"PrimeMax 'has sinemaseverlerin' buluştukları bir sinema kanalı!"

Nadir Öperli 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
DIGITURK'te Nisan ayında yayına başlayan PrimeMax kanalları, mevcut kanallardan farklı olarak, doğrudan sinema bilincini yükseltmeye dönük programlarıyla dikkat çekiyor. DIGITURK Sinema Kanalları Program Planlama Müdürü Okan Arpaç, PrimeMax kanallarıyla ilgili sorularımızı yanıtladı.
Digiturk’te şimdiye kadar Vizyon Salonları, MovieMax’ler, ShowTime, MGM Movies, Hallmark Channel ve SinemaTURK gibi Türk televizyonculuk tarihi içinde fazlasıyla geniş bir yelpaze sunan sinema kanalları vardı. Bu kanalların kullanıcılarından şu ana kadar ne tür geribildirimler aldınız?
DIGITURK bünyesinde yer alan tüm bu kanallar, bugüne dek ülkemizde eşi-benzeri görülmemiş bir hizmet olarak sinemaseverlerin beğenisine sunuldu. Geçmişte TRT zamanında haftada sadece 3 film ekrana gelirdi. Özel kanallarla birlikte bu sayı ayda 100-150 civarına kadar çıktı. Ancak bu kadar çok çeşitlilikte, her beğeniye uygun, sansürsüz ve reklamsız bir şekilde her ay 700 civarında filmin seyirciyle buluşması, DIGITURK sayesinde gerçekleşti. DIGITURK’te görev almamın dışında, verilen hizmete dışarıdan bir seyirci, bir sinemasever ve aynı zamanda bir sinema yazarı olarak baktığımda, karşımda gerçek bir “sinema tapınağı” görüyorum. Bu duygu sinemayı DIGITURK’ten takip eden üyeler için de geçerli. Seyircilerimiz, her akşam prime-time’da 25-30 civarında farklı filmle karşılaşabileceklerini biliyorlar. Ancak Pay TV mantığından ötürü, filmlerin belirli aralıklarla tekrarlanması, o filmi bir kez izlemiş seyircinin tepkisine neden oluyor. Ne var ki Pay TV tüm dünyada bu şekilde hizmet veren bir mantığa sahip. Yani filmler bir yıl boyunca belli miktarda tekrarlanır ve seyirci o filmi, zaman kısıtlaması ve kaçırma riski olmadan, kendisine en uygun anda izler.
PrimeMax kanallarını açma fikri, Digiturk’te mevcut sinema kanallarını kullanan izleyicilerden aldığınız geribildirimler sonucu mu ortaya çıktı; yoksa bu, doğrudan sizin geliştirdiğiniz bir fikir mi?
PrimeMax’lerin hayata geçirilmesinde iki faktör etkendi. Bunlardan biri elbette üyelerimizin talebiydi. Seyircilerimize, ekran başında oldukları zaman diliminde, daha çok film seçeneği yaratmış olduk. Böylelikle, daha önceden görmüş oldukları filmin tekrarına mahkûm kalmak yerine, görmemiş olduğu bir başka filmi izleme şansına sahip oldular. Şu anda Salon kanallarımızla birlikte tam 11 sinema kanalımız var. Bu da ekran başına geçtiğiniz herhangi bir anda, 11 farklı film seçeneğiniz var demektir. Ekran başında 3-4 saat geçirdiğinizde yaklaşık 30 civarında filmle karşılaşmanız mümkün.
PrimeMax’lerin kuruluş amacındaki ikinci etken, mevcut film kanallarımızdaki bir eksikliği gidermekti. Avrupa ve genel olarak dünya sinemasından örneklere ve yakın tarihli unutulmaz başyapıtlara yer veren bir sinema kanalı seçeneği yaratmak istedik.
PrimeMax TV’ler şu anki mevcut kanallardan nasıl farklılaşacak?
Popüler Hollywood filmleri MovieMax’te; aksiyon-gerilim filmleri ShowTime’da; Hollywood klasikleri MGM Movies’de; aileye yönelik TV filmleri Hallmark’ta, Yeşilçam’dan örnekler Sinematürk’te ve en yeni Hollywood süper prodüksiyonları Salon’larda ekrana gelirken, PrimeMax’lerde daha özel filmler yayımlıyoruz. Başta Avrupa olmak üzere dünya sinemasından ödüllü, çarpıcı örnekler, usta yönetmenlerin başyapıtları, Amerikan sinemasının son dönemlerde ürettiği, unutulmazlar arasına girmiş kalburüstü yapıtlar... Kanalın bir özelliği de, toplu gösteri mantığına yer vermesi... Bir yönetmen, bir oyuncu ya da belli bir tema etrafında toplanan filmler, birbiri peşi sıra izlenebiliyor. Örneğin haziran ayında Salı akşamları ‘Afrika, Zenciler ve Yaşamlar’ başlığı altında, “Cry Freedom”, “Out of Africa”, “Jungle Fever”, “Gorillas in the Mist” gibi yapıtlar yer alıyor. Cumartesi ve Pazarları ekrana gelen ‘Hafta Sonu Özel’lerde (‘Special Weekend’) ise, örneğin ‘Fatih Akın Filmleri’, ‘Alfred Hitchcock Filmleri’ gibi özel başlıklar altında, en iyi yapıtlar peşpeşe seyirciye sunuluyor.
PrimeMax TV’leri açarken nasıl bir kitleye hitap etmeyi hedeflediniz?
PrimeMax seyircisi, sinemayı bilinçli bir şekilde takip eden, izleyeceği filmi seçerken sadece konusuna veya star oyuncusuna bakarak değil, yönetmeninden ödülüne, uyarlandığı romandan belki senaristine ya da ülkesine kadar dikkat ederek karar veren, zor beğenen, eğitimli bir kitle... Özellikle İstanbul’daki belli başlı film festivallerinin müdavimi olan, kült filmlere meraklı, farklılıklara ve yeni keşiflere açık sinemaseverleri hedefliyoruz. Elbette sinemayla yeni tanışan genç kuşaklar da, ‘PrimeMax’ler sayesinde bir süre sonra hem engin bir sinema birikimine sahip olacak, hem de dünya sinemasını yakından takip ederek, sadece Hollywood bazlı değil, çok daha geniş bir sinema kültürü edinecek. PrimeMax’lerde yayımladığımız görece eski tarihli (60’lar, 70’ler) filmler ise, sinema tarihinde kilometre taşı olmuş, sinemayı seven ve belli bir birikime sahip olmak isteyen her sinemaseverin mutlaka ama mutlaka görmesi gereken, gerçekten çok önemli yapıtlardan oluşuyor.
PrimeMax TV’lerin programlarını hazırlarken diğer kanallardan farklı kriterleri dikkate almayı düşünüyor musunuz?
Kriterlerimiz genel anlamda, seçenek yaratmak üzerine kurulu. Örneğin ‘MovieMax’te, çok yüksek gişe hasılatına sahip, büyük bir prodüksiyon gösteriliyorsa, o sırada ‘PrimeMax’te daha özel bir kitleye seslenen, ya bir klasik, ya dünya sinemasından bir örnek ya da bağımsız bir filme rastlamak mümkün olacak. Diğer kanallardan bir başka farkı da, prime time kuşağında, genel kitleye hitap etmeyebilecek tarzda, kimi seyirciye “ağır” gelebilecek sanatsal yapıtların da yayımlanıyor olması. Tabi sadece sanat filmleri değil, yakın döneme ait, ses getirmiş, oyuncu kadrosu kuvvetli, usta yönetmenlerin çektiği, Oscar’lı, ödüllü, en iyi Hollywood filmleri de eşit oranda ‘PrimeMax’te seyirciye sunuluyor. Özetle ‘PrimeMax’ ‘has sinemaseverlerin’ buluştukları bir sinema kanalı.
Genel olarak kanallar için film seçimini nasıl bir ekip yapıyor? Her kanal için bir danışma kurulu var mı? PrimeMax TV’lerde ‘Yönetmen Sineması’ ve ‘Toplu Gösteriler’ gibi sinema tarihi konusunda daha fazla birikim gerektiren başlıklar çerçevesinde programlar hazırlamayı düşündüğünüzü göz önüne alırsak, bu yeni kanallar için film seçimi konusunda, alanında uzman kişilerden destek almayı düşünüyor musunuz?
Genel olarak film alımları konusunda pazarlama departmanımızın görüşleri de göz önüne alınıyor. Ancak teklif olarak bize gelen sinema paketlerinden film seçmek ya da beğendiğimiz bir filmin alınması için harekete geçmek benim üzerimde... Yaklaşık 14 yıldır çeşitli basın-yayın organlarında sinema yazarlığı yapmış, halihazırda SİYAD (Sinema Yazarları Derneği) üyesi ve hayatı sinemayla algılayan bir ‘sinema delisi’ olarak, her türden film seçimi konusunda seyircilerimizi memnun edecek tercihler yaptığımı düşünüyorum. Sinemayı sevmemi sağlayan Hollywood prodüksiyonlarından, ufkumu genişleten diğer ülke sinemalarına, derin bir sevgiyle adeta hatmettiğim Türk filmlerine kadar, milyarlarca insanı aynı duygu ortamında birleştiren ve adına sinema denen mucize icadın her türüne kendimi yakın hissediyorum. Dolayısıyla ‘MovieMax’e popüler filmler seçerken, üzerinden geçtiğim her filmle birlikte kendimi o masal dünyasında buluyorum. Sinematürk’le uğraşırken, belki çocukluğuma, belki de yaşamadığım ama içimde duyumsadığım bir döneme yolculuk yapıyorum. PrimeMax’ler ise, zaten görüp de çok sevdiğim, unutamadığım, önemli bulduğum ve herkesin görmesini arzuladığım yapıtlardan oluşuyor. Ülkemizde gösterime girmemiş yeni yapıtlar ise, mutlaka festival referansları, basında ya da başka mecralarda adından söz ettirmişliği, ödülleri, yönetmeni ya da oyuncularıyla değerlendirilerek programa alınıyor. Bu kriterlerle hareket ettikten sonra nihai olarak filmlerimizi, pazarlama, dış alımlar ve sinema kanallarıyla ilgili diğer departmanlarla da değerlendiriyor ve üyelerimizin beğenisine sunuyoruz.
Sinema tarihinde yer etmiş filmleri, o döneme veya yönetmene dair belirli bir bilgi-birikimi olan izleyiciler daha keyifli bir şekilde izliyorlar. İzleyicilerde böyle bir kültür yaratmaya dönük belgeseller, filmler öncesi sinema yazarları ve tarihçilerinin yapacağı sunumlar ya da Digiturk dergisinde yayınlanacak yazılar, vs. gibi film gösterimlerini destekleyici ek faaliyetler yapmayı düşünüyor musunuz?
Şimdilik, ‘PrimeMax’te ekrana gelen ‘Yönetmen Sineması’ kuşağı için, filmden önce gösterilmek üzere kısa bir sohbet programı düşünüyoruz. Bu kuşakta Coen Kardeşler’den Takeshi Kitano’ya, Claude Chabrol’den David Fincher’a, Nagisa Oshima’ya dek büyük yönetmenlerin filmlerine yer veriyoruz. Gelecek dönemlerde Fellini, Antonioni, Cronenberg, Ken Russell gibi aklınıza gelebilecek bütün usta yönetmenlerin başyapıtları gösterilecek. Filmlerin hemen öncesinde, 5-10 dakikalık bir sohbetle, yönetmenin yapıtlarını, filmografisini, o akşam gösterilecek filmiyle ilgili bilgileri vererek, seyircinin filmi daha donanımlı olarak seyretmesine yardımcı olacağız. Sonraki dönemlerde belki Bağımsız Sinema, Altın Filmler veya Hafta Sonu Özel kuşaklarımız için de böyle programlar olabilir.
DIGITURK dergide ise zaten ilk günden bu yana, ülkemizin en sevilen sinema yazarlarından Murat Özer, film yazılarını kaleme alıyor. Rutin film tanıtımları dışında, dergi sayfalarında özel sinema dosyaları hazırlıyor. Elbette gelecek sayılarda, daha farklı sinema yazıları, özel dosyalar kotarılabilir.
Türkiye’de sinema sektörünün en önemli sorunlarından biri korsan furyası. Digiturk’un de sinema çizgisinde, filmleri kaliteli koşullarda izleyiciye sunma gibi bir ilkeyle hareket ettiğini göz önünde tutunca, korsanın yaygın oluşundan nasıl etkilendiğinizi düşünüyorsunuz?
Biz sürekli yurt dışıyla bağlantılı çalışan, her an kendimizi güncelleyen ve yenilikleri takip eden bir platformuz. Bundan birkaç ay önce yurt dışından getirttiğimiz bir danışman, Türkiye’deki korsan vcd furyası ve diğer korsan yayınları gördüğünde, hayretler içerisinde “Korsan bu kadar yaygınken, siz nasıl ayakta durabiliyorsunuz?” diye sormuştu. Gerçekten de, hem bütün sektörler hem de ülkemiz için çok ağır bir yaradır korsancılık.
Şu anda 11 sinema kanalımızda, bir ay içerisinde 700’den fazla film ekrana getiriyoruz. Kabataslak bir hesap yaparsak, bugünkü fiyatlarla, tanesi ortalama 50.000 (yazıyla elli bin) liraya, 700 farklı film izleyebiliyorsunuz. Üstelik pırıl pırıl görüntüler, dublaj-altyazı-orijinal dil seçenekleri eşliğinde... Sadece günümüzün popüler filmleri değil, tüm bir sinema tarihi elinizin altında... Başta, DIGITURK için sinema tapınağı demiştim, hakikaten öyle. Bu kadar film, bu kadar “iyi” ve “görülmesi gereken” film, gerçekten ülkemizde başka hiçbir yerde yok! Ama ne yazık ki insanlar, böylesi bir hizmeti edinmek yerine, belki “daha ucuz” mantığıyla, sokaklarda satılan korsan filmleri tercih ediyorlar. Üstelik bu onlara toplamda daha pahalıya geliyor. Renk, ses, görüntü kalitesinin çok düşük düzeyde olmasının yanı sıra, ödenen paralar ne yazık ki sinema sektörüne değil, artık “mafya” haline gelmiş birtakım insanların cebine gidiyor. Şöyle düşünelim, bir restoran açıyorsunuz. Ancak gelen müşteriler yemek yiyip parayı size değil, kapıdaki haraççıya ödüyor. O restoran siz para ödemedikçe, kaç gün açık kalabilir ve hizmet sunabilir ki? İnsanlar bunu düşünmüyorlar ve korsan kopyalarda severek izledikleri filmlerin parasını, bedelini alâkâsız insanlara ödeyerek, o filmlerin gerçek sahiplerinin, üreten emekçilerin daha yeni ve iyi işler yapmasına, hiç farkında olmadan engel oluyorlar.
Yeni fiyat düzenlemelerimizle birlikte, sinemaseverleri DIGITURK’e bekliyoruz. Küçük bir sır vermek isterim. DIGITURK’e bir kez abone olduktan sonra, bu kadar filmi ve yanı sıra diğer kanalları, hizmetleri gördükten sonra bırakmak gerçekten mümkün değil.
PrimeMax TV’ler şu anki mevcut kanallardan nasıl farklılaşacak?
Popüler Hollywood filmleri MovieMax’te; aksiyon-gerilim filmleri ShowTime’da; Hollywood klasikleri MGM Movies’de; aileye yönelik TV filmleri Hallmark’ta, Yeşilçam’dan örnekler Sinematürk’te ve en yeni Hollywood süper prodüksiyonları Salon’larda ekrana gelirken, PrimeMax’lerde daha özel filmler yayımlıyoruz. Başta Avrupa olmak üzere dünya sinemasından ödüllü, çarpıcı örnekler, usta yönetmenlerin başyapıtları, Amerikan sinemasının son dönemlerde ürettiği, unutulmazlar arasına girmiş kalburüstü yapıtlar... Kanalın bir özelliği de, toplu gösteri mantığına yer vermesi... Bir yönetmen, bir oyuncu ya da belli bir tema etrafında toplanan filmler, birbiri peşi sıra izlenebiliyor. Örneğin haziran ayında Salı akşamları ‘Afrika, Zenciler ve Yaşamlar’ başlığı altında, “Cry Freedom”, “Out of Africa”, “Jungle Fever”, “Gorillas in the Mist” gibi yapıtlar yer alıyor. Cumartesi ve Pazarları ekrana gelen ‘Hafta Sonu Özel’lerde (‘Special Weekend’) ise, örneğin ‘Fatih Akın Filmleri’, ‘Alfred Hitchcock Filmleri’ gibi özel başlıklar altında, en iyi yapıtlar peşpeşe seyirciye sunuluyor.
PrimeMax TV’leri açarken nasıl bir kitleye hitap etmeyi hedeflediniz?
PrimeMax seyircisi, sinemayı bilinçli bir şekilde takip eden, izleyeceği filmi seçerken sadece konusuna veya star oyuncusuna bakarak değil, yönetmeninden ödülüne, uyarlandığı romandan belki senaristine ya da ülkesine kadar dikkat ederek karar veren, zor beğenen, eğitimli bir kitle... Özellikle İstanbul’daki belli başlı film festivallerinin müdavimi olan, kült filmlere meraklı, farklılıklara ve yeni keşiflere açık sinemaseverleri hedefliyoruz. Elbette sinemayla yeni tanışan genç kuşaklar da, ‘PrimeMax’ler sayesinde bir süre sonra hem engin bir sinema birikimine sahip olacak, hem de dünya sinemasını yakından takip ederek, sadece Hollywood bazlı değil, çok daha geniş bir sinema kültürü edinecek. PrimeMax’lerde yayımladığımız görece eski tarihli (60’lar, 70’ler) filmler ise, sinema tarihinde kilometre taşı olmuş, sinemayı seven ve belli bir birikime sahip olmak isteyen her sinemaseverin mutlaka ama mutlaka görmesi gereken, gerçekten çok önemli yapıtlardan oluşuyor.
PrimeMax TV’lerin programlarını hazırlarken diğer kanallardan farklı kriterleri dikkate almayı düşünüyor musunuz?
Kriterlerimiz genel anlamda, seçenek yaratmak üzerine kurulu. Örneğin ‘MovieMax’te, çok yüksek gişe hasılatına sahip, büyük bir prodüksiyon gösteriliyorsa, o sırada ‘PrimeMax’te daha özel bir kitleye seslenen, ya bir klasik, ya dünya sinemasından bir örnek ya da bağımsız bir filme rastlamak mümkün olacak. Diğer kanallardan bir başka farkı da, prime time kuşağında, genel kitleye hitap etmeyebilecek tarzda, kimi seyirciye “ağır” gelebilecek sanatsal yapıtların da yayımlanıyor olması. Tabi sadece sanat filmleri değil, yakın döneme ait, ses getirmiş, oyuncu kadrosu kuvvetli, usta yönetmenlerin çektiği, Oscar’lı, ödüllü, en iyi Hollywood filmleri de eşit oranda ‘PrimeMax’te seyirciye sunuluyor. Özetle ‘PrimeMax’ ‘has sinemaseverlerin’ buluştukları bir sinema kanalı.
Genel olarak kanallar için film seçimini nasıl bir ekip yapıyor? Her kanal için bir danışma kurulu var mı? PrimeMax TV’lerde ‘Yönetmen Sineması’ ve ‘Toplu Gösteriler’ gibi sinema tarihi konusunda daha fazla birikim gerektiren başlıklar çerçevesinde programlar hazırlamayı düşündüğünüzü göz önüne alırsak, bu yeni kanallar için film seçimi konusunda, alanında uzman kişilerden destek almayı düşünüyor musunuz?
Genel olarak film alımları konusunda pazarlama departmanımızın görüşleri de göz önüne alınıyor. Ancak teklif olarak bize gelen sinema paketlerinden film seçmek ya da beğendiğimiz bir filmin alınması için harekete geçmek benim üzerimde... Yaklaşık 14 yıldır çeşitli basın-yayın organlarında sinema yazarlığı yapmış, halihazırda SİYAD (Sinema Yazarları Derneği) üyesi ve hayatı sinemayla algılayan bir ‘sinema delisi’ olarak, her türden film seçimi konusunda seyircilerimizi memnun edecek tercihler yaptığımı düşünüyorum. Sinemayı sevmemi sağlayan Hollywood prodüksiyonlarından, ufkumu genişleten diğer ülke sinemalarına, derin bir sevgiyle adeta hatmettiğim Türk filmlerine kadar, milyarlarca insanı aynı duygu ortamında birleştiren ve adına sinema denen mucize icadın her türüne kendimi yakın hissediyorum. Dolayısıyla ‘MovieMax’e popüler filmler seçerken, üzerinden geçtiğim her filmle birlikte kendimi o masal dünyasında buluyorum. Sinematürk’le uğraşırken, belki çocukluğuma, belki de yaşamadığım ama içimde duyumsadığım bir döneme yolculuk yapıyorum. PrimeMax’ler ise, zaten görüp de çok sevdiğim, unutamadığım, önemli bulduğum ve herkesin görmesini arzuladığım yapıtlardan oluşuyor. Ülkemizde gösterime girmemiş yeni yapıtlar ise, mutlaka festival referansları, basında ya da başka mecralarda adından söz ettirmişliği, ödülleri, yönetmeni ya da oyuncularıyla değerlendirilerek programa alınıyor. Bu kriterlerle hareket ettikten sonra nihai olarak filmlerimizi, pazarlama, dış alımlar ve sinema kanallarıyla ilgili diğer departmanlarla da değerlendiriyor ve üyelerimizin beğenisine sunuyoruz.
Sinema tarihinde yer etmiş filmleri, o döneme veya yönetmene dair belirli bir bilgi-birikimi olan izleyiciler daha keyifli bir şekilde izliyorlar. İzleyicilerde böyle bir kültür yaratmaya dönük belgeseller, filmler öncesi sinema yazarları ve tarihçilerinin yapacağı sunumlar ya da Digiturk dergisinde yayınlanacak yazılar, vs. gibi film gösterimlerini destekleyici ek faaliyetler yapmayı düşünüyor musunuz?
Şimdilik, ‘PrimeMax’te ekrana gelen ‘Yönetmen Sineması’ kuşağı için, filmden önce gösterilmek üzere kısa bir sohbet programı düşünüyoruz. Bu kuşakta Coen Kardeşler’den Takeshi Kitano’ya, Claude Chabrol’den David Fincher’a, Nagisa Oshima’ya dek büyük yönetmenlerin filmlerine yer veriyoruz. Gelecek dönemlerde Fellini, Antonioni, Cronenberg, Ken Russell gibi aklınıza gelebilecek bütün usta yönetmenlerin başyapıtları gösterilecek. Filmlerin hemen öncesinde, 5-10 dakikalık bir sohbetle, yönetmenin yapıtlarını, filmografisini, o akşam gösterilecek filmiyle ilgili bilgileri vererek, seyircinin filmi daha donanımlı olarak seyretmesine yardımcı olacağız. Sonraki dönemlerde belki Bağımsız Sinema, Altın Filmler veya Hafta Sonu Özel kuşaklarımız için de böyle programlar olabilir.
DIGITURK dergide ise zaten ilk günden bu yana, ülkemizin en sevilen sinema yazarlarından Murat Özer, film yazılarını kaleme alıyor. Rutin film tanıtımları dışında, dergi sayfalarında özel sinema dosyaları hazırlıyor. Elbette gelecek sayılarda, daha farklı sinema yazıları, özel dosyalar kotarılabilir.
Türkiye’de sinema sektörünün en önemli sorunlarından biri korsan furyası. Digiturk’un de sinema çizgisinde, filmleri kaliteli koşullarda izleyiciye sunma gibi bir ilkeyle hareket ettiğini göz önünde tutunca, korsanın yaygın oluşundan nasıl etkilendiğinizi düşünüyorsunuz?
Biz sürekli yurt dışıyla bağlantılı çalışan, her an kendimizi güncelleyen ve yenilikleri takip eden bir platformuz. Bundan birkaç ay önce yurt dışından getirttiğimiz bir danışman, Türkiye’deki korsan vcd furyası ve diğer korsan yayınları gördüğünde, hayretler içerisinde “Korsan bu kadar yaygınken, siz nasıl ayakta durabiliyorsunuz?” diye sormuştu. Gerçekten de, hem bütün sektörler hem de ülkemiz için çok ağır bir yaradır korsancılık.
Şu anda 11 sinema kanalımızda, bir ay içerisinde 700’den fazla film ekrana getiriyoruz. Kabataslak bir hesap yaparsak, bugünkü fiyatlarla, tanesi ortalama 50.000 (yazıyla elli bin) liraya, 700 farklı film izleyebiliyorsunuz. Üstelik pırıl pırıl görüntüler, dublaj-altyazı-orijinal dil seçenekleri eşliğinde... Sadece günümüzün popüler filmleri değil, tüm bir sinema tarihi elinizin altında... Başta, DIGITURK için sinema tapınağı demiştim, hakikaten öyle. Bu kadar film, bu kadar “iyi” ve “görülmesi gereken” film, gerçekten ülkemizde başka hiçbir yerde yok! Ama ne yazık ki insanlar, böylesi bir hizmeti edinmek yerine, belki “daha ucuz” mantığıyla, sokaklarda satılan korsan filmleri tercih ediyorlar. Üstelik bu onlara toplamda daha pahalıya geliyor. Renk, ses, görüntü kalitesinin çok düşük düzeyde olmasının yanı sıra, ödenen paralar ne yazık ki sinema sektörüne değil, artık “mafya” haline gelmiş birtakım insanların cebine gidiyor. Şöyle düşünelim, bir restoran açıyorsunuz. Ancak gelen müşteriler yemek yiyip parayı size değil, kapıdaki haraççıya ödüyor. O restoran siz para ödemedikçe, kaç gün açık kalabilir ve hizmet sunabilir ki? İnsanlar bunu düşünmüyorlar ve korsan kopyalarda severek izledikleri filmlerin parasını, bedelini alâkâsız insanlara ödeyerek, o filmlerin gerçek sahiplerinin, üreten emekçilerin daha yeni ve iyi işler yapmasına, hiç farkında olmadan engel oluyorlar.
Yeni fiyat düzenlemelerimizle birlikte, sinemaseverleri DIGITURK’e bekliyoruz. Küçük bir sır vermek isterim. DIGITURK’e bir kez abone olduktan sonra, bu kadar filmi ve yanı sıra diğer kanalları, hizmetleri gördükten sonra bırakmak gerçekten mümkün değil. Henüz kimse yorum yapmamış.


Ne Yaptığını Biliyorum ( 4 Aralık 2008 22:00 CNBC-e)
CNBC-e'de bu akşam 22:00'da Ne Yaptığını Biliyorum adlı 1997 yapimi korku-gerilim filmi ekrana geliyor.
CNBC-e'de bu akşam 22:00'da Ne Yaptığını Biliyorum adlı 1997 yapimi korku-gerilim filmi ekrana geliyor.

Sadece güneşli günlerde yürürsen hedefe ulaşamazsın.







Seanslar
Fragman

