“Thelma ve Louise”: Bir gidişin kaçışa dönüşüşü

cinematador 24 Kasım 2009, Salı 12:52
Yol filmi diye bir türü kabul ediyorsak bu filmi en başa çekmeliyiz kuşkusuz. Ve 91 yılında böyle bir film çekilmişse karşısına geçip saygı da duymalıyız. Sonundaki trajedi rahatsız etse de o rahatsızlık hissinin filmin genelinde hakim olduğu da bir gerçek.
Kırıklığından mezuniyet belgesi alacakken insan, karnesindeki hal ve gidiş kısmına bir çılgınlık eklemek ister bazen. Yani sıranın dışına çıkar ve bu başka bir hayatın içine çeker hislerini aslında. “Thelma ve Louise”de özellikle Thelma'nın ruh hali budur veya benzeridir. Ve bu hissi dizginleyememek dizginleyemeyeceği birçok sorunu tetikler daha en baştan. Dönemin çok ses getiren filmini yıllar sonra izlediğiniz de farklı bir ses tonu hissediyorsunuz kuşkusuz. Sarandon ve Davis arasındaki uyum kadar, Michael Madsen'in yan rolde önden koltuk kapması ve Brad Pitt'in "Ben var ye ben. Günün birinde büyük oyuncu olacağım" çırpınışları alenen gözünüze çarpıyor.
Kısaca konu şöyledir:
Garson kız Louise (Susan Sarandon) ile kocası ile sorunları olan Thelma (Geena Davis) arabaya atlayıp her şeyi geride bırakarak seyahate çıkarlar. Bir barda dururlar ve bir adam Thelma'ya tecavüze yeltenir. Ve arkadaşı Louise adamı öldürür. Ve kovalamaca başlar...
Yol filmi diye bir türü kabul ediyorsak bu filmi en başa çekmeliyiz kuşkusuz. Ve 91 yılında böyle bir film çekilmişse karşısına geçip saygı da duymalıyız. Sonundaki trajedi rahatsız etse de o rahatsızlık hissinin filmin genelinde hakim olduğu da bir gerçek.
Film kendi içinde birçok toplumsal sorunu, sorguyu, cevabı ve cevapsızlığı da beraberinde getirdiğinden "izle ve düşün" kataloğuna ilave ediyorsunuz mecburen. Uzaklaşınca her şeyden uzaklaşamazsınız gibi bir öğretisi olan, kapandaki kadınların suça kapılmalarının hikayesidir “Thelma ve Louise”.
Ridley Scott'un “Yaratık” ve “Blade Runner”dan sonra “Legend”, “Someone to Watch Over Me” ve “Black Rain” ile seviye düşürüşünün ardından yeniden çıkışına neden olan bir başyapıttır “Thelma ve Louise”. Olmak için bir türlü istenilen çizgide olamamanın öyküsüdür. Normal bir şekilde sürüp giden hayatların anormal bir şekilde çizgi değiştirmesidir.
Denilir ki Susan-Geena ikilisi kabul etmese Michelle Pfeiffer-Jodie Foster oynayacakmış bu filmde. Hatta Cher de Thelma rolü için önerilen bir isimmiş ama kabul etmemiş. Bir de Melannie Griffith'in adı geçmiş Louise rolü için. Evet onları da oynarken getirebiliyorum gözümün önüne ama Geena Davis'in saflığını yakıştıramıyorum hiçbirine. Susan Sarandon'un erkeksi halleri de onlarda abartılı duruyor her nedense. Bu nedenle iyi ki ikisi olmuş deyiveriyor insan.
Ve maalesef Geena Davis'in kariyerinin başlarında ama son iyi filmidir benim gönlümde. Tabi bu film için düşünülen Jodie Foster'ın “Kuzuların Sessizliği” ile ikiliyi geçip Oscar heykelciğini alması gerçeğini de göz ardı etmemek lazımdır mutlaka ki.
İyi oynayan kazandı sonunda. Kötü oynayan ise yoktu zaten.
Henüz kimse yorum yapmamış.



Vicdan (19 Mart 2010 23:15 Kanal D)
Nurgül Yeşilçay, Murat Han, Tülin Özen, Nazan Kesal ve Rıza Sönmez'in rol aldığı "Vicdan" adlı film Tv'de ilk kez bu akşam 23:15'te Kanal D ekranlarında.
Nurgül Yeşilçay, Murat Han, Tülin Özen, Nazan Kesal ve Rıza Sönmez'in rol aldığı "Vicdan" adlı film Tv'de ilk kez bu akşam 23:15'te Kanal D ekranlarında.








Seanslar
Fragman
