Ferzan Özpetek: 'Seyirciye ulaşmak ödüllerden daha önemli'
Esin Küçüktepepınar 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
'Karşı Pencere' sonunda ülkemizde de açılıyor..
Aslında filmden önce haberleri gelmeye başladı.
'Karşı Pencere' Italya'da büyük ilgi görüyor, ülkenin en prestijli ödüllerini topluyordu. Son filmi 'Karşı Pencere'yi izleyen seyirci ve eleştirmenler 'yılın filmi' olarak değerlendirdiler. Ancak şimdi onun için ülkesinde göreceği ilgi daha önemli.
Ferzan Özpetek ile samimi bir söyleşi...
Yıllar önce sinema yapma sevdasıyla gittiğiyle bu ülkede okullar okundu, yıllarca tiyatro ve sinemada emek verildi. ‘Hamam’ ile başlayan kamera arkasındaki ilk ‘solo’ çalışmasını, yetkin bir sinemacı olarak kabul gördüğü ‘ Harem Suare’ izledi. Büyük şan ve şöhret hayalleri de ‘Cahil Periler’le gerçekleşti.
Şimdi ise son filmi 'Karşı Pencere' ile sinemalarımızda...

İtalya’da ve Avrupa’nın bir çok yerinde sayısız ödül aldınız. Gerçi ödüllere müteşekkir ama onların esas niyetinizi yani sinemanızı yapma tutkunuzu dağıtmasına izin vermek istemeyen bir haliniz var. F.Ö: Ödüller insanı motive etmek için çok önemli olsa da benim için seyirciye ulaşmak daha önemli. ‘Karşı Pencere’ seyircinin de ve film eleştirmenlerinin de beğendiği bir film oldu. Bu ikisini birarada yakalamak beni çok mutlu ediyor.

İtalya ile Akdenizli olmak gibi ortak bir yönümüz var ve sinema evrensel bir dil ama sonuçta ‘karşı pencereler’ söz konusu. Filmin orada yarattığı ilgiyi Türkiye’de de göreceğini düşünüyor musunuz? F.Ö: Filmin Italya’da gördüğü büyük ilgiyi ben de açıklayamıyorum. İnsanlar doğrudan duygularıyla bağlandılar filme. Mesela Ninno Moretti kurgu aşamasında izledi, beğendi ve bir iki öneri getirip gitti. Sonra karşılaştığımızda sinemada izlerken insanların büyük beğenisi ve duygusal tepkisini gördüğünü söyledi ve yarattığı bu etkiyle beni içtenlikle tebrik etti. Bu nedenle Türkiye’de nasıl karşılanacak bilmiyorum ama ülkemde ilgi görmesi benim için çok önemli.

Bir ‘yabancı’ olarak İtalya’da böyle bir başarı yakalama süreci çok zor geçmiştir değil mi? F.Ö: Her yabancı için bir başka ülkede varolmak zor. Hele sinema dünyasında başarılı olmak İtalyan olsanız da çok zor zaten. Üstelik bir yabancıysanız kimse ‘buyrun yapın’ demiyor. Başlangıçta daha fazla çaba harcamak zorunda kaldım. Onlar bir yapıyorsa ben on misli çabalıyordum. Ama her zaman destek gördüm, kapılar önümde açıldı. Bir Türk olmanın hiç bir dezentajını yaşamadım. Aksine Türk olmak benim altıncı vitesim oldu. Geldiğim kültür, getirdiğim zenginlik bence çok önemli. 'Cahil Periler' ve 'Karşı Pencere', Türkiye'ye dair filmler değiller ama bir Türk yönetmenin filmleri. Sonuçta yönetmen önemlidir sinemada, ülke olarak görmüyorum olayı.

Değişen dünya dengeleri, kimlikleriyle birlikte ‘ülke sineması’ yerine bir çeşit ‘mülteci’ sineması öne çıkıyor sanki. Yani farklı kültürlerden gelen yaşamlar içiçe geçmiş, çok boyutlu, farklı ve zengin bir bakış açısı var. F.Ö: Bunların bazıları ‘dışarıdan’ bir bakış oluyor. Yani yabancısı olduğu topluma ve değer yargılarına objektif bir bakışla yaklaşıyor. Bunlar bazen son derece gerçekçi bir eleştiri dozu taşıyor. Bir de zaten orada büyümüş ve sinemasını o ülkenin geleneklerinden oluşturmuş yönetmenler var. Benim durumum ise biraz daha farklı. Geldiğimde 17 yaşındaydım İtalya’ya. Geldiğim ülke ile sonradan dahil olduğum toplumun değerlerinin süzgeçten geçmesi kimliğimi, sinemamı oluşturdu. Zaman içinde her iki kültürün de değerlerini daha iyi kavrıyorsunuz. Ben İtalya’da yaşadığım bu toplumun bir parçasıyım ve aynı zamanda Türk kimliğim bir olaya benim diğerlerinden daha farklı bir yaklaşım getirmemi sağlıyor.

Meşhur ‘doğu ile batı sentezi’nden bahsetmiyorsunuz tabii ki değil mi? F.Ö: Hayır. Bunun ötesinde bir şey. Ben iki kültür arasında bir köprü oluşturmaya çalışmıyorum. İtalya benim yaşadığım yer ve burasıyla bütünleştim. Ama geldiğim kültürün farklılığı, zenginliği buraya daha farklı bir anlayışla yaklaşmamı sağlıyor. Aynı olayı farklı algılayıp, farklı bir dokunuş getirebilmenizi sağlıyor bu durum. Bir yönetmen olarak sinemada duyguların yansıması önemlidir ki bu da evrensel bir dildir.

Etnik değerleri evrensel bir dille anlatmaya çalışırken ‘oryantalist’ yorumlarına maruz kalınabiliyor. Yani arada ölümcül bir ‘ince kırmızı hat’ var. Bu ilahi çelişkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz? F.Ö: Sadece ‘Hamam’da oldu bu bana ama o zaman çok şaşırmıştım. Bize ait değerleri ve yaşam biçimini doğal olarak öykünün akışına koyduğunuzda böyle yorumlarla karşılaşmak üzücü. Yıllar önce Türkiye’dekilere bu projeden ilk kez bahsettiğimde ‘Hamam’dan film mi olur’ demişlerdi. Biz kendi değerlerimizi, günlük yaşamın içindeki alışkanlıklarımızı ‘turistik’ olarak niteliyoruz. Oysa inanılmaz büyük bir kültür mirasımız var. Ama ona sahiplenmekten çok yüzümüzü tamamen Batı’ya dönüyoruz. İyi de hangi Batı! Ayrıca hangi Avrupalı kendi kültüründen utanmıştır ki? Bilakis sürekli yüceltip, gündemde tutuyorlar. Sünnet, göbek dansı filan var diye ‘Hamam’ ile ilgili beni eleştirenler oldu. Oysa kahramanların yaşadığı çevrede yani öykünün içinde doğal şeylerdi. Alakasız bir şekilde koyarsanız tamam. İşte o zaman da yanlış bir sinema olurdu ki bu da başka bir şey. Gerçi son dönemde bu tür yaklaşımlar çok azaldı.

Filmleriniz ölüm ile yaşam, geçmiş ile gelecek arasında gidip gelen ve bir daireyi tamamlayan öyküler üzerine kurulu değil mi? F.Ö: Yaşamda alakasız görünen her şey birbirini tamamlıyor. Ben daha geçenlerde, Roma’da yaşadığım dairenin küçük odasında 2. Dünya Savaşı’nda bir Yahudi’nin Nazilerden saklandığını öğrendim. ‘Karşı Pencere’yi çekerken bu tür söylentileri duymuştum ama o kadar. Yaşamın kurgusu ve bizi buluşturan bilmediğimiz, bazen farkında olmadığımız şeyler çok ilginç. Mesela ben kahve falına inanmıyorum, ya da inanmak istiyorum. Önemli olan belki fal değil, o ritüelin zenginliğidir.

Nuri Bilge Ceylan’ın ve sizin ardarda aldığınız ödüllerle yurtdışında önemli başarılar yakalıyor sinemacılarımız. Çok önemli şeyler bunlar. Sinemanın, sanatın başarısı reklam için milyonlarca dolar verseniz de yapamacağınız bir tanıtımdır. Sanatçıların da bu mücadelede birbirine destek olması gerektiğine inanıyorum. Mesela ‘Karşı Pencere’de Sezen Aksu bana çok yardımcı oldu. Yapımcılarla anlaşamadığımız için şarkısını kullanamadım ama daha da hoş bir şey yaptık. Mırıldanarak söylediği aynı şarkıyı jeneriğe koydum ve çok beğenildi.

Henüz kimse yorum yapmamış.
TV'de bugün
Ne Yaptığını Biliyorum ( 4 Aralık 2008 22:00 CNBC-e)
CNBC-e'de bu akşam 22:00'da Ne Yaptığını Biliyorum adlı 1997 yapimi korku-gerilim filmi ekrana geliyor.
Replik
Katilimi Tanıyorum
Beyin, stresli durumlarda, anlaşılır bir nedenle, vücudun maruz kaldığı travmayla başa çıkmanın yollarını bulur.
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com