Son Fransız 'Auteur': François Ozon
Nadir Öperli 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Son dönem Fransız yönetmenleri arasında kendine has sinema anlayışı ile göze çarpan François Ozon'u Türkiye'deki sinema seyircisi artık yakından tanıyor. İstanbul Film Festivali'nde ilgi gören filmlerinden sonra geçtiğimiz yıl ilk kez düzenlenen IF İstanbul 1. AFM Bağımsız Filmler Festivali'nde kısa filmlerini de izleme şansına kavuştuğumuz Ozon, attığı her adımı takip ettiğimiz yönetmenlerden biri artık. Uzun bir gecikmeyle vizyona giren “Kumun Altında”, bu duru
François Ozon'un bir stili var! IF'te ilk dönem çalışmalarını da gördükten sonra bağıra bağıra söyleyebildik bunu. Ozon'un kesinlikle kendine has bir anlatım biçimi var ve ilginçtir pek az sinemacının yapabildiği bir biçimde, daha ilk kısa film çalışmalarında bu kendine özgü anlatımı kurmayı başarabilmiş Fransız yönetmen. Ozon'u İstanbul Film Festivali'ni ilk ziyaretinde, ilk uzun metrajlı filmi “Sitcom”la tanımıştık. Filmden ve genç bir yönetmenin daha ilk filmiyle burjuva yaşam biçimine getirdiği cüretkâr eleştiriden oldukça etkilenmemize rağmen, Ozon'un tarzının üstad Buñuel'den taşıdığı etkileri hatırlatanlara pek de kulaklarımızı kapatamamıştık. Bir sonraki yıl, ikinci filmi “Katil Aşıklar”la (“Criminal Lovers”) yine İstanbul Film Festivali'nin geceyarısı seanslarından birinde buluştuk. Cinselliği ve cinsel rollerden kaynaklanan güç dengelerini öne çıkararak hikâye anlatışı dışında, ilk filmiyle ortak düşünülebilecek ve aramızdaki mesafeyi kaldırabilecek bir güven vermedi bize “Katil Aşıklar”. Ama, aradan bir yıl geçip 20. İstanbul Film Festivali'ne iki filmiyle birden konuk olduğunda Ozon'a dair hiçbir şüphemiz kalmadı artık. Fassbinder'in 14 yaşında yazdığı ve asla sahneleyemediği oyununu (“Kızgın Taşlara Düşen Su Damlaları”-“Gouttes d'eau sur pierres brûlantes”) alıp hem Fassbinder'in bakışını koruyup hem de kendi anlatımını filme yedirebilmek her yönetmenin harcı değildi sonuçta. Daha bu filmin etkilerini üzerimizden atamadan izlediğimiz, bu hafta da vizyona giren “Kumun Altında”da (“Sous Le Sable”) ise önceki çalışmalarından çok farklı bir anlatım deneyen bir Ozon bulduk karşımızda. Ozon'un önceki çalışmalarını gereksiz yere provakatif olmakla eleştirenler bile “Kumun Altında”dan sonra yönetmene karşı tutumlarını yeniden gözden geçirme gereği duydu. “Kumun Altında”yı yönetmenin kendisi bile diğer filmlerinden ayrı bir yerde tutsa da Ozon filmlerini göbekten birbirine bağlayan ve yönetmenin stilini oluşturan belli başlı unsurlar var. Öncelikle, yaşamda öyle olmasına alıştığımız durumların öyle olmaması halinde yaşadığımız şaşkınlıkla çok ilgileniyor Ozon, filmlerine şok değeri katan da temelde bu ilgisi aslında. “Sitcom”da burjuva aile konuklarıyla birlikte yemek yerken, ailenin gözbebeği Nicholas'ın birden ayağa kalkıp eşcinsel olduğunu açıklaması sonucu aile fertlerinin yaşadığı şaşkınlık Ozon'un bu tavrının en güzel örneği. Buna ek olarak, Ozon'un hemen her filminde karşımıza çıkan önemli bir unsuru da gözden kaçırmamak gerekiyor: 'sessizlik'. 'Sessizlik', Ozon filmlerinde iki tür işlev yükleniyor: “Şişe Çevirme”yle başlayan “Sitcom” ve hatta biraz zorlayarak “Kızgın Taşlara Düşen Su Damlaları”na kadar götürebileceğimiz ayakta 'sessizlik', şok unsurunu destekler niteliktedir. “Şişe Çevirme”de ergenlik çağında iki erkek ve iki kızın masumca oynadığı oyunun finalinde çocukların yaşadığı şok, sessizlikle desteklenir; ilk defa karşılaştıkları bu durum karşısında hiçbiri sesini çıkaramaz. “Sitcom” ve “Kızgın Taşlara Düşen Su Damlaları”nda ise 'sessizlik' şok edici durumların yarattığı şaşırtıcı diyalogların sonuna eklenir. Yönetmenin orta metraj çalışması “Denizi Gör”le (“Sea the Sea”) başlayan, kısa filmi “X2000”de ve daha sonra “Kumun Altında”da devam edecek olan ayakta ise 'sessizlik', doğrudan yaratılan atmosferin bir parçası haline gelir ve içinde bulunulan yalnızlığı/tehlikeyi/kaybı/boşluğu destekler. François Ozon'un filmlerinin daha birçok ortak yanını sıralamak mümkün. Özellikle “Kumun Altında”ya kadar her filmin merkezine yerleştirdiği ve kısa filmlerinden başlayarak oldukça cüretkâr biçimde işlediği "eşcinsellik, cinsel rollerden kaynaklanan güç ilişkileri, vb." gibi cinsel temelli konuları ele almak bile başlı başına bir yazı konusu olabilir. Bu durum da, Ozon'un, gerçekten, Fransız sinemasının dünyaya kazandırdığı son 'auteur'lerden biri olduğu önermesini destekler nitelikte.
Henüz kimse yorum yapmamış.
TV'de bugün
Aşkın Önemi (3 Aralık 2008 20:45 Kanal Türk)
Başrolleri Reese Witherspoon, Colin Firth ve Rupert Everett'in paylaştıkları Oscar Wilde’ın en başarılı tiyatro oyunlarından biri olarak kabul edilen ‘The Importance of Being Earnest’in sinema uyarlaması olan 2002 yapımı bir Oliver Parker filmi.

Replik
Katil Doğanlar
Mickey ve Mallory, doğru ve yanlış arasındaki farklı bilmeye biliyorlar. Sadece umursamıyorlar...
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com