Nehir Erdoğan: "İlk kez bu filmde doğal olarak ağlamayı başardım"

Nehir Erdoğan:
"İlk kez bu filmde doğal olarak ağlamayı başardım"
Nadir Öperli 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
"Okul" filminde Güldem karakterini canlandıran Nehir Erdoğan, Türkiye'nin yeni yıldız adaylarından. Erdoğan'la geçtiğimiz Ağustos ayında, filmin çekimlerinin gerçekleştirildiği Kabataş Erkek Lisesi'nde buluşmuş ve çekimlerin arasında hem filmle ilgili hisleri hem de Güldem karakteri hakkında düşünceleri üstüne hoşça sohbet etmiştik.
Geçtiğimiz Ağustos ayında, Altyazı Aylık Sinema Dergisi’nde birlikte çalıştığımız Fırat Yücel’le çekimlerinin son günleri yaklaşan “Okul” filminin Kabataş Lisesi’ndeki setini ziyaret etmiş ve filmin oyuncularının yanı sıra, yönetmenler Durul ve Yağmur Taylan’la da söyleşmiştik. Taylan Kardeşlerle yaptığımız söyleşinin bir bölümünü Altyazı Aylık Sinema Dergisi’nin Kasım 2003 sayısında yayımladık. Ancak oyuncularla yaptığımız söyleşileri o dönemde yayınlayacak bir mecra bulamadık ve nadasa bıraktık. Özellikle, Nehir Erdoğan’ın bazı yerlerde şimdiye kadar en keyif aldığı söyleşi olduğunu söylediği, samimi sohbetimizi bir yerlerde yayınlamamız gerektiğini düşünüyor ve filmin vizyona girmesini bekliyorduk. İşte nihayet “Okul” vizyonda ve zamanda bir yolculuğa çıkmanın tam zamanı. Kabataş Lisesi’nin kocaman ve de karanlık sınıflarından birindeyiz. Vakit geceyarısını çoktan geçti. Filmde canlandırdığı Güldem karakterinin kırılma yaşadığı bir sahnenin hemen ardından, rüzgarın gıcırdattığı pencerelerin sesleri altında Nehir Erdoğan’la sohbete başlıyoruz… Filmdeki Güldem karakterini canlandırmak için romanı okumuşsunuzdur mutlaka. Senaryonun romandan oldukça farklı olduğunu biliyoruz. Bu değişikliklerde sizi memnun etmeyen noktalar oldu mu? Teknik olanaklar nedeniyle bazı sahneleri çekemiyor oluşumuza üzüldüm. Keşke mümkün olsaydı da romanda Doğu’nun yazdığı tiyatrodaki bölüm gibi masalsı sahneleri çekebilseydik. Genel değişiklikler dışında, işte hikâyenin üniversite değil lisede geçmesi gibi detaylar dışında, Güldem karakteri şöyle bir şekilde benim üstüme oturuyor ve biçim değiştiriyor; benim dışımda biri canlandırsa da olacak bir değişim bu. Örneğin romanı okumaya başladığımda, bir şekilde, Güldem’in benden çok farklı olduğunu düşünmüştüm. Bir süre sonra, Güldem’in bana çok benzediğini fark etmeye başladım. Sette bu his daha da arttı ve adeta Güldem benim üstüme oturarak yeni bir biçim aldı. Bir de anlatımla ilgili konular var tabii ki. Romanda çok daha fazla alanınız var ve her şeyi daha açık ve seçik anlatabiliyorsunuz. Filmde öyküyü belli klişeler içine oturtarak anlatmanız gerekiyor. Mesela izleyicinin Güldem karakterinden nefret etmemesi lazım ki romanda bu, zaman zaman olabiliyordu. Çekimler ilk başladığında, aslında Güldem böyle değil, Gökalp’e hiç aşık değil filan diye düşünüyordum, sonra kendimle mücadele ederek romanı unuttum ve Güldem’e bakışımı dengeledim. Güldem değişim geçiren bir karakter. Daha sakin başlayıp giderek kontrolünü kaybediyor. Bu dönüşümü vermekte zorluk çektiniz mi? Hayır, hiç çekmedim. Kendi hayatımda normalde statik gitmeme rağmen, dalgalanmaya başladığım zaman, aniden kopan, çok inişli çıkışlı yaşayan bir insan olduğum için, Güldem karakterindeki dönüşümü vermekte bir sıkıntı çekmedim. Sadece şöyle bir çelişkiye düştüm: Tamam, ben dengesizliğimi bu şekilde yaşıyorum, ama Güldem de böyle midir gerçekten, yoksa ben kendimden çok fazla şey mi katıyorum diye düşündüm. Tamam onun da ciddi bir kırılma yaşadığı anlar var; ama gerçekten böyle mi tepki verir? Sonunda, yaşadıklarından sonra böyle tepkiler vereceğine kanaat getirdim ve kendi kendimi ikna ettim. Çekimler sırasında tek zorlandığım ki bu da yine benim yapımla ilgili bir şey, herhangi bir madde olmadan ağlayabilmek. Başlangıçta, ilk ağlama sahnelerimde göz yaşartıcı bir şeyler kullanmadan ağlamayı başaramadım. Ellerim titriyor, çenem titriyor, dişlerimi sıkıyorum; ama bir türlü gözümden yaş gelmiyor; normalde de ne kadar üzgün ve mutsuz olursam olayım ağlayamam, somurtup kalırım. Ancak sonraki sahnelerde baya baya gözlerim dolmaya başladı, hatta yaş da akmaya başladı. Bu da antremanla ilgili bir şeymiş herhalde, oyunculuk şakram açıldı adeta. Anlayacağınız, ilk kez bu filmde doğal olarak ağlamayı başardım. Film aslında daha çok Gökalp’in yaşadığı karşılıksız aşk üzerinden yürüyor, çünkü seyirci bu hisle daha rahat özdeşim kurabilir. Ancak senin Güldem karakterinin birinin aşkına karşılık verememe, onun altında ezilme gibi bir yönü var. Kitapta olmayan bu boyut, seyircinin Güldem’den nefret etmemesi için senaryoya eklenen bölümlerden biri mi sence? Evet, az önce bahsettiğim de tam buydu aslında. İzleyicinin nefret etmemesini sağlayan kısım bu işte. Ben, romanı okuduktan ve kendi hayatımla karşılaştırdıktan sonra, “kız da Gökalp’i seviyor, ama…” gibi bir yönü olmadığına karar vermiştim. Aslında Gökalp kızın birebir çok şey paylaşabileceği bir insan. Sonuna kadar onu anlıyor, hayalleriyle ilgili onu motive ediyor, her şeyi onunla konuşabiliyor; ama garip bir şekilde aşk böyle bir şey değil işte. Öte yandan bir de Ersin’e bakın, hakikaten saçma sapan bir karakter; ama Güldem gerçekten ona aşık. Hayatta da bu böyle oluyor. Bir şekilde bizleri cezbeden bir güç oluyor; bu kim zaman para, kim zaman yakışıklılık, kimi zaman popülerlik, kimi zaman da arkadaş çevresi olabiliyor. Bir yerde, gözümüzde büyütecek bir yön arıyoruz aşık olduğumuz kişide. Ama dediğim gibi, biz senaryoda bu durumu biraz farklılaştırdık. Çekimler sırasında korku filmi atmosferini sette hissediyor musunuz? Aslında biraz zor hissediyorum. Etrafınızda bir sürü insan varken, izleyicinin görmediği onlarca ışık, teknik araç-gereç ve hepsinden de önemlisi kamera varken o havayı yakalamak biraz zor oluyor. Ama Kabataş Lisesi bu atmosfere girebileceğim mekânlara sahip; ben de sahnelerden önce, boş kaldıkça keşfettiğim kuytu köşelere giriyorum ve kendi kendimi havaya sokuyorum. Genelde ben anında hissedip oynamayı tercih ediyorum. O yüzden provalarda çok konsantre olmuyorum, evde de ayna karşısına geçip kendi kendime prova yapmam; çünkü her seferinde başka bir his verdiğime inanıyorum. En iyi oyunumu hep kamera karşısına saklıyorum. Bu tabii ki oyunculuğa nasıl başladığımla ilgili. Ailem lise hayatım boyunca tiyatro yapmama karşı çıktığı için evde çalışmam, prova yapmam mümkün değildi ve ailem oyunculuk çalıştığımı görecek diye utanırdım, rahat olamazdım. Bu his kaldı bende, ancak sete geldiğimde ya da sahneye çıktığımda bu utanç duygusu gidiyor ve tamamen kendimi rolüme verebiliyorum. Peki Taylan Kardeşler’in, oyuncu yönetimi açısından sizi bu atmosfere sokmak için izlediği özel yöntemler var mı? Tabii ki var. Özellikle korku sahnelerinde kati bir sessizlik olmasını istiyorlar. Bir de oyuncular olarak şöyle bir şey keşfettik. İki yönetmenimizden biri, Yağmur Taylan, psikiyatrist ve bizi germe konusunda özel taktikleri var. Bizim çok eğlendiğimizi, gevşediğimizi görünce, alttan alta bizi germeye çalışıyor ve bunu oldukça profesyonel bir şekilde yaptığını söylemeliyim.
Henüz kimse yorum yapmamış.
TV'de bugün
Vicdan (19 Mart 2010 23:15 Kanal D)
Nurgül Yeşilçay, Murat Han, Tülin Özen, Nazan Kesal ve Rıza Sönmez'in rol aldığı "Vicdan" adlı film Tv'de ilk kez bu akşam 23:15'te Kanal D ekranlarında.
Replik
Sil Baştan
Bana azıcık ilgi gösteren her kadına aşık olmak zorunda mıyım?
« »
Copyright © 1998-2010 Sinema.com