Lars von Trier ve hiç bitmeyen engelleri!
Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Yalnızca Danimarka'nın değil, dünya sinemasının da en provakatif yönetmenlerinden olan Lars von Trier'in son projesi "Beş Engel", yönetmenin engeller üzerinden film dilini sorgulayışının iyice kristalize olduğu bir örnek olarak göze çarpıyor.
Lars Von Trier kim? Bu sorunun pek çok farklı cevabı olabilir. Lars von Trier kimilerine göre bir dahi, kimilerine göre benzerine az rastlanacak bir yetenek, kimilerine göre basit bir şarlatan, kimilerine göre havası biraz fazla kaçmış bir balon, kimilerine göre yönetmenden çok başarılı bir pazarlama uzmanı kimilerine göre egosunun buyrukları altında ezilen ve yeteneğini boşa harcanan bir dahi, kimilerine göre teknolojinin araç değil amaç olarak görüldüğü sinemayı köklerine döndürecek tokadı atan kurtarıcı bir adam, kimilerine göre zamanın gerisinde duran bağnaz, inatçı ve haddi bildirilmesi gereken bir burjuva.... Trier’e takılan sıfatların listesi böyle uzayıp gidebilir. Ancak hakkında ne düşünülürse düşünülsün, hemen herkesin ortak bir noktada buluştuğu bir gerçek var ki o da Trier, sinemanın son yirmi yılı içinde ortaya çıkan en önemli isimlerden birisi. Trier sadece çektiği filmlerle değil, takındığı kimilerine göre anlamsız, karaktersiz, çelişkili tavırla, dünyanın dört bir köşesinde sinema adına derin tartışmaların kopmasına neden olmuş, ardından binlerce ismi sürüklerken binlerce başkasını da karşısına almış; pek çok kişinin sinema ile ilgili yaklaşımlarını açıklarken argüman olarak kulladıkları ilginç bir isim. Bazı çevrelerce sinema dili açısından yerden yere vurulan Trier, kariyerinin başlangıcından itibaren ne söylediği kadar nasıl söylediği de tartışılan bir yönetmen oldu. Trier’in ilginç projelerini arka arkaya sıralamak bile en iyi ihtimalle “çılgın” bir yönetmenle karşı karşıya olduğunuzu anlamak için yeterli: Çekimleri 30 yıla yayılan ve her yıl üç dakikası çekilen “Dimensions”, sadece doğal ışık kullanılarak ve handycamlerle çekilen “Idiots”, toplamda 10 saatlik bir film haline gösterilen kült hastane dizisi “Riget”, tamamı Amerika dışında geçen müzikal melodram “Karanlıka Dans”, siyah beyaz ve renkli kısımların birbiri içine geçtiği “Europa”, hiç set kurmadan çekilen “Dogville”, her biri ayrı bir yönetmen tarafından ancak aynı senaryoya göre çekilen ve aynı anda televizyondan yayınlanarak seyirciye kendi kurgusunu yapma imkanı tanıyan “D-Dag”..... Trier’in izleyicisini rahatsız etmeyi hedefleyen tutumu yönetmenin biçimsel yanıyla sınırlı kalmadı. Başta mide bulandıran, kumlu handycam görüntüleri, dijital sinemanın yayılmasıyla ‘dogma estetiği’ olarak pekçokları tarafından kabul gördü. Sinemadan baş dönmesi ile çıkan kalabalık bir kaç yıl içinde bu tür pek çok filmle karşılaştı. Trier’in zamanla alışılan görsel tavrına karşılık yönetmenin filmleri sinema salonundaki bireyler için kuvvetli bir tokat olmaya devam etti. Trier, filmlerinde erdem, doğruluk ve iyilik adına herşeylerini ortaya koymuş karakterleriyle başta gönlümüzü çalıyor, daha sonra bu karakterlere akla gelebilecek her türlü zalimliği yaparak bizi derinden sarsıyordu. “Avrupa”daki naif ve ülkesine yardım etmekten başka bir derdi olmayan kondüktör Leopold Kessler, çocuğunun kaybetmenin acısını yaşayan Karen, oğlu kör olmasın diye yemeyen içmeyen para biriktiren Selma, kocasın iyileşsin diye hayatını vermeye razı olan Bess, Dogville’dekiler için saçını süpürge eden Grace, Trier’in yarattığı acımasız ve korkunç dünyanın tokadını yerken, seyirci her seferinde sinemadan daha bitap düşmüş şekilde çıkıyordu. Trier benzersiz bir geri sayımla Avrupa’da sular altında kalmamızı istiyor, Grace’in yaşadığı aşağılanmaya ortak olmamızı bekliyor, Selma’nın idama gidişine bizi tanık etmek istiyordu. Pek çoklarına göre “Dogville” -hem biçim hem de içerik itibariyle seyircisine işkence etmekten hoşlanan- Trier’in sinema anlayışının sınırlarını belirliyordu. Öyle ya, kurallar, kısıtlamalar ve dogmalar aşığı yönetmenimiz bu kez Amerika’nın orta yerinde geçen bir öyküyü karanlık bir hangarda çekmeye karar vermiş; set kurmak, figürasyon kullanmak, atmosfer yaratmak gibi zahmetlerin hiçbirine katlanmamıştı. Seyirci “Dogville”in ilk otuz dakikasında bu tuhaf teatral filmin biçiminin şokunu atlatır atlatmaz, Dogville denen kasabaya cennetten düşmüş karakterimiz Grace’in yaşadığı akıl almaz işkencelere göğüs germek durumunda kalıyordu. Von Trier aldığı tepkilere güle dursun, yönetmenin çıtayı daha yükseltemiyeceğini düşünenler yanıldıklarını bu kez de “Lars Von Trier’den 5 Engel” adlı proje ile gördüler. Proje temel olarak Trier’in tüm diğer filmleriyle ortak yönler içeriyordu. “5 Engel” de diğer Trier filmleri gibi seyircinin kabullenmekte güçlük çekeceği biçimsel denemeler içeriyordu. Tıpkı diğer Trier filmlerinde olduğu gibi bu film de doğru bildiğini yapmak uğruna her türlü zorluğa katlanan bir Trier karakteri ve onun önüne olanca acımasızlığıyla çıkan güçlükleri içeriyordu. Ancak bu filmle ilgili öylesine tuhaf bir farklılık vardı ki, filmin sadece konusunu duyanlar bile böylesi bir projenin olsa olsa Trier’in başının altından çıkacağına ikna oldular. “Lars von Trier’den 5 Engel”de gördüklerinizin tamamı gerçekti. Filmin ana kahramanı olan Jorgen Leth’in karşısına tüm zalimliğiyle dikilen şeytani figür Lars Von Trier’den başkası değildi. Projenin akıllara zarar öyküsü genel olarak aşağıdaki hatlar üzerinden ilerliyordu: Lars von Trier, en sevdiği yönetmenlerinden birisi olan ve şimdilerde Haiti’de yaşayan 50’lerini devirmiş ünlü yönetmen Jorgen Leth’i yeteneğini test edecek bir deneyime davet eder. İkilinin arasında Mephisto ile Faust’un arasındaki benzer bir anlaşma imzalanır. Trier yönetmen Jorgen Leth’ten 35 sene önce çektiği bir kısa film olan “Kusursuz İnsan”ı tekrar çekmesini ister. Leth, Trier’in hayranlıkla hatırladığı filmi, “Kusursuz İnsan”ı 5 kez daha çekecektir ama filmin her bir çekimi için Trier’in koyduğu kurallara uyması gerekecektir. Başlangıçta kolay gibi görünen görevi, Trier’in acımasız kuralları, taviz vermeyen kimliği, alaycı yapısı, inatçı ve sadist yüzü görünmeye başladıkça işin rengi değişir. Trier her engelde çıtayı yükselterek hem Jorgen Leth’in inanılmaz yaratıcı kimliğini, hem de kendi gizemli kimliği ve sinemasal tavrı ile ilgili pek çok cevabı gözlerimizin önüne serer. Kurmaca ve belgeselin daha önce hiç görülmemiş bu birleşimi, iki usta yönetmen arasındaki ego savaşı ile değişik bir dramatik derinlik kazanıyor. Lars Von Trier, idol yönetmeni Jorgen Leth’i geçirdiği sınavlarda yönetmenin etik kurallarını, fiziksel dayanıkılığını, yaratıcılığını, teknik yeterliliğini masaya yatırırken tüm bu kavramlar hakkında kendi tavrını da ortaya koymuş oluyor. Projeye büyüteç tutup Trier’le Leth arasındaki diyalogların satır araları okunduğunda Trier’in sinemasına dair ipucu yakalamak mümkün hale geliyor. “Lars Von Trier’den 5 Engel” yönetmenin kuralcı yanı ile ilgili karanlıkta kalmış pek çok noktayı da aydınlığa kavuşturuyor. Trier, Leth’in üstesinden gelmek için aylarca uğraşıp, dünyanın öbür ucuna gitmesini gerektiren engelleri bir kaç dakika içinde tamamen doğaçlama olarak üretiyor. Hemen herbirinden birer şaheserin oluştuğu engeller için uzun uzadıya düşünmüyor Trier. Ünlü Dogma kurallarınını yirmi dakikada oluşturan yönetmen, kurallarını nedenlendirmek, açıklamak, onları savunmak ya da ciddiye almak konusunda özen göstermiyor. Yönetmen için önemli olan tek şey kurallara elinden geldiğince uymaya çalışmak. Sinemaya adım attığı ilk andan itibaren son derece ağır bir disiplinle çalışmayı seven yönetmenin Jorgen Leth’e verilebilecek en büyük ceza olarak seçtiği engel yönetmenin sinema anlayışını da özetliyor. Trier’e göre bir yönetmene verilebilecek en büyük ceza, ona sonsuz özgürlük tanımak ve önüne engel koymamaktır. “Lars Von Trier’den 5 Engel” çalışma metodu tüm sinema dünyasını derinden etkileyen son yılların en önemli yönetmeninin hem terapist hem de hasta koltuğunda oturduğu deneysel bir çalışma. Film birbirinden yetenekli iki yönetmenin arasındaki sanatsal iddia etrafında ilerlerken, seyiriciye benzer ender bulunur bir deneyimin keyfini sürmek ve bu iki yaratıcı zihnin derinliklerine dalmak kalıyor. (Lars von Trier’den Beş Engel filminin dağıtımcı şirketi Bir Film tarafından hazırlanan basın dosyasında yer alan Tunç Şahin’in kaleme aldığı kapsamlı yazında alınmıştır.)
Henüz kimse yorum yapmamış.
TV'de bugün
Ne Yaptığını Biliyorum ( 4 Aralık 2008 22:00 CNBC-e)
CNBC-e'de bu akşam 22:00'da Ne Yaptığını Biliyorum adlı 1997 yapimi korku-gerilim filmi ekrana geliyor.
Replik
Herkes cennete gitmek ister, ama hiç kimse ölmek istemez.
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com