Bahman Ghobadi:
"Politikacı değil sinemacıyım!"
"Politikacı değil sinemacıyım!"

Esin Küçüktepepınar 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
"Kaplumbağalar da Uçar" adlı filminin Türkiye'de gösterime girmesi nedeniyle İstanbul'a gelen Bahman Ghobadi Irak-Türkiye sınırına sığınan, matın toplayarak 'gündelik' yaşamlarını idame ettirmeye çalışan çocukları anlatıyor. Ghobadi yeni projesini de Türkiye'de çekmek istediğini ve mümkün olursa filmdeki başbakan rolünü de bizzat Tayyip Erdoğan'ın oynamasını istiyor.
Bizde de gösterime giren ilk filmi "Sarhoş Atlar Zamanı" ile uluslararası platformda önemli bir çıkış yapan İranlı Kürt yönetmen Bahman Ghobadi üçüncü filmi "Kaplumbağalar da Uçar"in sinemalarımızda gösterime girmesi nedeniyle İstanbul'a geldi. Ghobadi ile savaşın yıkıcılığı, çocuklar ve yeni projesi hakkında konuştuk...
"Kaplumbağalar da Uçar" filmine nasıl başladınız? Bölgeyi daha önce ziyaret ettiğinizi biliyoruz, nasıl gelişti proje?
--Çekimlere başladığımızda elimde senaryonun sadece yüzde yirmisi vardı. Daha önce bölgeye gittim, bir kaç geçirmiştim orada. Oyuncu seçimi filan, onlarla bir süre yaşadım. Ama dediğim gibi elimde tamamlanmış bir senaryo yoktu. Hergün o günün veya bir gün sonrasının senaryosunu yazarak çektim. Orada çekim sırasında da yaşadıkjlarımız bize çok yol gösterici oldu.
Sınır çadırlarındaki o manzara, dev füze mermileri filan orada mıydı yoksa yeniden bir dekor mu oluşturdunuz? --Tabii helikopterleri kiraladık, ABD askerlerinin bir kısmını biz getirdik. Ama bir kısmı da belgesel. Barzani kontrolündeki bölgeden yani Kerkük ve çevresinden film için gerekli olan askeri malzemeyi TIR'larla taşıdık. Bu bölgede inanılmaz bir 2. el silah ticareti var. Türkiye ve İran'dan tacirler, yöre halkının, çoğunlukla da çocukların topladığı mayınları, boş havan ve tank mermilerini Türkiye ve İran'da işliyor, yeniden ülkeye getirtip Avrupa'ya satıyor. Bunlar Türkiye sınırına yakın bir yerde olup bitiyor.
"Kaplumbağalar da Uçar"de de önceki filminiz gibi çocukların trajik yaşamına odaklanıyor ve hayatta kalmak için ölümcül bir 'oyuna' giren çocukları izliyoruz. --Orada yaşam malesef savaş üzerinden dönüyor. Dışardan bakan birisi için korkutucu olabilir ama onlar için savaş malesef gündelik yaşamın bir parçası. Hatta orada günde en az bir iki çocuk bu mayınlar yüzünden ölüyor. Ama bu mayınları satarak geçimini sağlayanlar için 'normal' bir şey oluyor.
Mayınlar o bölgenin 'kazancı' niteliğinde, çocuklar tgopladıkları mayınları sonuçta Birleşmiş Milletlere dönecek aracılara satıyorlar, ama nihayetinde yine o topraklara yeniden dönecekler. Burada sonsuz bir kısır döngü var değil mi? --Bence bu olay bitmeyecek. Silah sektörü bugün dünyada çok büyük bir sektör. Satıcılar sürekli parası olan ülkeleri arıyorlar. Özellikle Ortadoğu ülkelerine hep mayın satıyorlar. Mesela Irak Kürdistanı’ndan toplayıp öbür tarafta İran’la Irak sınırına tekrar mayın döşüyorlar. Çok iğrenç bir sektör. Bunları satmak için her şeyi yapıyorlar. Önünü almak pek mümkün değil. Mesela Amerikalılar veya Almanlar bu mayınları döşüyor, sonra Irak hükümeti aynı adamlara kucak dolusu para verip söktürüyorlar. Traji komik bir işleyiş yani.
Film savaşın başlamasından hemen önce açılıyor ve Saddam'ın yıkılışına kadar olan süreyi izliyoruz. Hatta Saddam'ın heykelinin kolu pazar yerinde satılıyor...
--Orası çok ilginç bir bölgedir. Çocukların oyunlarının mayın toplamak olduğu bir bölge. Oyunları öyle hediyeleri de böyle. Bazen mayın hediye ederler bazen de Saddam’ın kolunu. Biraz da hiç bir şeyin değişmediğini vurgulamak için yazdım o sahneyi.
Filmde ABD müdahalesine bakışınız da çok net olmasa da oradaki insanlar için fazla bir şeyin değişmediği gerçeği var. -- ABD müdahalesini Irak'a ve Kürtlere barış ve refah getirecek bir eylem olarak görmüyorum. Filmimde, ABD'nin Kuzey Irak cehennemini cennete çeviremeyeceğini semboller kullanarak vurguladım. Filmdeki öngörüm, ABD gelirse işler çığırından çıkacak şeklinde.
Çoğunlukla ‘politik sinemacı’ olarak tanımlanıyorsunuz, yorumunuz nedir?
--Ne politik bir adamım ne de politik bir yönetmen olmak istiyorum. Politikadan nefret ederim. Kürdistan’da çocuklar politikanın ne olduğunu bilmiyor ama politikanın içinde yaşıyorlar. Tanklar, tüfekler, çatışmalar... Ancak ne yazık ki Kürdistan’da insanlara iki rol biçiliyor: ya politikacısındır ya da savaşçı. Siyaseti bize zorla yüklüyorlar. Ben politik bir film yapmadım, çocukların yaşamıyla ilgili bir film yaptım.Öncelikle kendi tarzımı, üslubumu bulmak istiyorum. Başka İranlı yönetmenlerin peşinden gidip onlara benzemek değil. Hatta yeni projemde kendi sinemamdan taviz vermeden halkın daha çok izleyebileceği bir film yapmak istiyorum.
Geniş kitlelere uzanmak istiyorsunuz yani, biraz bahseder misiniz yeni filminizden? -- Filmim bir mahrumiyet bölgesinde geçecek. Hükümetin hizmetlerinin asgari düzeyde bulunduğu bir sınır köyünden 11 kız çocuğu, başbakana 'Burada yaşlanıyoruz' diye bir mektup yazıp yardım istiyor. Başbakan da bir danışmanını bölgeye gönderiyor. Film danışmanın bir tercümanla birlikte sınıra doğru yolculuğu üstüne kurulacak. Trajikomik bir öykü olacak. Eğer Başbakan Erdoğan kabul ederse onun da başbakan rolünde bizzat görünmesini çok isterim. Eğer bir Türk yönetmen İran'da film çekecek olur da cumhurbaşkanı Hatemi'ye teklif götürürse yüzde 90 kabul eder!
"Kaplumbağalar da Uçar" filmine nasıl başladınız? Bölgeyi daha önce ziyaret ettiğinizi biliyoruz, nasıl gelişti proje?--Çekimlere başladığımızda elimde senaryonun sadece yüzde yirmisi vardı. Daha önce bölgeye gittim, bir kaç geçirmiştim orada. Oyuncu seçimi filan, onlarla bir süre yaşadım. Ama dediğim gibi elimde tamamlanmış bir senaryo yoktu. Hergün o günün veya bir gün sonrasının senaryosunu yazarak çektim. Orada çekim sırasında da yaşadıkjlarımız bize çok yol gösterici oldu.
Sınır çadırlarındaki o manzara, dev füze mermileri filan orada mıydı yoksa yeniden bir dekor mu oluşturdunuz? --Tabii helikopterleri kiraladık, ABD askerlerinin bir kısmını biz getirdik. Ama bir kısmı da belgesel. Barzani kontrolündeki bölgeden yani Kerkük ve çevresinden film için gerekli olan askeri malzemeyi TIR'larla taşıdık. Bu bölgede inanılmaz bir 2. el silah ticareti var. Türkiye ve İran'dan tacirler, yöre halkının, çoğunlukla da çocukların topladığı mayınları, boş havan ve tank mermilerini Türkiye ve İran'da işliyor, yeniden ülkeye getirtip Avrupa'ya satıyor. Bunlar Türkiye sınırına yakın bir yerde olup bitiyor.
"Kaplumbağalar da Uçar"de de önceki filminiz gibi çocukların trajik yaşamına odaklanıyor ve hayatta kalmak için ölümcül bir 'oyuna' giren çocukları izliyoruz. --Orada yaşam malesef savaş üzerinden dönüyor. Dışardan bakan birisi için korkutucu olabilir ama onlar için savaş malesef gündelik yaşamın bir parçası. Hatta orada günde en az bir iki çocuk bu mayınlar yüzünden ölüyor. Ama bu mayınları satarak geçimini sağlayanlar için 'normal' bir şey oluyor.
Mayınlar o bölgenin 'kazancı' niteliğinde, çocuklar tgopladıkları mayınları sonuçta Birleşmiş Milletlere dönecek aracılara satıyorlar, ama nihayetinde yine o topraklara yeniden dönecekler. Burada sonsuz bir kısır döngü var değil mi? --Bence bu olay bitmeyecek. Silah sektörü bugün dünyada çok büyük bir sektör. Satıcılar sürekli parası olan ülkeleri arıyorlar. Özellikle Ortadoğu ülkelerine hep mayın satıyorlar. Mesela Irak Kürdistanı’ndan toplayıp öbür tarafta İran’la Irak sınırına tekrar mayın döşüyorlar. Çok iğrenç bir sektör. Bunları satmak için her şeyi yapıyorlar. Önünü almak pek mümkün değil. Mesela Amerikalılar veya Almanlar bu mayınları döşüyor, sonra Irak hükümeti aynı adamlara kucak dolusu para verip söktürüyorlar. Traji komik bir işleyiş yani.
Film savaşın başlamasından hemen önce açılıyor ve Saddam'ın yıkılışına kadar olan süreyi izliyoruz. Hatta Saddam'ın heykelinin kolu pazar yerinde satılıyor...
--Orası çok ilginç bir bölgedir. Çocukların oyunlarının mayın toplamak olduğu bir bölge. Oyunları öyle hediyeleri de böyle. Bazen mayın hediye ederler bazen de Saddam’ın kolunu. Biraz da hiç bir şeyin değişmediğini vurgulamak için yazdım o sahneyi.Filmde ABD müdahalesine bakışınız da çok net olmasa da oradaki insanlar için fazla bir şeyin değişmediği gerçeği var. -- ABD müdahalesini Irak'a ve Kürtlere barış ve refah getirecek bir eylem olarak görmüyorum. Filmimde, ABD'nin Kuzey Irak cehennemini cennete çeviremeyeceğini semboller kullanarak vurguladım. Filmdeki öngörüm, ABD gelirse işler çığırından çıkacak şeklinde.
Çoğunlukla ‘politik sinemacı’ olarak tanımlanıyorsunuz, yorumunuz nedir?
--Ne politik bir adamım ne de politik bir yönetmen olmak istiyorum. Politikadan nefret ederim. Kürdistan’da çocuklar politikanın ne olduğunu bilmiyor ama politikanın içinde yaşıyorlar. Tanklar, tüfekler, çatışmalar... Ancak ne yazık ki Kürdistan’da insanlara iki rol biçiliyor: ya politikacısındır ya da savaşçı. Siyaseti bize zorla yüklüyorlar. Ben politik bir film yapmadım, çocukların yaşamıyla ilgili bir film yaptım.Öncelikle kendi tarzımı, üslubumu bulmak istiyorum. Başka İranlı yönetmenlerin peşinden gidip onlara benzemek değil. Hatta yeni projemde kendi sinemamdan taviz vermeden halkın daha çok izleyebileceği bir film yapmak istiyorum.Geniş kitlelere uzanmak istiyorsunuz yani, biraz bahseder misiniz yeni filminizden? -- Filmim bir mahrumiyet bölgesinde geçecek. Hükümetin hizmetlerinin asgari düzeyde bulunduğu bir sınır köyünden 11 kız çocuğu, başbakana 'Burada yaşlanıyoruz' diye bir mektup yazıp yardım istiyor. Başbakan da bir danışmanını bölgeye gönderiyor. Film danışmanın bir tercümanla birlikte sınıra doğru yolculuğu üstüne kurulacak. Trajikomik bir öykü olacak. Eğer Başbakan Erdoğan kabul ederse onun da başbakan rolünde bizzat görünmesini çok isterim. Eğer bir Türk yönetmen İran'da film çekecek olur da cumhurbaşkanı Hatemi'ye teklif götürürse yüzde 90 kabul eder!

Henüz kimse yorum yapmamış.


Altın Yumruk İstanbul'da (6 Temmuz2008 21:20 Kanal 1)
Kanal'1 de bu akşam saat 21:20'de Jackie Chan'den soluk soluğa izleyeceğiniz bir macera Altın Yumruk İstanbul'da ekrana geliyor.
Kanal'1 de bu akşam saat 21:20'de Jackie Chan'den soluk soluğa izleyeceğiniz bir macera Altın Yumruk İstanbul'da ekrana geliyor.

Constantine
Genç öleceksin çünkü 15 yaşından beri her gün 30 tane sigara içiyorsun ve aldığın bu hayat yüzünden cehenneme gidiceksin!
Genç öleceksin çünkü 15 yaşından beri her gün 30 tane sigara içiyorsun ve aldığın bu hayat yüzünden cehenneme gidiceksin!










