"Biz aslında gezmek istiyorduk..."

Sinema.com 1 Ocak 1970, Perşembe 02:00
Geizici Film Festivali'nin mimarı olan ve festivali her yıl biraz daha ileriye taşıyan Ahmet Boyacıoğlu ve Başak Emre, yoğun programlarına rağmen, Sinema.com'un sorularını samimiyetle yanıtladılar…
Ahmet Boyacıoğlu ve Başak Emre...
Biz sinema.com olarak kendilerini yakından tanırız. Hani ‘amatör ruhla profesyonelce çalışmak’ deyişi onlara pek uyuyor. Ankara’dan Kars’a, filmleri ayağımıza kadar getiren Avrupa Filmleri Gezici Festivali’nin ardındaki iki isim onlar. Ankara’da ikamet ediyorlar ama genelde pek evde oturdukları söylenemez. Film seçmek için Berlin, Karlovy Vary gibi Avrupanın en önemli festivalleri geziyor, sonra da bobinleri ve sinemacı konukları yanlarına alıp yaklaşık bir ay boyunca Türkiye’yi turluyorlar. ‘Aslında biz gezmek istiyorduk. Giderken yanımızda filmleri de götürelim dedik’ diyerek bu büyük organizasyonu esprili bir dile özetliyorlar ama biz festivalin ardındanki özenli ve zorlu çalışmayı bildiğimiz için sorularımıza başlıyoruz... Filmleri gezdirmek, özellikle sinemaların Ankara dışındaki metropollerin dışında çok az oldugu diyarlara götürmek fikri nasıl oluştu? Başak Emre: Aslında biz gezmek istiyorduk. Giderken yanımızda filmleri de götürelim dedik. Baktık ilgi çekiyor, Gezici Festival fikri doğdu. Şaka bir yana, Ankara Film Festivali’nde çalışırken bir yıllık emek 9-10 günde tüketilip bitiyordu. Bazen çok sevdiğimiz bir filmi izleyecek vakit bulamıyorduk. Bir Festivalin en hüzünlü anı kapanış töreninden sonrasıdır. O yüzden festivali bir kentte bitirip diğer kentte başlamak düşüncesi doğdu.
Ahmer Boyacıoğlu: Festival boyunca her Cuma günü yeni bir heyecanla tekrar başlıyoruz. Hatta bu yıl işi biraz daha ileri götürüp aynı anda iki kentte birden gösterimler yapmayı planladık. Böylece dört haftalık bir süre içinde değişik kentlerdeki insanlarla filmlerimizi paylaşabiliyoruz. Çok da eğleniyoruz. Her ne kadar göçebelik sefilliktir diye düşünülse de her gittiğimiz kentte iyi ağırlandığımızı, el üstünde tutulduğumuzu söyleyebiliriz. Yılardır Bursa’da Bursa Büyükşehir Belediyesi, İzmir’de de İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin konuğu oluyoruz. Bu yıl ilk kez gideceğimiz Kars’ta da Kars Belediyesi Festivalin ev sahipliğini üstleniyor. Yani dışarıdan görüldüğü kadar zor bir iş değil bu. İlk kez gittiğimiz her kentte tuhaf bir heyecan yaşadığımızı da belirtmeliyiz. Her kentteki izleyici filmlerimize farklı tepkiler veriyor. Bunu görmek de çok hoş bir duygu. Yola çıkarken ne gibi zorluklarla karşılaştınız? B.E:1995 yılında ilk festival sırasında deneyimsizlikten kaynaklanan bazı sorunlar yaşadık. Örneğin bir Perşembe günü gece yarısına doğru son gösterimimizi tamamlayıp, filmleri minibüse yüklüyor ve bir kentten diğerine –örneğin İstanbul’dan İzmir’e - gidip Cuma günü 12.00’de ilk gösterimimizi yapıyorduk. İkinci yıldan itibaren festivalin açılışını Cuma akşamına kaydırarak bu sorunu çözdük. Geçen yıllar içinde kazandığımız deneyimlerle göçebelikten kaynaklanan zorlukların birçoğunun üstesinden gelmeyi başardık. Sadece filmleri gezdirmiyor, Avrupa'dan konukları da ağırlıyorsunuz Anadolu'da. Böyle bir organizasyonun yükü fazladır herhalde değil mi? A.B:Tam tersine. Eğer ev sahibiniz Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı ise, hem siz hem de konuklarınız son derece rahat eder. Daha önceden de belirttiğimiz gibi iyi bir organizasyonla çok zor görülen sorunlar bile kolayca çözülebiliyor. Örneğin bu yıl ilk kez Kars’a gidiyoruz. Kars Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu bizi daha önce Kars’ta konuk ettiğinden çok iyi bir organizasyonla karşılaşacağımızı biliyoruz. B.E.:Daha önce konuk olduğumuz Diyarbakır, Eskişehir, Gaziantep ve Çanakkale gibi kentlerde de hiçbir sorun yaşamayıp çok iyi ağırlandık. Bu durum konuklarımız için de geçerli. Kaç kişilik ekiple yapıyorsunuz bu organizasyonu?
B.E:Oldukça küçük bir ekibimiz var. Ön hazırlıklar ve festival sırasında çalışanların sayısı hiçbir zaman 10’u geçmiyor. Film seçimlerini nasıl yapıyorsunuz, seyirci ile kurulmasını istediğiniz bağ nedir?
A.B:İkinci kez izlemeye değer bulmadığımız hiçbir filmi programa almıyoruz. Sınırlı sayıda film gösteriyoruz. Genelde toplam film sayısı 100’ü geçmiyor. Bu da kalitenin yüksek olmasını sağlıyor. Bir filmin çok önemli bir festivalde yarışmış ya da ödül almış olması festivalimize kabulü için geçerli bir neden değil. B.E:Yurtdışındaki festivallere gidip film seçiyoruz. Ayrıca yıllardır kurduğumuz ilişkilerle birçok filmin video kasedi adresimize gönderiliyor. Yurtdışındaki festivallere giden arkadaşlarımız bizlere önerilerde bulunuyor. Bizim için en önemli kriter izleyicilerin festivalin programından memnun olmaları. Bu bir süre sonra kuvvetli bir güven duygusunun oluşmasına neden oluyor. Genel olarak ticari salonlarda gösterilen Amerikan filmlerinin kalitesinin çok yüksek olmaması bizim için bir avantaj. Diğer yandan izleyicilere hoş görünmek amacıyla popülist bir tavır sergilemek gibi bir düşüncemiz hiçbir zaman olmadı. Anlaşılması zor, deneysel filmlere de yer veriyoruz programımızda. A.B:Her yıl 250-300 uzun metrajlı filmden 10 tanesini Avrupa Avrupa bölümüne, 750-800 kısa filmden de 30-40 tanesini Avrupa Panoraması bölümüne seçtiğimizi göz önüne alırsanız Festivalin kalitesinin yüksekliği kendiliğinden ortaya çıkar. Bu politika izleyici sayımızın da fazla olmasına yol açıyor. Sanat ve sanat sineması kavramlari Turkiye'de biraz 'öcü' gibi görülüyor, özellikle Avrupa sineması başlığı seçmenizin riskleri neydi işe başlarken? B.E:Avrupa sinemasının da kendine özgü bir izleyici kitlesi var. Önemli olan “iyi” filmleri bir araya getirerek bir program hazırlayabilmek. Ne yazık ki “festival filmi” diye bir kavram bazı izleyiciler için geçerli. İlk yıl konuk olduğumuz İstanbul’da iki genç sinemanın önüne geldiler, biri diğerine “ Festival varmış gel bir film seyredelim” dedi. Diğeri “Boşver riske etmeyelim. Şuradan bir Amerikan filmi izleyelim’ diye yanıtladı. Ancak bizim hiçbir zaman izleyici bulma gibi bir sorunumuz olmadı ve “sanat filmi” göstermeyi bir risk olarak görmedik, görmüyoruz. Sinematek işlevinizin yanında Türkiye'nin önemli yönetmenlerinin son filmlerini muhtemelen vizyona hiç giremeyecek kentlere taşıyor, Avrupa’nın ödüllü filmlerini o yörenin insanlarına ulaştırıyorsunuz. Izleyicilerden aldığınız tepkiler çercevesinde, emeginizin yeterli değeri gördüğünu düşünüyor musunuz? A.B.:Bugüne kadar konuk olduğumuz her kentte yoğun ilgiyle karşılaştık. Bu yalnızca izleyicilerin salonları doldurmasıyla sınırlı bir ilgi değil. Bizi yemeğe davet eden, kalmamız için evlerinin anahtarlarını veren izleyicileri görmek bizi çok heyecanlandırıyor. Geçen süre içinde ciddi dostluklar kurduk. Hem konuk olduğumuz kentlerde gördüğümüz sıcak ilgi hem de dolu salonlara oynamamız verdiğimiz emeğin karşılığını aldığımızın göstergeleri. Örneğin Diyarbakır’daki gösterimlerimiz sırasında izleyiciler ilk kez kısa film izlediklerini ve bundan büyük keyif aldıklarını söylediklerinde büyük mutluluk duyduk. Küçük bir kentte yaşayan bir insan için bir filmi izledikten sonra filmin yönetmeniyle karşı karşıya gelebilmek ve tartışabilmek çok önemli. Bursa’da dört yıl önce yedi dakikalık oldukça soyut bir kısa filmden sonra yönetmen ve izleyiciler 45 dakika filmi tartıştılar. Yönetmen de çok şaşırdı söyleşinin bu kadar uzun sürmesine. Elimizden geldiğince Türk sinemasının da kaliteli örneklerini yönetmenleriyle Anadolu insanıyla buluşturmaya çalışıyoruz. Örneğin bu yıl da Derviş Zaim’in Çamur filminin Bursa ve Kars’ta özel gösterimlerini yapacağız. Bu yıl, önceki yıllardan farklı olarak Malatya, Kayseri ve Kars'a da gidiyorsunuz. Gideceginiz şehirleri neye göre belirliyorsunuz? Bu yıl, bu iki şehri de programınıza dahil etmenizin özel nedenleri var mıydı? B.E:Genelde gideceğimiz kentleri biz belirlemiyoruz. Gelen teklifleri değerlendiriyoruz. En önemli ön koşullardan biri 35mm’lik göstericiye sahip bir salonun varlığı. Potansiyel bir izleyici kitlesinin varlığı da önemli. Ama en önemlisi bu organizasyonları o kentlerde üstlenecek kurumlar. Gezici Festival'in yolu önümüzdeki yıllarda, şimdiye kadar uğramadığı kentlere de duşecek mi? A.B.Asıl amacımız bu bizim. Her yıl en az bir kent ekliyoruz programımıza. Bu yıl üç kente çıktı. Önümüzdeki yıllarda da farklı kentlere gitmeyi düşünüyoruz.
Biz sinema.com olarak kendilerini yakından tanırız. Hani ‘amatör ruhla profesyonelce çalışmak’ deyişi onlara pek uyuyor. Ankara’dan Kars’a, filmleri ayağımıza kadar getiren Avrupa Filmleri Gezici Festivali’nin ardındaki iki isim onlar. Ankara’da ikamet ediyorlar ama genelde pek evde oturdukları söylenemez. Film seçmek için Berlin, Karlovy Vary gibi Avrupanın en önemli festivalleri geziyor, sonra da bobinleri ve sinemacı konukları yanlarına alıp yaklaşık bir ay boyunca Türkiye’yi turluyorlar. ‘Aslında biz gezmek istiyorduk. Giderken yanımızda filmleri de götürelim dedik’ diyerek bu büyük organizasyonu esprili bir dile özetliyorlar ama biz festivalin ardındanki özenli ve zorlu çalışmayı bildiğimiz için sorularımıza başlıyoruz... Filmleri gezdirmek, özellikle sinemaların Ankara dışındaki metropollerin dışında çok az oldugu diyarlara götürmek fikri nasıl oluştu? Başak Emre: Aslında biz gezmek istiyorduk. Giderken yanımızda filmleri de götürelim dedik. Baktık ilgi çekiyor, Gezici Festival fikri doğdu. Şaka bir yana, Ankara Film Festivali’nde çalışırken bir yıllık emek 9-10 günde tüketilip bitiyordu. Bazen çok sevdiğimiz bir filmi izleyecek vakit bulamıyorduk. Bir Festivalin en hüzünlü anı kapanış töreninden sonrasıdır. O yüzden festivali bir kentte bitirip diğer kentte başlamak düşüncesi doğdu.
Ahmer Boyacıoğlu: Festival boyunca her Cuma günü yeni bir heyecanla tekrar başlıyoruz. Hatta bu yıl işi biraz daha ileri götürüp aynı anda iki kentte birden gösterimler yapmayı planladık. Böylece dört haftalık bir süre içinde değişik kentlerdeki insanlarla filmlerimizi paylaşabiliyoruz. Çok da eğleniyoruz. Her ne kadar göçebelik sefilliktir diye düşünülse de her gittiğimiz kentte iyi ağırlandığımızı, el üstünde tutulduğumuzu söyleyebiliriz. Yılardır Bursa’da Bursa Büyükşehir Belediyesi, İzmir’de de İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin konuğu oluyoruz. Bu yıl ilk kez gideceğimiz Kars’ta da Kars Belediyesi Festivalin ev sahipliğini üstleniyor. Yani dışarıdan görüldüğü kadar zor bir iş değil bu. İlk kez gittiğimiz her kentte tuhaf bir heyecan yaşadığımızı da belirtmeliyiz. Her kentteki izleyici filmlerimize farklı tepkiler veriyor. Bunu görmek de çok hoş bir duygu. Yola çıkarken ne gibi zorluklarla karşılaştınız? B.E:1995 yılında ilk festival sırasında deneyimsizlikten kaynaklanan bazı sorunlar yaşadık. Örneğin bir Perşembe günü gece yarısına doğru son gösterimimizi tamamlayıp, filmleri minibüse yüklüyor ve bir kentten diğerine –örneğin İstanbul’dan İzmir’e - gidip Cuma günü 12.00’de ilk gösterimimizi yapıyorduk. İkinci yıldan itibaren festivalin açılışını Cuma akşamına kaydırarak bu sorunu çözdük. Geçen yıllar içinde kazandığımız deneyimlerle göçebelikten kaynaklanan zorlukların birçoğunun üstesinden gelmeyi başardık. Sadece filmleri gezdirmiyor, Avrupa'dan konukları da ağırlıyorsunuz Anadolu'da. Böyle bir organizasyonun yükü fazladır herhalde değil mi? A.B:Tam tersine. Eğer ev sahibiniz Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı ise, hem siz hem de konuklarınız son derece rahat eder. Daha önceden de belirttiğimiz gibi iyi bir organizasyonla çok zor görülen sorunlar bile kolayca çözülebiliyor. Örneğin bu yıl ilk kez Kars’a gidiyoruz. Kars Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu bizi daha önce Kars’ta konuk ettiğinden çok iyi bir organizasyonla karşılaşacağımızı biliyoruz. B.E.:Daha önce konuk olduğumuz Diyarbakır, Eskişehir, Gaziantep ve Çanakkale gibi kentlerde de hiçbir sorun yaşamayıp çok iyi ağırlandık. Bu durum konuklarımız için de geçerli. Kaç kişilik ekiple yapıyorsunuz bu organizasyonu?
B.E:Oldukça küçük bir ekibimiz var. Ön hazırlıklar ve festival sırasında çalışanların sayısı hiçbir zaman 10’u geçmiyor. Film seçimlerini nasıl yapıyorsunuz, seyirci ile kurulmasını istediğiniz bağ nedir?
A.B:İkinci kez izlemeye değer bulmadığımız hiçbir filmi programa almıyoruz. Sınırlı sayıda film gösteriyoruz. Genelde toplam film sayısı 100’ü geçmiyor. Bu da kalitenin yüksek olmasını sağlıyor. Bir filmin çok önemli bir festivalde yarışmış ya da ödül almış olması festivalimize kabulü için geçerli bir neden değil. B.E:Yurtdışındaki festivallere gidip film seçiyoruz. Ayrıca yıllardır kurduğumuz ilişkilerle birçok filmin video kasedi adresimize gönderiliyor. Yurtdışındaki festivallere giden arkadaşlarımız bizlere önerilerde bulunuyor. Bizim için en önemli kriter izleyicilerin festivalin programından memnun olmaları. Bu bir süre sonra kuvvetli bir güven duygusunun oluşmasına neden oluyor. Genel olarak ticari salonlarda gösterilen Amerikan filmlerinin kalitesinin çok yüksek olmaması bizim için bir avantaj. Diğer yandan izleyicilere hoş görünmek amacıyla popülist bir tavır sergilemek gibi bir düşüncemiz hiçbir zaman olmadı. Anlaşılması zor, deneysel filmlere de yer veriyoruz programımızda. A.B:Her yıl 250-300 uzun metrajlı filmden 10 tanesini Avrupa Avrupa bölümüne, 750-800 kısa filmden de 30-40 tanesini Avrupa Panoraması bölümüne seçtiğimizi göz önüne alırsanız Festivalin kalitesinin yüksekliği kendiliğinden ortaya çıkar. Bu politika izleyici sayımızın da fazla olmasına yol açıyor. Sanat ve sanat sineması kavramlari Turkiye'de biraz 'öcü' gibi görülüyor, özellikle Avrupa sineması başlığı seçmenizin riskleri neydi işe başlarken? B.E:Avrupa sinemasının da kendine özgü bir izleyici kitlesi var. Önemli olan “iyi” filmleri bir araya getirerek bir program hazırlayabilmek. Ne yazık ki “festival filmi” diye bir kavram bazı izleyiciler için geçerli. İlk yıl konuk olduğumuz İstanbul’da iki genç sinemanın önüne geldiler, biri diğerine “ Festival varmış gel bir film seyredelim” dedi. Diğeri “Boşver riske etmeyelim. Şuradan bir Amerikan filmi izleyelim’ diye yanıtladı. Ancak bizim hiçbir zaman izleyici bulma gibi bir sorunumuz olmadı ve “sanat filmi” göstermeyi bir risk olarak görmedik, görmüyoruz. Sinematek işlevinizin yanında Türkiye'nin önemli yönetmenlerinin son filmlerini muhtemelen vizyona hiç giremeyecek kentlere taşıyor, Avrupa’nın ödüllü filmlerini o yörenin insanlarına ulaştırıyorsunuz. Izleyicilerden aldığınız tepkiler çercevesinde, emeginizin yeterli değeri gördüğünu düşünüyor musunuz? A.B.:Bugüne kadar konuk olduğumuz her kentte yoğun ilgiyle karşılaştık. Bu yalnızca izleyicilerin salonları doldurmasıyla sınırlı bir ilgi değil. Bizi yemeğe davet eden, kalmamız için evlerinin anahtarlarını veren izleyicileri görmek bizi çok heyecanlandırıyor. Geçen süre içinde ciddi dostluklar kurduk. Hem konuk olduğumuz kentlerde gördüğümüz sıcak ilgi hem de dolu salonlara oynamamız verdiğimiz emeğin karşılığını aldığımızın göstergeleri. Örneğin Diyarbakır’daki gösterimlerimiz sırasında izleyiciler ilk kez kısa film izlediklerini ve bundan büyük keyif aldıklarını söylediklerinde büyük mutluluk duyduk. Küçük bir kentte yaşayan bir insan için bir filmi izledikten sonra filmin yönetmeniyle karşı karşıya gelebilmek ve tartışabilmek çok önemli. Bursa’da dört yıl önce yedi dakikalık oldukça soyut bir kısa filmden sonra yönetmen ve izleyiciler 45 dakika filmi tartıştılar. Yönetmen de çok şaşırdı söyleşinin bu kadar uzun sürmesine. Elimizden geldiğince Türk sinemasının da kaliteli örneklerini yönetmenleriyle Anadolu insanıyla buluşturmaya çalışıyoruz. Örneğin bu yıl da Derviş Zaim’in Çamur filminin Bursa ve Kars’ta özel gösterimlerini yapacağız. Bu yıl, önceki yıllardan farklı olarak Malatya, Kayseri ve Kars'a da gidiyorsunuz. Gideceginiz şehirleri neye göre belirliyorsunuz? Bu yıl, bu iki şehri de programınıza dahil etmenizin özel nedenleri var mıydı? B.E:Genelde gideceğimiz kentleri biz belirlemiyoruz. Gelen teklifleri değerlendiriyoruz. En önemli ön koşullardan biri 35mm’lik göstericiye sahip bir salonun varlığı. Potansiyel bir izleyici kitlesinin varlığı da önemli. Ama en önemlisi bu organizasyonları o kentlerde üstlenecek kurumlar. Gezici Festival'in yolu önümüzdeki yıllarda, şimdiye kadar uğramadığı kentlere de duşecek mi? A.B.Asıl amacımız bu bizim. Her yıl en az bir kent ekliyoruz programımıza. Bu yıl üç kente çıktı. Önümüzdeki yıllarda da farklı kentlere gitmeyi düşünüyoruz.
Henüz kimse yorum yapmamış.
- "Sezgilerimle hareket edeceğim"
- Stefan Ruzowitzky ile Kalpazanlar hakkında!
- Gus Van Sant ile Paranoid Park üzerine
- 1 YTL ver 1 Film Çekeyim!
- "O Kadın"ın yönetmeni Korhan Bozkurt sorularınızı yanıtladı!
- Mehmet Açar ile eleştirmenlik ve Türk sineması üzerine...
- "O Kadın"ın yönetmeni Korhan Bozkurt sorularınızı yanıtladı! (Dördüncü Bölüm)
- "O Kadın"ın yönetmeni Korhan Bozkurt sorularınızı yanıtladı! (Üçüncü Bölüm)
- "O Kadın"ın yönetmeni Korhan Bozkurt sorularınızı yanıtladı! (İkinci Bölüm)
- "O Kadın"ın yönetmeni Korhan Bozkurt sorularınızı yanıtladı! (Birinci Bölüm)
- Handan İpekçi: "Eteklerimdeki taşları dökemedim!"
- "Mesut Uçakan": Artık aptalca festival kaygılarım yok!
- Şoförünün ağzından yeni "Taxi"
- "Benim Adım Elisabeth": "Çocukları anlamaya çalışan bir film"
- Yönetmeni Oscar Roehler'in ağzından "Temel Parçacıklar"



Hidalgo (5 Eylül 2008 21:00 Kanal 1)
Viggo Mortensen, Zuleikha Robinson, Omar Sharif ve Louise Lombard'ın oynadığı Hidalgo adlı aksiyon filmi bu akşam 21:00'da Kanal 1 ekranlarında...
Viggo Mortensen, Zuleikha Robinson, Omar Sharif ve Louise Lombard'ın oynadığı Hidalgo adlı aksiyon filmi bu akşam 21:00'da Kanal 1 ekranlarında...

Akıl Defteri
Kendimize kim olduğumuzu hatırlatmak için hepimizin aynalara gereksinimi var...
Guy Pearce
Kendimize kim olduğumuzu hatırlatmak için hepimizin aynalara gereksinimi var...
Guy Pearce






Seanslar
Fragman
