Lars Von Trier:
"Her şeyden önce kendimle savaşıyorum"
Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Lars Von Trier, Amerika üçlemesinin ikinci filmi olan "Manderlay"de, Dogville'den kurtulan Grace'in dönüş yolunda karşısına çıkan, halen köleliğin egemen olduğu tuhaf çiftlikte yaşadıklarını anlatıyor. Kendini zencileri özgürleştirmeye adayan Grace için, "O da tıpkı George W.Bush gibi doğru olduğuna inandığı şeyi yapıyor," diyen Trier, bu söyleşide filmiyle ilgili akıllarda kalan soruları açık yüreklilikle yanıtlıyor.
“Dogville”le hem hayranlarına, hem de düşmanlarına yenilerini ekleyen Lars von Trier yeni filmi “Manderlay” ile, kimileri öyle düşünmese de çıtayı yükseltiyor. “Dogville”de tipik bir Amerikan kasabasının sadeliğine, huzuruna ve temizliğine imrenen, erdem timsali Grace yaşadığı bozgunun ardından bu kez, Amerika’nın karanlık geçmişinde başka bir noktada konaklıyor. Kimilerine göre Trier’in bugüne dek yazdığı en mizah dolu senaryoya sahip olan “Manderlay” çeşitli okumalara göz kırpıyor. Trier kölelik ekseninden hareket ederek Amerika’nın hem geçmişine hem de bugününe dair şok edici saptamalarda bulunuyor. “Manderlay”, geçen yüzyıla kadar devam eden kölelik düzeni gözler önüne sererken, özgürlük ve demokrasi kavramları üzerinde oynayıp Amerika’nın günümüz dış politikasını da yermeden edemiyor. Grace’in silahlı adamlarıyla, zulüm altındaki zencileri kurtarmak ve onlara özgürlük ve demokrasi getirme çabaları, Amerika’nın Irak’ı işgalini hatırlatıyor. Trier ezilen, ezen dengesini, her iki tarafında çıkar sağladığı bir ortaklık olarak görüp; ezilenleri de en az ezenler kadar sistemin bir parçası olmakla suçluyor. “Manderlay”bir devam filmi. “Dogville”den babasının yardımıyla kurtulan Grace’i bu kez “Manderlay”de görüyoruz. İlk filmden farklı olarak Grace karakterini Nicole Kidman değil Bryce Dallas Howard canlandırıyor. Bu durum film üzerinde önemli bir değişikliğe yol açtı mı? Bildiğiniz gibi Grace karakteri, Nicole Kidman’ın filmde oynayacağı düşünülerek yazılmıştı. Nicole filmde rol alamayınca, Grace’in de karakteri canlandıracak aktriste göre değişmesi gerekiyordu. Tabii ki Kidman’ın yerine kim oynarsa oynasın, karakter etkilenecekti. Bryce’ın bu kadar genç olması, Grace karakterinin inatçılığını daha inanılır kıldı. Bryce’ın olaylara naif yaklaşımı da Grace karakterini anımsatıyordu. Bilindiği üzere naiflik tüm filmlerimdeki kadın kahramanların sahip olduğu bir özelliktir. Neden “Dogville” de Grace’in giydiği gece elbisesi ile “Manderlay”deki Grace’in giydiği elbise aynı? Nicole Kidman ile Bryce Dallas Howard birbirlerine benzemeseler de her iki filmdeki Grace’in de aynı kişi olduğu mu söylenmek isteniyor? Aslında Grace aynı Grace. Fakat karakterleri farklı. Farklı karakterlere sahip aynı Grace. Fakat “Manderlay”deki Grace tamamiyle farklı hareket ediyor. Sanki daha aktif. “Dogville”deki Grace her şeyi not ediyor ve sonuna kadar hiçbir şeye müdahale etmiyordu. Evet, ilk filmden bu yana Grace’de bir gelişme olduğuna katılıyorum. Zaten Grace karakterinin gelişimini merkez alan bir üçleme yapmayı hedefliyorduk. “Dogville”in sonunda, Grace’in biraz gücü vardı. Grace bu gücü, dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için kullanacağını düşünüyordu. Peki Grace “Manderlay”de dünyayı daha iyi bir yer haline getirmeye mi çalışıyor? Aslında benim karakterlerimin hiçbiri, hiçbir şeyi olduğundan daha iyi hale getiremezler. Grace tüm kalbiyle elinden gelenin en iyisini yapıyor. Sanırım yaptığı şeye yürekten inanıyor. “Manderlay”deki Grace ile George W. Bush’u karşılaştıralım. Her ikisi de bir yere demokrasi hemen ve kendiliğinden gelmiyorsa, demokrasiyi güç kullanarak getirmekten yanalar. Ne dersiniz? Evet, bu çok aşikâr. Grace’in davranışlarını bu şekilde açıklayabilirsiniz. Bush hakkında da en acımasız şeyleri söyleyebilirsiniz. Ama aslında Bush da yaptıklarına tüm kalbi ile inanıyor. O işlerin bu şekilde daha iyiye gidebileceğine inanıyor. Bundan hiç şüphesi yok. Grace de öyle. “Manderlay”de neyi anlatmak istediniz? Bilmiyorum. Aslında hep aynı öyküyü anlatıyorum. Ama “Manderlay”le ilgili bana eğlenceli, hatta değişik gelen şey filmin farklı ırkları içermesi ki bence bu çok keyif verici bir deneyim. Örneğin Danimarka’da biz birbirimize burada hiç ırk problemi yok derdik. Ancak o zamanlarda, yani ben çocukken, Danimarka’da siyah caz müzisyenleri hariç zenciler yoktu. Daha sonra ırkçılık o çirkin yüzünü göstermeye başladı. “Manderlay” bu açıdan aslında biraz da Danimarka ile ilgili bir film. Hikâyeye kaynaklık eden iki şey var aslında. Bunlardan ilki, Fransız bir yazar olan Jean Paulhan'ın “Historie d’O adlı” öyküsü. O öyküde, kölelere özgürlükleri veririlir ama özgürlük kölelerin karınlarını doyurmaz. Köleler bunun üzerine efendilerinin tekrar başlarına geçmesini isterler. Çünkü köleyken en azından yiyecekleri vardır. Köleler önce efendilerini başlarına geçmeye ikna etmeye çalışırlar, başarısız olunca da efendilerini öldürürler. Bu hikaye beni çok etkiledi. Filmle ilgili beni etkileyen bir başka unsursa, Danimarkalı fotoğrafçı ve yazar Jacob Holtd’un tartışmalar yaratan Amerika ile ilgili fotoğrafları ve konuşmaları oldu. Belli bir misyon üstlenme zorunluluğu hissetiniz mi? İnsanları eğitmek gibi mi? Bilemiyorum. Bu filme ahlâki komedi diyebilirsiniz. Fakat aynı zamanda belirsizlik de var filmde. Özellikle de filmin finalinde... Çünkü ben her zaman kendimi belirsizlikle gizlemeye çalışırım. Grace’in filmin kadın kahramanı olması gerekiyor ama Grace son derece aptalca ve idealist davranarak bir çuval inciri mahvediyor. Grace’de eksik olan şey politik pragmatizm. Grace aptal, idealist ve aşırı duygusal. Politikada duygusal olmamanız gerekiyor. Eğer duygusalsanız, hiçbir şey başaramazsınız. Çıtayı her seferinde biraz daha yükselten birisi olarak tanınıyorsunuz. Çıtayı aşıp aşamayacağınızı bilmemekten keyif alıyor gibisiniz. “Dogville”i çekerken çıtayı o kadar yükselttiniz ki, insanların sizin minimalizminizi ve yerdeki tebeşir işaretlerini kabul edip etmeyeceklerini öngörmek bile imkâansızdı. Ancak “Manderlay”, biçim olarak “Dogville”in tekrarı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Unutmayın ben çıtayı öyle ya da böyle bir şekilde aşarım. Üstünden olmazsa, altından geçerim. Yaptığım şeyleri neden öyle yaptığımı açıklamak için her zaman bahanelerim vardır. Bu film için de çıtanın ne kadar yüksekte durması gerektiğine ben karar verdim. Ama bu kez siz de, seyirciler de sınırların ne olduğunu biliyordu? Ne demek istediğinizi anladım. Olaya hiç bu açıdan bakmıyorum ben. “Manderlay”in çekim süreci dramatik olmaktan gayet uzak ve keyif vericiydi. Evet “Dogville”de yaşadığım türden zorluklarla karşılaşmadım “Manderlay”de. Bu kısmen Bryce’la birlikte çalışmanın kolaylığından kaynaklanıyor. Aslında Nicole de son derece profesyoneldi ve inanılmaz yoğun çalışıyordu. Bryce da öyle. “Manderlay” Bryce’ın ilk filmi değilse de ‘neredeyse ilk filmi’ydi. Nicole sahip olduğu deneyimle role yaklaşıyor. Bryce’ın henüz bu tür bir deneyimi yok. Daha önce her iki durumla da karşılaşmıştım. Emily Watson örneğin birlikte çalıştığımız dönemde deneyimsizdi. Deneyimsiz oyuncularla çalışmak da son derece keyiflidir. Eğer oyuncu rolün gerektirdiklerini deneyimlerinden oluşturamıyorsa, siz devreye girip gerekli performansı oluşturmaya çalışıyorsunuz. Her iki durumda da sonuçta istediğiniz performansı elde etmiş oluyorsunuz. Şu sınır meselesine gelince, çıtayı yükselteceğim. Hep yükselttim. Gerekirse göklere çıkartacağım, merak etmeyin. Çünkü her şeyden önce kendimle savaşıyorum. Yeteneğimin sınırlarını test edecek kadar zorluyorum çıtanın yüksekliğini. Ama bu her zaman filmin kendisine yansıyor mu, onu söylemek güç. Bazen daha kişisel meseleler ile ilgili durumlarda çıtayı yükseltiyorum. Diğer zamanlarda da mesleki konularla ilgili yükseliyor çıta ama emin olun her zaman yükseliyor. Şimdiye kadar yerimde saydığım olmadı henüz. Evet belki “Manderlay”de biraz daha az hareket etmiş gibi görünüyorum ama bu senaryonun daha planlı ve yoğun olmasından kaynaklanıyor. “Dogville”de senaryo her tarafa yayılıyordu. Bu daha temiz ve düzgün bir hikâye, öyle değil mi? Filmin basın bülteninden derlenmiştir...
Henüz kimse yorum yapmamış.
Haftanın Filmi
Hancock
Hancock
7.5/10
TV'de bugün
Altın Yumruk İstanbul'da (6 Temmuz2008 21:20 Kanal 1)
Kanal'1 de bu akşam saat 21:20'de Jackie Chan'den soluk soluğa izleyeceğiniz bir macera Altın Yumruk İstanbul'da ekrana geliyor.
Replik
Örümcek Adam 2
Büyük güçle birlikte büyük sorumluluk gelir.
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com