"Kefaret": Oscar'ın ilk favorisi
K. D. Yılmaz 25 Ekim 2007, Perşembe 00:00
Venedik ve Toronto Film Festivallerinde büyük övgü alan "Kefaret"in ("Atonement", 2007) şu anda 'en iyi film' adaylığı için yerini ayırtmış ilk film olduğunu söylemek yanlış olmaz. Joe Wright'ın yönettiği film, klasik bir 'aşk ve savaş' öyküsünün çok ötesinde. Son derece yenilikçi ve Akademi'nin her türlü üyesini cezbedecek malzemeye sahip.
Gerçekleştirdiği TV dizilerinin ardından ilk uzun metrajlı filmi "Aşk ve Gurur""la ("Pride & Prejudice", 2005) sinema kariyerine iyi bir başlangıç yapan Joe Wright bu sefer çok daha iddialı bir filmle karşımızda. Wright'ın ilk filmi şüphesiz riskli bir çalışmaydı. Zira Jane Austen'ın bu klasik romanı pek çok bilindik sinema ve TV filmine ya da dizisine ilham olmuştu. Ancak yönetmen, elindeki bilindik malzemeye gençlik aşısını o kadar içten bir şekilde aşılamıştı ki "Aşk ve Gurur" birden bire kendisinden önce gelen tüm versiyonları unutturacak bir etki yaratmıştı. Ancak 2005 yılında dağıtımcı şirketi Focus Features'ın elindeki "Brokeback Dağı" ("Brokeback Mountain") kozu sebebiyle ikinci plana atılmış olmasına rağmen Oscar'larda belli başlı adaylıklar almayı başarmıştı.

İlk filminin ardından Joe Wright bu sefer ödül sezonuna damgasını vuracak nitelikte iddialı ve bu konuda hiç de mütevazı olmayacak "Kefaret"le karşımıza çıkıyor. Aldığı tüm olumlu eleştiriler bir yana "Kefaret"in en önemli avantajı, özellikle son yıllarda Oscar'a sipariş biçiminde hazırlandığı her halinden belli olan büyük prodüksiyonlardan farklı bir biçimde yenilikçi ve cesur bir anlatıma sahip olması. Dönem filmlerinde hele hele bu tarz büyük 'aşk ve savaş' filmlerinde hiç rastlamadığımız -hem teknik anlamda hem de senaryonun yapısındaki- kurgu tercihleri, klasik anlatının ezberini bozan anlatım biçimleri, kusursuz bir zanaatla kotarılmış etkileyici sahneler, her an seyirciyi şaşırtan ve yabancılaştırma riskini de alarak kendisine bağlayan sürükleyici öykü yapısı ile "Kefaret" Akademi'de yer alan pek çok üyeyi etkisi altına alacaktır. Klasik Hollywood sinemasının görkemi, Avrupa sinemasının alternatif anlatımı belli oranlarda ve dozunda birbirine yedirilerek hem klasikçileri hem de yenilikçileri aynı ölçüde etkileyebilecek bir film oluşturulmuş.

"Kefaret" 'kurgu' dalında çok iddialı

Şu aşamada bakıldığında "Kefaret", sanat yönetmenliği, görüntü yönetmenliği, kostüm tasarımı gibi zanaat adaylıklarında yerini garantilemiş gibi gözüküyor. Bunun dışında filmin en büyük kozlarından birisi olan kurgusu ise ödülü eve götürecek nitelikte. Dinamik ve öyküye hizmet edecek biçimde etkili bir kurguyla birleşen planlar, filmin duygusal yönünden çok özellikle tekinsiz ve gerilimli anlarında çok daha fazla öne çıkıyor. Ayrıca sekanslar ne kafaları bulandıracak kadar karışıyor ne de seyirciyi serbest bırakacak kadar basitleşiyor.

"Aşk ve Gurur"la bir Oscar adaylığı kapmış olan Dario Marianelli ise filmin kurgudan sonra anlatımını güçlendiren ikinci önemli kozuna müziğe imza atıyor. Baskın ve akılda kalıcı tema müziğinin yanında ses efektleriyle de zenginleştirilen ve filmin planlarına büyük bir başarıyla eklenen müziği bildik temalardan çok farklı bir hal alıyor ve daha ilk sahneden beri kurgusuyla birlikte filmin ritmini belirleyen bir unsur oluyor.

Joe Wright aslına bakılırsa bu filmin başarısındaki en büyük paya sahip isim. Daha önce "Tehlikeli İlişkiler" ("Dangerous Liaisons", 1988) ile kazandığı bir Oscar'ı bulunan Christopher Hampton'ın etkileyici bir biçimde kurguladığı senaryosuna en etkili anlatımı seçmiş gibi gözüküyor. Uyarlama senaryoların başarısı konusunda elbette kitabın aslını okumadan yorum yapmamak gerekiyor, ancak şurası kesin ki, yanlış ellerde Hampton'ın bu hassas senaryosunun bir faciaya dönüşebilme olasılığı da büyüktü. Wright her türlü sinemasal anlatım tercihlerini yerinde kullanmasıyla birlikte Hampton'ı da Oscar gecesinin iddialılarından birisi haline getiriyor. Aynı zamanda yarattığı mizansenler de işin sadece teknik hilelerden ibaret olmadığını gösteriyor. Wright'ın zanaatkâr yetkinliğine bakmak için sadece savaş sonrasında Dunkirk Plajı'ndaki plan sekansını görmek yeterli. Aslında sanat yönetmenliğinden kostümüne, hatta oyunculara kadar hemen her dalda kefil olmanıza yetecek olan bu tek plan, son dönemlerde gördüğümüz en başarılı sekanslardan birisi.

James McAvoy'un Oscar şansı Keira Knightley'den daha yüksek!

Son olarak, işin en parıltılı kısmına, oyunculara bakmakta fayda var. Evet Keira Knightley de şu anda favoriler arasında gözüküyor. Gerçekten de Knightley, çok zorlayıcı bir oyun çıkarmasa da farklı bir aura yaratarak filme Cee karakterini güzelce yediriyor. Ancak oyuncunun büyük bir şanssızlığı var, o da film içindeki süresinin oldukça kısıtlı olması. Knightley'nin bu rolle zaten bir ödül almasını beklemek abartı olacaktır ancak "Kefaret"in sağlayacağı adaylık çılgınlığından o da nasiplenebilir. O yüzden adaylık için düşük de olsa hala şansı var. Filmin başrolündeki diğer isim James McAvoy ise geçen sene Forest Whitaker'ın gölgesinde çok iyi bir performans sergilediği "İskoçya'nın Son Kralı"nın ("The Last King of Scotland", 2006) ardından yine hedefi on ikiden vuruyor. Üstelik bu sefer ondan rol çalan bir başka erkek de mevcut değil. Özellikle filmin ikinci yarısıyla beraber daha da merkeze oturan karakteriyle McAvoy'un adaylık şansı yüksek. Filmin asıl kilit isimleri ise öykünün en önemli karakteri olan Briony'ye can veren Saoirse Ronan ve Ramola Garai. İrili ufaklı pek çok filmde gözükmüş olan bu iki oyuncu şahit oldukları ve yaptıklarıyla kahramanlarımızın kaderlerini etkileyen Briony karakterine iki ayrı dönemde can veriyorlar. Birbirlerini tamamlayıcı oyunlarının yanında Ronan ve Garai'nin ayrıca bu karakterin farklı dönem ruh halini de çok iyi yansıttığını belirtmek gerek. İlginç bir şekilde iki oyuncu da aynı karakterdeki oyunlarıyla şu anda adaylığa göz kırpıyorlar. Hangisinin daha öne çıkacağı ya da birbirini bloke edip etmeyeceğini görmek içinse biraz daha zaman gerekiyor. Ancak ben şimdiden Briony'nin bakış açısıyla öykü içinde en etkili sahnelerine sahip olan Ronan'un şansını daha çok görüyorum. Oyuncularda son olarak da Brenda Blethyn ve ufacık sahnesiyle alkış hak eden Vanessa Redgrave'den bahsetmek gerek. İkisi de çok güçlü olsa da rollerinin aşırı küçük olması bu sene şanslarını sıfıra indiriyor.

Sonuç olarak baktığımızda "Kefaret" bu senenin en fazla adaylık toplayacak filmlerinden birisi gibi duruyor. Eleştirmenlerden ilk tepkiler son derece iyi, üstelik sektör ödüllerinde de filmin el üstünde tutulacağını görmek için kâhin olmaya gerek yok. Oyuncular ve senaristlerin yanında büyük ihtimalle yönetmenler ve yapımcılar da filmi el üstünde tutacaklardır. Hatta Joe Wright bu genç yaşında 'Yönetmenler Birliği' ödülünü de kapabilir ve Oscar'a uzanması bile çok şaşırtıcı olmaz, yeter ki klasikçi Akademi üyeleri filmin radikal anlatımını fazla karışık bulmasın. Sonuçta kesin olarak şunu söyleyebiliriz ki; "Kefaret"in aday olup olmayacağını konuşmanın bir manası yok, asıl soru 'en iyi film'i alacak mı alamayacak mı? Bunun içinse önce diğer dört adayın belli olmasını bekleyeceğiz.

Henüz kimse yorum yapmamış.
TV'de bugün
Ne Yaptığını Biliyorum ( 4 Aralık 2008 22:00 CNBC-e)
CNBC-e'de bu akşam 22:00'da Ne Yaptığını Biliyorum adlı 1997 yapimi korku-gerilim filmi ekrana geliyor.
Replik
Akıl Defteri
Hepimizin kendimizi hatırlamak için bir aynaya ihtiyacı var. Ben farklı değilim.
(Leonard Shelby)
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com