Jim Sheridan'la "Yeni Bir Ülkede" ve organik yönetmenlik anlayışı üzerine...

Fuat Camgöz 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Bu hafta vizyona giren "Yeni Bir Ülkede"de kendi başından geçen olaylardan yola çıkan ve oldukça kişisel bir filme imza atan Jim Sheridan, önceden tahmin edilebilir olmanın önüne geçebilmek için filmi, izleyicinin bir sonraki adımda her şeyin olabileceğini düşünmesini sağlayacak, organik bir yöntemle çekmiş.
Bu hafta vizyona giren “Yeni Bir Ülkede”, İrlandalı yönetmen Jim Sheridan’ın yaşamından izler taşıyan, büyük ölçüde otobiyografik olduğunu söyleyebileceğimiz bir film. Sheridan’ın senaryosunu kızları Naomi ve Kirsten ile birlikte yazdığı film, oğullarını kaybettikten sonra yaşamlarında yeni bir sayfa açmak için, kaçak olarak Dublin’den New York’a gelen bir ailenin yeni ülkelerine alışma süreçlerine konu alıyor. Filmin pek çok sahnesini yıllar önce aynen deneyimleyen Sheridan, böyle bir film çekmenin yıllardır aklında olduğunu ama kızlarını işe dahil etmenin sonradan aklına geldiğini söylüyor:
Böyle kişisel bir öyküyü senaryolaştırmak sizi çok zorladı mı?
Aslında her şey kademeli bir şekilde gelişti. Başlangıçta bunun New York’a göçle ilgili komik bir film olmasını planlıyordum, ancak o haliyle öyküyü bir türlü adam edemedim ve iyi bir sonla bağlayamadım. Bu tıkanıklıktan sonra filme bir son yazmaları için kızlarımdan yardım istedim ve onlar öyküdeki ağırlığımı ortadan kaldırdılar. Senaryonun son haline ölen kardeşimin öyküsü gibi oldukça kişisel parçalar koydum, ama otobiyografik yanı biraz törpülendi. Yine de yaklaşık 8 yıl tek başıma, birkaç yıl da kızlarımla birlikte üzerinde çalıştığım, beni oldukça zorlayan bir çalışma olduğunu söylemeliyim.
Kızlarınızla birlikte nasıl bir yazma süreci geçirdiniz. Aynı sahneler üzerine mi çalışıyordunuz, yoksa her biriniz farklı sahneler üzerine mi çalışıyordu?
Önce ben bir taslak hazırladım ve kızlarımdan bu taslağı baz alarak kendi kişisel senaryolarını yazmalarını istedim. İkisi de 120 sayfalık, tamamen kendilerinin kahraman pozisyonunda olduğu senaryolar yazdılar. Benim kafamdaki anlatım yapısını da büyük ölçüde değiştirerek filme dış ses (voice over) eklemeyi uygun gördüler. Ben de önerdikleri değişikliklerin çoğunu olumlu buldum ve filmde kullanmaya karar verdim. Sonra üçümüz kafa kafaya verdik ve her birimizin taslağının üzerine konuşup senaryoya son halini verdik.
Kızlarınızın bu senaryodan önce de yazarlık deneyimi olmuş muydu?
Kristen bir film yapmıştı. Diğer kızım Naomi’nin de epey yazarlık deneyimi vardı. Benim gençliğime göre yazıyla aralarının oldukça iyi olduğunu söyleyebilirim. Düşünsenize, senaryoyu birlikte yazmaya başladığımızda biri 17, diğeriyse 20 yaşındaydı.
Peki yazarlığa ve özellikle de sinemaya olan ilgilerinde sizin rolünüz oldu mu?
Sanırım bunda benden çok İrlanda Sanat Merkezi’nin (Irish Art Center) etkisi oldu. Benim orada görevli olduğum süre boyunca, kızlarım hep Merkez’deki aktivitelerin içinde yer aldılar ve dans dersleri aldılar. Merkez, onlar için bir tür bebek bakıcısıydı. Sanatla bu kadar içli dışlı olunca, özellikle doğaçlama konusundaki yetenekleri inanılmaz gelişti.
Senaryoyu yazma aşamasında hiç önce yazıp, sonradan fazla kişisel olduğunun düşündüğünüz için çıkardığınız bölümler oldu mu?
Hayır, yazdığım tek bir şey bile böyle bir rahatsızlık yaratmadı.
Peki önce çekip sonra kurgu sırasında dışarıda bırakmak zorunda kaldığınız için çok üzüldüğünüz bir sahne oldu mu?
Aslında kestiğiniz sahneleri hep unutursunuz, unutmak zorundasınızdır. Ama filmin başlarında olan, karakterler hemen sınırı geçtiklerinde yakalanıp cezalandırıldıkları bir sahne vardı ki bunu ben de bizzat yaşamıştım. 40 dolarlık bir cezaya çarptırılıyorlardı ve yanlarında yalnızca 38 dolar vardı. Bu, gerçekten komik bir sahneydi, ama filmin anlatımında iyi durmadığı için çıkarmak zorunda kaldım.
Filmde, büyük kıza neden 3 dilek dileme hakkı verdiniz?
Bunu yaptım, çünkü başka türlü filmin öykündeki önemli noktaları yansıtabilme şansım olmayacaktı. Bunun gibi nüans yaratan sahneler olmadan, izleyicinin, görülmeyen çocuklarının halen aileyle birlikte olduğunu gösterme şansım olmayacaktı. Babasının her şeyin üstesinden geleceği konusundaki dileği de filmde bunun için yer alıyor; bunu ancak bir çocuğun perspektifinden bu şekilde verebilirsiniz. Hayır, bu bazılarının belirttiği gibi sihirsel gerçekçilik filan da değil, olsa olsa çocuk sihri olabilir. Çocukken, dileklerin gerçekleşeceğine bu şekilde inanırız.
Filmin çekimlerini yaptığınız mekânlar, gerçekte sizin yaşadığınız mekânlara ne kadar benziyordu?
New York’taki ilk dairemiz Doğu Yakası’nın aşağı kısmındaydı, yani çekim mekânına oldukça yakındı. Ancak bizim yaşadığımız dairenin filmdekinden çok daha küçük olduğunu söylemeliyim. Ben, filmde genelde mekânları istediğiniz kadar küçük gösteremeyeceğinizi düşünüyorum; yaşamdaki kadar küçük mek3anları kullanmak filme gereksiz bir sıkıcılık katıyor. Bu nedenle, filmdeki mekânların daha ferah, daha ilginç ve daha sihirli olmasına çalıştım.
Peki Amerika’ya ilk geldiğinizde karşılaştığınız manzara düşlerinizdekilere uyuyor muydu?
Evet, kesinlikle. Her şeyden önce çok vahşiydi. Amerika’ya geldiğimde, o ana kadar hep içsel olan paranoya hissim, dış gerçeklikte de ifade bulmaya başladı.
Filmdeki tüm bu karakterler sizin ve ailenizin yaşam öyküsüne dayanıyor. Çekimler sırasında hiç oyuncularınızın, sırf bu sizin öykünüz olduğu için, yapabilecekleri bazı şeylerden feragat ettiklerini, kendilerini kısıtladıklarını hissettiğiniz oldu mu?
Aslında hayır. Sette, her zaman birlikte çok rahat olabileceğiniz bir yönetmenimdir, herkes de bunu bilir. Belki bilirsiniz, pek çok filmde oyuncular yönetmeni oynarlar. Benim filmimde bu durum biraz daha uç şekilde tezahür ediyor sadece.
Çalıştığınız çocuk oyuncular - Emma ve Sarah Bolger- gerçekten müthiş bir iş çıkarıyorlar. Bu oyuncuları nasıl buldunuz?
Aslında karşıma çıkan ilk çocuk oyuncular onlar oldu; hiç seçme filan yapmam gerek kalmadı. Bir odaya girdim ve Emma orada bekliyordu. Senaryodan bazı bölümleri oynamasını istedim ve oynamaya başladığı an müthiş olacağını anladım, gerçekten kusursuz oynuyordu. Ondan sonra salonda bekleyen birkaç çocuğa daha senaryodan bölümler okutmaya başladım. Tam paltosunu giyiyordu ki bana dönüp “Jim, yoksa onlara benim rolümü mü okutuyorsun?” diye sordu. Bunun bir seçme olduğunu söylemek istedim ama onu kırmayı hiç mi hiç istemiyordum. Ben de dönüp “Hayır,” dedim; “kimse senin rolünü okumuyor, rolü aldın.” Bunun üzerine kız kardeşinin aşağıda arabada beklediğini söyledi. Kaç yaşında olduğunu sordum, “10 yaşında,” dedi. Düşündüğüm rol için çok genç olduğunu söyledim, ama aşağı inip onu görmem için ısrar etti. Yine onu kırmayıp aşağı indim ve kardeşini görür görmez diğer rolü ona verdim.
Filmin yapım notlarında, yönetmenlik stiliniz için ‘organik’ deniyor. Bununla tam olarak kastettiğiniz nedir?
Şu anlamda organik: Filmde sürekli olarak bir tür ‘şimdi ne olacak’ hissi yaratmaya çalıştım. Bu, bir sonraki sahnede her şeyin olabileceğini düşünmenizi sağlayan, beklentilerinizi büyüten bir his. Kendinizle ilgili, tam olarak nasıl gerçekleştiğini çok iyi bildiğiniz bir öykü anlatırken, böyle bir açıklık bırakmanız şart; yoksa her şeyin öncede tahmin edilebilir olma riski var. Bu nedenle filmi ‘kontrol altında kaos’ diye özetleyebileceğim bir ruh hali içinde filmi yönetmeye zorladım.
Kaynak: http://romanticmovies.about.com/cs/inamerica/a/inam122003.htm
Böyle kişisel bir öyküyü senaryolaştırmak sizi çok zorladı mı?
Aslında her şey kademeli bir şekilde gelişti. Başlangıçta bunun New York’a göçle ilgili komik bir film olmasını planlıyordum, ancak o haliyle öyküyü bir türlü adam edemedim ve iyi bir sonla bağlayamadım. Bu tıkanıklıktan sonra filme bir son yazmaları için kızlarımdan yardım istedim ve onlar öyküdeki ağırlığımı ortadan kaldırdılar. Senaryonun son haline ölen kardeşimin öyküsü gibi oldukça kişisel parçalar koydum, ama otobiyografik yanı biraz törpülendi. Yine de yaklaşık 8 yıl tek başıma, birkaç yıl da kızlarımla birlikte üzerinde çalıştığım, beni oldukça zorlayan bir çalışma olduğunu söylemeliyim.
Kızlarınızla birlikte nasıl bir yazma süreci geçirdiniz. Aynı sahneler üzerine mi çalışıyordunuz, yoksa her biriniz farklı sahneler üzerine mi çalışıyordu?
Önce ben bir taslak hazırladım ve kızlarımdan bu taslağı baz alarak kendi kişisel senaryolarını yazmalarını istedim. İkisi de 120 sayfalık, tamamen kendilerinin kahraman pozisyonunda olduğu senaryolar yazdılar. Benim kafamdaki anlatım yapısını da büyük ölçüde değiştirerek filme dış ses (voice over) eklemeyi uygun gördüler. Ben de önerdikleri değişikliklerin çoğunu olumlu buldum ve filmde kullanmaya karar verdim. Sonra üçümüz kafa kafaya verdik ve her birimizin taslağının üzerine konuşup senaryoya son halini verdik.
Kızlarınızın bu senaryodan önce de yazarlık deneyimi olmuş muydu?
Kristen bir film yapmıştı. Diğer kızım Naomi’nin de epey yazarlık deneyimi vardı. Benim gençliğime göre yazıyla aralarının oldukça iyi olduğunu söyleyebilirim. Düşünsenize, senaryoyu birlikte yazmaya başladığımızda biri 17, diğeriyse 20 yaşındaydı.
Peki yazarlığa ve özellikle de sinemaya olan ilgilerinde sizin rolünüz oldu mu?
Sanırım bunda benden çok İrlanda Sanat Merkezi’nin (Irish Art Center) etkisi oldu. Benim orada görevli olduğum süre boyunca, kızlarım hep Merkez’deki aktivitelerin içinde yer aldılar ve dans dersleri aldılar. Merkez, onlar için bir tür bebek bakıcısıydı. Sanatla bu kadar içli dışlı olunca, özellikle doğaçlama konusundaki yetenekleri inanılmaz gelişti.
Senaryoyu yazma aşamasında hiç önce yazıp, sonradan fazla kişisel olduğunun düşündüğünüz için çıkardığınız bölümler oldu mu?
Hayır, yazdığım tek bir şey bile böyle bir rahatsızlık yaratmadı.
Peki önce çekip sonra kurgu sırasında dışarıda bırakmak zorunda kaldığınız için çok üzüldüğünüz bir sahne oldu mu?
Aslında kestiğiniz sahneleri hep unutursunuz, unutmak zorundasınızdır. Ama filmin başlarında olan, karakterler hemen sınırı geçtiklerinde yakalanıp cezalandırıldıkları bir sahne vardı ki bunu ben de bizzat yaşamıştım. 40 dolarlık bir cezaya çarptırılıyorlardı ve yanlarında yalnızca 38 dolar vardı. Bu, gerçekten komik bir sahneydi, ama filmin anlatımında iyi durmadığı için çıkarmak zorunda kaldım.
Filmde, büyük kıza neden 3 dilek dileme hakkı verdiniz?
Bunu yaptım, çünkü başka türlü filmin öykündeki önemli noktaları yansıtabilme şansım olmayacaktı. Bunun gibi nüans yaratan sahneler olmadan, izleyicinin, görülmeyen çocuklarının halen aileyle birlikte olduğunu gösterme şansım olmayacaktı. Babasının her şeyin üstesinden geleceği konusundaki dileği de filmde bunun için yer alıyor; bunu ancak bir çocuğun perspektifinden bu şekilde verebilirsiniz. Hayır, bu bazılarının belirttiği gibi sihirsel gerçekçilik filan da değil, olsa olsa çocuk sihri olabilir. Çocukken, dileklerin gerçekleşeceğine bu şekilde inanırız.
Filmin çekimlerini yaptığınız mekânlar, gerçekte sizin yaşadığınız mekânlara ne kadar benziyordu?
New York’taki ilk dairemiz Doğu Yakası’nın aşağı kısmındaydı, yani çekim mekânına oldukça yakındı. Ancak bizim yaşadığımız dairenin filmdekinden çok daha küçük olduğunu söylemeliyim. Ben, filmde genelde mekânları istediğiniz kadar küçük gösteremeyeceğinizi düşünüyorum; yaşamdaki kadar küçük mek3anları kullanmak filme gereksiz bir sıkıcılık katıyor. Bu nedenle, filmdeki mekânların daha ferah, daha ilginç ve daha sihirli olmasına çalıştım.
Peki Amerika’ya ilk geldiğinizde karşılaştığınız manzara düşlerinizdekilere uyuyor muydu?
Evet, kesinlikle. Her şeyden önce çok vahşiydi. Amerika’ya geldiğimde, o ana kadar hep içsel olan paranoya hissim, dış gerçeklikte de ifade bulmaya başladı.
Filmdeki tüm bu karakterler sizin ve ailenizin yaşam öyküsüne dayanıyor. Çekimler sırasında hiç oyuncularınızın, sırf bu sizin öykünüz olduğu için, yapabilecekleri bazı şeylerden feragat ettiklerini, kendilerini kısıtladıklarını hissettiğiniz oldu mu?
Aslında hayır. Sette, her zaman birlikte çok rahat olabileceğiniz bir yönetmenimdir, herkes de bunu bilir. Belki bilirsiniz, pek çok filmde oyuncular yönetmeni oynarlar. Benim filmimde bu durum biraz daha uç şekilde tezahür ediyor sadece.
Çalıştığınız çocuk oyuncular - Emma ve Sarah Bolger- gerçekten müthiş bir iş çıkarıyorlar. Bu oyuncuları nasıl buldunuz?
Aslında karşıma çıkan ilk çocuk oyuncular onlar oldu; hiç seçme filan yapmam gerek kalmadı. Bir odaya girdim ve Emma orada bekliyordu. Senaryodan bazı bölümleri oynamasını istedim ve oynamaya başladığı an müthiş olacağını anladım, gerçekten kusursuz oynuyordu. Ondan sonra salonda bekleyen birkaç çocuğa daha senaryodan bölümler okutmaya başladım. Tam paltosunu giyiyordu ki bana dönüp “Jim, yoksa onlara benim rolümü mü okutuyorsun?” diye sordu. Bunun bir seçme olduğunu söylemek istedim ama onu kırmayı hiç mi hiç istemiyordum. Ben de dönüp “Hayır,” dedim; “kimse senin rolünü okumuyor, rolü aldın.” Bunun üzerine kız kardeşinin aşağıda arabada beklediğini söyledi. Kaç yaşında olduğunu sordum, “10 yaşında,” dedi. Düşündüğüm rol için çok genç olduğunu söyledim, ama aşağı inip onu görmem için ısrar etti. Yine onu kırmayıp aşağı indim ve kardeşini görür görmez diğer rolü ona verdim.
Filmin yapım notlarında, yönetmenlik stiliniz için ‘organik’ deniyor. Bununla tam olarak kastettiğiniz nedir?
Şu anlamda organik: Filmde sürekli olarak bir tür ‘şimdi ne olacak’ hissi yaratmaya çalıştım. Bu, bir sonraki sahnede her şeyin olabileceğini düşünmenizi sağlayan, beklentilerinizi büyüten bir his. Kendinizle ilgili, tam olarak nasıl gerçekleştiğini çok iyi bildiğiniz bir öykü anlatırken, böyle bir açıklık bırakmanız şart; yoksa her şeyin öncede tahmin edilebilir olma riski var. Bu nedenle filmi ‘kontrol altında kaos’ diye özetleyebileceğim bir ruh hali içinde filmi yönetmeye zorladım.
Kaynak: http://romanticmovies.about.com/cs/inamerica/a/inam122003.htmHenüz kimse yorum yapmamış.


Ne Yaptığını Biliyorum ( 4 Aralık 2008 22:00 CNBC-e)
CNBC-e'de bu akşam 22:00'da Ne Yaptığını Biliyorum adlı 1997 yapimi korku-gerilim filmi ekrana geliyor.
CNBC-e'de bu akşam 22:00'da Ne Yaptığını Biliyorum adlı 1997 yapimi korku-gerilim filmi ekrana geliyor.

Herkes cennete gitmek ister, ama hiç kimse ölmek istemez.







Seanslar
Fragman


