevişmesine müsaade ettiğinin farkına vardı ve kendini izleyici rolünde buldu. Bunun ona acı çektirdiği çok açık. Onun için ahlâksız bir hareket olmaktan çıktı ve bir sadakat jestine dönüştü. Kendini her şeyden mahrum etmeyi öğrenmişti Mickael ve şimdi aptalca bir şekilde kendini kendi kız arkadaşından mahrum ediyordu. Bir şekilde, haksızlık ederek bunun sorumluluğunu önce ailesine, sonra da Vanessa'ya yükledi. Seksten sonra üçlü arasında sessiz ve sevimli bir an vardı... Olabildiğince elipsler çizmeye çalıştım. Üç kişinin sevişmesi sıradışı ama üçünün seksten sonra birlikte kendini bulması gerçekten münasabetsiz! Erkekler spor alışkanlığıyla çareyi kendilerini duşlara atmakta bulurken, Vanessa daha dalgın bir ruh hali içine giriyor. Vanessa gerçekten bileğinden zincirlenmiş ama Clement, ayakkabısının bağlarını bile çözmüyor. Filmde aileler de çok önemli... Filmde 20'lerinin ve 40'larının başlarında olmak üzere iki grup insan var ve ben 30'larımdayım. İki gruba da eşit uzaklıktayım. Karakterleri benim jenerasyonuma ait olmayan bir film. Bana göre, Mickael ve ailesi için de aynı şey geçerli. Hepsinin kendi problemleri var (okulda, işte, sporda, duygusal olarak). Ebeveynleri mutluluğu problemler içinde bulurken, Mickael için durum tam tersi! Nevrotik bir aile... Kesinlikle. Her zaman kendilerinden mahrum edecekleri bir şeyler arıyorlar; elektrik, sıcak su, tam yağlı gıdalar, aşk... Bu gönüllü mahkumiyeti her zaman planlıyorlar. Fakirler ve fiyaksolar yaşadıkça rahatlıyorlar. Sosyal olarak kendini kurban etmesi önceden belirlendiği için Mickael çok fazla kilo vermeye karar veriyor. Filmin başlangıcında hayatı daha yolunda seyrederken, sonradan azar azar her şeyin potansiyelinden mahrum kalıyor. Sosyal gerçekçi bir film mi yapmak istediniz? Sosyal gerçekçi filmin var olduğunu sanmıyorum. Yapımcı Sebastien Lemercier'le konuşmalarımızda hiçbir zaman sosyal gerçekçi bir film yapmaktan bahsetmedik. Filmin tarzı üzerine çok konuştuk. Diğer taraftan kesinlikle göstermek istediğim şey, duygularda ve cinsel deneyimlerdeki sosyal motivasyonlardı. Açıkçası, zengin ve fakir ile ilgili bir film yaptığınız zaman klişelerden uzak durmaya çalışırsınız. Bu zordur çünkü sosyal atmosfer klişelerle doludur ve bunları hesaba katmak zorundasınızdır. Mesela para engeli, fakirseniz her yerde hazır ve nazırdır. Kendinizi fazla tekrarlamadan nasıl sahneler yaratabilirsiniz? Oteldeki sahnede Mickael kız arkadaşının Clement ile birlikte yukarı çıkmasına izin veriyor çünkü kredi kartı yok. Her şeyin para problemine dönüşmesi çileden çıkarıcı, ama işçi sınıfının dünyasında her kelime paranın azlığıyla ilgilidir. Ve bu kesinlikle sinir bozucu. Bir yönetmen olarak en azından yapmanız gereken bu saplantının dokunaklı ya da eğlenceli olduğundan emin olmaktır. Başlangıçtaki prezentasyonda 'Canavarla Tanış' şiiri yer alıyor. Filmde canavarlar olduğundan şüphelendik... Evet ama onların gerçekte kimler olduğunu asla bilemeyeceğiz. Bu bir doğru/yanlış deklarasyonu. Film, günahkarlığa işaret etmiyor. Miyazaki'nin filmlerinde bulduklarınızdan daha çok canavar düşündüm. İlk başka şeytan olarak düşündüğümüz o iblisler, zamanla başkalaşır ve küçük kahramana yardım eder. Kendi kendime şöyle dedim. "Tamam, eğer bu bir Japon klasiğiyse, daha iyi olmak için ne yapmalı?" Aynı "Spirited Away"de olduğu gibi Mickael'in ailesi bir şekilde domuza dönüştüler. "Soğuk Duş", başkalaşım üzerine bir film mi? Benim için daha çok mutlulukla ilgili bir film. Mutluluğun tüm formları; zafer sarhoşluğu, para ve en şiddetli orgazm. Ama sizin için ne isterseniz o...
Henüz kimse yorum yapmamış.
Haftanın Filmi
Hancock
Hancock
7.4/10
TV'de bugün
Altın Yumruk İstanbul'da (6 Temmuz2008 21:20 Kanal 1)
Kanal'1 de bu akşam saat 21:20'de Jackie Chan'den soluk soluğa izleyeceğiniz bir macera Altın Yumruk İstanbul'da ekrana geliyor.
Replik
Matrix
Bu açıklanamaz, ama hissedersin. Hayatin boyunca dünyayla ilgili bazı şeylerin yanlış olduğunu hissetmişsindir.. Ne olduğunu bilmezsin, ama o ordadır; beynine saplanmış bir kıymık parçası gibi... Seni deli eder...
Morpheus
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com