Kayıt
"Kebab Connection"ın yönetmeni Anno Saul:
"Bu film seyircilerin içindeki çocuğu gıdıklayacak..."
Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Büyük bir Bruce Lee hayranı olan yaratıcı ve kafası dağınık Hamburglu Türk genci İbo'nun yaşamının, kız arkadaşının beklenmedik hamileliğiyle allak bullak olmasını konu edinen "Kebab Connection", kültürlerarası çatışmaları komedi türü içinde karşımza getiriyor. Filmin yönetmeni Anno Saul, izleyicilere filmde çok keyifli dakikalar geçireceklerini garanti ediyor...
İngiliz yapımı "Bend It Like Beckham", İsveç yapımı ”Jalla Jalla" ve Amerikan yapımı "My Big Fat Greek Wedding"in ardından, Almanya'dan kültürler arası çatışmayı konu alan bir komedi olarak karşımıza çıkan “Kebab Connection”, Türk, Yunan ve Alman kültürleri arasındaki çatışmayı eğlenceli bir biçimde perdeye yansıtıyor. Dokunaklı gençlik dramı "Grüne Wüste"nin ardından ikinci filmine imza atan Anno Saul, Bruce Lee hayranı bir Türk gencinin merkezinde yer aldığı senaryoyu çekmeyi kabul ederken, kendi gençlik deneyiminin de büyük etkisi olduğunu söylüyor: “O dönemde yetişen pek çok genç gibi benim de dışarı çıktığımda seyrettiğim filmler belliydi. Bud Spencer, Terence Hill ve tabii ki Bruce Lee benim de kahramanlarımdı. Nedense onların filmleri bizi çok eğlendiriyordu. Bu filmlerden bazılarını kısa bir süre önce yine izledim ve bana yine şahane geldiklerini fark ettim. Bu İtalyan komedilerinin mizahî yönü çok kuvvetliydi.” Münihli bir yönetmen olarak “Kebab Connectıon”ın geçtiği Hamburg’un Türk-Yunan mahallesinde sizi çeken şey ne oldu? Bu tür mahallelere pek çok ülkede rastlanıyor. İngiltere’de Hintlilerin, Amerika’da hemen hemen her ulusun kendine özgü bir mahallesi var. Bugüne dek buraları üzerine çok çeşitli filmler yapıldı; benim beğendiğim “Bend it like Beckham” da bunların arasında. “Kebab Connection” da o film gibi, ticarî anlayış, komedi ve derinlik arasında doğru dengeyi bulmayı başardı. WÜSTE Film’le işbirliğiniz nasıl gelişti? Ralph Schwingel düzenli olarak çekimleri izledi ve ne zaman rollerden birinin belli bir yöne doğru fazlaca kaymaya başladığını hissetse akşamleyin oturduk, bir şarap açtık ve bu durumu konuştuk. Bunu yapmaktaki amacımız doğru yolda olup olmadığımızı ya da bazı şeyleri düzeltip düzeltemeyeceğimizi anlamaktı. Onun gibi ben de kaliteden ödün vermemek konusunda titiz davranıyordum. Ben birlikte çalıştığım yapımcı birinci sınıf bir antrenman partneri olsun isterim; Ralph Schwingel ve Stefan Schubert’te bunu buldum. WÜSTE’yle işbirliğim, zaman içinde neredeyse bir dostluk ilişkisi haline geldi. Yapımcılarla olan birlikteliğim daha önceki projelerimden alışık olmadığım kadar samimiydi. Aramızda doğru kimyanın oluştuğuna ilişkin en büyük kanıt, şu an yeni bir sinema projesinin hazırlıkları içinde olmamız. Başrol için Denis Moschitto’dan daha uygun bir oyuncu bulunamazdı herhalde... Ben de aynı fikirdeyim, özellikle de başroldeki erkek oyuncunun omuzlarına binen yük düşünüldüğünde. Öyle birini bulmalıydık ki Türkçe konuşabilmeli veya en azından Türk asıllı olmalı, yüzüne bakınca Türk denebilmeli, güldürme yeteneğine ve keskin bir zamanlama duygusuna sahip olmalı ve tabii baskı altında verimli çalışabilmeliydi. Filmi nispeten kısa bir sürede çektik. Çekimler, fragmanlar dahil 32 gün sürdü. Denis, kendisinden istediğimiz her şeyi mükemmel biçimde yerine getirdi. Peki, Titzi rolündeki Nora Tschirner’den beklentileriniz nelerdi? Nora, Titzi’nin sadece küstahlığına değil ayakları yere basan karakterine ve aynı zamanda iç ve dış çekiciliğine de sahip olmalıydı. Nora, herkese ağzının payını verebilen, bu açıdan bağımsız, bildiği yolda şaşmayan ve İboİbo’ya kendini geliştirmesi için fırsat tanıyor. Çekimler sırasında, filmde ele aldığınız farklı kültürlerden kaynaklanan herhangi bir zorluk yaşadınız mı? Özellikle sette herkesin Türkçe konuştuğunu ve benim tek bir kelime bile Türkçe bilmediğimi düşünürseniz bunun kolay olmadığını anlarsınız. Ne zaman bir şeyleri değiştirmek zorunda kalsam aralarında Türkçe tartışmaya başlıyorlardı. Bazen gerçekten saçma durumlar yaşandı ama sonunda herkes karşılıklı bir anlaşma zemini buldu. Hemen göze batan karakterlerden biri de İbo’nun babası Mehmet. Güven Kıraç, tek bir kelime bile Almanca konuşamamasına rağmen rolünü Almanca oynamak zorunda kaldı. Üstelik diyalogları sonradan senkronize etmedik. Yani Güven sadece hiç anlamadığı bir dildeki bir metni ezberlemekle kalmayacak, doğru anda doğru tepkiyi verebilmek için karşı tarafın ne dediğini de bilecekti. Onun bu konuda büyük bir performans gösterdiği kanısındayım. Herkes onun bu başarısını takdirle karşıladı. Uçağa atladığı gibi Türkiye’den yanınıza geldi, öyle mi? Evet. “Duvara Karşı”daki oyununu izlemiştim. O sırada Fatih halen filmin kurgusuyla uğraşıyordu. Güven’in göründüğü üç sahneyi bir video kasete kaydeden Ralph Schwingel bana geldi. Kafasında onu baba rolünde oynatma fikri vardı. , “Duvara Karşı”da Türkçe oynuyor; söylerdikleri altyazıya çevriliyordu. Onu tekrar gördüğümde “Kebab Connectıon”daki babanın nasıl biri olacağı kafamda şekillenmeye başladı. Rolünü Almanca oynamak konusunda haklı tereddütleri olduğundan onu filme alabilmek için epey uğraştık. Ama sonunda kendisinden bekleneni mükemmel biçimde ve fazlasıyla yerine getirdi. Sette tercümanınız var mıydı? Evet, ama Güven zaten iyi İngilizce konuşuyor. Sibel Kekilli küçük rolüne rağmen göz dolduruyor. Onun filme dahil edilmesi nasıl gündeme geldi? Sibel’i mutlaka oynatmak istiyordum çünkü “Duvara Karşı”daki oyunculuğunu çok beğenmiştim. Gerçi misafir sanatçı olarak küçük bir rolü var, ama varlığı kendisini fazlasıyla hissettiriyor. İlk sinema filminiz “Grüne Wüste”yi 1999 yılında çevirmiştiniz. İkinci filmin gelişi neden bu kadar uzun sürdü? Bunun pek çok sebebi var. Örneğin “Grüne Wüste” sinemalarda 2001’den önce gösterime giremedi. Aynı yılın sonunda çevirdiğim televizyon filmi “Die Novizin”in ardından kendimi yeniden yaratmak, ne anlatmak istediğime karar vermek ve hangi yönde ilerleyeceğimi bulmak zorunda olduğumu fark ettim. Biraz ortalıktan kaybolmak için uzun bir dünya seyahatine çıktım. Sonra önüme “Kebab Connectıon” geldi ki gerekli finansman bulunup bu proje kendi ayakları üstünde duracak hale gelene kadar bir buçuk yıl daha geçti. Klasik bir soruyla bitirelim: “Kebab Connectıon” sinemada izleyenleri neler bekliyor? Çok keyifli dakikalar geçireceklerini garanti edebilirim. Bu filmin hem kadın hem de erkek seyircilerin içindeki çocuğu gıdıklayacak bir yanı var. Öte yandan seyircilerimi duygusal bunalımlara itmeye niyetim yok. “Kebab Connectıon”, artık kısmen asimilasyona uğramış ikinci kuşak göçmenlerden bahseden ve kültürler arası çatışmayı konu alan klasik bir komedi. Anne babalar anavatanlarına dönmeyi unutmuş ama ileride o günün geleceğini söyleyerek avunuyorlar. Oysa çocuklarının onlarla birlikte dönmeyecekleri kesin çünkü anavatanlarının kültürüyle aralarında, o kültürün içinde giderek kendi tinsel köklerini keşfetmeleri dışında, hiçbir bağ kuramıyorlar. Burada kendilerini bir şekilde vatansız hissediyor ve bu yüzden de yeni bir kültür geliştiriyorlar. Örneğin ben Hamburg’daki Türk-Alman zümreyle karşılaştığımda aralarında tamamen farklı bir kültür, tamamen farklı bir lisan geliştirmiş oldukları hissine kapılıyorum. Bu çok heyecan verici bir şey. Göçmen çocuklarının iki kültürün arasında sıkışıp kalmış olmaları, iki sandalyenin arasına oturmaya çalışmaları söz konusu. Ancak biz filmin seyirciye göz kırpan o içten bakışını koruyabilmek için, filmde birbirine giren iki kültüre de mesafeli davranmak zorundaydık.
Henüz kimse yorum yapmamış.
Haftanın Filmi
Dante 01
Dante 01
5.9/10
TV'de bugün
İkinci Cephe (6 Eylül 2008 20:45 Tv8)
Craig Sheffer, Todd Field, Svetlana Metkina ve Ron Perlman'ın oynadığı İkinci Cephe adlı aksiyon filmi bu akşam 20:45'te Tv8 ekranlarında...
Replik
Ucuz Roman
Wolf: Yaklaşık 30 dakikalık uzaklıkta. 10 dakika sonra ordayım.
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com