Körlük

Serhan Evyapan 29 Haziran 2009, Pazartesi 11:25
"Körlük" başlıklı yazısı için Serhan Evyapan'a teşekkür ederiz. Siz de yayınlanmasını istediğiniz yazılarınızı editor@sinema.com adresine gönderebilirsiniz...
Tedirginlik, şüphe, merak öğeleri o kadar ustaca kullanılışı ki sanki yeni bir Shyamalan filmi ile karşı karşıya olduğumuz hissini uyandırıyor.
Tedirginlik, şüphe, merak öğeleri o kadar ustaca kullanılışı ki sanki yeni bir Shyamalan filmi ile karşı karşıya olduğumuz hissini uyandırıyor.
Korku sinemasında gözün işlevi üzerine yapılan psikanalitik incelemeler, temelde Freud ve Lacan’ı karşı karşıya getirecek biçimde iki ayrı görüş üzerinde toplanmış durumda. Freud ve takipçileri, gözü, erkeğin belleğini, bakış açısını ve cinsel ideolojisini taşıyan, dolayısıyla hadım edilmeye uygun bir kavram-nesne olarak yorumlarken, Lacan ve takipçileri ise gözün, çift cinsiyetli ya da cinsiyetsiz olduğu sonucunda birleşmişlerdir. Gözün; yapısı gereği fallik bir objeyi çağrıştırmayışı, psikanalitik açıdan, erkeğin cinsel ideolojisini temsil ettiği fikrini güçsüz kılıyor.
Bununla birlikte, Korku filmlerinde gözü zarar gören cinsiyetin sadece erkek değil kadın olması da gözün cinsiyetler üzeri kimliğini ya da kimliksizliğini vurgulayan önemli bir gösterge.. Bütün bunlara rağmen sinemada gözün ya da göz bozukluğunun cinsel kimlik oluşumunda katkısı olmadığı anlamına gelmiyor. Örneğin filmlerde gözlük takan bir kadının gözü bozuk anlamına gelmiyor. Tam tersine onun bir erkek kadar etkin olarak gördüğü anlamını taşıyor.
Kadına yakıştırılan bir özellik olan görülüyor olmanın karşıtı olan bir görmedir bu. Körlük’teki doktor Mark Ruffalo’nun karısının bir kadın olarak bulundukları ortamda tek gören kişi olması da psikanalitik açıdan benzer bir durumu simgeliyor. Ancak görme yetisi doktorun karısını erkek bakışına denk gelen etkin bir kadın olmaktan çok, ideal bir anne olmasına yol açıyor.
Doktorun karısı, filmde adı bile geçmeyen bir kadın olarak “Beyaz körlük" olarak tabir edilen bu durumdan etkilenmeyen tek kişidir. Kısa sürede herkesi etkisi altına almaya başlayan bu salgının yayılışını ve yaşanan kaos ortamının sonuna kadar tek tanığı olan kadın, kendisini ve ailesini bu zor durumdan kurtarmaya çalışır.
Kör olmayan tek kişi olarak elinden bir şey gelmeyen kadın kapatıldıkları mekanda bir anne fedakarlığı ile kocası ve tanımadığı bir sürü insanın her ihtiyacı ile ilgilenmeye balar. Salgın öncesinde, çocuğu olmadığı için annelik yapamayan kadını, salgın sonrası onlarca çocuğu olan bir ortamda buluverir kendisini. Salgın öncesi ve sonrasında seviştiği kocasıyla, insanların kendisine ihtiyacı olduğu anda sevişmeyi reddederek ideal anneden beklenen bir davranış gösterir. Salgın sırasında birkaç erkek adeta çete kurarak yemek dağıtımının kontrolü ellerine geçirir. Kadın dışında herkesin kör olduğu bir ortamda ilkelde olsa ataerkil-kapitalist özellikte bir yönetim kurmayı başarırlar. Bu çete, karantina altındaki herkese, kadınlara cinsel istismara kadar her türlü kötülüğü yapar. Kadın ise her ne kadar bir anne olarak güçlü olsa da, salgından etkilenmemesine rağmen bu acımasız çeteye karşı koyamayacak kadar güçsüzdür.
Çetenin kadınlarla zorla sevişmeye çalıştığı sahnede kadın, yaşlı bulunduğu için reddedilir. Böylece annelik özelliğinin altı hafifte olsa bir kez daha çizilmiş olur. Ataerkil düşüncenin savunduğu “Kadının yeri evi ya da kocasının yanıdır.” gibi, filmin sonunda da “Bir annenin ailesini mutlu edebileceği yer evidir.” teması çıkıyor karşımıza. Kadın insanları evine götürüp, sıkıntılarına tamamen son verince yani üzerine düşen görevi layıkıyla yerine getirince salgında geçmeye başlıyor. Salgının geçmeye başladığı anlar da da kocasıyla sevişerek ideal anneden ideal eşe geçiş yapmış oluyor. Körlük salgını, psikanalitik açıdan bakıldığında, en zor koşullarda bile dayanışmak yerine birbirinin kuyusunu kazanmayı düşünene insanların ‘simgesel’ olarak cezalandırılması olarak çıkıyor karşımıza.
Kadın ise toplumu çile çekerek kurtarmakla görevlendirilmiş olan dünyevilikten kopartılmış kutsal bir anne özelliğini kazanıyor. Salgından etkilenmemesi, hem annelik vazifesini yapabilmesi için bir araç; hem de bir ödüllendirmedir. Salgının etkisini yitirip herkesin görmeye başladığı anda kendi gözlerinden şüphelenmesi annelik vazifesinin sona erdiğini işret ediyor. Tedirginlik, şüphe, merak öğeleri o kadar ustaca kullanılışı ki sanki yeni bir Shyamalan filmi ile karşı karşıya olduğumuz hissini uyandırıyor. Arka Bahçe ve Tanrıkent’le büyük beğeni toplayan yönetmen, Shyamalan sinemasının da üstesinden gelmiş görünüyor. Madalyonun diğer yüzünde ise ataerkil düşüncenin mitleri idealize edilip yüceltiliyor.
Henüz kimse yorum yapmamış.
- Dokunaklı Bir Çıkışsızlık Öyküsü
- İtalyan Yeni-Gerçekçiliği ve Bir Manifesto: Bisiklet Hırsızları
- Agora: Diz çök!
- Banka İşi: Sıkı bir soygun filmi
- The Hangover: Hafızamı kaybettim hükümsüzdür
- AMADEUS “Sanatçı: Tutku, Aşk ve İhtiras”
- 12 Kızgın Adam:12 Adam, Bir Mekan
- Kubrick’in kült başyapıtı: Otomatik Portakal
- Robert Ford, Jesse James’i Neden Öldürdü?
- Guguk Kuşu: Bir başyapıt
- AVCI: Türünün klasiği olmayı hak etmiş bir yapım
- Ölü Adam: Ölüme Şiirsel Bir Yolculuk
- Kahvaltı Kulübü: Büyüyünce kalbimiz ölür mü?
- Zaman Yolcusunun Karısı: Sakla Zamanı Gelir Zamanı
- Woody Allen romantik komedi türünü yeniden yazıyor!



Vicdan (19 Mart 2010 23:15 Kanal D)
Nurgül Yeşilçay, Murat Han, Tülin Özen, Nazan Kesal ve Rıza Sönmez'in rol aldığı "Vicdan" adlı film Tv'de ilk kez bu akşam 23:15'te Kanal D ekranlarında.
Nurgül Yeşilçay, Murat Han, Tülin Özen, Nazan Kesal ve Rıza Sönmez'in rol aldığı "Vicdan" adlı film Tv'de ilk kez bu akşam 23:15'te Kanal D ekranlarında.

Raydan Çıkanlar
Bazıları sahip oldukları şeyin değerini bilmez.
Bazıları sahip oldukları şeyin değerini bilmez.







Seanslar
Fragman
