
Bir baba-oğul ilişkisinin gelişişini anlatır bize “Büyük Balık”. Bir adam ki hayal dünyasını avcunun içinde tutan, gerçek mi acaba, diye düşündürecek kadar inanarak anlatan, bir kadına yıllardır aynı tutkuyla bağlı kalmış ve oğluna yıllardır anılarını, yaşananları kendinden eklemeler yaparak masallar gibi anlatan (Albert Finney)…
Oğlu William ise (Billy Crudup) büyüdükçe bundan hoşlanmamaya başlar; çünkü bilmek istediği gerçeklerdir. Babasının anlattığı “saçma” masalları dinlemesi gereken yaşı çoktan geçmiştir fakat babasına gerçeği sorduğunda hep aynı masalları dinlemek zorunda kalır. Evlendiği gün bile babasının annesine evlenme teklif edişini, ona verdiği yüzüğe olanları kim bilir kaçıncı kez dinlerken, kendi gününün elinden alındığını düşünüp tartışmaya tutuşur babasıyla.
Hak veririz ona bazen; ama bazen de tatsız ve sıradan gerçeklerin yanında babasının masallarının yalnızca geçmişi değil, aslında geleceği de güzelleştirdiğini fark eder ve şaşkınlıkla kapılırız Tim Burton’ın yumuşak renklerle donanmış masalsı dünyasına.
İsyan eden William’ın aslında gerçekleri duymaya değil de belki de yalnızca babasının yaşama ya da sevgiye olan tutkusunu fark etmeye ihtiyacı vardır.
Bu adam kurumuş olduğu için içi su dolu küvete pijamalarıyla tamamen girer, gözleri kapalı, nefesinin sonuna kadar orada kalır ve onun o büyük sevgisinin sahibi, yaşıyla güzelliğine güzellik katmış eşi gelir sonra (Jessica Lange) ve o da kurumamak için elbisesiyle girer küvete, uzanır hayatını anlamlı kılan kişinin kucağına. Bu sevginin küvetten taştığı, içimizi hem ısıtan hem titreten bir sahnedir.
Gerçekleri süsleyerek anlatmak onları yalan yapar mı? Daha çekici ya da daha itici kılar mı? Ya da daha çekici ya da itici kılmasına; yani bunu düşünmemize gerek yok mu?
Yargılamak mı asıl yanlış olan? Yoksa duyduğunu, sana anlatılanı sorgulamadan kabul etmek mi?
Bunca zaman babasından yalnızca abartılı, süslenmiş masalları duyan, hayatında olup bitenleri, geçmişini tüm saflığıyla öğrenemeyen bir çocuğun isyanı aslında çok da kabul edilebilir bir şeydir. Haklıdır çünkü.
Oysa gerçek, çok sıradan ve birkaç cümleliktir. Mutluluk verebilmek için, ona başka boyutlar getirmekse herkesin yapabileceği bir şey olmadığı gibi herkesin dinlemekten/izlemekten hoşlanacağı bir şey de değildir!
Bunu sevebilmek için sadece olağanlıktan sıyrılmanız, size sunulan dünyanın dışına çıkmanız ve var olan tek gerçeğin “sevgi” olduğunu anlamanız gerekir.
Yani önümüze konulmuş kurallar salatasını bir kenara koyduğumuz anda William babasını, bizler de Tim Burton’ı anlayacağız.
Ve Tim Burton… Dünyevi yollardan sıyrılarak defalarca yeni dünyalar yaratabilmiş, yaratıcı zekânın örneği, farklılık sembolü kişi...
Kendisine sunulan dünyanın dışına çıkabilmiş, ona gösterilenlerle yetinmeyen, sınırların dışına çıkabilmeyi bilen bir yönetmen. Ve “Büyük Balık” da onun diğer filmleriyle birleştirilemeyen ama ayrı da tutulamayan filmi.
O öyle bir yönetmen ki sadece bir kapı kulpunu değiştirerek bile farklılık yaratabilir. O hep anlatır, dünyayı olanından farklı kurgular. Tanrısıdır filmlerinin ve anlatır artık çoktan unutulmuş, dile getirilmeye çalışıldığında “başlama yine” tepkileriyle karşılaşılacak; dünyayı dünya, insanı insan yapan güzellikleri. İnsan olunmasını anlatır o, her seferinde farklı bir yolla!
O dünyayı yeniden yaratabilir. Mesela, ona sunulan, insanların yavaş yavaş, fark edilmeden büyümesi iken; o aniden, hızla, gözle görülür bir şekilde büyütebilir karakterini. Ona sunulan “toplumun kuralları” ve bunları farkında olmadan içselleştirmemizken; o, kendi kurallarını koymuş –kimseyi kolay kolay içine almayan- çıplak ayaklarla dolaşılan bir köy yaratabilir.
Zaman’ı bile bildiğinizden farklı algılamalısınız; çünkü Tim Burton zamanla da oynar. Bu adam zamanı durdurabilir. Zamanın durmasıyla havada asılı kalmış mısır tanelerini gözünün önünden çekebilir. Sonra durdurduğu zamanı hızla olması gerektiği yere yetiştirebilir. Ve bunları yaparken aslında kimsenin tanımlayamadığı, bilinmezlikle, herkesin kendince yaptığı tanımlarla çare bulunmaya çalışılmış bir kavramı anlatır; hatta belki de bu zamana kadar bu kadar güzel anlatılmadığını düşünürüz bu kavramın. Aşk’ı anlatır en güzel haliyle bu sahnede. Tim Burton… Yapabilir!
Siz farklılıkları olağan görmeyi kabul edin, Tim Burton sizin içinizi ısıtır.
Ve unutmayın:
“Kötü ya da şeytani sandığınız her şey aslında yalnızdır. Sadece sosyal inceliklerden habersizdir.”
- Death at a Funeral: Komedi severler için yeni bir heyecan
- Peri Tozu: Çözümleme
- 88 Dakika: Biz Seri Katiller...
- Doğaya Dönüş
- Amerikan Balonu
- Tabularınızı yıkmaya hazır mısınız?
- Beklentilerin kıyısından köşesinden...
- Matrix Revolutions’ üzerine - II
- "Matrix" üzerine - I
- Fellini’nin İlk Önemli Filmi
- Büyük Diktatör
- Bir Kubrick şaheseri
- Üçlemenin son filmi Babel
- Kır zincirlerini!
- Uzak


CNBC-e'de bu akşam 22:00'da Ne Yaptığını Biliyorum adlı 1997 yapimi korku-gerilim filmi ekrana geliyor.

Biriyle tanıştığınızda ilk önce farklılıklarınızı görürsünüz ama zaman geçtikçe benzerlikleri fark etmeye başlarsınız. Sanırım tüm dostluklar böyle başlar.
Brian Kessler







Seanslar
Fragman


