Kayıt
Kır zincirlerini!
Aykut Özbalmumcu 17 Ağustos 2007, Cuma 00:00
Çok sıfırlı paralar karşılığında aldığınız mobilyalara, şehrin en güzide semtinde bulunan bir daireye, adını bile telaffuz etmekte zorlandığınız tasarımcılardan kıyafetlere, son model arabalara, paha biçilmez sanat eserlerine ve saymakla bitmeyecek güzelliklere sahip olduğunuzu düşünün. Gerçekten siz mi onlara sahipsiniz, yoksa sizi zorla bu tüketim çılgınlığının içine iten sistem mi size sahip?

İşte yukarıdaki sorunun cevabını arayan bir “uyanış” hikayesi Fight Club…

“Uyanmak” aslında uyumakta zorluk çeken bir ana karakter için ilk bakışta uygun olmayan bir eylem gibi görülebilir. Fakat bu yanılgıya düşmek, kendimizin de içinde bulunduğu “uyku” durumunu görmezden gelmek demektir. Zaten bütün hikaye derin uykusunda yatan modern insanın rutin ve monotonlaşmış hayatından kurtulmasının imkansız olduğunu ve bu kısır döngüden çıkması için bir şeyler yapması gerektiğinin bir uyarısı niteliğinde. Bir nevi “kırın zincirlerinizi” mesajı şeklinde de okuyabiliriz en kaba tabiriyle.

Hikayeyi anlatmaya, hatta kısaca değinmeye bile gerek duymuyorum çünkü günümüz toplumunda yaşayan herkesin bu filmi görmüş olması ve hakkında bir fikir yürütmesi şart diye düşünüyorum. Bu aynı zamanda filmi izlememiş olanlar için yeni çıkan Türkçe DVD kopyasını almak için bir öneri; meraktan çatlayıp da temin edemeyenler için ise “gidin, en azından bir Fight Club DVDsi kiralayın” uyarısı.

Temposu bir an olsun bile düşmeyen müthiş incelikle örülmüş senaryosu ile şiddet sosunun birleştiği bu film, bir çok yerde bahsedildiği gibi anarşi ve testesteron yüklü bir şiddet patlaması değil sadece.

Konunun ve görüntülerin sadece bundan ibaret olduğunu iddia eden arkadaşlar hiç rahatsız olmasınlar. Uyumaya devam edebilirsiniz!

Ancak Chuck Palahniuk’u bilenler ( Fight Club’ın senaryosu onun romanından uyarlanarak yazıldı ), onun modern insanın saplantıları ve “bozuklukları” üzerine kafa yorduğunu bilirler.
Dolayısıyla bu filme farklı bir gözle bakmakta ve gereksiz yere damga vurmamakta fayda var diye düşünüyorum.

“Ancak her şeyi kaybettikten sonra her şeyi yapma özgürlüğüne sahipsin” diyen Tyler Durden ( Brad Pitt burda Edward Norton’un süper egosunu teşkil ediyor ) aslında en başta da belirttiğimiz tümcenin kabaca bir özetini yapıyor.

Sahip olduğumuz şeyler, sonunda bize sahip oluyor ile söylenmek istenen bizim içinde bulunduğumuz tüketim çılgınlığının içinde hayatı unuttuğumuz ve zorla bir kısır döngünün içine hapsettiğimiz anlamından başka bir şey değil.

Hikaye örgümüzün de başlangıç noktası zaten ana karakterimizin  evinin havaya uçması ve her şeyi kaybetmesi ile başlıyor.( sürekli ana karakter olarak bahsettiğim kişi Edward Norton. Hikaye de zaten kendi ağzından akan cümlelerle örülüyor ) İçindeki zincirlerini kırmak isteyen asi ruhun ortaya çıkışı da bu olayın hemen akabininde olacaktır.

Aslında bu olaydan hemen önce uçakta “tanıştığı” Tyler Durden onun gözünü açmasına sebep olmuştur. Bunun daha da öncesinde dikkatli izleyiciler Tyler’in ortaya çıkışını fark etmiştir, fakat filmi izlemeyenler için bu da işin eğlenceli kısmı olarak hafızalarda kalsın.
Tyler’in gerekliliği her şey kaybedildikten sonra daha çok artacaktır.  Zira ana karakterimiz onu arayıp (!) artık durdurulması imkansız bir hareketlenmenin de fitilini ateşlemiş oluyor.

Siz olsaydınız rutin hayattan kurtulmak için neler yapardınız? Normalde yapmayacağınız bir şeyi!

Bizim arkadaşlarımız da işe suratlarına okkalı birer yumruk “çakmakla” işe başlıyorlar. “Uyanmak” için en iyi yol olsa gerek diye düşünüyorum.

İlk başta sadece barların arkasında küçük gruplar halinde sürdürülen bu dövüşler zamanla halkın içinde de yayılacak ve bir yeraltı organizasyonuna dönüşüp “kıyamet projesine” zemin hazırlamış olacaktır.

Bu kulübün amacının bir arınma işlemini temsil ettiğini söylemek yanlış olmaz. Gündüz normal hayatımıza devam ediyorsunuz, işe gidiyorsunuz, trafik, stres, ışıklar, reklamlar, sahte gülücükler ve yapmacık bir dünyadan kurtulup evinize gittiğinizde hiçbir şey olmayacak. Artık tek çare her köşe başında bulunan dövüş kulüplerine gidip şöyle bir silkinmekten geçiyor.

Tıpkı ana kahramanımızın yaptığı gibi. Hiç farkında olmadan bu hareketin başına geçecek ve artık sadece kavga etmenin yetersiz olduğunu anlayacaktır. Zaman içinde durdurulamaz bir harekete dönüşecek, dövüş kulüplerinin uzantısı “kıyamet projesine” ve bu projede bütün toplum için bir çalar saat (!) işlevine dönüşecektir.
Ne demiştik? Her şeyi kaybettikten sonra, her şeyi yapma özgürlüğüne sahipsiniz.
Bu ilkeden yola çıkarak küçük bir kavga ile başlayan ve kıvılcımı ateşlenen bu hareket, daha sonra dövüş kulüplerinin ülkenin her yerine yayılmasıyla büyüyüp sonra da Kıyamet projesine, ordan da bankaların havaya uçurulmasına kadar devam edecektir.

Kulağa oldukça anarşik geldiği doğru fakat yinelemek gerekirse bizim kendi kendimize yarattığımız tüketim manyaklığının sıfırlanması gerektiğini çok aykırı bir dille aktarıyor.
Ama uzun uzun oturup düşündüğünüzde size hayatın daha mantıklı olması gerektiği konusunda oldukça öğretici bilgileri de çaktırmadan veriyor. Bakmanın değil, görmenin daha önemli olduğunu bu filmdeki detayları yakaladığınızda fark edeceksiniz.

Hadi uyanın, birileri sizi ısrarlar uyutmaya çalışıyor!

Toplam 2 yorum yapılmış. Yorumları görmek için tıklayın.
TV'de bugün
Takvim Kızları (11 Ekim 2008 20:45 Tv8)
Helen Mirren, Julie Walters, John Alderton, Linda Bassett, Annette Crosbie ve Philip Glenister'ın oynadığı "Takvim Kızları" adlı film bu akşam 20:45'te Fox ekranlarında...
Replik
Başkan'ın Adamları
Bugüne dair iyi bir plan, yarına dair mükemmel bir plandan iyidir...
« »
Copyright © 1998-2008 Sinema.com