Beklentilerin kıyısından köşesinden...
Aykut Özbalmumcu 15 Kasım 2007, Perşembe 00:00

Festivallerin favori yönetmeni Fatih Akın’ın son filmi sonunda büyük beklentilerle gösterime girdi. Yönetmenin ölüm mefhumunu, çok iyi bildiği Alman – Türk ilişkileri çerçevesinde ele aldığı bu yapım diğer filmlerinin aksine zayıf bir halka olarak kariyerinin bir parçası olarak kalacak gibi gözüküyor.

Duvara Karşı gibi bir filmi izledikten sonra herkes Fatih Akın’ın sonraki projesini bekler olmuştu. Haliyle Fatih Akın’ın çıtayı yükseltmesi ya da en azından bu seviyede bir işe imza atmasını beklemek herhalde herkesin hem fikir olduğu bir konudur. Fakat Akın herkesi ters köşeye yatırarak oldukça kişisel bir iş olan “Bir Istanbul Hatırası”na imza attı. Bu filmde de kendince İstanbul’un kültürel mirasının portresini çizmiş ve bu muhteşem şehrin doğu ve batı arasında yer alan bir köprü olarak göstererek Avrupa’ya gereken mesajı göndermişti.

Aynı tabloyu – kaba taslak olarak yorumlayacak olursak – bu yapımda da yinelemek istiyor Akın. Kültürel farklılıkları gözetmeksizin birbirimizi daha iyi tanımamız gerektiği, hepimizin özümüzde aslında aynı insan olduğumuzu ve toplumların birbirine önyargılar olmadan yaklaşmasının gerektiğini altını çiziyor “Yaşamın Kıyısında”.

Fatih Akın filmlerinden alışık olduğumuz Almanya’daki yabancı konumunda olan karakterlerden farklı olarak burda daha çok “entegre” tiplerle karşımıza çıkıyor. Bu şekilde konuya da değinmek gerekirse şöyle özetleyebiliriz; Almanyada üniversitede Alman Edebiyatı dersleri veren Nejat, babasının yanlışlıkla öldürdüğü bir hayat kadının Türkiyede yaşayan kızına bu haberi vermeyi borç bilir ve ona bu haberi vermek için peşine düşer. Madalyonun öbür ucunda ise işler farklıdır. Ayten yasadışı bir örgüte mensup olmaktan aranmaktadır ve sınırdışına kaçarak Almanyada ayakkabıcılık yaptığını düşündüğü annesini aramaya konulur. Almanyada tanıştığı Lotte ile aralarında oluşan oldukça sıkı bağlar hikayenin akışını türkiyeye çevirecektir. Ali’nin hapisten çıkması ile de Almanyada başlayan hikayemiz türkiyedeki bir sona doğru hareket edecektir.

Fatih Akın’ın İnnaritu’dan bolca esintiler taşıdğı bu film ( Ölüm + İletişimsizlik + Çok kültürlülük ) biraz olmamış havasını veriyor. Herkesi hemfikir olmadığını ve ateşli bir şekilde filmi savunmaya başladığını düşünebiliyorum fakat bana göre havada kalan bir sürü öğe bu filmde mevcut. Her reportajında Türkiye hakkında fazla bilgi sahibi olmadığını söyleyen Fath Akın’ın ağırlıklı olarak Türkçe konuşulan ve türkiyede cereyan eden (daha doğrusu Türkiyede çıkış noktası olan ) bir hikayeyi merkeze oturtması bana göre riskli bir iş. Burdan yola çıkarak Ayten’in mensubu olduğu “yasadışı örgütün” ne menem bir özgürlük mücadelesi verdiği ise hiç belirtilmiyor. Dünya’nın takip ettiği bir yönetmenin kendi ülkesini bu şekilde lanse etmesini doğru bulmuyorum. Her ne kadar gülpembe bi ülkede yaşamıyor olsak da baskıcı ve özgürlük mücadelesi gerektirecek bir toplumda yaşamıyoruz. Ayten’in yasadışı kimliğini kullanmak için herkesi çok iyi bildiği bir kalıba oturtmaktan başka bir şey olarak görmüyorum ben bu çabayı.

Bunun dışında çok karakterli öykü anlatmanın zorluğuna kurban olduğunu düşünüyorum Akın’ın. Oldukça sığ portreler çizdiğini ve bunları bir şekilde birbirine bağlamak için lafı fazla uzatma çabasına da girmediğini söylemek yanlış olmaz. Örneğin Lotte ve Ayten tanışır tanışmaz birbirleriden etkileniyorlar ve aralarındaki bağın nasıl güçlendiğini bize aktarmak konusunda filmin zayıf kaldığını düşünüyorum.

Buna inanmadığımdan değil, sadece vurguda eksiklik olduğu kanısındayım.
Nejat ile babasının arasındaki çatışma ve Lotte ile annesi arasında olan çatışma ise filmde çok da etraflıca işlenmemiş. Filmde kimin merkezde olduğu ve hikayenin aslında kimin etrafından döndüğünü belirlemek konusunda biraz geri kaldım. Belki de kimimizin nereye ait olduğunu bilmediğimizi ya da hepimizin aynı kayıkta “seyahat” ettiğimizi vurgulamak için kullanılan bilinçli bir tercih mi olduğu anlamadım.

Uzun lafın kısası, filmde herşey oldu bittiye getirilmiş, yaratılmak istenilen duygusallık yarıda kalmış ve oyuncular arasındaki kimya tutturulamamış. Karakterlere ve oyunculuklara tek tek baktığımızda ise portre değişiyor. Yılların tecrübesiyle Tuncel Kurtiz ve Hanna Schygulla adeta döktürüyor. Fatih Akın’ın ısrarlar Nurgül Yeşilçay’ı bir filmde oynatma isteği boşuna değilmiş. Profesör Nejat rolündeki Baki Davrak ise ne denli iyi bir oyuncu olduğunu bu filmle kanıtlamış oldu.

Emir Kustarica tadında olan “Temmuz”da, kayadan bile daha sert ama bir o kadar da gerçekçi olan “Duvara Karşı” ve son derece samimi “Kısa ve Acısız” gibi filmlere bir an önce geri dönüş yapmasını dilediğimiz Fatih Akın’ın bir sonraki projesini merakla bekiyor ve kanımca kariyerinin Solino ile zayıf bir halkasını oluşturacak olan “Yaşamın Kıyısından”ı bu yılın en büyük hayal kırıklıklarından ilan ediyorum.

Herşeye rağmen bir Fatih Akın filmi ve seyredilmeyi hakediyor. Nejat Işler’in ve Erkan Can’ın konuk oyunculukları ile ve de oldukça yerinde müzik seçimiyle renklenen bu yapım tam bir “ham meyveyi kopardılar dalından” örneği. “Fuck the EU” gibi oldukça çocuksu ama cüretkar karşılanan ifadelerle bezeli, ciddi sözler sarfetmeyi amaçlayan ama son sözü yazılmamış bir kompozisyon gibi.

Henüz köklerini bu kadar derin salmışken meyve vermenin zor olduğunu çabuk farketmesini ister ve Akın’ın en yakın zamanda olgun meyvelerini verecek ağaca gereken emeği vermesini temenni ederiz.

İyi seyirler.

Toplam 1 yorum yapılmış. Yorumları görmek için tıklayın.
Haftanın Filmi
Hancock
Hancock
7.5/10
TV'de bugün
Paramparça Aşklar Köpekler (5 Temmuz 2008 23:00 Tv8)
TV 8'de bu akşam 23:00'da Alejandro Gonzales Inarritu’nun ilk yönetmenlik çalışması olan Paramparça Aşklar Köpekler (Amores Perros, 2000) ekrana geliyor.
Replik
Nerdesin Be Birader?
İnsan kalbinin içinde mantık arayan avanaktır.
Ulyssess Everett McGill
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com