Diane Bertrand
"Esrarengiz Sevgili, arzu üzerine bir film..."
"Esrarengiz Sevgili, arzu üzerine bir film..."

Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
"Esrarengiz Sevgili", atmosfere ve oyuncularının performansına dayanan bir film. Özellikle başrolde yer alan ve ilk kez kamera karşısına geçen Ukraynalı model Olga Kurylenko'nun güzelliği ve Marc Barb'ın karizmasıyla öne çıkan filmin Fransız yönetmen Diane Bertrand, 'arzu' temasını odakta yer aldığı bir uyarlama yapmaya çalıştığını söylüyor.
“Esrarengiz Sevgili” ya da adının birebir çevirisiyle “Yüzük Parmağı”, esrarengiz bir konuya sahip olmasının yanı sıra, başrolünde yer alan ve ‘yeni Brigitte Bardot' olarak nitelendirilen Olga Kurylenko'nun büyülü güzelliğiyle de dikkat çekiyor. Genç bir kadının geçirdiği ufak bir iş kazası sonucu yüzük parmağını kaybetmesi üzerine, hem işini hem de yaşadığı kenti terk ederek yeni bir hayata yelken açmasını konu alıyor film. Kahramanımız Iris, yerleştiği yeni kentte, bir laboratuarda asistan olarak işe başlıyor. Ne olup bittiğini anlamadan kendini esrarengiz patronuyla karmaşık bir aşk ilişkisi içinde bulan genç kadın, müşterilerine kurtulmakta zorlandıkları eşyaları saklayarak hizmet eden laboratuarda kendine dair de bir işaret buluyor.
Filmin yönetmeni Diane Bertrand, kariyerine çeşitli festivallerde ödüller alan kısa filmlerle ve belgesellerle başlamış. İlk uzun metrajlı filmi “Un Samedi sur La tere”, 1996 yılında Cannes Film Festivali'nin ‘Belirli Bir Bakış' (‘Un certain regard') bölümünde gösterilmiş. 1998 ve 2001 yıllarında “L'occasionelle ve “Retour de flamme” adlı iki televizyon filmi çeken Bertrand, “Esraengiz Sevgili”yi Yoko Ogawa'nın romanından beyazperdeye uyarlarken epey zorlandığını, sonuçta ‘arzu' temasını öne çıkaran bir uyarlama yapmaya çalıştığını söylüyor.
Filminiz Yoko Ogawa'nın ‘Yüzük Parmağı' isimli romanından uyarlanmış. Bu kitapla nasıl tanıştınız?
Yoko Ogawa'nın romanını okur okumaz yazarın doğurgan ve takıntılı dünyasının içine çekildim. Aynı zamanda hikâye kafamı da karıştırdı. Bu öykünün çekiciliği ve aynı zamanda karışıklığı bende bu filmi yapma isteği doğurdu. Tüm uyarlama süreci boyunca, bir erkeğin otoritesine bağımlı genç bir kız görüntüsünün ardındaki Iris'i, bir kahraman yapan şeyleri ortaya çıkarmaya çalıştım. Bir iş kazasından dolayı yüzük parmağının küçük bir parçasını kaybetmek zorunda kalan Iris'in, kırılgan dengesi bozulur. Bu eksikliğin mutlaka doldurulması gerekecektir. Iris kendine bir kader seçmek zorundadır.
Sizi en fazla baştan çıkaran unsurlar nelerdi?
Kahramanın başına gelenleri tüm saflığıyla yaşaması ve anlatması. Buna ‘inanılmazlığın olağanlığı' diyebiliriz. Her şey gerçek gibi... Buna rağmen her şey tuhaf örneklerin üretildiği laboratuardan başlıyor.
Bu laboratuarda yapılan işlerden bize bahsedebilir misiniz?
Laboratuara gelen müşteriler kurtulmakta güçlük çektikleri eşyaları buraya bırakıyorlar ve laboratuardaki adam bunları saklıyor. Parmağının bir parçasını kaybeden Iris burada bir işaret görüyor... Sanki laboratuardaki bu adamın onun başına gelenleri anlayabileceğini, sanki onu teselli etmek için gücü olduğunu hissediyor.
Iris yüzük parmağını filmin başında kesiyor, siz burada bir işaret görüyor musunuz?
Teninizin bir parçasını kaybeder kaybetmez, vücudunuzun dengesi bozulur. Artık ötekiler gibi değilsinizdir. Bu durum kişinin yalnızlığını ve doğru yoldan çıkmaya eğilimini belirler. Ayrıca kadında bu parmak, yani yüzük parmağı bağı ve özellikle erkekle olan bağı temsil eder. Bu durum Iris'i dolambaçlı bir arzu içine sürüklüyor. “Esrarengiz Sevgili”, aynı zamanda ve özellikle arzu üzerine bir film.
Kitabı uyarlamada karşılaştığınız zorluklar oldu mu?
Tüm süreç çok zor oldu. Kitaptakileri aynen yansıtamamaktan korkuyordum, aynı zamanda kapalı ortamın da (romanda her şey laboratuarda geçiyor) tek başına başarılı olamayacağını görüyordum. Farklı bir alana ihtiyacım vardı. Ve aynı zamanda egemen erkek figürüne boyun eğmiş kadın sorunsalından da uzaklaşmalıydım.
Hikâyeye ne tür kişisel katkılarınız oldu?
Kitapta yer almayan gemici ve küçük çocuk karakterlerini ben yarattım. Sonuçta laboratuar dışındaki her şey, liman ve Iris'in gemiciyle paylaştığı oda da dahil olmak üzere, benim filme kişisel anlamda görsel katkılarım.
Dekor çok ön planda ve çok kuvvetli. Filmi nerede çektiniz?
Laboratuardaki iç çekimler, Fransa'da doğal ortamda gerçekleştirildi. Dış çekimler ve Iris'in kaldığı oda ise Hamburg'da çekildi. Hamburg'da şehir ve limanın iç içe olması beni çok cezbetti. Çünkü bir liman, gezginliği, gidişi, köksüzlüğü sembolize eder ve görsel olarak da çok kuvvetlidir. Iris'in hikâyesi her yerde geçebilir. Bu açıdan bakıldığında film global bir anlam taşıyor.
Oyuncularınızı nasıl seçtiniz?
Olga Ukrayna'dan geliyor ve manken. Tecrübesizliğinden ama aynı zamanda kendine fazla güvenmesinden de korktum. Ama daha ilk denemelerden öyle bir saflık, öyle bir gençlik, öyle bir duygusallık yayıyordu ki çevresine, bayıldım. Hafif aksanlı konuşması ise şaşkınlık içinde ve kökleri olmayan bir insanı canlandırması için idealdi. Güzelliği ise onu olağandışı kılıyor ve onu doğal bir kahramana dönüştürüyordu. Zarifliği ama aynı zamanda beceriksizliği de beni çok etkiledi.
Marc ise çok kuvvetli bir karizmaya sahip ve tedirgin edici bir çekiciliği var. Filmde ilk bakışta çekici olabilecek bir erkeğe ihtiyacımız vardı; bayağılığa kaçmayan bir cazibe. Marc'ta gizem ve karanlık bir şey var. Çok cazibeli ama cezbedici değil.
Filmde vücut çok ön planda yer alıyor.
Evet. Zaten Yoko Ogawa bu konuda çok güzel bir şey söyledi. Şöyle yazmış: Olaylara tutkusuzca baktım. Özellikle vücutlara duygusuzca yaklaştım; bu estetik bir olay, bir analiz değil. Filmdeki her olay bilinçaltıyla dolu olmasına rağmen hiçbiri analiz gerektirmiyor. Iris vücuduyla yaşıyor ve her şey onun çevresinde yer alıyor. Fabrikadaki kazadan son kararına kadar olan süreçte Iris fiziksel bir deneyim yaşıyor. Laboratuarda ise, müşterilerin bir gelip bir kaybolması, mekândaki en küçük gürültü, bir hava akımı ve patronunun rahatsız edici varlığı Iris'in duyularının hep uyanık olmasını sağlıyor. Laboratuarın boğucu, nefes alınmaz bir yer olması için her şey uygundu. Halbuki Iris bu yerde nefes alıyor ve hem de tüm duyuları tetikteyken. Bu nefes alış; ancak onu gözleyen, sorgulayan ve ona bir yol gösteren bir adamın varlığıyla mümkündür.
Agnes Desarthe tarafından Paris'te 15 Mart 2005'te gerçekleştirilen söyleşinin bir bölümü.
Filmin yönetmeni Diane Bertrand, kariyerine çeşitli festivallerde ödüller alan kısa filmlerle ve belgesellerle başlamış. İlk uzun metrajlı filmi “Un Samedi sur La tere”, 1996 yılında Cannes Film Festivali'nin ‘Belirli Bir Bakış' (‘Un certain regard') bölümünde gösterilmiş. 1998 ve 2001 yıllarında “L'occasionelle ve “Retour de flamme” adlı iki televizyon filmi çeken Bertrand, “Esraengiz Sevgili”yi Yoko Ogawa'nın romanından beyazperdeye uyarlarken epey zorlandığını, sonuçta ‘arzu' temasını öne çıkaran bir uyarlama yapmaya çalıştığını söylüyor.
Filminiz Yoko Ogawa'nın ‘Yüzük Parmağı' isimli romanından uyarlanmış. Bu kitapla nasıl tanıştınız?
Yoko Ogawa'nın romanını okur okumaz yazarın doğurgan ve takıntılı dünyasının içine çekildim. Aynı zamanda hikâye kafamı da karıştırdı. Bu öykünün çekiciliği ve aynı zamanda karışıklığı bende bu filmi yapma isteği doğurdu. Tüm uyarlama süreci boyunca, bir erkeğin otoritesine bağımlı genç bir kız görüntüsünün ardındaki Iris'i, bir kahraman yapan şeyleri ortaya çıkarmaya çalıştım. Bir iş kazasından dolayı yüzük parmağının küçük bir parçasını kaybetmek zorunda kalan Iris'in, kırılgan dengesi bozulur. Bu eksikliğin mutlaka doldurulması gerekecektir. Iris kendine bir kader seçmek zorundadır.
Sizi en fazla baştan çıkaran unsurlar nelerdi?
Kahramanın başına gelenleri tüm saflığıyla yaşaması ve anlatması. Buna ‘inanılmazlığın olağanlığı' diyebiliriz. Her şey gerçek gibi... Buna rağmen her şey tuhaf örneklerin üretildiği laboratuardan başlıyor.
Bu laboratuarda yapılan işlerden bize bahsedebilir misiniz?
Laboratuara gelen müşteriler kurtulmakta güçlük çektikleri eşyaları buraya bırakıyorlar ve laboratuardaki adam bunları saklıyor. Parmağının bir parçasını kaybeden Iris burada bir işaret görüyor... Sanki laboratuardaki bu adamın onun başına gelenleri anlayabileceğini, sanki onu teselli etmek için gücü olduğunu hissediyor.
Iris yüzük parmağını filmin başında kesiyor, siz burada bir işaret görüyor musunuz?
Teninizin bir parçasını kaybeder kaybetmez, vücudunuzun dengesi bozulur. Artık ötekiler gibi değilsinizdir. Bu durum kişinin yalnızlığını ve doğru yoldan çıkmaya eğilimini belirler. Ayrıca kadında bu parmak, yani yüzük parmağı bağı ve özellikle erkekle olan bağı temsil eder. Bu durum Iris'i dolambaçlı bir arzu içine sürüklüyor. “Esrarengiz Sevgili”, aynı zamanda ve özellikle arzu üzerine bir film.
Kitabı uyarlamada karşılaştığınız zorluklar oldu mu?
Tüm süreç çok zor oldu. Kitaptakileri aynen yansıtamamaktan korkuyordum, aynı zamanda kapalı ortamın da (romanda her şey laboratuarda geçiyor) tek başına başarılı olamayacağını görüyordum. Farklı bir alana ihtiyacım vardı. Ve aynı zamanda egemen erkek figürüne boyun eğmiş kadın sorunsalından da uzaklaşmalıydım.
Hikâyeye ne tür kişisel katkılarınız oldu?
Kitapta yer almayan gemici ve küçük çocuk karakterlerini ben yarattım. Sonuçta laboratuar dışındaki her şey, liman ve Iris'in gemiciyle paylaştığı oda da dahil olmak üzere, benim filme kişisel anlamda görsel katkılarım.
Dekor çok ön planda ve çok kuvvetli. Filmi nerede çektiniz?
Laboratuardaki iç çekimler, Fransa'da doğal ortamda gerçekleştirildi. Dış çekimler ve Iris'in kaldığı oda ise Hamburg'da çekildi. Hamburg'da şehir ve limanın iç içe olması beni çok cezbetti. Çünkü bir liman, gezginliği, gidişi, köksüzlüğü sembolize eder ve görsel olarak da çok kuvvetlidir. Iris'in hikâyesi her yerde geçebilir. Bu açıdan bakıldığında film global bir anlam taşıyor.
Oyuncularınızı nasıl seçtiniz?
Olga Ukrayna'dan geliyor ve manken. Tecrübesizliğinden ama aynı zamanda kendine fazla güvenmesinden de korktum. Ama daha ilk denemelerden öyle bir saflık, öyle bir gençlik, öyle bir duygusallık yayıyordu ki çevresine, bayıldım. Hafif aksanlı konuşması ise şaşkınlık içinde ve kökleri olmayan bir insanı canlandırması için idealdi. Güzelliği ise onu olağandışı kılıyor ve onu doğal bir kahramana dönüştürüyordu. Zarifliği ama aynı zamanda beceriksizliği de beni çok etkiledi.
Marc ise çok kuvvetli bir karizmaya sahip ve tedirgin edici bir çekiciliği var. Filmde ilk bakışta çekici olabilecek bir erkeğe ihtiyacımız vardı; bayağılığa kaçmayan bir cazibe. Marc'ta gizem ve karanlık bir şey var. Çok cazibeli ama cezbedici değil.
Filmde vücut çok ön planda yer alıyor.
Evet. Zaten Yoko Ogawa bu konuda çok güzel bir şey söyledi. Şöyle yazmış: Olaylara tutkusuzca baktım. Özellikle vücutlara duygusuzca yaklaştım; bu estetik bir olay, bir analiz değil. Filmdeki her olay bilinçaltıyla dolu olmasına rağmen hiçbiri analiz gerektirmiyor. Iris vücuduyla yaşıyor ve her şey onun çevresinde yer alıyor. Fabrikadaki kazadan son kararına kadar olan süreçte Iris fiziksel bir deneyim yaşıyor. Laboratuarda ise, müşterilerin bir gelip bir kaybolması, mekândaki en küçük gürültü, bir hava akımı ve patronunun rahatsız edici varlığı Iris'in duyularının hep uyanık olmasını sağlıyor. Laboratuarın boğucu, nefes alınmaz bir yer olması için her şey uygundu. Halbuki Iris bu yerde nefes alıyor ve hem de tüm duyuları tetikteyken. Bu nefes alış; ancak onu gözleyen, sorgulayan ve ona bir yol gösteren bir adamın varlığıyla mümkündür.
Agnes Desarthe tarafından Paris'te 15 Mart 2005'te gerçekleştirilen söyleşinin bir bölümü.Henüz kimse yorum yapmamış.
- "Sezgilerimle hareket edeceğim"
- Stefan Ruzowitzky ile Kalpazanlar hakkında!
- Gus Van Sant ile Paranoid Park üzerine
- 1 YTL ver 1 Film Çekeyim!
- "O Kadın"ın yönetmeni Korhan Bozkurt sorularınızı yanıtladı!
- Mehmet Açar ile eleştirmenlik ve Türk sineması üzerine...
- "O Kadın"ın yönetmeni Korhan Bozkurt sorularınızı yanıtladı! (Dördüncü Bölüm)
- "O Kadın"ın yönetmeni Korhan Bozkurt sorularınızı yanıtladı! (Üçüncü Bölüm)
- "O Kadın"ın yönetmeni Korhan Bozkurt sorularınızı yanıtladı! (İkinci Bölüm)
- "O Kadın"ın yönetmeni Korhan Bozkurt sorularınızı yanıtladı! (Birinci Bölüm)
- Handan İpekçi: "Eteklerimdeki taşları dökemedim!"
- "Mesut Uçakan": Artık aptalca festival kaygılarım yok!
- Şoförünün ağzından yeni "Taxi"
- "Benim Adım Elisabeth": "Çocukları anlamaya çalışan bir film"
- Yönetmeni Oscar Roehler'in ağzından "Temel Parçacıklar"


Paramparça Aşklar Köpekler (5 Temmuz 2008 23:00 Tv8)
TV 8'de bu akşam 23:00'da Alejandro Gonzales Inarritu’nun ilk yönetmenlik çalışması olan Paramparça Aşklar Köpekler (Amores Perros, 2000) ekrana geliyor.
TV 8'de bu akşam 23:00'da Alejandro Gonzales Inarritu’nun ilk yönetmenlik çalışması olan Paramparça Aşklar Köpekler (Amores Perros, 2000) ekrana geliyor.

Easy Rider
George: Senden korkmuyorlar, senin temsil ettiğin şeyden korkuyorlar.
Billy: Ne temsili be moruk! Onların gözünde saçtan başka birşeyi temsil etmiyoruz.
George: Yoo hayır. Onların gözünde, sen özgürlüğü temsil ediyorsun.
Billy: Özgürlüğün ne mahsuru var birader? Bütün mevzu bu.
George: Evet aynen öyle ama, söylemek başka, olmak başka.
George: Senden korkmuyorlar, senin temsil ettiğin şeyden korkuyorlar.
Billy: Ne temsili be moruk! Onların gözünde saçtan başka birşeyi temsil etmiyoruz.
George: Yoo hayır. Onların gözünde, sen özgürlüğü temsil ediyorsun.
Billy: Özgürlüğün ne mahsuru var birader? Bütün mevzu bu.
George: Evet aynen öyle ama, söylemek başka, olmak başka.










