
Altıncı komedi filmleri festivalinin açılış filmi olan "Death at a Funeral" Star Wars’un Yoda karakterine hayat veren Frank Oz’un yönetmenliğinde tam bir kahkaha tufanı…
Bu yazı spoiler içermektedir!
Yönetmen "Stepford Women" ın ardından verdiği iki yıllık arayı sonlandırıyor. Locarno Film Festival’inde büyük alkış topladıktan sonra Aspen Film Festival’inde Cinemax seyirci ödülünü almaya hak kazanan "Death at a Funeral" geçen yılın açılış filmi "Volver" in sembolik anlatım nitelikleri ile benzerlikler gösteriyor.
Eğer açıklamamız gerekirse; Dramatik karakter Raimunda’nın annesinin cenazesindeki sahne bir hayli kasvetliydi. Bu kasvet hüzün dolu anların su yüzüne çıkarmakta çok yetkindi. "Death at a Funeral" a yüzümüzü dönecek olursak yağmur yağarken aniden güneşin çıkması komedinin perdelerini aralamış oluyor. Nasıl mı?
Şöyle ifade edersek; cenazede insanların üzgün olup yas tutmaları gerekirken ardı ardına yüzeye çıkan talihsiz olaylar ortamı tam bir stand-up şovuna dönüştürmüştü. Olanlara şaşkınlıkla tanıklık ederken belki kendimize şunu soruyorduk: Cenazeyi konu alan bir filmde ‘’gülme’’ eyleminin yeri neresidir? Aslına bakacak olursak işin püf noktası da burada saklı. Son zamanlarda pazarlanan komedi filmleri hem ticari amaç gütmekte hem de yemeğin suyunu fazla kaçırmakta. Bayat esprilere gülmektense yerli yerinde profesyonelce yazılmış esprilere gülmenin birbirinden bağımsız iki farklı tutum olduğu kanısındayım.
Seyirciler yapaylıkları aşikar ve ruhsuz esprilerden ya da sadece ‘’cinsellik’’ altyapılı güldürü filmlerinden sıkılmış olsa gerek ki "Death at a Funeral" yoğun bir ilgi buluyor. “Kara mizah” yaklaşımı ve bu yaklaşımın içi doldurulmuş argümanlarıyla ön plana çıkıyor. Geniş bir çerçeveden bakıldığında belden aşağı esprilerle donatılmış bir film sadece komedi dünyasının yozlaştığını dile getirmekle kalmayıp aynı zamanda bilinçsizce hareket edildiğinin de bir kanıtı.
Bunun en yerinde örneği ise The Heartbreak Kid. Uzun lafın kısası festival filmleri şu dönemin şaha kalkan yapımları arasında. Gelelim kısaca filmin temasına; Daniel ve Robert’in babalarının ölümü tüm aile fertlerini bir araya getirir. Tabuttaki yanlış adam çıkarılıp babalarının bedeni yerine konunca tüm görevin sona ereceğini düşünen aile bireylerini kısa zaman içinde meydana gelecek bazı aksilikler beklemektedir. Düşünsenize (valium*) kutusunun içinde yanlış bir ilaç olduğunu ve o ilacı Simon’un aldığını. Derken iç hesaplaşmalar da devreye girecek. Kısıtlı bir mekânda geçen ve kendi içinde gelişerek ilerleyen "Death at a Funeral" bağımsız bir güldürü filmine yelken açarken sınır çizgisinin de dışına çıkmıyor.
Daracık bir alanda öyküsünü aynı koza üzerine örmeyi başarabilen bir niteliğe sahip. Yirmi dört saat içerisinde sizleri bekleyen olağandışı olaylara ne kadar aşinasınız sorusunu sordurtuyor. Bunun yanı sıra birbirlerinden kopuk karakterlerin nasıl zıvanadan çıktığını anlatan bu yapımda tabiri caizse "sulu zırtlak" diye adlandırdığımız şakalara zaten yer verilmemiş olması artı bir olgunlaştırıcı özellik. Keza oyuncuların da filme pozitif katkıları çok. Mimiklerini kullanarak sanatın diğer bir deyişle güldürme sanatının voltajını artırıyorlar. Hele bunlardan biri var ki o da Tv filminden tanıdığımız oyuncu Peter Dinklage.
En çarpıcı sahnelerden biri ise Simon’un çıplak olarak damın üzerine çıkması. İşte bu bağlamda "Death at a Funeral" tüm yalınlığıyla beyazperdeye yansıyor. İzlerken sanki sinema filmi değilmiş gibi düşünebiliriz. Fütursuzca ve farkını dile getirmekten çekinmeyen bir televizyon filmi tadında. Bu tarz yapımlar yok denecek kadar az çünkü sanatını kaygılarıyla darmadağın etmiş bir görünümü yok. Yazının başında erotizm hakkında sözünü ettiğim kriterin bu sahneyle uzaktan yakından ilgisi yok. Dolayısıyla sanatını bu şekilde konuşturmayı tercih eden Frank Oz tamamıyla kendi doğrularını filmine yerleştirmiş. Daha öncesinde zaten hepimizin bildiği üzere ‘’muppet show’’ ile büyük bir başarı sağlamıştı.
Bundan ötürü tek bir karaktere yoğunlaşıp onu baş role oturtmaktansa birçok karakteri hikâyenin merkezine bağlayıp bizzat hikâyeyi baş role yerleştiriyor. Hollywood filminin basit bir düzenek etrafına kurduğu mantığı elinin tersiyle iterek biz seyircilerin alışık olmadığımız bir manzara ile karşılaştırıyor. Kısacası günlük yaşam içerisinde insanların başlarına gelebilecek en kötü olayların davranışlarımızdan kaynaklandığını vurgularken "topluluk komedisinin" hatlarını ön plana çıkarıyor.
Hakkını verelim, Frank Oz filmi başarıyla kotarmış. Gelelim "Death at a Funeral" in önemli bir detayına. Birçoğumuzun belki de hiç önemsemediği bir detayı paylaşmak istiyorum. Açılış jeneriğinde bir tabutun harita üzerindeki bir yoldan ilerleyerek bitiş noktasına varması çok yerinde tasarlanmış. Grafiksel olarak bakıldığında daha film başlamadan ilginç bir anlatıma sahip olduğunu tahmin edebiliyoruz. Ayrıca hikâyenin ana organlarını oluşturan unsurlar (oyuncular, mekân, konu) birbirlerine kenetlenerek "Death at a Funeral" in amacından sapmadan düz bir yolda ilerlemesini sağlıyor. İsmine baktığımızda cinayet filmi olarak kodlamamız muhtemel. Komediyi çağrıştıran bir isim tercih edilse daha mı iyi olurdu? Bence evet. Buna rağmen hızlı temposuyla bu eksikliği kolayca kapayan film durağanlığa bir an bile olsa müsade etmeden beyazperdeye damgasını vuruyor. Komedi filmleri zaman zaman çöp muamelesi görseler de, sistem içindeki sıkışmışlığını lehine döndürmeye çalışan "Death at a Funeral" hayatın rutinliğinden sıkılanlara ilaç gibi gelebilir. Tabi alerjiniz yoksa!
*Valium: Sakinleştirici ilaç


CNBC-e'de bu akşam 22:00'da Ne Yaptığını Biliyorum adlı 1997 yapimi korku-gerilim filmi ekrana geliyor.

İlyas: elimi uzatsam benimle gelir mi?
Asya: seninim işte alıp götürsene beni...








Seanslar
Fragman


