Kinji Fukasaku:
"Ölüm Oyunu'nun net bir şekilde ortaya koyduğu bir mesaj yok!"
"Ölüm Oyunu'nun net bir şekilde ortaya koyduğu bir mesaj yok!"

Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Geçtiğimiz hafta içinde filmekimi'nde izlediğimiz "Ölüm Oyunu" bu hafta vizyona giriyor. Filminin ses getirmesi üzerine, oğluyla birlikte devam filmi yapmaya soyunan ve bu devam filminin setinde yaşamını yitiren, usta Japon yönetmen Kinji Fukasaku, ölümünden önce verdiği söyleşilerde filmin gençlere belirli bir mesaj vermeye çalışmadığının, onların filmde söylenenleri temel alarak kendi yorumlarını getirmeleri gerektiğinin altını çiziyordu.
Kinji Fukasaku, Türkiye’de yaşayan pek çok sinemasever için yeni biri isim olsa da aslında Japonya’da çok tanınan bir yönetmen. Bu hafta vizyonda izleyeceğimiz son filmi “Ölüm Oyunu”yla birlikte atmış filme imzasını ayan usta yönetmen, neredeyse her filmiyle ülkesinde kitleleri sinemaya çekmeyi başarıyordu. Özellikle 90’lardan sonra ünü Japonya’nın dışına taşan, özellikle John Woo ve Quentin Tarantino gibi bu yıllarda yükselen yönetmenlerin açık bir şekilde etkilendiklerini belirttikleri ustaları arasında adını andıkları bir yönetmen oldu. Yakuza filmlerinden bilimkurguya, korkudan müzikale kadar pek çok farklı türde film yapan ve tam bir sinema aşığı olan Fukasaku, 12 Ocak 2003’te, adeta bu tutkusunu gösterir bir biçimde, oğlu Kenta ile birlikte “Battle Royale 2”yi çekerken yaşama veda etmişti.
Yönetmenle, filmekimi’nde gösterildikten sonra bu hafta Bir Film tarafından vizyona da sokulan “Ölüm Oyunu” filmi üzerine yapılmış söyleşilerden bir derlemeyi sizlerle paylaşmak istedik. Anısına, saygıyla..
Battle Royale gençlere bir uyarı mı yoksa nasihat mı?
(Uzun bir sessizliğin ardından) Bence her iki kelime de benim motivasyonumu aşan güçte. Ben bu filmi kafamda bu derece özenle belirlenmiş hedeflerle çekmedim. Bu bir masal. Filmin içinde modern dünyada sık sık karşılacaşabileceğiniz pek çok öğe bulunuyor. Gençlerin işlediği suçlar, bugün Japonya’nın önünde çözülmesi gereken sorunların başında geliyor gerçekten de.
Özellikle bu bir uyarı mı yoksa nasihat mı diye sordum; çünkü film çok güçlü bir mesajla bitiyor: “Kaçın” Ve buna çok pozitif bir anlam yüklüyor gibisiniz.
Film boyunca anlatılan fablın sonu buydu. Sanırım bu bir mesaj olarak algılanabilir. Bunu bir mesaj olarak algılayıp algılamamak tamamen seyircinin seçimine kalmış. Zaten bir önceki sorunuzu ‘bu film kesin olarak bir uyarı ya da nasihat’ şeklinde yanıtlamamam da bundan kaynaklanıyor. Bu film, benim genç kuşağa söylediğim pek çok şeyi içeriyor. Bunların toplamını bir uyarı ya da tavsiye olarak almak onların algısına kalmış bir şey.
Filmde günümüzde yaşayan gençleri alıp, onları savaş koşullarına yerleştiriyorsunuz. Belki de bunlar sizin İkinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında yaşadıklarınıza benzer koşullar. Bu bilinçli bir tercih mi? Sizce savaşa tanık olmuş ve onun parçası olarak yaşamış bir bireyin karakterinde bunun kalıcı izleri olur mu?
Günümüzde gençlerin hayatları çok farklı sorunlarla ilgili, aslında yetişkinlerin hayatları da öyle. Geriye dönüp 15 yaşında olduğum zamanı düşündüğümde elbette çok acılı bir dönemi anımsıyorum. Bu film boyunca kendime şunu sorup durdum. “Tüm o olanlar, bu çocukların başına gelseydi ne olurdu?” Benimle, gençlerin arasında çok büyük bir nesil farkı olduğunun farkındayım.
Çekim süreci boyunca önüne geçmeye çalıştığımız en büyük sorun bu nesil farkıydı. Hikayedeki çocukların durumuyla, benim onların yaşındaki durumun aslında birbirine çok benziyor. Ancak ne oyuncularım, ne de onların aileleri savaşı görmedi.
Sonuçta kendime, bu filmi günümüz Japonya’sında yapmanın ne gibi bir anlamı olabilir diye sordum. Bu film ne gibi bir sonuç getirebilirdi? Dürüst olmak gerekirse, bu sorunun yanıtını bulabilmek için filmin tamamlanmasını beklemem gerekti. Az önceki sorunuza kesin bir yanıt veremememin nedeni de buydu sanırım: filmin net bir şekilde ortaya koyduğu bir mesaj yok. Filmde, benim gençlerle diyalog kurma biçimimin bir uzantısı; filmde söylenenler de, benim gençlere söylediğim birkaç şeyden ibaret.
Bize biraz savaş yıllarında yaşadıklarınızdan bahseder misiniz?
KF: Durmaksızın bombalanan bir silah fabrikasında çalışıyordum. O fabrikada çok yakın arkadaşlarım oldu ancak tüm o bomba sağanağı başladığında dostluk, arkadaşlık gibi kavramlar yok oluyordu. Önemi olan tek şey hayatta kalmaktı. Hayatta kalmak için ölen arkadaşlarımızın cesetlerinin altına saklanırdık. Bombardıman sona erdiğinde kimse kimseyi suçlamazdı. Bombardıman sona erdiğinde ise ölen arkadaşlarımızın cesetlerini kaldırmamız gerekirdi. Tüm o olaylar bana dostluğun bir sınırı olduğunu gösterdi. O günlerde yaşadığım şeylerin, bugünkü hayatımda özellikle de şiddet kavramına yaklaşımımda önemli etkisi vardır.
Japonya’da filminizin gösterimi pek çok tartışmaya neden oldu. Olaylar nasıl gelişti?
Politikacılardan birisi parlamentoda konuyu gündeme getirdi. “Battle Royale”ın çocuklar için sakıncalı olabileceğini, bu nedenle filme müdahale edilmesi gerektiğini iddia etti. Japonya’da film endüstrisinin kendi otosansür mekanizması vardır. Ancak bu politikacılara göre, bu yeterli değildi. Dışarıdan bir kurumun da filmleri denetlemesi gerekiyordu. Tabii ki söyledikleri saçmalıktan başka bir şey değildi. Bir süre tartışıp durduk ancak bu tartışmalara hiçbir sonuca bağlanmadı. Daha sonra filmin kurgusunu tamamlayıp Japonya’nın dört bir yanını dolaştım. Filmi 16-17 yaşlarında pek çok gençle birlikte seyredip, onların fikirlerini almak istedim. Fark ettim ki konuştuğum bu gençler, o aptal politikacılardan çok daha mantıklı, çok daha olgunlardı. Politikacılar kendi sansür mekanizmalarının filme zarar vermenin ötesinde hiçbir işe yaramadığını anlamadılar.
Sonunda, filmi sadece 15 yaşın üstündekilerin seyredebileceği kararı verildi. Ben en azından karakterlerimle aynı yaştaki, yani 15 yaşındaki gençlerin de filmi seyredebileceğini umuyordum. Bilirsiniz bir şey ne kadar yasaklanırsa o kadar çekici olur. Savaş boyunca Japonya’da yabancı film izlemek yasaktı. Gençliğimde bu tarz saçma bir sansürü görmüş birisi olarak, bu kısıtlamaya karşı sonuna kadar savaşmaya karar verdim.
Takeshi Kitano ile çalışmak nasıl bir deneyimdi?
On sene önce de onu bir filmimde oynatmak istemiştim, ancak bir türlü programlarımızı uyuşturamamıştık. Takeshi televizyon programları yüzünden çok meşguldü ve 8 tam hafta boyunca vaktinin tamamını o filme ayırmasına imkan yoktu. Sonunda başka sebeplerden de ötürü o projeyi bıraktım ve Takeshi filmi yönetmeye karar verdi. Böylece “Violent Cop” onun ilk yönetmenlik denemesi olmuş oldu. O günden bu yana Takeshi ile çalışmak için fırsat kolluyordum. Sanırım Kitano rolü kabul etmeseydi bu filmi çekmezdim.
Son derece enerjik görünüyorsunuz. Bunu neye borçlusunuz?
Doğrusunu söylemek gerekirse, “Battle Royale” son on yıldır beni heyecanlandıran tek filmim oldu. Bu yüzden ne fiziksel ne de zihinsel zorlukları pek önemsemedim. Yaşam enerjimin bir sırrı yok. Bu sadece istediklerinizi yapıp, istemediklerinizi yapmamakla ilgili bir şey sanırım.
Tom Mes ve Jasper Sharp’ın, Midnight Eye için 4 Eylül 2001’de Fukasaku’yla yaptıkları söyleşi ve filmin basın dosyasında yer alan söyleşiden derlenmiştir.
Battle Royale gençlere bir uyarı mı yoksa nasihat mı?
(Uzun bir sessizliğin ardından) Bence her iki kelime de benim motivasyonumu aşan güçte. Ben bu filmi kafamda bu derece özenle belirlenmiş hedeflerle çekmedim. Bu bir masal. Filmin içinde modern dünyada sık sık karşılacaşabileceğiniz pek çok öğe bulunuyor. Gençlerin işlediği suçlar, bugün Japonya’nın önünde çözülmesi gereken sorunların başında geliyor gerçekten de.
Özellikle bu bir uyarı mı yoksa nasihat mı diye sordum; çünkü film çok güçlü bir mesajla bitiyor: “Kaçın” Ve buna çok pozitif bir anlam yüklüyor gibisiniz.
Film boyunca anlatılan fablın sonu buydu. Sanırım bu bir mesaj olarak algılanabilir. Bunu bir mesaj olarak algılayıp algılamamak tamamen seyircinin seçimine kalmış. Zaten bir önceki sorunuzu ‘bu film kesin olarak bir uyarı ya da nasihat’ şeklinde yanıtlamamam da bundan kaynaklanıyor. Bu film, benim genç kuşağa söylediğim pek çok şeyi içeriyor. Bunların toplamını bir uyarı ya da tavsiye olarak almak onların algısına kalmış bir şey.
Filmde günümüzde yaşayan gençleri alıp, onları savaş koşullarına yerleştiriyorsunuz. Belki de bunlar sizin İkinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında yaşadıklarınıza benzer koşullar. Bu bilinçli bir tercih mi? Sizce savaşa tanık olmuş ve onun parçası olarak yaşamış bir bireyin karakterinde bunun kalıcı izleri olur mu?
Günümüzde gençlerin hayatları çok farklı sorunlarla ilgili, aslında yetişkinlerin hayatları da öyle. Geriye dönüp 15 yaşında olduğum zamanı düşündüğümde elbette çok acılı bir dönemi anımsıyorum. Bu film boyunca kendime şunu sorup durdum. “Tüm o olanlar, bu çocukların başına gelseydi ne olurdu?” Benimle, gençlerin arasında çok büyük bir nesil farkı olduğunun farkındayım.
Çekim süreci boyunca önüne geçmeye çalıştığımız en büyük sorun bu nesil farkıydı. Hikayedeki çocukların durumuyla, benim onların yaşındaki durumun aslında birbirine çok benziyor. Ancak ne oyuncularım, ne de onların aileleri savaşı görmedi.
Sonuçta kendime, bu filmi günümüz Japonya’sında yapmanın ne gibi bir anlamı olabilir diye sordum. Bu film ne gibi bir sonuç getirebilirdi? Dürüst olmak gerekirse, bu sorunun yanıtını bulabilmek için filmin tamamlanmasını beklemem gerekti. Az önceki sorunuza kesin bir yanıt veremememin nedeni de buydu sanırım: filmin net bir şekilde ortaya koyduğu bir mesaj yok. Filmde, benim gençlerle diyalog kurma biçimimin bir uzantısı; filmde söylenenler de, benim gençlere söylediğim birkaç şeyden ibaret.
Bize biraz savaş yıllarında yaşadıklarınızdan bahseder misiniz?
KF: Durmaksızın bombalanan bir silah fabrikasında çalışıyordum. O fabrikada çok yakın arkadaşlarım oldu ancak tüm o bomba sağanağı başladığında dostluk, arkadaşlık gibi kavramlar yok oluyordu. Önemi olan tek şey hayatta kalmaktı. Hayatta kalmak için ölen arkadaşlarımızın cesetlerinin altına saklanırdık. Bombardıman sona erdiğinde kimse kimseyi suçlamazdı. Bombardıman sona erdiğinde ise ölen arkadaşlarımızın cesetlerini kaldırmamız gerekirdi. Tüm o olaylar bana dostluğun bir sınırı olduğunu gösterdi. O günlerde yaşadığım şeylerin, bugünkü hayatımda özellikle de şiddet kavramına yaklaşımımda önemli etkisi vardır.
Japonya’da filminizin gösterimi pek çok tartışmaya neden oldu. Olaylar nasıl gelişti?
Politikacılardan birisi parlamentoda konuyu gündeme getirdi. “Battle Royale”ın çocuklar için sakıncalı olabileceğini, bu nedenle filme müdahale edilmesi gerektiğini iddia etti. Japonya’da film endüstrisinin kendi otosansür mekanizması vardır. Ancak bu politikacılara göre, bu yeterli değildi. Dışarıdan bir kurumun da filmleri denetlemesi gerekiyordu. Tabii ki söyledikleri saçmalıktan başka bir şey değildi. Bir süre tartışıp durduk ancak bu tartışmalara hiçbir sonuca bağlanmadı. Daha sonra filmin kurgusunu tamamlayıp Japonya’nın dört bir yanını dolaştım. Filmi 16-17 yaşlarında pek çok gençle birlikte seyredip, onların fikirlerini almak istedim. Fark ettim ki konuştuğum bu gençler, o aptal politikacılardan çok daha mantıklı, çok daha olgunlardı. Politikacılar kendi sansür mekanizmalarının filme zarar vermenin ötesinde hiçbir işe yaramadığını anlamadılar.
Sonunda, filmi sadece 15 yaşın üstündekilerin seyredebileceği kararı verildi. Ben en azından karakterlerimle aynı yaştaki, yani 15 yaşındaki gençlerin de filmi seyredebileceğini umuyordum. Bilirsiniz bir şey ne kadar yasaklanırsa o kadar çekici olur. Savaş boyunca Japonya’da yabancı film izlemek yasaktı. Gençliğimde bu tarz saçma bir sansürü görmüş birisi olarak, bu kısıtlamaya karşı sonuna kadar savaşmaya karar verdim.
Takeshi Kitano ile çalışmak nasıl bir deneyimdi?
On sene önce de onu bir filmimde oynatmak istemiştim, ancak bir türlü programlarımızı uyuşturamamıştık. Takeshi televizyon programları yüzünden çok meşguldü ve 8 tam hafta boyunca vaktinin tamamını o filme ayırmasına imkan yoktu. Sonunda başka sebeplerden de ötürü o projeyi bıraktım ve Takeshi filmi yönetmeye karar verdi. Böylece “Violent Cop” onun ilk yönetmenlik denemesi olmuş oldu. O günden bu yana Takeshi ile çalışmak için fırsat kolluyordum. Sanırım Kitano rolü kabul etmeseydi bu filmi çekmezdim.
Son derece enerjik görünüyorsunuz. Bunu neye borçlusunuz?
Doğrusunu söylemek gerekirse, “Battle Royale” son on yıldır beni heyecanlandıran tek filmim oldu. Bu yüzden ne fiziksel ne de zihinsel zorlukları pek önemsemedim. Yaşam enerjimin bir sırrı yok. Bu sadece istediklerinizi yapıp, istemediklerinizi yapmamakla ilgili bir şey sanırım.
Tom Mes ve Jasper Sharp’ın, Midnight Eye için 4 Eylül 2001’de Fukasaku’yla yaptıkları söyleşi ve filmin basın dosyasında yer alan söyleşiden derlenmiştir.Henüz kimse yorum yapmamış.
- "Sezgilerimle hareket edeceğim"
- Stefan Ruzowitzky ile Kalpazanlar hakkında!
- Gus Van Sant ile Paranoid Park üzerine
- 1 YTL ver 1 Film Çekeyim!
- "O Kadın"ın yönetmeni Korhan Bozkurt sorularınızı yanıtladı!
- Mehmet Açar ile eleştirmenlik ve Türk sineması üzerine...
- "O Kadın"ın yönetmeni Korhan Bozkurt sorularınızı yanıtladı! (Dördüncü Bölüm)
- "O Kadın"ın yönetmeni Korhan Bozkurt sorularınızı yanıtladı! (Üçüncü Bölüm)
- "O Kadın"ın yönetmeni Korhan Bozkurt sorularınızı yanıtladı! (İkinci Bölüm)
- "O Kadın"ın yönetmeni Korhan Bozkurt sorularınızı yanıtladı! (Birinci Bölüm)
- Handan İpekçi: "Eteklerimdeki taşları dökemedim!"
- "Mesut Uçakan": Artık aptalca festival kaygılarım yok!
- Şoförünün ağzından yeni "Taxi"
- "Benim Adım Elisabeth": "Çocukları anlamaya çalışan bir film"
- Yönetmeni Oscar Roehler'in ağzından "Temel Parçacıklar"



İkinci Cephe (6 Eylül 2008 20:45 Tv8)
Craig Sheffer, Todd Field, Svetlana Metkina ve Ron Perlman'ın oynadığı İkinci Cephe adlı aksiyon filmi bu akşam 20:45'te Tv8 ekranlarında...
Craig Sheffer, Todd Field, Svetlana Metkina ve Ron Perlman'ın oynadığı İkinci Cephe adlı aksiyon filmi bu akşam 20:45'te Tv8 ekranlarında...

Uyuyor numarası yapanı uyandıramazsın.






Seanslar
Fragman
