"Koro" filminin yönetmeni Christophe Barratier:
"Bu hikâye benim yaşamımdan izler taşıyor."
Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Bu yıl, 'En İyi Yabancı Film' dalında Fransa adına Oscar adayı olan "Koro", aynı zamanda ülkesi Fransa'da, milyonlarca kişinin izlediği, gişe rekortmeni bir film. Filmin genç yönetmeni Christophe Barratier, filmdeki müzik öğretmeninin hikâyesini 1945 yapımı "La Cage aux rossignols" adlı filmden alsa da, aslında bu hikâyenin kendi yaşamından izler taşıdığını söylüyor.
1949 yılında, annesinin ölümü nedeniyle yıllar sonra döndüğü kasabasında anıları canlanan ve burada kalmaya karar veren Clément Mathieu'nün, müzik öğretmenliği yapmaya başladığı okuldaki 'problemli' çocuklarla ilişkisini konu alan "Koro"nun yönetmeni Christophe Barratier, aslında klasik gitar sanatçısı. Paris’teki Ecole Normale de Musique okulundan mezun olmuş ve çeşitli uluslararası ödüller kazanmış.Ancak bir gün birdenbire müziği bırakıp kariyerini sinemada sürdürmeye karar vermiş. Anlayacağınız, "Koro"da kendi hayatının izlerini bulmak mümkün; zaten o da, "izleyicilerin, filmde benim, karakterlerden hangisi olduğumu çok iyi tahmin edebileceğini düşünüyorum," diyerek bu durumun altını çiziyor. Niçin ilk uzun filminizi Jean Dréville’in 1945 yapımı La Cage aux rossignols (A Cage of Nightingales) filmine dayanarak yaptınız? Kısa filmim "Les Tombales"den sonra, uzun metraj bir film yapmak için iyi bir hikâye arıyordum. Fark ettim ki tuttuğum notlar hep 4 yaş ile 8 yaş arası kendi çocukluğumla ilgili. Ve müzik eğitimimi de göz önüne alarak hikâyenin içinde mutlaka müzik de olmasını istedim. Bu kombinasyon beni doğal olarak "La Cage aux rossignols"e yönlendirdi. O filmi 1970 ya da 1971’de, sadece iki televizyon kanalının olduğu yıllarda, yedi ya da sekiz yaşındayken seyretmiştim. Bir çocuk olarak çok etkilenmiştim. Film günümüzde unutulmaya yüz tuttu, ama etkisi hâlâ sürüyor. Fransız sinemasının ‘en iyi’ yapıtı gibi iddialı bir sıfatı da olmadığı için uyarlaması çok tehlikeli değildi. Anı olarak bende filmle ilgili kalan iki önemli noktadan biri çocukların seslerinden yayılan duygular ve başarısız müzisyenin her şeye rağmen etrafındaki yaşamı değiştirme çabası. Filmlerde bunu seviyorum aslında: Beni etkileyen filmlere baktığımda hep dünyayı daha yaşanır bir hale getirme çabasında olan bireyi görüyorum. Bir filmin her şeyi değiştiremeyeceğini biliyorum, ama çabalama isteğinizi arttırabilir. Sinema salonundan çıktığımda kendimi filmin ana karakteriyle özdeşleşirken bulmayı seviyorum. Clément Mathieu’nun öğrettiği sadece müzik değil, hayat dersi de var içinde. Filmde üç konu var- çocukluk, müzik ve elden ele aktarılan meşale. Hikâyeyi günümüzde geçecek şekilde değiştirmeyi düşündünüz mü hiç? Asla. Çok basit bir sebeple. Günümüzde çocuklara müzik öğreten bir öğretmen asla 1950’lerdeki gibi olmaz ve çocuklar. Çocuklara baktığımızda bir sürü problemli konuya girmek gerekiyor; suç, asimilasyon, vs. Ve benim yapmak istediğim kesinlikle böyle bir şey değildi. Neden çocukluğu vurguladınız? Çünkü bu global bir konu: Ailesi yanında olmadığı zaman bir çocuğun haksızlığa uğradığını ve terk edildiğini hissettiğini hepimiz biliriz. Bu da asiliğe ve yasağa karşı duyulan ilgiye yol açıyor. Filmde rol alan çocukların sosyal yapısı nasıl olursa olsun, sette aynı korkuları, istekleri ve acıları paylaşan çocuklar oluyorlar. Film niçin 1949 yılında geçiyor? Özellikle ben öyle olmasını istedim. Entegrasyon merkezleri savaştan hemen sonra açıldı. Gençliği korumaktan sorumlu birim 'The Youth Protection Service' ('PJJ', ya da 'Protection Judiciare de la Jeunesse') de aynı zaman diliminde hayata geçirilmişti. Yasal olarak çocuk psikolojisinin ele alındığı, önem verildiği bir dönemdi. Filmde verilen bu detaylar şu an bize çok problemli gözüküyor. Sonuçta ‘40’ların sonu travmanın yoğun yaşandığı bir dönemdi. Savaştan yeni çıkıyorduk ve yetişkinlerin çocuklarını yetiştirmekten çok daha farklı öncelikleri vardı. Gérard Jugnot, Clément Mathieu rolü için aklınıza gelen ilk isim miydi? Evet. Aynı zamanda filmin de ortak yapımcısı. Onun yorumlarına ve yargılarına sonsuz güvenim var. O çok iyi bir okuyucu aynı zamanda da. Senaryonun üç müsveddesini de okudu ve bana her seferinde çok yapıcı fikirler verdi. Senaryoda problem oluşturabilecek noktalarla ilgili adeta bir içgüdüsü var. izleyicinin beklentilerinin ve onlara zaten sevdikleri değil, sevebilecekleri bir film sunmanın öneminin çok farkında. Beni Philippe Lopes-Curval ile tanıştırdı; ikisi birlikte "Monsieur Batignole"u yazdılar. Philippe’in çok iyi bazı fikirleri vardı, özellikle de karakterlerin psikolojik yapısını kurarken. Filmde rpl vereceğiniz çocukları nasıl seçtiniz? Her şeyden önce koroda soloyu söyleyen çocuğun gerçekten şarkı söyleyebilen bir çocuk olmasını istedim. Bulmanın kolay olmadığını biliyordum, ama şansım gerçekten çok yaver gitti bu sefer. Çocuk korolarını dinleyip, Fransa’da turlarken Lyon’da Jean-Baptiste Maunier’e rastladık, “Petits chanteurs de Saint-Marc”da soloları söylüyordu. Çok sıra dışı ve insanın içini kıpırdatan bir sesi var. Oyunculuğunu da görünce kararımı hemen verdim. Diğer çocuklar için böyle bir kriter aramadım. Çekimleri yaptığımız bölgedeki çocuklarla .çalıştık. Yaklaşık 2000 çocuk arasından seçtik filmde izlediklerinizi. Aralarında Sadece iki Parislinin oyunculuk deneyimi vardı. Önceleri playback çalışıyorduk ancak daha sonra hepsi şarkı sözlerini öğrendi ve çok içten seslendirdiler parçaları. Oyuncu seçimi dışında prodüksiyonda en hayati önemi olan neydi? Set. Görsel olarak hem çok yalın hem de tehditkâr bir mekân oluşturmak istedim- duygu yoğunluğunu gerçeklik hissinin ötesinde verebilmek için. Aslında o dönemin mimarisine baktığımızda okulların klasik devlet okulu binası şeklinde, güvenli ve bildik bir yapıda olduğunu görüyoruz. Ama ben çok büyük bir bina istedim ki zaten bir çocuğa olduğundan da büyük görünecek olan bu binanın yarattığı hissi verebileyim. Peki ya müzik? Bruno Coulais ve ben, müzik üzerinde çekimlere başlamadan dokuz ay önce çalışmaya başladık. ‘Çocuk korosu’ hissini yılbaşlarında gördüğümüz çocuk koroları fikrinden uzak tutmaya çalıştım. Müziğin gerçekten çok kuvvetli olması gerekiyordu. Orijinal ve varolan bir repertuardan yararlanmamış olması gerekiyordu. Filmdeki müziğin yaratıcısı Clément Mathieu; biz de karakterlerin gelişimine göre müziği de ayarladık, çoğu zaman bu filmi yaparken bir müzikal çekiyormuşuz hissine kapıldığımız oldu. Film tamamlandıktan sonra kendinizi nasıl hissettiniz? Uzun zamandır bilinçaltımda bu hikâyeyle dolaşıyormuşum, bu hikâyeyi anlatmak kendi hayatımda iz bırakmış bir takım olayların ağırlığından kurtulmamı sağladı. İyi bir terapi gibiydi. Çocukluğumla ilgili bir takım meseleleri kapatmamı sağladı kendi içimde; mutsuz bir çocukluk değildi benimkisi, ama zaman zaman çok zordu ve bunu yaşayan herkese olduğu gibi bu durum beni kırılgan yaptı. Hayatımın en büyük tutkularından olan müzikle konuşma fırsatını da buldum bu hikâyede. Clément Mathieu gibi bir müzik kariyerim olamadı benim, bir gün bırakıverdim müziği. Ve bu konuda konuşma zamanımın geleceğini biliyordum. İzleyicilerin, filmde benim karakterlerden hangisi olduğumu –okul müdürü dahil– çok iyi tahmin edebileceğini düşünüyorum.
Henüz kimse yorum yapmamış.
TV'de bugün
Ne Yaptığını Biliyorum ( 4 Aralık 2008 22:00 CNBC-e)
CNBC-e'de bu akşam 22:00'da Ne Yaptığını Biliyorum adlı 1997 yapimi korku-gerilim filmi ekrana geliyor.
Replik
Bir Aşk Hikayesi
Aşk asla üzgün olduğunu söylemek zorunda kalmamaktır.
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com