Woody Harrelson: "Şanslıyım!"

Esin Küçüktepepınar 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Woody Harrelson'un Antalya günleri pek keyifli geçiyor; durumu "memleket şahane" sözleriyle özetliyor. Bizim medyada Michael Madsen ile aralarında yaşanan gerilimin genişçe yer almasında da şaşkın: "Aramızda bir sorun yok, neler oluyor ki!" diyerek yalanlıyor. Ünlü Amerikalı aktör, 1. Avrasya Film Festivali için geldiği memleketimizde gördüğü büyük ilgiden çok hoşnut: "Londra'da futbol oynadığım bir iki Türk vardı, öylesine methediyorladı ki, davet alınca koştum"
Oliver Stone’un “Katil Doğanlar” filmindeki medya kurbanı ‘sayko’ rolüyle dünya çapında ün kazanan oyuncu kendi deyişiyle çok ‘mülayim’, geniş tebessümünü de yüzünden eksik etmiyor. Sorunlu ayyaş, mülayim serseri veya çaresiz koca; komediden gerilime, her rolün altından kalkmasını beceren iyi bir aktör olarak bildiğimiz Woody Harrelson’ı artık rahat ve sempatik bir şahıs olarak da bağrımıza basıyoruz. Ünlü aktörle güneşli Antalya havasında çok özel ve ‘mülayim’ bir sohbet.
Woody Harrelson’un Antalya günleri pek keyifli geçiyor; durumu “Memleket şahane” sözleriyle özetliyor. Bizim medyada Michael Madsen ile aralarında yaşanan gerilimin genişçe yer almasında da şaşkın: “Aramızda bir sorun yok, neler oluyor ki!” diyerek yalanlıyor. Ünlü Amerikalı aktör, 1. Avrasya Film Festivali için geldiği memleketimizde gördüğü büyük ilgiden çok hoşnut: “Londra’da futbol oynadığım bir iki Türk vardı, öylesine methediyorladı ki, davet alınca koşup geldim” diyor. Oliver Stone’un “Katil Doğanlar” filmindeki medya kurbanı ‘sayko’ rolüyle dünya çapında ün kazanan oyuncu kendi deyişiyle çok ‘mülayim’, geniş tebessümünü de yüzünden eksik etmiyor. Sorunlu ayyaş, mülayim serseri veya çaresiz koca; komediden gerilime, her rolün altından kalkmasını beceren iyi bir aktör olarak bildiğimiz Woody Harrelson’ı artık rahat ve sempatik bir şahıs olarak da bağrımıza basıyoruz. Ünlü aktörle güneşli Antalya havasında çok özel ve ‘mülayim’ bir sohbet.
Önceki filmleriniz bir yana “Ahlaksız Teklif”teki ‘romantik’ rolünüz kariyerinizdeki ilk dönüm noktasıydı. Televizyondan sinemaya geçiş zor oldu mu?
-Aaa, o filmde beni romantik mi buldunuz, çok teşekkürler. Bunu duymak harika, romantik roller alabilmek çok hoşuma gider. Sorunuza gelince; öncelikle TV dizilerindeki imajımı silmem ve iyi bir fırsat yaratmam gerekiyordu çünkü her ne kadar TV sayesinde öne çıksam da Hollywood yeni bir başlangıç istiyor. Büyük çapta önce “White Men Can’t Jump” sonra “Ahlaksız Teklif” oldu. Yönetmen Adrian Lynne’in bana Robert (Redford) gibi aktörlerle çalışma şansı vermesi harikaydı.
Kariyerinizdeki ikinci dönüm noktası ise “Katil Doğanlar” oldu, böylesine ‘şiddetli’ bir deremece sapmaya nasıl karar verdiniz?
-Oliver Stone ile çalışmayı çok istiyordum ve bu fırsat karşıma çıkınca inanamadım, hiç sorgulamadan kabul ettim. Böylesine muhteşem bir yönetmenin güvenli kollarına bırakırsınız ancak kendinizi. Sonuçtan da çok memnunum. Tabii ki insanların sadece filmin içerdiği şiddeti dikkate almaları hoş değil. İçi boşaltılmış şiddete son derece karşıyım. Zaten “Katil Doğanlar” da sadece fiziksel şiddet değil, medyadan başlayan bir yelpazede insanlığın ürettiği psikolojik şiddete karşı bir film.
Son dönem bazı Hollywood starları Bush hükümetinin iç ve dış politikalarından epeyce şikayetçi, sizce bu Hollywood’u etkiliyor mu?
--Bush bence her konuda çok iyi şeyler yaptı, yani kendi dostları için! Maalesef yönetimler bir çok şeyi olumsuz etkileyebiliyor.
Bu film imajınızı bile değiştirmişti değil mi?
--Evet, hafif ‘sayko’ durumları yani ama kariyerimi etkilemedi. Mesela “EdTV” gibi mülayim oldupum roller geldi sonrasında. Gördüğünüz gibi ben de pek mülayim bir adamım değil mi? (Kahkahalar)
Siz sadece Hollywood starı değilsiniz. “Saraybosna’ya Hoş geldiniz” gibi Avrupalı veya bağımsız projelerde de yer alıyor, Milos Forman, Stephen Frears gibi Hollywood’a uzanan Avrupalı ustalarla da çalışıyorsunuz . Rolleriniz nasıl seçiyorsunuz?
-Benim için senaryo çok önemli, inanmam ve beğenmem gerek. Tabii ki yönetmen de çok önemli. Birlikte oynayacağım kişilerde sonrasında önem taşıyor tabii ki ama senaryo ve yönetmen ilk başta geliyor.
Gayet başarılı bir filmografiniz var, peki siz kariyerinizin gidişatından memnun musunuz?
--Çok şanslıyım tabii ki, herşeyi kendi yeteneğime mal etmek filan istemem. Bir de yapmaktan pişman olduğum bir iki film ama ne yapalım, olsun. Şimdi adlarını söylemeyeyim, bende kalsın.
Festivalle ilgili izlenimleriniz nasıl, henüz bir Türk filmi izleme şansınız oldu mu?
--Maalesef olmadı henüz ama sizin tavsiye edeceğiniz bir film var mı?
Aklıma ilk gelen Semih Kaplanoğlu’nun yönettiği “Meleğin Düşüşü” var, uluslararası yarışmada. (“Korkuyorum Anne” de aklıma hemen gelmediği için özür dilerim). Antalya’dan sonra nereye gidiyorsunuz, bir sonraki projeniz nedir?
--Buradan Londra’ya gidiyorum. Ben sinemaya ara vermiştim ama şimdi beş altı filmle dönüyorum. Yakında Amerika’da iki filmim gösterime giriyor. İki kadın yönetmenle çalıştım; Jane Anderson’un yönettiği The Prize Winner of Defiance, Ohio”, Julianne Moore ile başroldeyiz. Diğeri Charlize Theron ile oynadığım “North Country”. Her ikisi de bence muhteşem filmler oldu, kadın yönetmenlerle çalışmak inanılmaz. Belki bundan sonra hep kadınlarla çalışmalıyım! (Kahkahalar) Ayrıca Robert Altman gibi efsane bir yönetmenle film yaptım, “A Prairie Home Companion”, şarkı söyleyen bir kovboyu canlandırıyorum.
Woody Harrelson’un Antalya günleri pek keyifli geçiyor; durumu “Memleket şahane” sözleriyle özetliyor. Bizim medyada Michael Madsen ile aralarında yaşanan gerilimin genişçe yer almasında da şaşkın: “Aramızda bir sorun yok, neler oluyor ki!” diyerek yalanlıyor. Ünlü Amerikalı aktör, 1. Avrasya Film Festivali için geldiği memleketimizde gördüğü büyük ilgiden çok hoşnut: “Londra’da futbol oynadığım bir iki Türk vardı, öylesine methediyorladı ki, davet alınca koşup geldim” diyor. Oliver Stone’un “Katil Doğanlar” filmindeki medya kurbanı ‘sayko’ rolüyle dünya çapında ün kazanan oyuncu kendi deyişiyle çok ‘mülayim’, geniş tebessümünü de yüzünden eksik etmiyor. Sorunlu ayyaş, mülayim serseri veya çaresiz koca; komediden gerilime, her rolün altından kalkmasını beceren iyi bir aktör olarak bildiğimiz Woody Harrelson’ı artık rahat ve sempatik bir şahıs olarak da bağrımıza basıyoruz. Ünlü aktörle güneşli Antalya havasında çok özel ve ‘mülayim’ bir sohbet.
Önceki filmleriniz bir yana “Ahlaksız Teklif”teki ‘romantik’ rolünüz kariyerinizdeki ilk dönüm noktasıydı. Televizyondan sinemaya geçiş zor oldu mu?
-Aaa, o filmde beni romantik mi buldunuz, çok teşekkürler. Bunu duymak harika, romantik roller alabilmek çok hoşuma gider. Sorunuza gelince; öncelikle TV dizilerindeki imajımı silmem ve iyi bir fırsat yaratmam gerekiyordu çünkü her ne kadar TV sayesinde öne çıksam da Hollywood yeni bir başlangıç istiyor. Büyük çapta önce “White Men Can’t Jump” sonra “Ahlaksız Teklif” oldu. Yönetmen Adrian Lynne’in bana Robert (Redford) gibi aktörlerle çalışma şansı vermesi harikaydı.
Kariyerinizdeki ikinci dönüm noktası ise “Katil Doğanlar” oldu, böylesine ‘şiddetli’ bir deremece sapmaya nasıl karar verdiniz?
-Oliver Stone ile çalışmayı çok istiyordum ve bu fırsat karşıma çıkınca inanamadım, hiç sorgulamadan kabul ettim. Böylesine muhteşem bir yönetmenin güvenli kollarına bırakırsınız ancak kendinizi. Sonuçtan da çok memnunum. Tabii ki insanların sadece filmin içerdiği şiddeti dikkate almaları hoş değil. İçi boşaltılmış şiddete son derece karşıyım. Zaten “Katil Doğanlar” da sadece fiziksel şiddet değil, medyadan başlayan bir yelpazede insanlığın ürettiği psikolojik şiddete karşı bir film.
Son dönem bazı Hollywood starları Bush hükümetinin iç ve dış politikalarından epeyce şikayetçi, sizce bu Hollywood’u etkiliyor mu?
--Bush bence her konuda çok iyi şeyler yaptı, yani kendi dostları için! Maalesef yönetimler bir çok şeyi olumsuz etkileyebiliyor.
Bu film imajınızı bile değiştirmişti değil mi?
--Evet, hafif ‘sayko’ durumları yani ama kariyerimi etkilemedi. Mesela “EdTV” gibi mülayim oldupum roller geldi sonrasında. Gördüğünüz gibi ben de pek mülayim bir adamım değil mi? (Kahkahalar)
Siz sadece Hollywood starı değilsiniz. “Saraybosna’ya Hoş geldiniz” gibi Avrupalı veya bağımsız projelerde de yer alıyor, Milos Forman, Stephen Frears gibi Hollywood’a uzanan Avrupalı ustalarla da çalışıyorsunuz . Rolleriniz nasıl seçiyorsunuz?
-Benim için senaryo çok önemli, inanmam ve beğenmem gerek. Tabii ki yönetmen de çok önemli. Birlikte oynayacağım kişilerde sonrasında önem taşıyor tabii ki ama senaryo ve yönetmen ilk başta geliyor.
Gayet başarılı bir filmografiniz var, peki siz kariyerinizin gidişatından memnun musunuz?
--Çok şanslıyım tabii ki, herşeyi kendi yeteneğime mal etmek filan istemem. Bir de yapmaktan pişman olduğum bir iki film ama ne yapalım, olsun. Şimdi adlarını söylemeyeyim, bende kalsın.
Festivalle ilgili izlenimleriniz nasıl, henüz bir Türk filmi izleme şansınız oldu mu?
--Maalesef olmadı henüz ama sizin tavsiye edeceğiniz bir film var mı?
Aklıma ilk gelen Semih Kaplanoğlu’nun yönettiği “Meleğin Düşüşü” var, uluslararası yarışmada. (“Korkuyorum Anne” de aklıma hemen gelmediği için özür dilerim). Antalya’dan sonra nereye gidiyorsunuz, bir sonraki projeniz nedir?
--Buradan Londra’ya gidiyorum. Ben sinemaya ara vermiştim ama şimdi beş altı filmle dönüyorum. Yakında Amerika’da iki filmim gösterime giriyor. İki kadın yönetmenle çalıştım; Jane Anderson’un yönettiği The Prize Winner of Defiance, Ohio”, Julianne Moore ile başroldeyiz. Diğeri Charlize Theron ile oynadığım “North Country”. Her ikisi de bence muhteşem filmler oldu, kadın yönetmenlerle çalışmak inanılmaz. Belki bundan sonra hep kadınlarla çalışmalıyım! (Kahkahalar) Ayrıca Robert Altman gibi efsane bir yönetmenle film yaptım, “A Prairie Home Companion”, şarkı söyleyen bir kovboyu canlandırıyorum. Henüz kimse yorum yapmamış.


Aşkın Önemi (3 Aralık 2008 20:45 Kanal Türk)
Başrolleri Reese Witherspoon, Colin Firth ve Rupert Everett'in paylaştıkları Oscar Wilde’ın en başarılı tiyatro oyunlarından biri olarak kabul edilen ‘The Importance of Being Earnest’in sinema uyarlaması olan 2002 yapımı bir Oliver Parker filmi.
Başrolleri Reese Witherspoon, Colin Firth ve Rupert Everett'in paylaştıkları Oscar Wilde’ın en başarılı tiyatro oyunlarından biri olarak kabul edilen ‘The Importance of Being Earnest’in sinema uyarlaması olan 2002 yapımı bir Oliver Parker filmi.

Eğer evet dersen, ciddiyim. Eğer hayır dersen, şaka yapıyorum.
Benjamin Hobart
Benjamin Hobart








Seanslar
Fragman

